Niyet İnsanın Vücudundaki Ruh Gibidir

Sayı : 26 / Nisan 2014, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl kıyamet gününde kime rahmetiyle, kime gazabıyla muamele edeceğini ayet-i kerimesinde bizlere şöyle beyan ediyor:

“İnsanlardan bazıları da vardır ki, Allah Teâlâ'nın rızasına nail olmak için nefsini satar. Allah-ü Azîmüşşan ise kullarına çok Rauf ve Rahimdir.” (Bakara, 207)

Allah-u Zülcelâl kendi kullarına karşı niye Rauf ve Rahimdir? Çünkü insanın nefsi, Allah-u Zülcelal’in hakiki malıdır. Bizleri Allah yarattığı için hepimiz onun mülküyüz. Öyle olduğu halde kendi mülkünü kendi rızasına karşı satın alıyor. “Nefsini bana sat ben de cennetin nimetlerini ve rızamı sana vereyim!”

Bu şekilde Allah cenneti ve rızasını nefsimize karşı bizden satın alıyor. Yalnız nefsimizden vazgeçmemizi ve Allah'a satmamızı istiyor.

Bir insan, malını birine bir ücret karşılığında satarken o malın üzerinde başka hakkı kalır mı? Hayır. O zaman biz mümin olarak, nefsimizi Allah’ın rızasına ve cennet nimetlerine karşı, Allah-u Zülcelal’e sattıysak, bizim onda, daha hakkımız kalmamıştır.

O zaman ne yapmamız lazım? Nefsimiz bize diyecek ki, “Sabahleyin, uykusuzsun, yat.” Sen de ona diyeceksin ki, “Sen benim malım değilsin ki. Sen Rabbimin malısın. Sen kalkacaksın, çünkü o sana emretmiş, ‘Sabah kalk namaz kıl,’ diye. Kalkacaksın, kılacaksın. Seninle benim bir alakam kalmamış, sen Allah’ın malısın!”

Eğer böyle diyebiliyorsak o zaman nefsimizi Allah’a satmışız ama eğer ona hala sahip çıkıyorsak demek ki, bizim malımız diye bakıyoruz, kalben daha Allah’a satmamışız. O zaman rızasını ve cennetini daha satın almamışız.

Öyleyse elimizden geldiği kadar Allah-u Zülcelâl’in malını ona geri verelim ve Allah’ın rızasını nefsimiz karşılığında satın alalım inşallah.

Niyet Halis Olursa

Niyetimiz daima Allah'ın rızasını gözetmek olmalı. Yolda insanlara eza verecek bir dikeni Allah rızası için yerden kaldırmak bile, niyetimiz sırf Allah rızası olduğu takdirde, çok sevaptır.

İki adamın biri yola kazık çakarak, diğeri aynı kazığı yerden çıkararak cennete girmişler. Birinci adam buraya kervanlar geliyor, insanlar burada konaklıyorlar, onların hayvanları vardır. “Ben buraya bu kazığı çakayım, hayvanlarını bağlasınlar, bana dua etsinler.

Allah benden razı olsun,” deyip yere bir kazık çaktı ve bu ameliyle cenneti kazandı. Ufak bir şey gibi görünüyor ama Allah rızası için Allah’ın kullarının menfaati için, Allah’ın merhamet ettiği kullarına o da merhamet ettiği için bu ameli ona cenneti kazandırıyor.

İkinci adam da o kazığı orada gördü, gözleri görmeyen birinin bu kazığı görmeyip o kazığa takılıp düşebileceğini düşünüp kazığı oradan kaldırdı, o da bu ameliyle cennete girdi. Çünkü ikisi de bunu Allah rızası için yaptı. Birisi kazığı çakmakla biri de kazığı çıkarmakla cenneti kazandı. Niyet çok mühimdir.

Enes b. Mâlik radıyallahu anhu'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Tebük seferi sırasında söyle buyurmuştur:

"Medine'de bir topluluk kalmıştır ki, biz bir dağ yolunda, bir vadide her yürüyüşümüzde, onlar da bizimle birliktedirler.” Ashab-ı kiram: “Yâ Resulullah, onlar nasıl bizimle birlikte olur?" diye sorunca da; "Onları burada bulunmaktan (hastalık, gücü yetmemek gibi) meşru özürleri alıkoymuştur." (Buhârî, Cihâd, 14I, Temennî, 9, Menâkibu'l-Ensâr, 1, 3, Megâzî, 56)

Niyet, Allah’ın yanında bu kadar kıymetlidir. Onları hastalık ya da bir özür geri bıraktı ama imkânları olsa niyetleri cihada iştirak etmekti.

Niyet insanın vücudundaki ruh gibidir. İnsanın vücudunda ruh varken her şeyi yapabiliyor. Ruh çıktıktan sonra ölüyor, bir odun gibi yerde kalıyor.

Niyet de amel-i salih için böyledir. Amel-i salih, niyet Allah rızası olduğu zaman Allah’ın yanında makbuldür. O hayattaki bir insan gibidir. Niyet samimi olmadığı zaman, diyelim ki, hayırlı bir iş yapıyor ama niyeti Allah rızası değil, “Adettendir” diyerek yapıyor, o zaman, o amel, ruhu olmayan insan bedeni gibi ölüdür.

Ashab-ı kiramdan bazıları dedi ki, “Filanca kişi, Allah ve Resulü için değil, şu kadınla evlenmek için Medine’ye göçtü. Bu kişiye hicret sevabı var mı?”

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise, onun hicreti Allah ve Rasulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlayacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1, Eyman, 23)

Amellerin sevabı, niyetin halis olması ölçüsündedir. Niyeti zayıfsa amelin sevabı da zayıftır, ortaysa orta, kuvvetliyse kuvvetli... İnşallah-u Teâlâ sizin buraya gelmeniz Allah rızası içindir. Evinizden masraf yaparak, uykusuz kalarak buraya geliyorsunuz ve bunda Allah rızasından başka menfaatiniz yok. Hakkınızda “Bu adam filan yere gitti, tevbe aldı,” diye konuşulacağını ummuyorsunuz, riyaya girmez, İnşallah-u Teala bu ameliniz Allah içindir. Bu gibi şeyleri çoğaltalım. Allah rızasını kazanmak için elimizden ne geliyorsa yapalım.

İnsan ne kadar amel-i salih yaparsa kendine zarar verecek şeylerden, sıkıntılardan Allah onu muhafaza eder. Çünkü her şey Allah’ın elindedir.

Allah-u Zülcelâl bizi muhafaza etmese biz ne yapabiliriz? Allah-u Zülcelal’in hıfzı bizi kaplamıştır. Onun muhafazasından hariç bir iğne deliği kadar yer olsa biz helak olurduk.

Her bir müminin üzerinde elli tane melaike vardır ve onu muhafaza ediyor. Allah-ı Zülcelal’in hıfzı bizi ihata etmiş, yoksa şeytanlar, cinler insanı mahvederdi. Allah’ın zatının kıymetini bilelim, O’na âşık olalım. Bu hak bir vazifedir bizim üzerimize.

İlim Cennet Yolunun Rehberidir

Bu ahir zamanda görüyoruz dünyada deniz gibi günah vardır. Böyle olduğu için bir de günahların kefaretleri vardır, günahları silip yok edecek şeyler vardır. O sebeplere el uzatalım ki üzerimizde günah kalmasın.

İslami kitaplara bakın, o zaman dediklerimi anlayacaksınız. İnsan okumadığı zaman sanıyor ki, İslam böyledir, böyle devam edeceğiz. Hâlbuki kabrin kapısından girerken böyle olmadığını görüp pişman olacağız, “Ben yanlış yaptım,” diyeceğiz.

İlim cennet yolunun rehberidir. Diyelim ki ben İstanbul’a gitmek istiyorum ama yolunu bilmiyorum. Adana yoluna girdim gidiyorum, İstanbul’a varabilecek miyim? Yolunu bilmiyorum ki, gidebileyim.

Allah’ın rızasının bir yolu vardır, cennetin bir yolu vardır. O yolu bilmek ve o yolda yürümek lazımdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuşlardır ki: "Nerede olursan, Allah’tan kork, bir günah işlediğinde, peşinden onun zararını yok edecek bir iyilik yap ki, yaptığın kötülüğü silsin. İnsanlara iyilik ve güzel huyla muamele et." (Tirmizî, Bir, 55)

Sadaka vermek bir günahın kefaretidir, zikrullah günahın bir telafisidir, Efendimize salavat getirmek günahlara kefarettir. Hatta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki,

“Kim yemekten sonra, şöyle dua ederse, geçmiş günahları affolunur buyuruyor:

Okunuşu: “Elhamdülillahillezî et'amenî haze't-taâme ve razakanîhi min gayri havlin minnî velâ kuvve,”

Meali: “Bana bu yiyeceği yediren ve tarafımdan hiçbir güç ve kuvvet olmadan bunu bana rızık kılan Allah’a hamdolsun” (Ebû Dâvud, Libâs 1; Tirmizî, Da'avât 75; İbnu Mâce, Et'ime 16)

Bakın bu dua ile geçmiş günahlar ve gelecekteki günahlar affoluyor.

“Sübhanallahivelhamdulillah vesübhanerabbiyelaziym” dediğin zaman günahların affoluyor.

Bunların hakkında çok hadis-i şerifler vardır. İnşallah bunları yaparsak yeryüzünde günahsız yürüyeceğiz.

Arkadaşlarınıza söyleyin tevbe etsinler, gelsinler sadatların kitaplarını görsünler okusunlar, sohbetleri dinlesinler. Günahları olmasın öldükleri zaman. Günahlarla Allah'ın huzuruna gitmesinler. Çünkü günahlar ateştir.

Allah Tevbe Edenleri Sever

Allah-u Zülcelal buyuruyor ki: “Muhakkak ki Allah, tevvabin olanları (tövbe edenleri) sever ve temizlenenleri sever.” (Bakara, 222)

Tevbeyle hem günahlar affolunuyor hem Allah’a dost oluyoruz. Bunun için tevbeyle Allah’ın dostluğunu kazanmış oluyoruz.

Dost dostunu yakmaz, dostuna sıkıntı vermez. Günahından tevbe eden kişi o günahı işlememiş gibidir. Günahtan tevbe eden şahıs anasından doğduğu gibi temizdir. Arkadaşlarınıza anlatın birbirimize yardımcı olalım. Birbirimize yardımcı olduğumuz zaman yardımcı olduğumuz kişi de biz de sevap kazanmış olacağız. Onların sevabı bizim kabrimize de gelecek inşallah.

Eğer insan daima Allah ile murakabe halinde olursa niyeti de daima Allah rızası olur. Allah-u Zülcelâl onun aklındadır, niyetindedir. Bir şey onun önüne geldiği zaman “Allah bundan razı mıdır, acaba razı değil midir?” diye düşünecek. Salih ameller yaptığı zaman “Ben bunu kitapta okudum, Allah bundan razıdır, bunu yaparsam Allah'ın rızasını kazanırım.” Diye, sadece Allah'ın rızasını kazanmaya niyetli olacak. Bir başka iş karşısına çıkınca “Ben sohbette dinledim, Allah bundan razı değil, bunu Allah rızası için yapmayacağım.” Diye kendisini alıkoyacak.

Bu şekilde ölünceye kadar böyle Allah’ın rızasını gözetirse Allah-u Zülcelal’ın yanında çok makbul olur. İnşallah Allah’ı razı edersek her şey çok kolay oluyor.

Davud aleyhisselam Allah-u Zülcelal’e münacaat etmiş; “Ya Rabbi bana mizanı göster!” demiş. “Kıyamette insanların günah ve sevaplarını tartan teraziyi bana göster ya Rabbi, onu merak ediyorum,” buyurmuş.

Allah-u Zülcelal ona mizanı göstermiş. Görmüş ki her bir kefe şark ve garba kadar büyüktür, yani dünyanın bir ucundan diğer ucuna kadar. Bu manzara karşısında bayılmış. Bir müddet geçip ayıldıktan sonra:

“Ya Rabbi kim bunu sevaplarla doldurabilir ki? Bu kadar büyük mizanı kim doldurabilir?” demiş.

Allah-u Zülcelal, Davud aleyhisselama “Eğer ben kulumdan razı olursam bir hurmayla doldururum şark ve garbın arasını, kulumun mizandaki sevap kefesini.” buyurmuş.

Allah diyor ki “Ben Kulumdan razı olursam mizanı, sırat köprüsünü, mahşer yerini, kabri, neresi olursa olsun, Ben kuluma işini kolaylaştırırım.”

Bunda ders vardır. Öyleyse bizim görevimiz her amelimizde Allah’ı razı etmektir. Elimizden geldiğince, “Aciz olsam da, karınca adımlarıyla bu yolda yürümeliyim, Allah’ın rızasının yolunda,” demeliyiz.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuş:

“iki cümle vardır ki dilde hafif, mîzanda ağırdır ve Rahmân olan Allah’a çok sevgilidir. Bunlar: “Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhânallahi’l-azîm”dir. (Buhârî, Daavât 65)

Bu kelimeler, Allah'a karşı çok sevgilidir, çok kıymetlidir, Allah seviyor böyle dediğimiz zaman.

Ne yapmışsa bu dünya manzarası bizleri mahvetmiş. Dünya gözümüzün önündedir, biz ahireti görmüyoruz, onu unutmuşuz hep dünyayla meşgulüz. Onunla aldanıyoruz, ta ki kabrin kapısına gelene kadar. Oraya girdiğimizde aklımız başımıza gelecek ama artık çok geç olacak.

Daima ahiret manzarasını aklımıza getirelim, sırat köprüsü, kıldan ince bir köprü, ateş üzerinde, “Oradan nasıl geçeceğim” diye düşünelim. Efendimiz bile “sellim sellim” diyerek titreyecek “Ya Rabbi! Onları selamette kıl!” diye…

Bu manzaraları düşünmeliyiz ahireti aklımıza daha sık getirirsek ibadetlerimizde daha gayretli olacağız inşallah.

Bazı evliyalar demiştir ki, “İnsan, gece gündüz kıyamet hallerini göz önüne getirmedikçe kâmil insan olamaz.” Bunları gözünün önüne getirirse kendini o zamana hazırlayacak.

Çaremiz tevbedir. Kıyamet gününde Melekler insanların günah defterlerini Allah'ın huzuruna götürüyorlar, bir de bakıyorlar ki o kişinin günahı sevap olarak yazılmış. Allah-u Zülcelâl’e karşı mahcup oluyorlar.

“Ya Rabbi, senin bu kulun dünyadayken günah işledi ama biz burada onu sevap olarak görüyoruz, mahcup olduk. Ama Rabbimiz sen biliyorsun ki o ne yaptıysa biz onu yazdık.” Diyorlar.

Rabbimiz buyuruyor ki: “Doğru söylüyorsunuz. O günahı işledi ve siz onun günahını yazdınız ama kulum günahını işledikten sonra pişman oldu, tevbe etti, istiğfarda bulundu. Ben de, Ekremu’l ekremîn erhamür’rahimin’im. Onun o günahını siz daha gelmeden önce sevaba çevirdim.”

Ayet-i kerimede buyruluyor:

“Ancak tevbe ve iman edip, iyi amel işleyenler başka; çünkü bunların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Ve Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Furkan, 70)

İşte elimizde böyle fırsatlar var. Biz cahiliz. Kendimize çok haksızlık yapıyoruz. Nasıl bir kişi ateşe düşüyor ya da denize düşüp boğuluyorken, nasıl, bir el onu kurtarmak için uzanıyorsa tevbe de, işte o bizi kurtaracak eldir.

Sen o eli tutuyorsun, cehennem azabından, Allah’ın gazabından kendini muhafaza etmiş oluyorsun. Onun için tevbenin kıymetini bilelim. İnşallah Allah-u Zülcelâl de bize kıyamet gününde rahmetiyle muamele edecektir.

Allah-u Zülcelâl hepimize razı olacağı amel-i salihler işlemeyi nasip etsin bizi kendi nefsimize teslim etmesin, nefsimizi hayırlarda kullansın inşallah.


Sayı : 26
Büyük Kapak