Nefsini Arındıranlar Kurtulmuştur

Sayı : 31 / Eylül 2014, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamberlerin insanlara getirdiği bilgiler, insanın kendi aklıyla araştırıp bulamayacağı, gayba dair bilgilerdir. Bu gaybî bilgilerden biri de nefse dair bilgidir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

"Akıllı kimse, nefsini hakimiyeti altına alıp ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de, nefsini hevasının peşine takan ve Allah'tan (kuru kuruya) temennide bulunan kimsedir." (Tirmizî, Kıyamet 26)

Peygamberimizin bu özlü nasihatinde birbirine zıt iki insan tipinden bahsediliyor. Birincisi kendi nefsine söz geçiren, ahiret için yapılması gereken her şeyi yapan, iradesi kuvvetli, gayretli insan tipi. İkincisi ise nefsine yenik düşmüş, onun arzuları peşinde sürüklenen ve ahiret hakkında sadece aldatıcı hayal kuran kimse.

Elbette Peygamberimiz bu iki tipi gözümüzde canlandırırken bize bir nasihat vermeye çalışıyor: o da nefse uymanın bir acizlik, iradesizlik olduğu ve aldanmaktan başka bir şey getirmediği…

Böylece anlıyoruz ki insanoğlunun kendi nefsini her yönüyle bilmesi, onun iki dünyada da selamete kavuşması için çok önemlidir. Çünkü insan nefsini tanımazsa, onun hislerini ve dürtüklemelerine uyarak büyük yanlışlara ve felakete sürüklenir.

Peygamber efendimiz:

“Cennet çepeçevre nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle sarılmış, Cehennem de bedeni arzu iştahları kabartan şehvetle kuşatılmıştır”(Buhari, Rikak 28; Müslim, Cennet, 1) buyuruyor.

Nefis, kendi içinden yükselen arzuların onu nasıl bir felakete götüreceğinden habersizdir. Kuran-ı Kerim’de Hz. Yusuf, nefis hakkında, “Ben nefsimi savunmaya girişmem çünkü nefis kötülüğü şiddetle emredicidir,(emmare). Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç.” (Yusuf 53) demektedir.

Hz. Yusuf, kendisine rüya tabirleri, hadiselerin tevili gibi sırlı ilimler ve hikmet verilmiş bir Peygamberdir. Zaten Peygamberlerin hepsi insanoğlunun muallimleri, mürşidleridir. Nefsin “emmare” olduğu, yani emretmeyi pek sevdiği ve hep kötülüğü emretmeye eğilimli olduğu bilgisi, bizzat Hz. Yusuf’un dilinden aktarılmaktadır ki, bu bilginin ne kadar mühim bir hakikat olduğu anlaşılsın.

Çünkü Hz. Yusuf, bu ilme erişinceye kadar çok badirelerden geçmiştir. Onun o zorlu imtihanlardan geçerek öğrendiği ilmi Kuran-ı Kerim’i okumakla biz kolayca elde etmiş oluyoruz. Bu da Allah'ın Muhammed ümmetine olan büyük rahmeti ve ikramıdır.

Allah-u Teâlâ, bir ayet-i kerimede nefis hakkında şöyle buyuruyor:

“Nefse ve onu en güzel bir biçimde şekillendirene; sonra ona fücur ve takvasını ilham edene yemin olsun ki, muhakkak nefsini arındıranlar kurtulmuştur. Onu günahlarla örten de, hüsrana uğramıştır” buyurur. (Şems, 8-10)

Âlimlerin çoğuna göre nefis, Allah'ın insan bedeninde yarattığı, hayatiyetini sürdürmesini ve bedenini kullanmasını sağlayan “can”dır. İnsan nefsi, diğer mahlûkatta bulunan cana nazaran daha üstün yeteneklere sahiptir. Mesela hayvanlardaki nefis sadece bugünü, önümüzdeki günleri düşünür, yeme içmeyi ve diğer ihtiyaçlarını bilir. Fakat insanda bulunan nefis, ebedî hayatı arzu edecek şekilde yaratılmıştır. Eğer nefse ebedi hayatı müjdeleyen, cenneti nasıl kazanacağını öğreten bir irşad olursa nefis huzur bulur, güzel davranışlara yönelir. Yoksa nefis, kendi ihtiyaçları ve kaygıları sebebiyle bencilleşir, başkalarına karşı sürekli kötülük düşünür.

Her nefis kötülüğü emretmeye eğilimlidir, ancak Allah kuluna hidayet eder de, takvayı yani işin akıbetini düşünüp korkarak kötülükten kaçınmayı ilham ederse o zaman kötülüğe düşmekten kurtulabilir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem birçok hadis-i şerifinde müminleri nefsin çeşitli halleri ve huyları konusunda ikaz ederek bunların şerrinden Allah'a sığınmayı öğretmiştir.

Peygamberimiz, sık sık okuduğu bir duasında:

“Allah’ım! Nefsime takva ver, nefsimi günahlardan temizle. Sen temizleyenlerin en hayırlısısın sen o nefsin dostu ve mevlasısın. Allah’ım! Doymayan aç gözlü nefisten, korkmayan kalbten, faydasız ilimden ve kabul olunmayan duadan Sana sığınırım.” (Buhârî, Deavat: 38; Müslim, Zikir Dua: 18) buyurmaktadır.

Bu Nebevî duada görüyoruz ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Nefsime takvasını ver” diye dua ederek, nefsin azgınlıklarından korunmak için nefsi Yaratan’dan yardım istiyor. Çünkü nefsin hilelerini en iyi onu Yaratan bilir.

İnsan Dar Gönüllüdür

Gerçekten de nefiste çok derin duygular, arzular, ihtiyaçlar ve bunlar sebebiyle ortaya çıkan farklı türde kaygılar ve bunalımlar vardır. Kuran-ı Kerim’de nefsin bu halleri hakkında pek çok ayet-i kerime vardır. Bunlardan birkaçına göz atacak olursak:

“Gerçekten insan pek tamahkâr ve dar gönüllü yaratılmıştır.” (Mearic, 19)

“İnsan hayrı istediği gibi şerri de ister. İnsan pek acelecidir.”(İsra, 11)

“İnsanlardan kimi de Allah’a, bir ucundan ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzur duyar ve eğer başına bir kötülük gelirse yüzüstü döner…” (Hac, 11)

“Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama ellerinin işledikleri yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman insan pek nankördür.”(Şura 48)

“Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.(Nisa 28)

İşte insanın iç dünyasında, nefsinde duyduğu bu karmaşık duygular, inişli çıkışlı haller, insanın bu dünya hayatında yapması gereken vazifelere engel olmakta ve onu doğru yolda ilerlemekten alıkoymaktadır. Bu sebeple Peygamberimiz nefsin bu kötümser hallerinden kurtulmak için bize şöyle dua ederek örnek olmuştur:

“Allah’ım, üzüntüden, kederden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten korkaklıktan, borçtan, düşmanların galip gelmesinden, yaşlılık hastalığından sana sığınırım.” (Nesaî, İstiaze 8, 257)

Nefis, hüküm altına alınması zor bir binek, ayak sürüyen, her hayra mani olan bir yoldaş, hilekâr bir ortaktır. Peygamberimiz nefsimize karşı daima uyanık olmamız, ona hiçbir zaman güvenmememiz için şöyle dua etmeyi öğretmektedir:

"Ey Allahım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle baş başa bırakma. Halimi tümüyle düzelt, Senden başka ilâh yoktur." (Ebu Dâvûd, Edeb 110)

Kuran-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ biz kullarına:

“Allah, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın (nefislerinizi arındırdığınızı iddia etmeyin). O (Allah), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir.” (Necm, 32)

Kendini Bilmek Gibi İrfan Olmaz

İnsan, hatasız olamaz. Bu sebeple nefislerimizi müdafaa etmememiz, hatalarımızı kabullenmemiz gerekir. Nefsimizi terbiye etmenin birinci basamağı, hatalarını kabul etmesi, pişmanlık duyması ve tevbe etmesidir. Eğer nefis kendine dürüstçe bakıp hatalarını kabullenmeyi öğrenirse, en zor olan ilk adımı atmış demektir. Kendi hatalarını kabullenen nefse, nefs-i levvame denir.

Kuran-ı Kerim de kıyamet gününde nefsin kendini kınayacağı bildirilmiştir. (Kıyamet,2) Akıllı kullar, ölmeden önce ölür, yani nefsini bu dünyada kınar, hesaba çeker.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem günahlardan muhafaza edildiği halde bize örnek olmak için şöyle dua etmeyi öğretiyordu:

"Ey Allahım, beni hatalarımdan öyle temizle ki, kirden paklanan beyaz elbise gibi olayım. Allahım beni, hatalarımdan su, kar ve dolu ile yıka" (Buhârî, Ezân 89; Müslim, Mesâcid 147)

Nefis hatalarını kabullense de yine ibadet için hoşlandığı şeyleri bırakmaktan, güzel ameller işleyebilmek için arzularını feda etmekten hoşlanmaz. Bu sebeple günahlardan sakınıp salih ameller yapmaya çalışan herkesin nefisle başı derde girer.

Peygamberimiz nefsin terbiyesi için sadece dua etmemiştir, onun bütün hayatı nefis terbiyesi ve tezkiyesinden ibarettir. O nefse zor gelen her türlü ameli yapmakta ve fedakârlıklarda bulunmakta ümmetine en güzel şekilde örnek olmuştur. Ehl-i beyt ve ashab-ı kiram da güçleri yettiği kadar ona uymuş ve nefislerinin dizginini salıvermemişlerdir.

Mesela, Kuran’da “Zorluk seferi” diye zikredilen Tebuk seferi, ashab-ı kiram için tam bir nefis mücadelesidir. Bir yandan hurmalar olgunlaşmış, toplanması gerekiyor. Hem hava çok sıcak ve gölgeliklerin en tatlı zamanı… Yol uzak, düşman çetin. Üstelik daha önce birçok seferlere çıkmış, Mekke’yi fethetmiş, büyük kabileleri dize getirmiş, artık Arap yarımadasında kesin zaferi elde etmişler. Birçok kabileler elçi göndererek İslam’a giriyorlar. Yani bu sefere çıkmaktansa bahçelerindeki işlerle meşgul olup biraz rahatlamak nefislerine hoş gelecek…

Üstelik münafıklar gelip çeşitli mazeretler ileri sürerek sefere katılmıyorlar. Bir yandan da ileri geri geri konuşup moral bozuyorlar. İşte böyle bir zamanda sahabe-i kiram Tebuk seferine çıktılar ve günlerce yol yürüdüler. Gerçekten de çok zorlu bir seferdi. Yolda azıkları tükendi, ayakkabıları parçalandı, derileri kemiklerine yapıştı.

Bu sefere çıkmak tam manasıyla nefisle cihad idi. Ama bu seferden dönüşte Allah'ın Resulü düşündürücü bir hadis-i şerifle bambaşka bir tehlikeye dikkat çekecekti:

“Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz”

Sahabe şaşırmıştı, bundan daha zorlu, daha büyük cihad olabilir miydi? Peygamberimiz: “nefisle cihad” diyerek açıklama getiriyordu. (Suyuti, II, 73)

Elbette düşmanla cihad etmek için yola çıkmak çok zorlu bir ameldir. Peygamberimiz çeşitli hadislerinde cihadın faziletinin çok yüksek olduğunu, sevabının emsalsiz olduğu haber vermiştir. Bir sahabe:

- Ya Rasulallah, Allah yolunda cihad etmeye denk amel var mıdır? Diye sorunca, Peygamberimiz; “Siz ona güç yetiremezsiniz,” dedi. Üçüncüsünde:

“Allah yolunda cihad edenin sevabı, o evine dönünceye kadar, gündüzleri oruçla, geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın kazanacağı sevabın misli gibidir” dedi. (Muslim, İmare: 29; Tirmizi, Cihad, 1)

Fakat unutulmamalıdır ki zaten cihada çıkmak için de nefisle mücahede etmek gerekir. İbn Kayyim el - Cevziyye, “Mücahid nefsiyle cihad edendir.” (Tirmizi, Fezailü’l cihad, 2) hadis-i şerifine dikkat çekerek; “Allah’ın emirlerine uyma konusunda nefsiyle cihad edemeyen kimse, düşmanla cihad edemez” demiştir. (TDF İslam Ansiklopedisi, c. 7, s. 528, Cihad maddesi)

Öte yandan, nefis savaş meydanında rahattan mahrum kalıp, yıprandığı zaman acziyetini anlayıp daha kolay boyun eğerken, yiyip içip kuvvetlendiğinde daha çok ayak direr. Belki de Peygamberimiz eve dönüşle birlikte başlayacak bu tehlikeye dikkat çekmek istemiştir.

Nefsin hileleri çoktur. Eğer kişiyi amelden alıkoyamazsa bu sefer de her amelinde kendine bir çıkar sağlamak adına hileye başvurur, insanı dürtükler durur. Ya başkalarına riya yapmasını veya kendini başkalarından üstün görmesini fısıldar. Yahut da ameline bir fesat karıştırmaya çalışır.

Bu yüzden Peygamberimiz bize öğrettiği dualarında, doğru yolda yürüyebilmek için Allah’tan “rüşd” yani olgunluk istemeyi ve nefsin bu hamlıklarından korunmayı öğretmiştir. Biz de onun gibi dua ederek Rabbimizden yardım isteyelim:

“Allahım! Bana rüşdümü ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru!” (Tirmizî, “Da’avât”, 69)


Sayı : 31
Büyük Kapak