Nasıl Bir Nesil Yetiştiriyoruz?

Sayı : 55 / Eylül 2016, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Aile büyüklerimiz zaman zaman kendi çocukluk ve gençlik çağlarına dair hatıralarını anlatır. Bu hatıralarda en çok dikkat çeken konu, eski çağlardaki maddi imkansızlıklardır. Mesela büyük babamız küçüklüğünde yakın bir köydeki ilk okula gitmek için her sabah üç beş kilometre yolu yayan yürümek zorundaymış. Hem de diz boyu karları tepe tepe. Üstelik ayağında ne bir bot ne bir çizme yokmuş. Lastik ayakkabı içine suyu geçirir ve okula varıncaya kadar ayakları donmaya yüz tutarmış. Köy okulunun sobasını tutuşturmayı başarabildilerse etrafında biraz ısınabilirlermiş.

Büyük annelerimizin hatıraları da farklı değildir. Onlar okul yüzü de görmemiştir. Annelerinin yanında çırak durumundaymışlar. Ailenin tarlasında, bahçesinde çalışırlarmış. Evde ekmelerini kendileri yaparlar, çamaşırı elde yıkarlarmış. Hem de bu işleri köy çeşmesinden taşıdıkları sularla yapmak zorundaymışlar.

Eskiden çocuk olmak da zormuş. İmkansızlıkların yanında bir de üstlerine düşen sorumlulukları yerine getirmedikleri veya çocukluk icabı bir acemilik yaptıkları zaman azar işitiyorlarmış. Bu hayat tarzı içinde zorlanıyorlarmış hiç kuşkusuz ama hayatın zorluklarına da alışıyorlarmış. Daha on yaşlarında oğlanlar koyun güdüyor, evin bahçesinden kar kürüyor, harman sürüyormuş. Kızlar da koyunları sağıyor, sütünden yoğurt mayalıyormuş. Bir yandan da küçük kardeşlerine göz kulak oluyorlar, acıkınca doyuruyorlar, ağlayınca susturuyorlarmış.

Bugün şehir hayatında yetişen çocuklar ve gençlerden ise mutfaktan bir bardak su getirmesini isteyemiyorsunuz. Çünkü anneler çocuklarını aşırı merhametle ve rahata alışkın bir şekilde yetiştiriyor. Çocukların canı hangi yemeği istiyorsa onu pişiriyor. Evdeki yemeği yemezse cebine harçlığını koyuyor, dışarıda yemesine izin veriyor. Çocuk hangi kıyafeti isterse alıyor. Velev ki aile bütçesi zorlanacak olsa bile fazladan fedakarlık yapılıyor, çocuğun istediği markalı kıyafetler alınıyor.

Çocuklar okula servislerle gidiyor, üşümek nedir, yürümek nasıldır bilmiyorlar. Bütün ihtiyaçları ve hatta lüzumsuz istekleri alınıyor, mahrumiyet diye bir şey tatmıyorlar. Bu sebeple de bunların kıymetini bilmiyor, yokluğunu çekenleri anlamıyor, bu imkanları sunan ailelerinin fedakarlıklarını takdir etmiyorlar.

Çocukların ellerinde akıllı telefonlar, tabletler, diz üstü bilgisayarlar. Sadece eğlence peşinde koşuyorlar. İnternet sitelerinde komik videolar izleyip gülüyorlar. Başkalarıyla dalga geçmeyi ve küçümsemeyi marifet olarak görüyorlar.
Sahip oldukları imkanları sanki bir hak edişin karşılığıymış gibi kibirlenmek için kullanıyorlar. Bu imkanlara sahip olmayan arkadaşlarını hor görüyorlar. O çocuklar da bu horlanmadan kurtulmak için ailelerinden aynı imkanları istiyor, kendilerine lüks bir hayat sunamayan ailelerini suçluyorlar.

Kıymet Bilmeyen Bir Nesil

Kendilerinden beklenen tek şey çoğu zaman sadece derslerini çalışması ama ona da sabredemiyorlar. Çünkü kendilerine sunulan bu eğitim imkanlarının kıymetini bilmiyorlar. Devletin o eğitim imkanını sunmak için ayırdığı bütçeyi, öğretmenin onlara ders anlatmak için harcadığı enerjiyi, ailelerinin bunlar için ödediği vergileri ve yaptıkları okul masraflarını düşünmüyorlar.

O yaşlardaki çocuk ve gençlerin bunları düşünüp akletmeleri de beklenmez ama aileleri de öğretmenleri de hatırlatmıyor. Daha önemlisi onlardan saygı ve kıymet bilirlik beklendiğini, bütün bunlara emeği geçenlere minnet duyarak edep ve terbiye ile davranmaları gerektiğini öğreten yok.

Çocuklar hiç mahrumiyet çekmedikleri için hiçbir şeyin değerini tekdir etmiyorlar. Açlık nedir tatmamışlar. Yedi kardeşle bir tas çorbaya kaşık sallayarak karın doyurmak ne demektir görmemişler. Kış ayları boyunca ekmekten, bulgurdan ayrandan başka yemek görmemek ne demektir, bilmiyorlar. Büyük çoğunluğunun yediği önünde yemediği arkasında. Hatta hareketsiz hayat içinde devamlı lezzetli çerezler atıştırıp durdukları için acıkmalarına da fırsat kalmıyor. Hatta sofraya oturmaya bile yüksünüyor, annesin pişirdiği yemeğe de burun kıvırıyorlar.

Bu rahatlığın içinde yetişen çocuklar büyüdükleri zaman sadece istemeyi biliyor. Hayatta hiçbir işe yaramayı öğrenmiyor, hiçbir zorluğa sabretmiyorlar. Hak etmek diye bir kavramı hiç tanımadan yetişen bu nesil, kendi üzerine düşen sorumluluğu taşımayı adeta bir zulüm addederek hırçınlık gösteriyor.

Çoğu gencimizin hayatlarında eğlenmekten başka bir amaç olmadığı için, eğlenemeden geçen her anı çok sıkıcı buluyorlar. Ellerinden eğlence kaynakları alınınca sanki onlara ağır işkence uygulanmış gibi hırçınlaşıyorlar.

Peki hiç düşünüyor muyuz, bu gençlerle bizim geleceğimiz nasıl şekillenecek? Bu gençler bizim istikbalimiz; bu ülkeyi daha ileriye taşımaları gerekiyor. Üzerimizde oynanan oyunları boşa çıkaracak, şuurlu ve iradeli bir nesle ihtiyacımız var. Halbuki bu şekilde eğlence peşinde koşan gençler ne tarihlerini biliyor ne de geleceğin sorumluluğunu taşıyor.

Öyleyse Ne Yapmalıyız?

Evvela anneler olarak bizler çocuklarımıza karşı yanlış bir şefkat anlayışıyla yaklaşmamalıyız. Evet Allah-u Zülcelal annelerin fıtratına acıma ve kıyamama duygusunu bolca koymuş. Bunda bir hikmet de var, çünkü çok aciz ve muhtaç olan bebeklere, küçük çocuklara bakmak çok sabır ve merhamet ister. Ama çocuklar büyüdükçe onlara terbiye verip yetiştirmek ve hayatın gerçeklerine hazırlamak gerekir. Bu ise “Aman çocuğumun canı hiç sıkılmasın, hiç zoruna giden bir durumla karşılaşmasın” diye üzerlerine titremekle olmaz.

Çocuklar biraz büyüdüğü zaman onların terbiyesiyle babalar daha fazla alakadar olmalıdır. Babalar çocukların gözünde daha güçlü, saygı uyandırıcı ve kuralları daha kesin olan kişilerdir. Anneler bir kural koysalar da çocukların mazeretleri ve şikayetlerine dayanamayıp sık sık kuralları esnetirler. Bu da çocuğun disiplinli bir şekilde yetişmesini engeller. Ancak babalar kurallarında daha kararlı ve kesin olur, kolay kolay taviz vermezler. Bu sayede çocuk kendi nefsinin arzularına göre hareket edemeyeceğini öğrenir.

Anneler çocuklarına karşı fazla hoşgörülü ve koşulsuz sevgi ile doludur. Ama babalar çocuklarından başarı ve disiplin bekler, umursamazlığı kolay hoş görmezler. Mutlaka babalar çocuklarının önüne hedefler koymalı ve hedefe doğru adım adım ilerlediklerini takip etmelidir. Çoğu babalar çocuklarının derslerle ilgili sorunlarıyla ilgilenmeyip, sene sonunda kötü karne getirdiğinde sinirlenmektedir. Ama o zaman çok geç kalınmış olmaktadır. Bu sebeple zaman zaman çocuğunun durumunu takip etmelidir.

Çocuklarımızın okul başarısı tek hedefimiz olmamalıdır. Mutlaka onları mensup oldukları dinleri ve milletleri hakkında da bilgilendirmeliyiz. Çünkü çocukların nefsani duyguları yenerek ulvi duygulara yükselebilmeleri için kendisinde bir kuvvet hissetmesi gerekir. Çocuk eğer geçmiş peygamberlerin, Allah dostlarının ve ecdadının kıssa ve destanlarını öğrenirse içinde onlara karşı hürmet ve onlar gibi olmak için bir şevk ve arzu meydana gelir.

Sevgiler verasetle kazanılır. Yani anne babanın sevgisi çocuğa örnek olur, adeta miras kalır. Bu sebeple anne babalar kendi manevi duygularını kuvvetlendirmeli ve çocuklarına örnek olmalıdır. Ayrıca “Onlar daha küçük, anlamaz. Şimdilik keyfine baksın, eğlensin” dememeli, onları da bu hususta şuurlandırmalıdırlar. Mesela anne ve babaların çocuklarını şuurlandırmak için, uygun bir üslupla hazırlanmış eserler alıp okutmaları uygun olur. Bu hususta da babalar daha sıkı takipçi olmalıdır.

Mesela baba çocuğuna kendi inancı, kültürü ve tarihi hakkında, bilgilendirici ve şuurlandırıcı kitaplar almalı, “Bu kitabı ay sonuna kadar oku, seninle üzerinde sohbet edeceğiz” demelidir. Yoksa çocuk kitabı bir kenara atar yine internette oyun oynar.

Babaların çocuklarını yetiştirmek için onlara güçlerinin yeteceği ve tehlikeli olmayan bazı vazifeler vermesi uygun olur. Ne yazık ki anneler zaman zaman merhameti ve korumacılık duygusunu abartarak “Aman çocuğuma bir şey olursa” diye hiçbir iş yaptırmamaktadır.

Bazı anneler “Ya çocuğumun canı yanarsa, eli kesilirse, üzeri kirlenirse, mikrop kaparsa” derken çocukları en ufak bir işi başarmaktan bile aciz, beceriksiz kişiler haline getirebilmektedir.

Böyle anne kuzusu çocuklar hayatta hiçbir işe girişemiyor, kendi yeteneklerini keşfedemiyor, sıkıntıları göze alamıyor. Bunun neticesinde de sadece boyu büyümüş ama gerçek manada yetişip hayata hazır hale gelememiş kişiler oluyorlar. Bu kişiler ite kaka okulu bitirse de ne bir işi idare edebiliyor ne evliliğini yürütebiliyor. Daha kendi hayatını idare edemeyen bu kişiler ülkeyi nasıl idare edecek, ümmetin dertlerine nasıl çare bulacak?

Çocuklarımızı yetiştirirken dikkat etmemiz gereken en önemli konulardan biri de, onları bencil değil başkalarını da düşünen ve başkalarına karşı mesuliyet taşıyan kişiler olarak yetiştirmek. Unutmayalım ki İslam dinimiz bize bütün ümmetin din kardeşi olduğunu ve birbirimize karşı bu kardeşlik şuuru ile davranmamızı emrediyor.

Günümüzde medyanın bir kötü tesiri de insanları her şeyden haberdar, her şeyi bilen ama acı hissetmeyen ve bir şeyler yapmak için fedakarlık göstermeyen kişiler haline getirmesi. Gün boyunca televizyon haberlerinden internet medyasından ümmetin içinde bulunduğu feci durumu görüyoruz, duyuyoruz. Ama “Evet, hep şu batılı sömürgeciler yüzünden.” Deyip geçiyor, sonra hoşumuza giden şeylerle zaman geçirebiliyoruz.

Batılıların Allah’a iyi bir kul olmak, O’nun rızasını kazanmak ve ebedi hayatta selamete kavuşmak gibi bir gayesi yok. Onlar bu dünya hayatını nefsani arzularına uygun şekilde yaşamaktan başka bir şey düşünmüyor. Bu sebeple de her türlü sömürü ve zulmü yapmalarına şaşılmaz. Ama bizler onlardan farklıyız.

İşte çocuklarımıza öğretmemiz gereken en temel mesele de bu. Biz onlar gibi nefsimiz için yaşayamayız. Onlar gibi umursamazlık edemeyiz. Onlar gibi dünya hayatını asıl gaye haline getiremeyiz. Aksine onların ifsad ettiği her şeyi ıslah etmek bizim vazifemiz ve bunun için iki kat fazla çalışmalıyız. Çünkü çok geri kaldık bu mesafeyi aşmak için daha çok gayret etmemiz lazım.

Bize düşen elimizden geldiği çalışmak, başarıyı verecek olan Allah’tır. Dünyevi başarı kazansak da kazanmasak da çalışmalarımızın ebedi bir mükafatı olacaktır. Buna biz kendimiz kuvvetle inanır ve kendi nefsimizden işe başlayarak güzel örnek olursak çocuklarımız da samimiyetimizden etkilenecektir. Onlar da kendi nefislerine karşı mücadele edecek gücü kendilerinde bulacaklardır.


Sayı : 55
Büyük Kapak