“Üniversite Gençliği Uçurumun Kenarında”

Sayı : 10 / Aralık 2012, Konu Başlığı : Röportaj

İçimizden biri Müslümanların ortak hassasiyetini dile getirecek olursa malum kesim hemen hücuma geçiyor. Mesela gençleri evlilik dışı beraberliğe özendiren onca film var, ama bunun yanlışlığını dile getiren oldu mu, hemen saldırıya uğruyor. Ulu orta hayâsızca haller sergilemek özendiriliyor, bunun yanlışlığı dile getirilince hemen tepki gösteriliyor. Böylece iyiliği emredip kötülüklerden sakındıran bir toplum olmaktan çıkıp, tam tersi kötülükleri özendiren, iyilikleri zorlaştıran ve kınayan bir toplum olmaya gidiyoruz. Tıpkı Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın ahir zaman alametleriyle alakalı hadis i şerifinde haber verdiği gibi…

Bunun son örneği geçtiğimiz günlerde medya lincine maruz kalan Lütfü Günlüoğlu. Kendisini yakinen tanıdığımız ve entelektüel kişiliğiyle bilinen, Yeşilay Mardin Şube Başkanı Lütfü Günlüoğlu, üniversite öğrencilerinin ulu orta sergilediği manzaraları örnek göstererek bir ahlaki eğitim problemine dikkat çekmek istedi. Mardin gibi İslami hassasiyetin hala dipdiri olduğu bir vilayetimizde halkın rahatsızlığını dile getirdi. Ancak sözleri alabildiğine çarpıtılarak hücuma uğradı.

Lütfü Günlüoğlu’na kendisini ifade etmesi için söz hakkı vermek istedik. Kendisiyle sizler için sohbet ettik.

İslami Hayat: Sayın Lütfü Günlüoğlu, siz Yeşilay derneğinin Mardin Şube başkanısınız. Geçtiğimiz günlerde yaptığınız açıklama ile gündeme geldiniz. Önce size teşekkür ediyoruz, ailesinden uzak yaşayan, çoğu bekâr evlerinde kalan gençlerimizin ahlaki eğitimi konusunu gündeme getirdiğiniz için. Medyanın bu konuyu çarpıtmasını anlayabiliyoruz. Çünkü onların ahlak diye bir derdi yok zaten. Yayın anlayışlarında da bunu görüyoruz. Ama biz sizi destekliyoruz. Sormak istiyoruz; ailesinden uzak eğitim gören üniversite gençliği ne gibi tehlikelerle karşı karşıya?

Lütfü Günlüoğlu: Ben evvelemirde gösterdiğiniz hassasiyetten ötürü şahsım ve cemiyetim adına şükranlarımı arz ediyorum. Ahlakî yayıncılığın gereğini yerine getiriyorsunuz. Yaşadığımız bu asırda artık üniversitesiz neredeyse ilimiz kalmadı. Bu gerçekten sevindirici bir durum. Ancak doğal olarak üniversitenin her il için olumlu ya da olumsuz yanları olmuştur ve olacaktır.

Bugün herkes biliyor, ülkemizin birçok ilinde gençlerimizin, metroda, vapurda, duraklarda, parklarda, umuma açık yerlerde uygunsuz hareketler sergilediklerini. Hiç kimse de herhangi bir tepki vermiyor. Bu durum benim kanıma dokunuyor. Yüzlerce yıl İslam inancı ile bir arada yaşamış bir milletin evlatları bu hale mi gelmeliydi? Ayakta oturarak, banklar üzerinde istedikleri davranışlarda bulunuyor ve yetkili yetkisiz hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Üniversite gençliği bu bakımdan korkunç bir uçurumun kenarına gelmiştir. Birilerinin bu işe dur demesinin zamanı gelip geçmiştir. Ben sık sık belirtiyorum.

Biz bu gençlerin asla düşmanı değiliz. Onlar bizim gençlerimizdir, aralarında pırıl pırıl gençler vardır. Sadece tahsil için okuyan gençlerimizin başımızın üzerinden yerleri vardır. Bir kurum olarak üniversiteleri ya da öğrencilerin tümünü kastetmek de mümkün değildir. Elbette her yerde ve her kurumda olduğu gibi iyiler de var, kötüler de var. Bunun aksini iddia etmek mümkün değildir.

Ama ne yazık ki, her zaman olduğu gibi bir kısım medya organları meseleyi kendi zihniyetleri, ideolojileri istikametinde yanlı bir şekilde vererek kamuoyunu aleyhime yönlendirmeye çalıştılar. Ancak onlar saptırdıkça birilerinin uyandığını, gerçeği gördüğünü anladım. Bu da benim için çok sevindirici bir durum. Çünkü benim dile getirdiğim konu yeni değil, kimsenin bilmediği bir konu da değil. Bizim ki malumun ilamından (bilineni söylemekten) başka bir şey değildir. Daha açık bir ifade ile biz sadece “kral çıplaktı” dedik.

İslami Hayat: Bize gençlik çağının psikolojik durumunu ve bunun risklerini anlatabilir misiniz? Gençlik çağı tam bir serbestliğe uygun mudur?

Lütfü Günlüoğlu: Öncelikle şunu ifade edeyim, ben bu işin uzmanı değilim, ancak konuyla ilgili yaptığım araştırmalar ve deneyimlerim vardır. Yapılan araştırmalara göre Türkiye toplumu diğer dünya ülkelerine göre genç bir nüfusa sahiptir. Nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı genç nüfustan oluşmaktadır.

Doğal olarak bu genç nüfus beraberinde birçok olumlu sonuçları da, birçok sorunları da getirmektedir. Gençliğin ruhsal halini dikkate alarak onlara sahip çıkılması, davranışlarının kontrol altına alınması gerekir. Nihayette bu gençler bizim geleceğimizdir. Yarının idarecileri onlardır. Onlar bizim için çok önemli. Onları kontrol etmek asla onlara baskı olarak algılanmamalıdır. Bu konuda herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Genel olarak Yeşilay’ın hedefi; gençliğin psikolojik, ruhi, sosyal ve bedeni yönden sağlıklı olması için gereken gayreti göstermektir. Gençlik dönemi malum; birtakım hayallerin ve tutkuların yeşerdiği dönemdir. Halk arasındaki ifadesi ile gençlik çağı “delikanlılık çağıdır.” Her türlü arkadaşlığın, her türlü birlikteliğin arzulandığı devirdir.

Yaşadığımız bu asır ve bu coğrafyada gençler aşırı tutkulu, huysuz ve öfkelidir. Bir anda çok şey yapmak isterler. Duygularını kontrol etmekte zorlanırlar. Sonuçta tutkularına esir olan yenik düşen gençler de oluyor. Televizyonlara dikkat edin en küçük bir şeyi protesto ederken son derece gergindir, hiçbir şeye tahammülü yoktur. Gençlerin bu halinin sebebi, hayatın ağır tokadını yemediğinden ve çok deneyimsiz olduğundandır. Aynı genç büyüdükçe daha çok olgunlaşır, normale döner.

Gençliğin bir başka farklı yanı da sevgide de, nefrette de aşırı olmalarıdır. Her şeyi bildiklerini sanır, yanlışlarda direnirler. Bakın burada bir atasözünü hatırlatarak diğer sorunuza geleceğim: “kişinin bildiğini zannetmesi, bilmesinin önünde en büyük engeldir” yine Ebu Hanife’nin de bir sözünü hatırlatarak bitireyim: “bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe değerdi.”

Gençlerin bir başka psikolojik yanları da bağımlılıklara, zararlı alışkanlıklara karşı çok zayıftırlar. İradeleri, bu tutkular karşısında çok aciz kalmaktadır. Şiddetli arzularının önünde en küçük bir engelle karşılamak istemezler. Yapılan araştırmalara göre bugün yetişkin nüfusun yüzde 60’ı sigara ve alkol kullanmaktadır. 500 bini aşkın insanımız da uyuşturucu kullanmaktadır. Emniyet kayıtlarına göre 90 bini aşkın sokak çocuğu vardır. Devlet bunlardan sadece 6 binine sahip çıkabilmektedir. Geri kalan gençler ise sokaklarda şurada burada sağlıksız bir hayat yaşıyor, suç makinesi gibi topluma sürekli zarar veriyor.

İslami Hayat: Yeşilay derneği gençleri kötü alışkanlıklardan korumayı amaçlıyor. Acaba alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımıyla aile yaşantısı arasındaki bağı araştıran bir çalışma var mı?

Lütfü Günlüoğlu: Bu arada Yeşilay’ı da tanıtma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Yeşilay bilindiği üzere Türkiye’nin en eski derneklerinden biridir. Kurulduğu 1920’den beri zararlı alışkanlıklarla mücadele etmektedir. Dünyada aynı görevi üstlenen başka bir örgüt yoktur.

Yeşilay bu amaçla Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı, TUBİTAK gibi çok güçlü kurumların yaptıkları araştırmalardan yararlanır. Yapılan araştırmalar kesinlikle şunu ortaya koymuştur: sağlam aile yapısına sahip olan toplumlarda sigara, alkol, uyuşturucu madde kullanımı, alt yapısı bozuk ailelerden çok daha azdır.

Bir araştırma sonucunu daha söyleyeyim; zararlı madde kullanan çocukların, gençlerin yarısı tek ebeveynlidir. Yani ya babası yok, ya da annesi. Gerçek şu ki, aile içi şiddet gören, aile içinde çeşitli sorunlar yaşayan, anne ve bası madde bağımlısı olan gençler de sorunlu olur.

Genellikle bu gençler özenti, merak, kötü arkadaş gurupları, aile içi iletişimsizlik ve buna benzer birçok sebepten ötürü çareyi zararlı madde kullanımında buluyor, tek reçete olarak uyuşturucu kalıyor. Ve en önemlisi manevi boşluk. Zararlı alışkanlıkların terk edilmesinde maneviyatın rolü çok büyüktür. 1000 kişiye ‘neden alkol kullanmıyorsunuz’ sorulmuş, katılımcıların yüze ellisi “haram olduğu için” şeklinde cevap vermiştir.

Size bir anekdot aktarmak istiyorum. “Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in teklifi ile 1921’de yasaklanan içki 1924’te tekrar serbest bırakıldı. Amerika’da ise 1919’da yasaklanan içki 1933’te serbest bırakılıyor. Bu yasak 33 yıl devam ediyor. Amerikalı profesör bu acziyeti şöyle izah ediyor; ‘Hz. Muhammed Kur’an ile içkiyi yasakladı ve bu yasak asırlarca insanları zararlardan korumuştur. Amerika’nın bütün çabalarına rağmen bu netice alınamadı’”

İslami Hayat: Son zamanlarda aileler kızlarını da okumaları için başka şehirlere gönderiyorlar. Evlilik dışı beraber yaşamak dizilerde, filmlerde özendiriliyor. Gençlerin çoğu da bu hayatın sonuçları hakkında bilinçsiz… Acaba gençleri bu konuda bilinçlendirmek kimin görevi?

Lütfü Günlüoğlu: Mallesef gençleri bu tehlikelerden korumak için alınan tedbirler yok denecek kadar az, tedbirler yetersiz. Belirttiğiniz gibi Anayasanın 58.Maddesi Gençliğin her türlü zararlı alışkanlıklardan korunması için devlete önemli görev ve sorumluluklar yüklüyor. Yeni kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bir şeyler yapmaya gayret gösteriyor, ancak çok yetersiz. Ne yazık ki, devletin bu görevi yeteri kadar yerine getirmediği açık bir şekilde görülüyor.

Hatta zaman zaman zararlı alışkanlıkları özendirdiği müşahede edilmektedir. Belki sorunuzla tamemen ilgisi olmayabilir ama ben örnek vermek istiyorum. Bugün devlet çeşitli şekillerde ve adlar altında On bir dalda kumar oynatmaktadır.

Sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi televizyonlarda gösterilen diziler bir sürü ahlaksızlığı ekrana taşıyor. Gençler bir nevi dizi bağımlısı yapılıyor. Bugün başta gençler olmak üzere herkes bir şeyin bağımlısı olmuştur. Ya Tv bağımlısı, ya alkol bağımlısı, ya sigara bağımlısı ya da yemek bağımlısı… Bunların her biri ayrı bir hastalık.

Bugün bu ülkede yetişkin nüfusun neredeyse yarısı alkol ve sigara bağımlısı olmuşsa, o ülkede sağlıklı bir gelecek, sağlıklı bir nesilden söz etmek mümkün mü?

Vatandaşlarımızdan devlet görevlilerine iletilmek üzere, ahlaki yozlaşmaya karşı tedbir alınması konusunda sayısız telefon, e-posta mesajı aldım. Hepsi birbirinden ilginç. Bir tanesini örnek vereyim:

“İsmini vermeyen bir vatandaşımız dedi ki; ilimizdeki bazı erkek öğrenciler oturdukları kiralık evlerde genç kızlarla birlikte kalıyor, herkes bilmesine rağmen kimse tepki vermiyor. Bu çok vahim bir durum. Ateş ile barutu yan yana bırakıyorlar.”

İnsanlarımızın büyük bir bölümü gençlerin içinde bulundukları durumdan rahatsız, ama kimse sesini çıkaramıyor. Sorunları halı altına süpürmekle bitmiyor. Bu sorunlar büyüyerek kangrene dönüşecek, herkes vebal altında kalacaktır.

Bugün internetteki bir haber sitesinde gördüğüm bir haber tüylerimi diken diken etti. Haber metnine dokunmadan olduğu gibi aktarmak istiyorum ve takdiri okuyucularıma bırakıyorum. Haber aynen şöyle: “Fransa’da doğum Kontrol Hapı bedava: Ulusal Meclis’te Perşembe günü onaylanan kararla Fransa’da 2013 yılından itibaren yaşları 15-18 olan genç kızlara istenmeyen gebeliklerin önüne geçilmesi için doğum kontrol haplarının sağlık sigortaları tarafından ücretsiz verilmesi kararlaştırıldı. Böylece Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande seçim öncesi verdiği sözlerden birini yerine getirmiş oldu. Fransa’da kürtaj yaptırmak isteyen kadınlarda yaş sınırı aranmazken tüm masraflar hastalık sigortaları tarafından karşılanıyor. Fransa genelinde 2010 yılında 225 bin kürtaj gerçekleştirildi.”

Bu fitnenin ülkemize de gelmesi sizleri şaşırtmasın. “Bakın bu konuda yüce kitabımız Kur’an şöyle diyor: “Sadece zalimlere erişmekle kalmayacak bir fitneden korkun…” Hiç kimsenin bana ne, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, her koyun kendi bacağından asılır, deme hakkı yoktur. Bu fitne er yâda geç hepimizi saracaktır.

İslami Hayat: Çok teşekkür ediyoruz hassasiyetiniz ve cesaretiniz için.


Sayı : 10
Büyük Kapak