Nefsimizden Hiçbir Zaman Razı Olmayalım

Sayı : 57 / Kasım 2016, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelal insanlar daha kıyamete gitmeden önce kıyamette olacak bazı olayları, insanın önüne gelecek olan çok önemli hadiseleri ve onların ne şekilde olacağını Peygamberleriyle beyan ediyor.

Allah-u Zülcelâl bu konuda bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. (Casiye; 28)

Allah-u Zülcelal buyuruyor ki; Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, o kıyamet gününde sen bütün ümmetleri, kendi dizleri üzerinde düşmüş vaziyette göreceksin. Yani nasıl ki bir insanın başına korkunç bir olay geldiği zaman dizlerinin üzerine çöküyorsa öyle, insanları çaresiz diz çökmüş göreceksin ya Muhammed aleyhisselatu vesselam.

“Herkes kendi kitabına çağrılır.” (Casiye; 28)

Herkes, kendi kitabına, yani dünyada yaptığı ameller kitap haline gelecek ve herkes o kitabını görmeye çağrılacaktır.

“(Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.” (Casiye; 28)

Bugün herkes kendi ameline karşı, yaptığı amellerine karşı, mükafat veya ceza görecektir.

“İşte bu kitabımız size karşı hakkı söyler; çünkü gerçekten biz sizin işlediklerinizi yazdırdık.” (Casiye; 29)

Yani Allah-u Zülcelal buyuruyor ki, bu sizin kitabınızdır, meleklerimiz sizin yaptıklarınızı kitap haline getirmiş, hakkıyla sizin üzerinize konuşacaktır bu kitap.

İşte önümüzde öyle bir olay vardır; buna çok ciddi bakmak lazım; buna çok hazırlanmalıyız. Böyle, “Dünya rahattır, ne sorgu var, ne cevap var,” diye kendimizi gevşek bırakmak yanlıştır. Böyle davranırsak, ahirette perişan olacağız o zaman.

Sırat köprüsünün üzerinde insanlar geçerken peygamberler dahi titriyorlar, “sellim sellim Ya Rabbi,” yani “Selamet ver, kurtar Ya Rabbi” diyecekler. O kadar dehşetlidir, kendi ameline göre insan o sırat köprüsünün üzerinden geçecek. Altında hiç görmediğimiz ve hiç düşünmediğimiz bir ateş var. Ona düşersek Neuzubillah çok perişan olacağız. Onun için bu dünyada fırsat varken amel-i salih yapalım, Allah'ın emir ve nehiylerine karşı kendimizi doğru yapalım.

Allah'ın Emirlerine Boyun Eğelim

Bazı insanlar, korktukları ve menfaat umdukları için bazı insanlara karşı adeta ölü gibi oluyorlar, yani korkuyla baş eğiyorlar, itaat ediyorlar. Asıl Allah'a karşı öyle ölü gibi itaatli olmak lazımdır. Ben Allah'a karşı ölüyüm, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a karşı ölüydü, herkes Allah'ın emir ve nehiylerine karşı ölüdür, yani karşı gelmeye hakkı ve mecali yoktur, olmamalıdır.

Tasavvuf kitaplarında bir yerde görüyoruz, işte “Mürşidlerin emirlerine itaat etme hususunda, ölü yıkayıcı (gassalin) elindeki ölü gibi olmak lazımdır.” Diyorlar. Buna itiraz ediyorlar. Halbuki Allah'ın emirlerini emrettiği için ona itaat etmek lazımdır.

Ben de Allah'a karşı ölüyüm, herkes ölüdür. Bir kişi Allah'ın emir ve nehiylerine uygun olmayan bir şey söylerse, itaat etmemek lazımdır. Anne babanın evladının üzerindeki hakkı çok büyüktür ama o dahi “Sana namaz kılma, hırsızlık yap,” dese onun dediğini yapmamak lazımdır; değil ki mürşidin dediğini yapasın. Allah'ın emirlerine ters olan emirlerde hiç kimseye itaat edilmez.

Onun için vicdanlı konuşmamız lazımdır. Elimizi vicdanımıza koyalım öyle konuşalım. Ama bazı duyuyorum, bir kadın etrafına birkaç kişi toplamış, “Namaz kılmasanız da bir şey olmaz, Allah'ı sevin yeter,” diyor. Bu yanlıştır. Böyle kişilerin elinde ölü gibi olmak olmaz. Böyle herkesin emir ve nehiylerine uymak olmaz.

Evet, eğer Allah'ın emir ve nehiylerini bize söylüyorsa o zaman mürşide itaat edilir, yoksa tersini söylüyorsa itaat edilmez.

Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelen her şeye, dinimizin emir ve yasaklarına çok dikkat etmemiz lazımdır. Demin okuduğumuz ayette, bahsi geçen kitapta, yani amel defterlerimizde, yaptığımız her şey yazılı olacaktır. Allah'ın emirlerine ve nehiylerine uygun yaptığımız bütün amellerimiz önümüze gelecektir. Sohbetlere gelmek de orada, salih ameller arasında gelecektir.

Cemaate Devamlı Olmak Lazımdır

Tirmizi’de rivayet edilen bir hadis-i şerife göre, ashab-ı kiram, Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme sordular:

“Ya Rasulullah bir kişi var, gündüz oruç tutuyor, gece de namaz kılıyor fakat cemaate ve cumaya gelmiyor, onun durumu nedir?”

Aleyhisselatu vesselam Efendimiz:

“Bu ateş ehlindendir!” diye cevap verdi. (Tirmizî, Salât 162, (218)

Yine Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Kim, müezzini işitir ve kendini engelleyen bir özrü olmadığı halde cemaate katılmazsa, kıldığı namaz (kâmil bir sevapla) kabul edilmez.”

“(Ey Allah 'ın Resulü!) denildi, meşru özür nedir?”

“Korku veya hastalıktır!” buyurdu…” (Ebu Dâvud, Salât 47 (551).

Yani bir kişinin düşmandan korkması veya hastalık sebebiyle evden çıkamaması halinde özrü vardır, meşru mazereti olmadığı halde cemaati terk ederse Allah-u Zülcelâl razı olmuyor o kulundan.

Nasıl ki kıyamet gününde o kitap elimize gelecek, sadakalar, emri maruf ve nehyi münker yapmak hep o kitapta önümüze gelecek.

Yine Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah affeden kulunun değerini artırır. Allah alçak gönüllü olanları yükseltir ve yüceltir.” (Müslim, Birr, 69)

Eğer bir insan Allah için sadaka verirse malı eksilmez, Allah onun yerine yenisini verir ve malına bereket verir. Bir kişi, bir mümin kulun hatasını bağışlar, Allah için onu affedip geçer giderse Allah dünyada ve ahirette o affeden kulun şerefini artırır. Bir kişi de Allah için tevazu gösterirse yine Allah-u Zülcelâl onu dünya ve ahirette yükseltir. Böyle vaad ediyor Allah-u Zülcelâl ve bunlar kitabımız açıldığı zaman ahiret gününde önümüze çıkacaktır.

Bir gün ashab-ı kirama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?” diye sordu. Cemaat:

“Ey Allah’ın Resulu içimizde, herkes kendi malını varisinin malından daha çok sever,” dediler. Bunun üzerine:

“Öyleyse şunu bilin: Kişinin gerçek malı hayatında gönderdiğidir. Geriye koyduğu da varislerinin malıdır.” (Buhari, Rikak 12; Nesai, Vesaya 1)

Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem demek istiyor ki, “Bakıyorum ki, siz sadaka verdiğiniz malı sevmiyorsunuz, ölünce arkada bırakacağınız malı seviyorsunuz. Hâlbuki o varisin malıdır, asıl ahiret için verdiğiniz sizin malınızdır.” Doğrudur değil mi?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün de ashabına şöyle buyurdu:

“Yarım hurma ile de olsa, cehennemden korunmaya bakın!” (Buhârî, Edeb 34, Müslim, Zekât 66-70)

Dikkat edersek insana zarar veren hep nefistir. O yüzden nefse karşı çok uyanık olmak lazımdır. Kim Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirirse o Allah'ın kuludur, kim de nefsinin emirlerini yerine getiriyorsa o da nefsinin kölesidir.

Hani kabirde bize soracaklar, “Men Rabbuke?” yani “Rabbin kim?”

Eğer rabbimizmiş gibi nefsin emirlerine uyarsak o zaman diyeceğiz, “Nefsimdir.” Neuzubillah.

İnsan, nefsi ne derse onu yapıyorsa sanki nefsi onun Rabbi gibi oluyor. Allah korusun. Allah'ın dediğiniz yaparsan o zaman Allah'ın kulu oluyorsun. Kabirde sordukları zaman kolayca, “Rabbim Allah’tır,” diyebiliyorsun. Ama daima nefsimize uyarsak çok tehlikeli oluyor.

İnsan hangi yoldan giderse o yolun ulaştırdığı yere gider, öyle değil mi? Öyleyse cennetin yolundan gidersek sonunda cennete ulaşacağız, cehennemin yolundan gidersek cehenneme varacağız.

Daima saadet yolunda olduğumuzu hissetmemiz lazımdır. Allah'ın razı olduğu amelleri yapıyorsak saadet yolundayız demektir. Ama Allah'ın razı olmadığı günahları, nefsimize mağlup olup da işlediysek o zaman da hemen tevbe edelim, özür dileyelim.

Bilmemiz lazım ki, eğer saadet yolunun üzerindeysek cennet-i alaya gidiyoruz demektir. Eğer Allah'ın razı olmadığı şeyleri yapıyor, tevbe de etmiyorsak o zaman helak yolundayız demektir, cehenneme gidiyoruz demektir, neuzubillah.

Düşünelim, eğer bu dünyada Allah'ın emirlerine itaat etmeye sabredemezsek ahirette Allah'ın azabına nasıl sabredeceğiz?

Allah-u Zülcelal namazı emretmiş, zikri emretmiş, bunları yapmaya sabrımız yok ise, Allah'ın azabı üzerimize geldiği zaman halimizi hiç düşünmüyor muyuz? Ona nasıl dayanacağız?

Öbür dünyanın ateşi bu dünyanın ateşi gibi de değildir. Bir kişiyi ahiretteki ateşten alıp bu dünya ateşine koyacak olsan o istirahat edecek, o kadar rahat olur ona. Bir sigaranın ateşine dayanamıyoruz, ona nasıl dayanacağız, yazık ediyoruz kendimize.

Allah'ın Kuvveti Seninle Olursa

Bizim bu tasavvuf yolumuz, güzel ahlak, güler yüzlü olmak, cana yakın olmaktır, kısacası Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme uymaktır.

Dedim ya, bazı kişiler tasavvuf hakkında ileri geri konuşuyorlar diye. Gitsinler kitaplara baksınlar, tasavvuf İslam'ın ruhudur, İslam'ın özüdür.

Zahid bir adam insanların bir ağaca taptıklarını görmüş, baltayı alıp ağacı kesmeye gitmeye karar vermiş. Ona mani olmak isteyen şeytan yolda zahidin önünü kesti.

Zahid şeytana “Çekil yolumdan” der. Şeytan da çekilmeyince dövüşmeye başlarlar. Zahid bir hamlede şeytanı yere serer. Şeytan bu sefer der ki:

“Sen bu ağacı kesip de ne yapacaksın, sen onu bırak, ben her gün yastığının altına bir altın bırakacağım, onu arkadaşlarına harcarsın, hayır hasenat yaparsın. Bu daha iyidir,” der.

Zahid şeytanın teklifini kabul ediyor. Şeytan birkaç gün altın getiriyor, sonra getirmiyor. Adam buna sinirleniyor. Baltasını alır ve ağacı kesmeye koşuyor. Şeytan yine çıkar karşısına çıkıyor ve kavgaya tutuşuyorlar ama bu sefer şeytan galip geliyor. Adam “Daha önce ben seni yenmiştim, şimdi neden böyle oldu,” diyor.

Şeytan diyor ki: “Sen bu ağacı ilk kesmeye niyetlendiğinde samimi olarak Allah'ın rızasını arıyordun. Bu sebeple Allah'ın kuvveti seninleydi. Ama şimdiki gelişinin sebebi, altının gelmemesine kızmandır. Şimdi nefsinin kuvvetiyle kaldın, bu sebeple sen beni yenemezsin.”

Bir insanın amellerinin Allah için olması böyledir, Allah'ın kuvveti seninle olur. İşte tasavvuf, o adamın önceki halini istiyor bizden. Amel yaparken sırf Allah için yapmamızı, kalbimizin, ruhumuzun Allah ile olmasını istiyor. İnsan kalben, ruhen Allah'a yöneldiği zaman Allah-u Zülcelal de onun azalarını düzeltir.

Bir insan kitaplara bakarsa, sonra tasavvufa bakarsa, sonra yine tasavvufa düşman olursa demek ki o İslam düşmanıdır. Çünkü tasavvuf bizden Allah'ın istediği şeyi istiyor. Onu biz de tam yerine getiremiyoruz, keşke yerine getirebilsek.

Bizim azalarımız gözümüz, dilimiz, ayaklarımız, hepsi Allah'ın mülküdür, bize emanet etmiştir. Eğer onları heva-ı nefse kullanırsak hasret ve keder sahibi olacağız kıyamet gününde.

Onun için bu emanetleri Allah'ın istediği şekilde kullanalım inşaallah. Bütün günahların, gafletin ve şehvetlerin sebebi hep nefisten razı olmaktır. Bütün taatin, uyanıklığın da kaynağı da nefisten razı olmamaktır.

Bir cahille arkadaşlık yaparsan, o da kendi nefsinden razı değilse, bir alim ise nefsinden razı ise, o cahil sana ondan daha faydalıdır. Çünkü kendi nefsinden razı olmayan insan, kendini Allah'a karşı gereği gibi amel yapmadığı için asi görecektir, mütevazı olacaktır. Ama kendi nefsinden razı olan kişide kibir ucub olacaktır. Onun için asla kendi nefsimizden razı olmayalım.

Daima, “Herkes Allah'ın rızasına kavuştu yalnız ben kaldım,” diye kendi nefsimizi hakir görelim. Allah-u Zülcelâl’in karşısında kendimizi hep suçlu görelim. Hz. Yunus aleyhisselamın balığın karnında okuduğu:

“Lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzalimin” yani:

“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen bütün noksanlıklardan münezzehsin. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum,” tesbihi Allah'ın yanında çok makbuldür.

Allah-u Zülcelal, “eğer zikri olmasaydı, kıyamet gününe kadar balığın karnında kalacaktı,” buyuruyor.

Bakın Allah'ın Peygamberi kendi nefsinden razı değildi, bu Allah'ın hoşuna gidiyor. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“…Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah’a karşı muttaki olanları (karşı gelmekten sakınanları) en iyi bilendir.” (Necm, 32)

Nefislerinizi temize çekmeyin, Allah azze ve celle kimin takva olduğunu, kimin salih olduğunu daha iyi bilir. Hatta amel-i salih yaptığın zaman da nefsinden razı olma. Sadatlar, zikir yaptığı zaman, namaz kıldığı zaman “estağfirullah” diyorlar. “Allah'a layık ibadet edemedim,” diye tevbe ediyorlar. Günah işlediğin zaman ise tevbe etmek farzdır.

Elhamdülillah, Allah bize bu tevbeyi nasip etmiş. Daima tevbe diyoruz, çünkü Allah çok seviyor onu. İnanıyorum ki sizi Allah-u Zülcelâl sevdiği için tevbeyi nasip etmiştir.

Ebu Derda radıyallahu anhın rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Kişi sabah kalktığı zaman, onun ilmi, ameli ve heva-ı nefsi toplanır gelir. Eğer kişinin ameli ilmine değil de hevasına tabi olursa o gün kötü bir gündür onun için. Eğer ameli hevasına değil de ilmine tabi olursa onun için o gün iyi bir gündür.” (Kurtubi 16; 25 Casiye; 23 tefsiri)

Sekerat zamanında bir evliyaya sormuşlar:

“Bize ne vasiyet ediyorsunuz?”

O evliya:

“Allah'ın sizden istediği şeyleri muhafaza edin,” diye kısa ama özlü bir nasihat etmiştir. Allah'ın istediği şeyleri dediği zaman hepsi giriyor içine, ne güzel bir nasihattir.

Peygamber aleyhisselatu vesselamın şu nasihati bütün İslam’ın emirlerini içinde topluyor bakın:

“Nerede olursan ol, Allah’a karşı takvalı ol. Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün. İnsanlar arasında güzel ahlakla geçin!” (Tirmizi, Birr, 55)

Allah'a karşı takvalı olduğun zaman bütün salih amelleri işleyeceksin ve kötülüklerden de sakınacaksın. Eğer nefsine mağlup olup bir hata işlediysen o zaman da hemen bir iyilik yap. İyilik yapacak imkan bulamadıysan hiç değilse estağfirullah, de, sübhanallah, de, lailahe illallah de. Bu güzel hasenat onun günahını silecek diyor.

Nasıl talebeler yanlış yazınca silgiyle siliyor ya, günah kalpte bir siyah nokta yapıyor, o iyilik o siyah lekeyi silecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Her Âdemoğlu hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tövbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâme 49) buyuruyor. Her insan hata yapar, hatta gaflet yani bir an Allah'ın huzurunda olduğunu unutmak, dalmak, bu dahi bazı insanlar için hatadır.

Ve daima insanlara karşı güzel ahlakla davran. Güzel ahlak, gündüz oruç tutuyor gibi, gece namaz kılıyor gibi sevap kazandırır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır…” (Tirmizi, Birr, 77) buyuruyor.

Bak bunlar İslam dininde güzel vasıflardır ve bizi kıyamet gününde kurtaracak olan güzel hallerdir. Allah-u Zülcelâl’den isteyelim. Bu tasavvufu anlatalım insanlara, çünkü fikirler çok çoğalmış, insanlara doğru yolu anlatalım.

Allah-u Zülcelâl hepimize; razı olacağı amel-i salih nasip etsin, nefsimize teslim etmesin ve fazlı keremiyle af ve mağfiret etsin.


Sayı : 57
Büyük Kapak