İnsan Ne Yaparsa, Kendine Yapar

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Masal Annesi

Bir zamanlar yaşlı bir derviş varmış. Kendisini halka meczup gibi gösterir, sokak sokak dolaşarak insanlara şiir gibi sözlerle nasihat edermiş. Bu dervişin en çok söylediği sözlerden biri de:

- İnsan ne yaparsa, kendine yapar! Sözüymüş. Bu sözü dilinden hiç eksik etmezmiş.

Bir gün dervişin yolu bir köye düşmüş. O köyde inancı zayıf, katı kalpli bir kadın yaşıyormuş. Sokak sokak dolaşıp insanlara nasihat eden, insanlar ne ikram ederse onu yiyip içen bu dervişleri hiç sevmezmiş. Onların nasihatlerine de hiç inanmazmış…

Kadın hamur yoğurmuş, ailesi için yufka ekmeği yaparken evinin önünden geçen dervişin söylediği sözü duymuş. O gün derviş sürekli aynı sözü tekrarlayıp duruyormuş:

- İnsan ne yaparsa, kendine yapar! İnsan ne yaparsa, kendine yapar!

Kadın, dervişin bu sözü tekrarlayıp durmasına sinirlenmiş. Bu söze inanmıyormuş ve manası da hoşuna gitmemiş. Kendi kendine söylenmiş:

“Şu adam da durmadan bu sözü söyleyip duruyor! Ne saçma! Neden yaptığım kötülüğü kendime yapmış olayım ki? Dur şu dervişe bir oyun edeyim de görsün bakalım!” demiş.

Kadın, hemen sacın üzerindeki yeni pişmiş yufka ekmeğini alıp mutfağa geçmiş. Önce dolaptaki zararlı böceklerden kurtulmak için kullandığı zehri almış. Ardından da yeni pişirdiği yufka ekmeğini açıp, arasına zehri dökmüş. Üzerine de bolca tulum peyniri doldurup dürüm gibi sarmış.

“Şunu ye de gör bakalım gününü! Bakalım insan kötülüğü kime yaparmış anlarsın. Böylece ben de aynı lafı söyleyip durmandan kurtulmuş olurum!”

Kadın pencereye çıkıp, dervişe seslenmiş:

- Hey! Derviş baba! Taze yufka ekmeği yapmıştım. Senin için de bir dürüm sardım. Acıkmışsındır. Al bir güzel ye de, karnını doyur! demiş.

Derviş dürümü almış,

- Sağ olasın bacım! diyerek, torbasına koymuş.

Kendi kendine “Köyün çeşmesinin başına varınca orada yemeğimi yerim,” diye düşünmüş. Yine aynı nağmeyle;

- İnsan ne yaparsa, kendine yapar! İnsan ne yaparsa, kendine yapar! diye söyleyerek yoluna devam etmiş.

Çeşmenin başına vardığı zaman elini yüzünü yıkamış, biraz oturmuş. Çeşmenin başındaki söğüt ağacının gölgesi pek serinmiş. Biraz uzanarak dinlenmiş. O sırada köy yolundan yürüyerek gelen bir delikanlıyı görmüş. Delikanlı da çeşmenin başına gelip elini yüzünü yıkamış, kana kana su içmiş. Derviş delikanlıya şefkatle bakmış ve:

- Oğul! Uzun yoldan gelmişsin. Nerden gelip nereye gidersin? Delikanlı dervişin yanına oturup:

- Askerden dönüyorum. Ta istasyondan beri yürüyorum. İyi kalpli derviş,

- Senin karnın da acıkmıştır şimdi. Bir kadın bana dürüm vermişti. Al ye, senin karnını doyurur, diyerek torbasından dürümü çıkarmış, delikanlıya uzatmış.

Delikanlı çok acıktığı için bu ikrama memnun olmuş. Hemen yemeye başlamış.

- O, çok güzelmiş. Tıpkı annemin dürümü gibi…

Dürümü yiyen delikanlı, fazla oyalanmak istememiş.

- Sağ olasın derviş baba! Ben artık yola koyulayım, annem merak etmesin, diyerek vedalaşmış ve yoluna devam etmiş.

Delikanlı hızlı adımlarla hemen köye doğru yollanmış. Ancak dürümden zehirlenmeye başlayınca karnında bir sancı başlamış. Annesinin kapısının eşiğine kadar kendisini zorlamış, tam orada düşüp can çekişmeye başlamış. Onun yerde kıvrandığını gören komşular koşup annesine seslenmiş ve başına toplanmışlar.

- Hayırdır, ne oldu sana? diye sormuşlar.

Delikanlı zorlukla:

- Bilmiyorum ki. Dervişin bana ikram ettiği dürümü yedim, böyle oldu, demiş.

Oğlunun zehirli dürümü yediğini anlayan anne dövünmeye başlamış:

- Ah ben ne yaptım! Kendi oğlumu zehirledim! Demek gerçekten de insan ne yaparsa kendine yaparmış!


Sayı : 43
Büyük Kapak