İnsan ve İmtihan…

Sayı : 68 / Ekim 2017, Konu Başlığı : Tefekkür

İnsan ve imtihan, ayrılmaz bir ikilidir. Hayat, insan için peş peşe gelen bir imtihanlar dizisidir. Mü’minin imtihanı ise uygun bir ifadeyle, yükseliş trendinde olan bir öğrencinin imtihanları gibidir. Mü’minin derecesi yükseldikçe imtihanı ağırlaşır. Mü’min, bir imtihanı aştıkça onun ardından daha ağır bir imtihanla karşılaşır. Son imtihan, son nefestedir. Ne mutlu o son nefesi, imtihanı kazanarak verenlere!

Bizi yaratan ve hakkımızda en hayırlısını bilen Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.” (Hadid; 22)

“And olsun biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara; 155)

İlahi sesleniş, Allah’ın dostu Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in şahsında onun ümmetinedir ki o yol kılavuzu örnek dost nice musibetle karşılaşmıştır.

Allah’ın Resulü sallallahü aleyhi vesellem, yetim doğdu, öksüz büyüdü; kendisini himaye eden dedesini de çocuk yaşta yitirdi. Amcasının yanında Allah-u Zülcelâl’in yardımıyla yol aldı, Hz. Hatice radiyallahu anha validemizle evlendi. Ekonomik bir rahatlığa kavuştu, evlat sahibi oldu.

Ne var ki musibetler O’nun mübarek hayatında bir birini izledi. İlk çocuğu Kasım ki onunla anılmış, Mekke’de Peygamberimize Ebü’l-Kasım (Kasım’ın Babası) denmişti, henüz 17 aylık bir bebek iken evlerinden uğurlandı; toprağa verildi. Sonra oğlu Abdullah, ona aynı zamanda pâklık ve yakışıklığından dolayı Tahir ve Tayyib isimleri de verilmişti de henüz sütten kesilmeden evden uğurlanmak, toprağa verilmek durumunda kalınmıştı.

O yüce Peygamber’in ana yurdu Mekke, kendisi için eziyet mekânına dönüşmüştü. Hz. Hatice annemiz evlilik ve ticaretle kazandığı bütün ekonomik varlığı bir anda eridi. Kızları Rukiyye, Ebu Leheb'in oğlu Utbe; Ümmü Gülsüm, Uteybe ile evlenmişlerdi. Tebbet Sûresi nazil olunca Ebu Leheb’in baskısıyla ikisi de istekleri dışında kocalarından ayrılmak durumunda kalmışlardır.

Mekke, Müslümanlara ambargo uygulamış, Peygamberimizin ailesi için yiyecek bulmak bile güçleşmişti.

Bu çok yönlü musibet dizisinden ne Peygamberimiz ne Hz. Hatice annemiz şikayet ettiler, aksine sabrettiler, Rablerine şükrettiler.

Hz. Peygamber’in peygamberliğinin üzerinden 10 yıl geçmişti, Mekke’deki ambargo kalkmış, bir rahatlama belirtisi olmuştu. Ama rahatlama hâli çok sürmeden Peygamberimizin amcası Ebu Talib öldü, onun ölümünü birkaç gün içinde Hz. Hatice annemizin vefatı izledi. Ebu Talib, Peygamberimizi Mekke’nin zulmünden korumak için bulunmaz bir akraba idi. Hz. Hatice annemiz ise O’nun yol arkadaşı, tesellisi, dergâhının büyük kadınıydı.

Peygamberimiz için musibetler, Medine’de de hayatının ayrılmazı olarak yerinde durdu.

Kızlarından Hz. Rukiyye radıyallahu anha, Ebu Leheb’in oğlundan boşandıktan sonra Hz. Osman radıyallahu anh ile evlenmişti. Peygamberimiz, Bedir Savaşı’nda iken henüz 22 yaşında olan kızı Hz. Rukkiye Medine’de vefat etmişti. Bedir’in zafer haberi, onun naşının üzerine toprak atılırken Medine’ye ulaşmıştı. Peygamberimiz, Bedir dönüşü mezarına gitmiş, başucunda ona dua etmiş, taziyesinde bulunan sahabeye “Allah’a hamd olsun! Kızım en güzel şekilde yaşadı, en güzel şekilde defnedildi” buyurdular.

Kızlarından Ümmü Gülsüm, Hz. Rukiyye’nin vefatından sonra Hz. Osman radiyallahü anh ile evlenmişti ama o da henüz yirmi sekiz yaşında iken toprağa verilmiştir.

Kızlarından Hz. Zeyneb, Ali ve Ümâme diye iki evlat sahibi oldu. Ali çocuk yaşta toprağa gömüldü. Hz. Zeyneb hicret ettiğinde üçüncü çocuğuna hamileydi, müşrikler yolunu kestiler, eziyet ettiler, kendisi bu eziyetten kurtulmuşsa da çocuğu düşmüş ve bir daha çocuk sahibi olamamış, çektiği acıyla yıllar sonra, henüz 31 yaşında iken Medine’de vefat etmişti. Onu kefenlediklerinde Peygamberimiz yakınlarına gelmiş, giydiği mübarek ızarı çıkarmış, “Bunu alın kızıma giydirin!”, demiştir.

Oğullarından İbrahim, nice evlat acısının arkasından Peygamberimize verilmiş bir hediye gibiydi ama o henüz on altı aylık bir bebek iken dünya hayatına gözlerini yummuş; bu ağır musibet karşısında gözyaşı döken Peygamberimize, Hz. Abdurrahman b. Avf radiyallahü anh, hikmeti öğrenmek maksadıyla “Ey Allah’ın elçisi! Siz de mi ağlıyorsunuz?” deyince, Peygamberimiz,

“Ey İbni Avf! Ben size günah ve ahmaklığın ifadesi olan iki ağlayış ve bağırışı yasakladım: Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışından ve musibet ve felâket sırasındaki bağırışıyla yüz göz tırmalamak, üst baş yırtmaktan... Benim bu ağlamam ise, şefkatin eseridir, acımadan ibarettir. Merhamet etmeyene, merhamet edilmez!”

Peygamberimizin son yıllarında hayatta kalan biricik evladı Hz. Fatıma radiyallahü anha idi. Onun evlatlarının başına gelenler ise muhakkak Peygamberimize görünmüştür, o acıları da hissetmiştir.

Bunca musibet o yüce insana gözyaşı döktürüyor ama O’nu şükür yolundan ayırmıyordu. O bizim yol göstericimiz ve örneğimizdir, musibet ve imtihan karşısında nasıl davranacağımızı bize öğretenimizidir.

Musibetin en büyüğü imtihanı kaybetmektir. İçinde bulunduğumuz çağda imtihanı kaybetmek, Allah’ın yolunu terk edip çağın saptırıcılarına kulak vermek, Hz. Peygamberin sünnetinden ayrılıp aldatanların yoluna tabi olmaktır.

“And olsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab; 21)

Rabbim, bize imtihanı kazanmayı nasip etsin, bizi o büyük musibetten muhafaza buyursun…


Sayı : 68
Büyük Kapak