İnsanların En Hayırlısı Olmak İçin Tevbe Edelim

Sayı : 33 / Kasım 2014, Konu Başlığı : Gönül Sohbeti

Allah-u Zülcelâl kıyamet gününde hangi insanlar daha hayırlıdır hangisi hayırlı değildir bu dünyada bize beyan ediyor. Ayeti kerimede şöyle buyuruyor Allah azze celle:

“Muhakkak ki o iman eden ve salih amel yapanlar yeryüzündeki en hayırlı kişilerdir.” (Beyyine, 7)

Araplar bir kişiyi methedecekleri zaman “yeryüzünün en hayırlı kişisi” manasında “Hayr’ul Beriyye” diye unvan verirlerdi. Allah-u Zülcelâl iman edip güzel amel yapan herkesin “Hayr’ul-Beriyye” unvanını hak edeceğini bildiriyor. Demek ki iman etmekle ve amel- i salih yapmakla kişi en hayırlı kişi oluyor.

Amel-i salih yapmak için önce kişinin tevbe etmesi lazımdır. Dua etmek için de kişinin önce tevbe etmesi gerekir.

Dua nedir? Kişinin Allah-u Zülcelâl’den kendisi için menfaatli olan şeyleri istemesidir. Zararlı olan şeylerden muhafaza olmayı istemektir.

Dünyada bir kişi bir başka kişiden bir isteyeceği zaman önce nasıl ki önce o kişiyle arasını düzeltir, ondan sonra isteyeceği şeyi isterse Allah-u Zülcelâl’den bir şey isteyeceği zaman da öyle yapması gerekir.

Bir kişi Allah'a asi oluyorsa, üzerinde dağlar gibi günah olursa Allah-u Zülcelâl ile arasını düzeltmeden, affedilmeden, ne yüzle ondan bir şey isteyecek?

Önce günahından ve isyanından tevbe edecek, Allah'tan af isteyecek, sulh yapacak, artık amel-i salih yapmaya niyet edecek, ondan sonra ondan bir şey isteyecek, öyle değil mi?

O zaman her gün ve gecede muhakkak kendi kendimize düşünmemiz lazım; “Bu günümde, bu gecemde ne yaptım? Vaktimi neyle geçirdim?”

Eğer salih amel yaptıysak Allah'a şükredeceğiz, “Allah hidayet etti, nasip etti de, ben bu salih amelleri yaptım” diye. Eğer günah ise, hata ise, o zaman tevbe edelim, istiğfarda bulunalım, “Allahım beni affet!” diye yalvaralım. Güzel amel yapmak için onun yardımını isteyelim.

Bu şekilde ömrümüzü geçirdiğimiz zaman inşaallah Allah-u Zülcelâl’in o bahsettiği hayırlı kişilerden olacağız. “Onlar Hayru’l-Beriyye’dir, yeryüzündeki en hayırlı insanlardır” diye bahsettiği kişiler olacağız inşaallah.

Ateşe Dayanabildiğin Kadar Günah İşle!

Her gün nefsimizle hesap görmemiz lazımdır. Biz günah işliyorsak da bu iş nefsimizdendir, hayırlı bir amel yaparsak da nefsimizle yapıyoruz demektir.

Bir Müslüman için en menfaatli zaman kendi nefsini itab ettiği zaman, azarladığı ve hesaba çektiği zamandır. Gafletle vaktimizi geçirdiğimiz zaman nefsin hoşuna gidiyor, değil mi? Hâlbuki nefsimizi hesaba çekmediğimiz zaman hep zararımıza olan zamanlardır.

Allah'ın rızasını kazanmayı arzu ederek nefsimizi hesaba çektiğimiz zaman, bu Allah'ın çok hoşuna gidiyor. Bu yüzden nefsimizi kötü bir ortak gibi hesaba çektiğimiz vakitler, en hayırlı ve menfaatli zamanlarımızdır.

Allah'ın dostları gündüz amel-i salih yapmadığı zaman, gafletle veya hatayla geçirdiği zaman, gece parmağını mumun üzerine tutuyor ve nefsine diyordu ki; “Dayan hadi! Dayanabiliyorsan günah ve gafletle zaman geçir, salih amel yapma! Yok, eğer dayanamıyorsan öyleyse gafleti bırak, amel yap!” Tabi nefis dayanamıyordu. O evliyalar bu şekilde kendi nefislerini yola getiriliyorlardı işte…

Onlara ibadet, ameli salih, din hizmeti lazımdı da, bize lazım değil mi? Hepimiz aynıyız, hepimiz Allah'ın kuluyuz! Onlara ne lazım idiyse bize de aynısı lazım. Önümüzde kabir var, mahşer var, hesap var, mizan var, çok sevaba ihtiyacımız var.

Fakat ne yazık ki insan, Allah'ın karşısında kendi zayıflığını unutuyor. Bu bizim başımızdaki büyük bir musibettir. İnsan mal ile, sıhhat ile, gençlik ile aldanıyor, bu zayıflığını unutuyor. Ayette buyuruyor:

“Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa, 28)

İnsan aslında çok zayıftır, fakat Allah'ın verdiği mal ve sıhhat ile kibirleniyor, ucb’e kapılıyor, yani kendini beğeniyor, zayıflığını unutuyor. Allah'ın verdiği malı ve sıhhati Allah'a isyan etmek için, günah için kullanıyor. Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Hayır! Şüphesiz insan, kendisini müstağni (yani Allah'a karşı ihtiyaçsız) görmesinden dolayı gerçekten (isyân ederek) haddini aşar!” (Alak, 6-7)

Demek ki insan kendini zengin gördüğü zaman şımarıyor, gaflete düşüyor, Allah'ı unutuyor. Ama Allah'ı unuttuğu zaman aslında kendi nefsini unutuyor insan. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyuruyor:

“(O inkârcılar) Allah’ı unuttular, Allah da kendi nefislerini unutturdu. Böyle kimseler gibi olmayın, onlar, yoldan çıkan kimselerdir.” (Haşr 19)

İnsan Allah’ı unuttuğu zaman, kendi nefsini de unutuyor. Bu ne demek? Allah’ı unuttuğu zaman, hep gafletle zamanını geçirdiği zaman, ahirette nefsine lazım olan amelleri işlemiyor, nefsinin cennetteki payını istemiyor. Cennete kendini müstahak etmiyor, yani cenneti kazanmaya çalışmıyor ve nefsini cehennemden korumuyor. İşte nefsini böyle unutuyor. O zaman bize lazım olan Allah'ın emirlerini dinlemek, tatbik etmek ve böylece kötü akıbetten kurtulmaktır.

Allah'ın Kullarına Tevbeyi Anlatın

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Kur'ân okunduğu zaman, hemen susup onu dinleyin, umulur ki, rahmete nâil olursunuz.” (Araf, 204)

Kuran okunduğu zaman dinleyin, ister siz okuyun, isterseniz bir başkası okusun, dinleyin ve sükût edin. O zaman umut edilir ki Allah size rahmet edecek…

Bir de Allah-u Zülcelâl bize emr-i maruf nehyi münker, yani iyiliği anlatma, tatbik edilmesini emretme, kötülüğe ise mani olmayı emretmiştir. Bize bunu hem emretmiş hem de tevbeyi anlatma yoluyla bunun yolunu da göstermiştir.

Çünkü bazı insanlar bir kenarda yaşıyorlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Allah onlardan ne isteyecek, ahirette onlara ne lazımdır, menfaatlerine olan şey nedir, bilmeden yaşıyorlar. Onlara tevbeyi anlatın, vekil iseniz tevbeyi verirsiniz, vekil değilseniz bir vekilin yanına götürürsünüz.

Bu şekilde emri bil maruf yaptığınız zaman bu yaptığınız, Allah-u Zülcelâl’in size rahmetle muamele etmesine vesiledir.

Bir evliya, bir gün bir cemaate nasihat ediyor, tıpkı bizim nasihat ettiğimiz gibi, sonunda da bir dua yapıyor. Duasında diyor ki: “Ya Rabbi bu cemaat içindeki en asi kulunu affu mağfiret et!”

Hemen cemaatin içinden bir kişi ayağa kalkıyor, diyor ki “Allah senden razı olsun! Bu cemaat içinde Allah'a en çok asi olan benim, bana ne güzel bir dua ettin.” Bu kişi ağlayarak tevbe ediyor, halini ıslah etmeye niyet ediyor.

O gece, o evliya rüyasında görüyor ki, Rabbi Teâlâ ona buyuruyor: “Senden razı oldum!”

Evliya soruyor: “Hangi amelimden dolayı razı oldun ya Rabbi!”

“Filan kulumla benim aramı düzelttin, sulh ettin, bunun için senden razı oldum!”

Bu bizim için de geçerlidir inşaallah. Yani bunda bizim için bir ders var, bir kişi geçmişte ne kadar günah yapmış olursa olsun, eğer biz tevbe etmesine vesile olursak bu Allah'ın bizden razı olmasına vesile oluyor.

Amel Sandıklarımız Açılacak!

Bilmemiz lazım ki senenin her bir günü, her gün yirmi dört saattir, her bir saat, bir sandık gibi, kıyamet gününde önümüze gelecektir. İster defter sahifesi gibi olsun, ister bir sandık olsun, önümüze gelecek ve açılacak.

Düşün ki kıyamet günü, o mahşer meydanında, herkesin ortasında senin sandığın açılacak ve ne amel işlediysen o ortaya çıkacak. Salih amel işlediysen o da çıkacak, günah ve gaflet işlediysen o da çıkacak.

Ne kadar endişe etsek azdır. İnsan bir çocuğun yanında bile olsa günahının ortaya çıkmasını ister mi? İster ki hep salih amelleri ortaya çıksın. Hatta bir fahişe bile olsa “Benim günahımı, hatamı görmesin,” ister ama o kıyamet gününde bütün insanlar önünde açılacak.

Bunların hepsini düşünmek lazım, kendi hesabımızı önce kendi nefsimizle görmemiz lazım. Allah bize bu tevbe nimetini vermiş, ne kadar büyük fırsattır.

Bak, bir düşün, bulûğ çağına erdiğin günden bu yana ne kadar günler ve saatler geçirdin. Allah'ın katında saklı ne kadar amel sandıkların var. Bunların ne kadarı sevaplarla, ne kadarı günahlarla doludur.

Siz, eğer ki tevbe alırsanız işte, velev ki o sandıkların hepsi günahla dolu olsa bile, Allah onların hepsini affedecektir hatta onları sevaba çevirecektir. Bakın Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede buyuruyor:

“Ancak tevbe eden ve iman edip, salih amel işleyenler müstesna! (Onlara azab edilmeyecektir.) Çünkü Allah Teâlâ bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah çok Ğafur ve Rahim’dir; (yani bağışlayan ve merhamet edendir).” (Furkan, 70)

Allah Azimuşşan, tevbe edenler için; “seyyiatlarını hasenada tebdil eder,” yani günahlarını sevaba çevirir, buyuruyor. Bu fırsat insanın elindeyken tevbe etmemek ne kadar yazıktır?!

Düşünün ki, nasuh, samimi tevbe ederseniz, tevbenizi bozmazsanız, salih ameller işlemeye başlarsanız, önceki işlediğiniz bütün günahlar sevaba dönüşecek. Bunun için insanların yanına gittiğiniz zaman herkese anlatın ki bu fırsatı kaçırmasınlar.

Şeytan’ın Figanı!

Tevbe insan için ne kadar büyük bir nimettir. Bir insan tevbe ettiği zaman şeytan öyle bir figan eder ki, bütün askerleri etrafına toplanır: “Ne oldu?” derler.

Lâin Şeytan der ki, “Görmüyor musunuz? Ne kadar uğraştık günah işletmek için ama o tevbe etti. Allah da onun günahlarını affetti, kötülüklerini iyiliğe çevirdi.”

Askerleri sorarlar: “Ne yapacağız şimdi?”

Şeytan onları etrafına toplar der ki: “Onu tevbesinden döndüreceğiz! Başka çaremiz yok!”

Askerleri tekrar sorar: “Bunu nasıl yapacağız?”

“Onun günahta ve gaflette ısrar eden arkadaşları, komşu veya akrabaları yok mu? İşte onlar vasıtasıyla onu tekrar günaha ve gaflete döndüreceğiz! Gidin onları dürtükleyin ki onu tevbeden çevirsinler…”

Bak nasıl yol gösteriyor lâin şeytan!

Hakikaten de ben görüyorum bazı gençler diyor ki, “Beni eski çevremden bırakmıyorlar.”

İşte şeytan dürtüyor onları. Şeytan gidiyor, o kişilere diyor ki: “Bak, arkadaşınız tevbe etti, gidin onun yanına, onu tevbeden döndürün!”

Daima iyi kişilerle birlikte olmamız lazım. Kötü kişilerle beraber olduğumuz zaman mutlaka ondan günah payı gelir bizlere, biz de onun gibi oluruz. Onun için tevbe ettiğimiz zaman bütün eski günah işleyen çevremizi terk etmemiz lazım, kendimize salih arkadaşlar edinmemiz, onlarla beraber sohbet yapmamız; Kuran, zikir, ibadetle meşgul olmamız lazım.

Bak, şeytan ne diyor, “Eğer onu tevbe etmeyen bir komşusu varsa, günahkâr bir arkadaşı, bir akrabası varsa, onlarla çevirin onu tevbeden.”

Bu bizim için ikazdır, kim olursa olsun bizi tevbeden geri döndürecek olan eski çevremizi bırakacağız, salih arkadaşlarla beraber olacağız. Eğer böyle yaparsak inşaallah iman eden ve salih amel işleyenlerden oluruz. Yani Allah-u Zülcelâl’in müjdelediği “yeryüzünün en hayırlı kişisi” diye methettiği kişilerden oluruz.

Nefsimize zulmetmeyelim, o bize Allah'ın emanetidir. Nefsimize uymak ve onun hoşuna giden günahları işlemek ona zulmetmektir. Çünkü sonunda ateşe girecek! Onu günahlardan korumamak ona zulmetmektir.

Allah-u Zülcelâl bizi nefisimizin eline bırakmasın, bizi hayırlarda kullansın, salih ameller nasip eylesin, inşaallah.


Sayı : 33
Büyük Kapak