Nefsini Kurban Et ki Ruh Bağışlansın

Sayı : 32 / Ekim 2014, Konu Başlığı : Kapak

Allah-u Teâlâ nasip etti, bir kurban bayramına daha kavuşuyoruz.

Hacı adaylarımızı mukaddes beldelere uğurladık, Peygamber Efendimize selam götürmeleri dileğiyle. Bizler de onların telbiyelerine teşrik tekbirlerimizle iştirak edeceğiz.

Onlar orada, Arafat’ta, Hz. Âdem ile Havva’nın buluşup tevbe, dua ve niyaz ettikleri rahmet dağında vakfeye duracaklar; biz de inşaallah arefe gününü dua ve tekbirlerle değerlendireceğiz.

Onlar orada, Hz. İsmail’in canını Allah'ın emrine teslim ettiği diyarda kurban ibadetlerini yerine getirecekler, bizler de ya memleketlerimizde Allah'ın emrini yerine getireceğiz veya muhtaç diyarlara bağış göndereceğiz…

Kurban bayramının ilk günü dünyanın hemen her yerinde Allah için kurbanlar kesilecek. Dünyanın en doğusundan en batısına kadar her meridyende, yevmi nahr gününün kuşluk vakti girdikçe arzdan semaya Allah için ifa edilen bir ibadetin ruhaniyeti yükselecek…

Allah'ın verdiği rızıkların efendisi olan bir gıda, belki senenin sadece bu döneminde, yalnız zengin sofralarına değil, bir sürü elin tek bir kâseye uzandığı yoksul sofralara da ulaşacak.

Yüzlerce yetimhanede binlerce çocuk sevinecek, “Kurban bayramını çok seviyorum, çünkü et yiyorum,” diyecek…

Cılız çocuklar, bir an önce pişirsin diye, et dolu poşetleri annelerine yetiştirmek için ayakkabısız ayaklarını kanatırcasına aceleyle seğirtecekler.

Allah'ın adıyla yanları üstüne yatırılan hayvancıklar dahi sevinecekler, çocukları sevindirecekleri için; son nefeslerini huzurla, âsûde bir şekilde teslim edecekler.

Kurbanlıklarının başında dikilen, dudaklarından dua ve tekbir sadâları dökülen Müslümanlar ölüme şahit olmanın sarsıntısıyla sararıp solarken, “Ya Rabbi affet, senin yoluna kurban olmak asıl bize yakışırken bu hayvancağızlara nasip oldu,” diye hüzünlenecekler. Ahir zaman Müslüman’ının çaresizliği yüreklerini yakarken evlerine, konu komşularına buruk bir sevinç taşımakla teselli bulacaklar…

Belki yeryüzünden yükselen onca ah-u efgânın arasında bu küçük mutluluklar, bu samimi duygular da semâya yükselecek de, Âlemlerin Rabbinin arz ehli için rahmet nazarına vesile olacak…

Kurban Kalplerin Takvasıdır

Kurban bayramı müminlere, şu manasızca tekrarlarla devam edip giden dünya hayatını aralayıp ötelerden bir muştu sunarken, kurbanların tasası kendini bilmezlere düşecek…

Her kurban bayramında olduğu gibi bu sene de muhtemelen yine birileri hiç üstlerine vazife olmayan bir mesele üzerine dil veya kalem oynatacaklar. Bazı televizyon muhabirleri, arkalarında bir kameramanla çarpıcı bir kurban manzarası yakalamak için kenar mahalleleri dolaşacak. Kimisi kalkacak, “Kurban kesmeyip parası bağışlansa daha iyi olmaz mı?” Diye çatlak sesler çıkaracak, kimisi “Kurban eski uygarlıklarda da vardı,” bilgiçlikleri yapacak…

Fakat bir yandan da kervan yürüyecek, Allah'ın emri yerine getirilecek ve “Onların etleri ve kanları değil ama kalplerin takvası Allah'a yükselecek…” (Hac, 37)

Binlerce Müslüman, Hz. Âdem’in imanlı ve salih oğlu Hâbil gibi, Allah'ın emrimize verdiği nimetlere şükrün ve her an onları Allah için feda etmeye hazır olmanın bir ifadesi olarak, Allah'ın emrini, sorgulamadan itaat ederek ve ihsan üzere yerine getirerek kulluğunu ispatlayacak.

Hayatın Hakikisini Bulmak İçin

Evet, mü’minlerin gönül ufkunu aşk rengine boyayan, kızıl şafakların gündüzü muştuladığı gibi ebediyet gününü müjdeleyen bir kurban bayramı geliyor. Tekbirler eşliğinde bedenler; aslı olan toprağın üzerine uzatılacak. Kurbanlıkların şahsında asıl müminlerin nefisleri yatırılacak kara yere; teslim olmuş her nefis, kanıyla toprağın damarlarına aşk aşılayacak.

Gönüllerin özü; zaman ve mekânı aşacak, ölümde bulacak hayatın hakikîsini... Bütün kurbanlıklar, fani âleme gözlerini yumarken, Mevlana’nın seslenişiyle nida edecekler ruhlarımıza:

“Bu cihan tamamıyla fânîdir; aradığını sebatlı, kararlı âlemde ara!

Sûretin sıfırdan ibarettir; dilediğini mânâ âleminde dile!

Acı ve tuzlu canı kılıç önüne koy, feda et de tatlı bir deniz gibi olan canı al!”

Mevlana gibi asıl hayatı nefsi kurban etmekte arayanlar için, zaten her ibadet bir kurban değil midir? Huşu ile namaza duran bir mümin de, elini nefsinin bütün meşgalelerinden çekip, kendini kurbanlık gibi Rabbinin huzuruna sunmuyor mu?

“Onlar tekbir getirip namaza girince, kurban gibi bu dünyadan çıkıp gittiler.

Ey imam, namaza başlarken; ‘Allâhu ekber’ demenin mânâsı şudur: ‘Allâh’ım, biz Sen’in huzurunda kurban olduk.’

Kurban keserken; ‘Allâhu ekber’ dersin ya. İşte, öldürülmeye lâyık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir.

O esnada beden İsmail, can da Halil İbrahim gibidir. Can, bu semiz bedenin heva ve hevesini kesmek için tekbir getirince beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda ‘Bismillâhirrahmânirrahim’ demekle kurban olur gider.

Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh’ın huzurunda saflar hâlinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar.”

Müslümanlar hayatlarını sırf kendilerine ait, diledikleri gibi yaşayacakları bir hayat olarak görmezler, Rablerinin emaneti olarak görürler. Yani hayatlarını onun emrettiği gibi yaşamayı üzerlerine bir borç bilirler. Böyle kabul etmekle de bu geçici hayatı, hiç bitmeyecek sonsuz bir hayat için kurban etmiş olurlar.

Bir Müslüman, hayatının her anını Allah'ın istediği gibi yaşamakla, Allah'ın verdiği her türlü imkânı Allah yolunda feda etmekle sürekli bir kurban hayatı yaşar. Kurban bayramındaki kesilen kurban da aslında bunun bir ifadesidir. Nefsi adına çok sevdiği malını kurban etmekle, nefsi adına tutkuyla sevdiği her şeyi de feda edebileceğini anlar ve yaşar.

Her bir kurbanın kanı yere aktıkça müslümanın gönlüne bir nur bahşedilir. Çünkü onu dünyaya çeken bir şeyi feda ettikçe dünyanın çekim gücünden kurtulur, hafifler.

“Ten midesi insanı samanlığa çeker; gönül midesi reyhanlığa. Ot ve arpa yiyen kurban olur. Hudâ nûru ile gıdalanan Kur’ân olur.”

Kul hayatını Rabbine, kurbanlık gibi teslim olmak suretiyle sundukça ona ölümsüz hayatın saadeti bağışlanır. Kul nefsinin isteklerini bir bir Rabbine kurban ettikçe, ona ruhanî sevdalar bahşedilir.

Bakara suresinde, Hz. Musa aleyhisselamın devrinde vuku bulan bir faili meçhul cinayet üzerine, Allah'ın onlara bir sığır kurban edip, onun parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretmesi anlatılır. İsteksizce de olsa sonunda emri yerine getirdikleri zaman maktul dirilir ve onlara katilini haber verir.

Tasavvuf ehli kıssanın işari yorumunda “Sen de ten sığırını Allah'ın Allâh’ın emir ve yasaklarına uyma yolunda kurban et ki; ölmeye yüz tutmuş rûhun dirilsin.” Demişlerdir.

Yerin bitirdikleriyle beslediğimiz bedenimiz elbette bir gün yere girecek, peki o vakit ruhumuz hangi hal üzere asıl vatanına dönecek?

Kurbanlıklar için iş kolay, zaten otu ete çevirmek için halk edilmişlerdi, bu vazifeyi yaptılar. Hem ne mutlu ki, inkârcı ve asilerin midelerine inmekten kurtuldular, gariplerin sofralarını şenlendirdiler. Peki ya bizim halimiz ne olacak?

Biz öldüğümüz vakit iş bitmeyecek ki… Haşir ile bu beden ve ruh yeniden bir araya getirilecek. O vakit sırf bedeni ve nefsi için yaşayanlar derdest edilip getirilecekler. Perişan vaziyette dizlerinin üstüne çöküp yaptıklarının hesabını verecekler. O gün, nefsini zamanında kurban edememiş olanlar, nefsinin kurbanı olacak…

Ancak nefsine muhalefet ederek ibadet eden, onu oruçla, infakla, hac ile zayıflatıp uysallaştıranların durumu başka. Onlar İsmail misali, başını Allah yoluna koymaya hazır hale geldikleri oranda kurtuluşa erecekler, azad edilenlerden olacaklar…

Zaten her kurban bayramı bıçak keskinliğinde hâllerle İsmail’in yumuşak başlılığını anlatmaz mı?

Kurban, Kulluğunu Aşkla Yapmaktır

Hz. İsmail, kulluğunu zoraki, isteksizce, ayak sürüye sürüye yapan değil, canla başla, aşkla şevkle yapan, Peygamber babasına olan muhabbeti sebebiyle, boynunu da seve seve bıçağa uzatan aşık kulların misalidir. İşte kul, kulluğunu böyle muhabbetle, böyle ihlâs ve teslimiyetle yapınca, onu bıçaklar kesmez olur. Çünkü ona artık ölümsüz yurdun mesut, bahtiyar hayatı bağışlanmıştır.

“Hak uğruna ekmek verirsen sana ekmek verirler; Hak uğruna can verirsen sana da can bahşederler.”

Bir insana o ruhanî can bahşedildiği zaman artık o insan, bedeninin hayatı için iştah duyduğu şeylerden ziyade Allah'ın nurunun sevdasına yanar, onun kelamından lezzet duyar, onun kulluğu ona bir zevk haline gelir. O zaman insan, davarlar, sığırlar misali boğazının derdinde yaşayan bir canlı olmaktan kurtulur, yüksek gayelere koşar hale gelir.

Evet iyi düşünülecek olursa kurban, müslümanın hayatının her anında vardır. Hatta bütün alemin geçerli kanunudur kurban olmak…

Her şey kurban olur, vakti zamanı gelince. Kurban olmazsa da telef olur… Çünkü bu âlem fanidir…

Bitki ölür, hayvanda dirilir; görür, duyar, yürür hâle gelir. Hayvanlar da canlarını insana feda ederler de düşünür, bilir bir can olurlar. Ya insan?

“Bütün hayvanları insan için, bütün insanları da bir akıl için öldür gitsin. Eşref-i mahlûk olan insana hayvanlar kurban olduğu gibi; bütün insanların akıl ve hevaları da peygamberlere kurban olsun.”

Kendi aklını Allah'ın emirlerinden yüksekte görenler, kurbanın bu yüksek esrarına, bu ince manalarına akıl erdiremezler. Çünkü onlar akıllarını, Allah'ın hikmetini anlamak uğruna boyun eğdirip kurban edememişlerdir. Ondandır ki, şu dünyaya, ancak bir el feneri kadar ışık veren beşeri akılla bakar, sadece dünyanın zahirini görürler. Ama dünyanın ahirini, sonunu gösteren vahiy nurundan nasipsizdirler.

Onlar kısa akıllarıyla şu fani hayatın düzenini esas ittihaz edip, o düzene uymadı diye asıl yaratılış gayemizi kenara atmaya kalkarlar. Tıpkı kendilerine “sığır kurban edin” denildiği vakit, işi yokuşa sürmek için bin dereden su getiren İsrail oğulları misali, bir sürü “nedenler, nasıllar” sıralarlar.

Hâlbuki kendi zihinlerinin ürettiği kuruntular içinde boğularak bu küçük imtihanda elekten aşağı dökülmekle sadece kendileri kaybetmiş olacaklar. Bu küçük kurban imtihanını geçenler ise Allah'a kurbiyet yolunda bir sonraki, bir sonraki derecelere doğru şevkle koşacaklar, inşaallah...

Allah bizleri de kurbanın manasına ererek ifa eden kullarından eylesin. Amin.


Sayı : 32
Büyük Kapak