Niceleri Benim Sandı!

Yazar : Emre Uyar
Sayı : 34 / Aralık 2014, Konu Başlığı : Delikanlıca

Serkan otomobilleri çok severdi. Küçük yaşından beri en büyük merakı otomobildi. Bütün markaları, modelleri ezbere bilirdi. Hatta her birinin motor hacmini ve saatte ne kadar hız yaptığını dahi…

Babasının arabasını on üç on dört yaşından beri tenha sokaklarda filan kullanıyordu. Ehliyet almak için on sekiz yaşını iple çekmişti. En büyük hayali ise kendi otomobilini almaktı. Çünkü babası arabasını almasına pek izin vermiyordu. Ancak kendisi yan koltuğa oturmuş olarak kullanmasına müsaade ediyordu. Tabiî kendisi yanında olunca da fazla hız yapmasına ve başka otomobilleri sollamasına razı olmuyordu.

- Acele etme! Kurallara uy! İnsanların hakkına saygılı ol! diye ikaz edip duruyordu.

Annesi ise ondan da beterdi. Azıcık gaz pedalına dokunsa hemen:

- Aman oğlum yavaş! Yüreğim ağzıma geldi! Diyordu.

Serkan şöyle tadını çıkara çıkara araba kullanmayı çok istiyordu. “Kimse karışmasa da, caddelerde gönlümce akıp gitsem!” diyordu.

Hayatta en çok hoşuna giden duygu hız ve üstün gelme duygusuydu. Rekabet duygusunu kışkırtan davranışlara karşı oldum olasıya çok hassastı. Yanından sollayıp geçen bir otomobil gördü mü sanki kanı alevleniyordu. İlla onu geçmek ve ondan üstün olduğunu ispatlamak istiyordu.

Kaç kere bundan dolayı azar işitmişti babasından. Bir keresinde yine hızla geçip giden bir gence çok fena bozulmuş ve gaz pedalına asılmıştı. Fakat babası ceza olarak ona bir ay araba kullanmayı yasaklamıştı. Ne kadar yalvardı, “Söz veriyorum bir daha olmayacak!” dediyse de kar etmemişti. Babası:

- Hayır! Sen daha olgunlaşmadın, sorumsuz davranıyorsun. Basit bir rekabet duygusunun tesirine kapılıp onca insanın can ve mal güvenliğini tehlikeye atıyorsun. Ne olacak yani ondan daha hızlı olduğunu ispatlayınca? Değer mi bu kadar insanın kul hakkına girmeye? Ben bu halini bildiğim halde sana arabayı verirsem Allah katında sorumlu olurum. Daha senin çok olgunlaşman lazım! Diye kestirip atmıştı.

Serkan babasına için için çok bozulmuştu. Babası her ne kadar:

- İlerde sen de baba olunca beni anlarsın, dese de Serkan babasını bir türlü anlamıyor, anlamak da istemiyordu.

Kendi kendine karar vermişti, madem babası onu anlamıyor o da kendi arabasını kendisi alacaktı. Yaz aylarında bir işe girip biraz para biriktirmeye karar verdi.

Bir iş yerinde getir götür işlerine bakmaya başladı. Çalışmaya başlar başlamaz da tam istediği fırsat eline geçivermişti. Çalıştığı firmanın sahibi zaman zaman kendisini arabayla iş takibi için sağa sola gönderiyordu. Şirkette hiç kimse trafikte araba kullanmayı istemediği için henüz çok genç olmasına rağmen bu iş çoğu zaman Serkan’a kalıyordu. O da seve seve “Ben giderim!” deyince sık sık direksiyon başına geçiyordu.

İşte Serkan’ın arayıp da bulamadığı fırsattı bu. Otomobil tam da hayallerini kurduğu gibiydi. Gaz pedalına şöyle bir dokundu mu adeta şaha kalkıyordu!

Serkan direksiyon başına geçince kendisini harika hissediyordu. Belki onlarca selfie çekmişti bu otomobille. Eline para geçince üstüne başına yeni kıyafetler almış, bir kuaföre gidip saçına biraz şekil vermişti. Artık kendisini çok daha farklı hissediyordu.

Annesi babası ondaki bu değişikliklerden rahatsız olmuş, “Oğlum bu işe girdiğinden beri çok değiştin, pek bir hırçın oldun. Sakin ol. Ne oluyorsun böyle? Gençlik, yakışıklılık, güç, kuvvet Allah'ın nimetidir. Bunlarla kibirlenme, şükür için tevazu kanatlarını indir.

Güzel ahlaklı ve mütevazı ol! Allah büyüklük taslayanları sevmez! Bak Peygamberimiz buyuruyor ki: “Size cennetlikleri bildireyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin önemsemediği fakat ‘Şöyle olacak!’ diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir. Size cehennemliklerin kimler olduğunu söyleyeyim mi? Katı kalpli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhari, Eyman, 9) diyorlardı. Ama o bu sözleri son derece haksız buluyordu.

İçten içe, “Hayatta bir kere genç olacağım. Bırakın da biraz hayatın tadını çıkarayım!” diye düşünüyordu. Artık eve geç geliyor, kendisini anne babasına hesap vermek zorunda hissetmiyordu. Hatta okulu bırakıp iş hayatına atılmayı bile düşünmeye başlamıştı. İş hayatını çok sevmişti!

Yine bir gün patronun isteği üzerine otomobilin direksiyonuna geçmiş havaalanına doğru yola çıkmıştı. Şehrin caddelerini geride bırakınca yol biraz sakinleşmişti. O da fırsat bu fırsat, adeta arabanın yapabileceği son sürati denemeye kalkmıştı.

Hızı göstergesi yüz kilometreyi geçince içinden bir coşku hissi yükselmişti. Artık sol şeritte akıp gidiyor, azıcık yavaş gördüğü herkese korna çalıyordu. Öyle ya! “Ya sol şeridin hakkını versinler ya da yol versinler!” diyordu.

Tuhaf bir duygu benliğini sarmıştı. Sanki kimsenin onu birazcık bile yavaşlatmaya hakkı yoktu. Mesela şu önündeki son model Avrupa arabanın sürücüsü, neden hızlanmıyor veya sağ şeride çekilip ona yol vermiyordu ki, sanki?

Birkaç kere korna çaldı. Adam önünden çekilmeyince sağ şeritten bastırarak onu geçmeye karar verdi. Gaz pedalına bastı, bastı… Ama otomobilin sürücüsü de inatçı çıkmıştı. Şakakları hafifçe beyazlamış bir adam yan gözle kendisine şöyle bir bakmış, hızını artırmıştı.

Serkan yine rekabet duygusunun büyüsüne kaptırmıştı kendini. Şu an tek düşündüğü onu geçmekti. Babasının bütün nasihatleri aklından çıkıp gitmişti. Gaz pedalına biraz daha yüklendi. Ama nafile, adam da vazgeçmiyordu.

Derken adam birden gazı kesip frene basarak arabasını hızla yavaşlattı. Serkan ise kendini yarışa öyle kaptırmıştı ki, yolun ilerisindeki yoğunluğu çok geç fark etmişti. O da hemen yavaşlamaya çalıştı ama faydası yoktu. Artık o saniyeden sonra bu kadar hız kazanmış bir arabayı bu mesafe içinde hiç kimse durduramazdı. Fizik kuralları gereği metrelerce sürüklenen araba acı bir fren sesi ile birlikte kontrolünü büsbütün yitirmiş bir halde öndeki arabaya çarpmıştı.


Serkan gözünü hastanede açtığında vücudunun yarısından fazlasını sargılı bir vaziyette buldu. Annesi baş ucundaydı ve sürekli göz yaşını siliyordu. Serkan ellerini tutan annesine belli belirsiz gülümsedi. Annesi:

- Gözünü açtı! Kendisine geliyor! Diye babasını başucuna çağırdı.

Babası ise beklediğinden daha şefkatli davranmış, ona fazla kızmamıştı.

- Neyse ki kimse ölmedi! Eğer bir insanın burnu kanasaydı bunun vebalini nasıl öderdik? Şükür ki sen de hayattasın. İyileşmen için elimizden geleni yapacağız, diyordu.

Serkan, babasının ona bu kadar hatalı olduğu halde şefkatli davranması karşısında çok mahcup olmuştu. Halbuki bunların hepsi onun sözünü dinlememekten başına gelmişti. Onları da perişan etmişti kendisini de…

Serkan çok büyük bir hata yaptığını anlamıştı ama ne yazık ki bu hata ona pahalıya patlamıştı. Okulunu bir an önce bitirmek varken kaydını dondurmuş, bir buçuk yıl ameliyathanelerde, rehabilitasyon merkezlerinde, sabır gerektiren bir tedaviyle uğraşmıştı.

Annesinin bitmek bilmez şefkati sayesinde ancak ayağa kalkabildi ama tam sağlığına kavuşması mümkün olmadı.

Vücudunun bazı yerlerine platin takılmıştı. Uzun bir süre kullandığı tek araba, tekerlekli sandalyesi oldu. Onunla hastane koridorlarında dolaşırken koşup oynayan gençleri görüyor ve eski günlerini hatırlıyordu. Hatırladıkça pişmanlığı tazeleniyordu. “Keşke babamı dinleseydim.”

Bazen Serkan bu kazayı geçirdiği için şükrediyordu. İyi ki de bütün bir hayatını mahvetmeden önce hastane köşesinde kitap okuyarak geçen bu bir buçuk yılı yaşamıştı.

Hastanede geçen aylar boyunca çok düşündü, kitap okudu, radyodan sohbet dinledi. Başkalarına üstünlük taslamanın ne kadar aldatıcı ve sahte bir duygu olduğunu anlıyordu.

“Hepimiz bir damla sudan yaratılmış zavallı aciz kullarız. Bir çelik yığınına bindik diye kendimizi ne zannediyoruz ki? Hızlı ve güçlü olmakla neyin arkasından yetişeceğimizi sanıyoruz ki? Dünyadan nice güçlüler geçip gitti, işte hepsi toprağın altında yatmış hesaba çekilecekleri günü bekliyorlar. Biri de biz olsak ne olacak, olmasak ne olacak…”

Annesinin yardımıyla her gün abdest alıp namazlarını kılıyordu. Hem de sakin bir şekilde, hiç de acele etmeden, yavaş yavaş kılıyordu…

Çünkü artık biliyordu ki üstünlük, daha çok şeye sahip olmakla değil, takvayla mümkündü…


Sayı : 34
Büyük Kapak