Nefes

Sayı : 59 / Ocak 2017, Konu Başlığı : Goncagül

Dalgalar hiddetini artırıyor. İçinde depremler oluyor. Küçük çırpınışlar sarıyor bedenini. Daha derinlere batarken, bulunduğun yerin karanlık ve bir o kadar da soğuk olduğunu görüyorsun ama hayattasın ve hala Allah’ın bahşettiği nefesi alıyorsun. Bir güneş ışığı derinlerine doğuyor. O sırada umuda tutunuyorsun. O zaman güneşten de sıcak oluyor kalbin, çünkü Allah'a güveniyorsun. O ışığı karşına çıkarana şükrediyorsun. Bu ışığı bulmak hiç de kolay değil ;yolları patika,engebeli,yokuşlu,çakıl taşları ayağına bata bata ilerliyorsun. İlerledikçe çakıl taşlarının ayağını artık acıtmadığını bir amacının olduğunu fark ediyorsun. Allah'a bir kez daha şükrediyorsun yolun sonunda o tatlı mutluluk olmasa ona kavuşmak olmasa, imtihan zarfların açılır mıydı hiç?

Dert gözüyle bakılan her sıkıntı aslında huzurun altındaki çakıl taşları. O çakıl taşları ayağımıza batmaya başladığında yolumuzdan dönersek,Hiç ilerleyemeden geri yolun en başına dönebiliriz.

Tütüyorsa huzurun kokusu burnunda,Allah deyince kalbinde tarifsiz bir güven, yüzünde sıcacık bir gülümse oluşuyorsa hangi imtihan sana ağır gelebilir ki? Yapan da yaptıran da belli değil mi ? Fakat bu yol çok meşakkatli ve tuzakları var. Daha sonra insan dünyada bir çok yol olduğunu da görüyor ve belki yollarını şaşırıyor. Bazen kolay yolu seçip yakınındakini seçiyor. Bazen yıkıp geçiyor, bazen kırıp döküyor,huzur sandığı sahtelikler içinde gününü gün ediyor. Ama tatmin oluyor mu?

Bugün yıktığın, yarın tat vermez,yarın kırdığın ertesi güne yetişmez.sahteliklerin içinde kalbin yolunu bulamadıkça sıkışmaya devam eder. Depresyona biraz daha yaklaşır.Oysa ki yaratıcımız şöyle demişti ''Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı anmakla huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28).

Her sorunun cevabı kendinde sadece ''OKU''diyor. Bu ne tembellik bizde ki ?Bu tembellik köklerinde içi boş bir sıkıntı büyüten kof (Zekâsız, bilgisiz, cahil, ahmak) bir ağaca benzetir insanı. yaratıcının eşrefi mahlukat olarak yarattığı insanın kof bir ağaca benzetilmesi insanın ihaneti değil de nedir?

Öyle günler gelir ki ateş için odun olur ama yine kendinde ki sahtelikleri fark etmez insan. Görmez ki gözleri çünkü; acelesi var ,çünkü dünyaya bir kez geldi,keyfince yaşaması lazım.Peki o zaman huzuru buluyor mu ?

Öyle bir an gelir ki dışarıda bir hayat var dersin yaşamının içinde yaşayamadığını düşünürsün.. Yaratıcının verdiği nefes aklına gelmez olur. yavaş yavaş karanlığa gittiğini fark edersin tatminsizlik baş gösterir.

Sonra şanslıysan Allah vesileler çıkarır karşına belki bir kuş sesi umudun olur,sesleri duyabildiğini fark edersin. Güneşli bir günde yürürken bir ağacın altında dinlendiğinde o ağacın sana gölgelik olduğunu görüp Allah'ın sonsuz büyüklüğünü fark edersin ve sonra duydukların gördüklerin başka fısıltılarla seslenir kalbine ;

-huzur Allah ı anmakla
-huzur Allah ı anmakla

Huzur her yerde Allah ı hissetmekle bunu idrak ettiğinde huzur göz kırpar sana .Sabrın ve okumanın bereketi yerleşir içine.Artık dert gördüklerin dert değildir. Onlar senin Allah ı bulman için ''gizlenmiş ışık''tır aslında.O anı keşfettikten sonra derdin sana göre büyüğü de küçüğü de kutsallaşmıştır. Hatta bir hikaye vardır ; madende kömür elmasa dedi ki ;''Ey zeval bulunmamak tecellisine mazhar olan ! Biz arkadaşız.neyimiz varsa aynıdır''çünkü kömür de elmasta saf karbondur.Birleşimleri tamamen aynıdır.

''Ey zeval bulunmamak tecellisine mazhar olan''diyor kömür elmasa . Yani ''Yok olmayan biz arkadaşız.''Cihanda aslımızın varlığı birdir.Ben değersizim;madenimden eriyip gidiyorum. Sense padişah tacının üstüne çıkıyorsun.Benim toprak kadar kıymetim yok.Mayam kötü. Sen aynaların kalbini hasetten parçalıyorsun. Beni herkes izliyor,ateşe veriyor.Benim halime ağlamak lazım.Ben bir kıvılcımım. Seninse yüzünde,dilinde,yıldızlar,güzellikler fışkırıyor''

Elmas dedi ki ;'' Ey ince gören ve ince düşünen arkadaş,kara toprak pişip olgunlaşınca yüzükleri süsleyen mücevher olur.''Elmas çok acı çeker. Karbon, toprağın üzerinde hiç acı çekmeden oluşur.Onun için simsiyah ve karadır. Ama elmas diplerde senelerce ,basınçlar,sıcaklıklar,ateşler altında yanar yanar tutuşur .Ancak o kadar beladan sonra elmas haline,hiç yok olmayan haline geçer.Ve dedi ki o;''Sen vücudun yumuşak olduğu için yandın.Acılara dayanamadığın için.Korkma,gam çekme,vesveseli olma'' demek ki korkmamak ,gam çekmemek ve vesveseli olmamak ve güçlüklere boyun eğmeyerek elmas olunuyor.

Şimdi dalgalardan sıyrılıp,karaya çıkma vakti. Güneşi gösterdiği için Allah a şükür vakti.Mutluluğu nasip ettiği için secde vakti.Sabır bekleyişleri sona erdirir ve nakış nakış işler içine yaratıcının sevgisi. Gönlün taçlanır.

Yaratıcının bizim sınırlı kelimelere sığdıramayacağımız güven dolu sözü yankılansın içinde '' KÜN FE YEKÜN''bunun ötesine gerek var mı? yaşamımız boyunca didindiğimiz hiç bir şey ol deyince olmadı ama Allah sana ol dedi ve oldun.Bu Allah'ın aklımıza sığmaz kudretidir.

Bulutları savaştırıp toprağa can olan,evrene verdiği küçük bir emirle en büyük işlerin yoluna girdiği, bizim çabaladığımız her şeyi yerle bir eden kudretiyle acziyetimizi fark ettirip Allah a daha çok yaklaşmamızı sağlayan,yaklaştıkça anlamları çözmeye başladığımız, hayatımıza izin verdiği ölçüde nefes olacak adımlar atmalıyız.

Ezelden beri Allah ile birlikte hep var olduğumuzu unutmadan ve her şeyin bizim bilmediğimiz sebeplerinin olduğunu bilerek sabırla,inançla,güvenle,çok severek,korkmadan çakıl taşlarını ezerek yolumuza devam etmeliyiz.


Sayı : 59
Büyük Kapak