İnsanlık Tarihine Geçen Büyük Kadınlar

Sayı : 51 / Mayıs 2016, Konu Başlığı : Tefekkür

Büyük kadınlar vardır tarihte, onlardan Allah-u Zülcelâl söz etmiş; Allah-u Zülcelâl’in Peygamberleri aleyhim selam onları övmüş, Allah-u Zülcelâl’in veli kulları onları anmış.

Onlar, değişim isteyen ya da bir değişimin ön saflarında yer alan kadınlardır.

Değişim istemek, insanî bir tutumdur. Ama her değişim bir değildir.

Kimi değişimler, haktan hakka doğrudur. Bu hak üzerinde olanın, daha ileri bir aşamaya geçmesi, Hakk katındaki derecesinin yükselmesi için gayrette bulunmasıdır.

Kimi değişimler, batıldan hakka doğrudur. Batıl yolda olanın tövbe edip yüzünü hakka çevirmesidir.

Kimi değişimler, Allah-u Zülcelâl muhafaza buyursun, haktan batıla doğrudur. Bu değişimin öncüsü şeytan aleyhillanedir.

Kimi değişimler, batıldan batıla doğrudur. Bu, kurtuluşu batılda arayacak kadar şeytan aleyhillaneye aldanmış olanların tercihidir.

Kadın için bu değişimlerin dördü de mümkündür.

Allah-u Zülcelâl’in veliye kulu kadınlar, haktan hakka doğru bir tercihte bulunmuşlardır. Onlar, hak içinde derecelerini yükseltmenin yolunu aramışlardır.

Öyle kadınlar da var ki koşullar onları batıla sürüklemiş ama onlar, batılı terk etmişler, hakka yönelmişler ve hak yolda durmadan gayret göstererek değişimlerini mertebelerini yükseltme yönünde gerçekleştirmişlerdir.

Allah-u Zülcelâl’ın veliye kulu kadınlar, değişim konusunda doğru tercihler yaparak insanlık tarihine geçmişler, insanlığın öncüleri arasında yer almışlardır.

İşte o öncü kadınlardan dördü:

Firavunun Sarayında Bir Veliye Kadın Hz. Asiye

Hz. Asiye, Firavun’un hanımıdır. Önünde bir saray hayatı vardır. Ama o değişim tercihini saray hayatına uymakla yapmadı, Rabbini unutmadı, haktan ayrılmadı. Allah-u Zülcelâl, onu kendi peygamberi Hz. Musa aleyhisselam’ın hayatta kalmasına vesile kıldı.

Onu övdü, Hz. Musa aleyhisselam’ın peygamberlik sürecinde adı anılanlardan kıldı ve insanlığın önüne örnek olarak koydu.

Allah-u Zülcelâl, Kur’an’ı Kerim’de “Firavun’un karısı” diye ondan söz etti. Allah-u Zülcelâl’in elçisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem, onun adının Asiye olduğunu bildirdi.

Hz. Asiye’nin dileği, zalim Firavun’un sevdiği bir kadın değil, Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanmış bir kadın olmaktı. Allah-u Zülcelâl, ona dilediğini verdi:

“Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını misal verdi. Hani o şöyle demişti: Ey Rabbim benim için katında cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun kötü işlerinden kurtar ve kurtar beni bu zalimler topluluğundan!” (Tahrim; 11)

Allah-u Zülcelâl’in elçisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem bu saliha kadını şöyle andı: “

“Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice Bintil Huveylid, Fatıma Binti Muhammed, Meryem Binti İmran, Firavun'un Zevcesi Âsiye Binti Muzahimdir.” (Ahmed B. Hanbel, c.1, s. 36; Hakim, Müstedrek, c. 2, s. 594)

Bir Peygamber Annesi: Hz. Meryem

Hz. Meryem, önünde dünyalıklar dururken kendisini Allah-u Zülcelâl’e adamış abide bir kızdı. Değişimi, pâk bir ailenin evladı iken batıla uymakta değil, haktan hakka yürüyüşte aradı, günlerini zikir ve ibadetle geçirdi.

Allah-u Zülcelâl, onun mertebesini yükseltti, ona Hz. İsa aleyhisselam’ın annesi olma mutluluğunu verdi. Hz. İsa aleyhisselam’ın peygamberlik sürecinde adı kıyamete kadar anılanlardan kıldı, insanlık tarihinin öncü kadınları arasına aldı ve insanlığın önüne örnek olarak yerleştirdi.

Allah-u Zülcelâl, kitabında onu şöyle anıyor:

“İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem'i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle âlem için bir ibret yaptık.” (Enbiya; 91)

“Melekler demişti ki: ‘Ey Meryem, Allah Seni seçti, temizledi ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı”. (Âl-i İmran; 42)

“Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (O’nun huzurunda) eğilenlerle beraber eğil!” (Âl-i İmran; 43)

Hz. Hatice Annemiz

O, Mekke’nin en zengin kadınlarındandı. Ama Mekke’nin zenginliğinin şatafatını seçmedi. Mekke’nin içinde tercihini doğruluktan yana, iyilikten yana yaptı, kendisine eş olarak Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’i seçti. Allah-u Zülcelâl, ona insanlığın önderinin yanında ilk yer alan kişi olma yüceliğini bahşetti. Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in peygamberlik başlangıcında ona büyük bir fazilet verdi, onu insanlığın öncüleri arasına aldı, insanlığın önüne örnek olarak koydu.

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem, vahyin ağırlığı karşısında onunla teselli buldu; Mekke’nin zorluklarına karşı koyarken onu son nefesine kadar yanında buldu.

Allah-u Zülcelâl, Hz. Hatice annemize ikramda bulundu, onu cennetine aldı.

Ebu Hüreyre radiyallahu anh anlatıyor: “Hz. Cebrail aleyhisselam, Resulullah aleyhissalatu vesselam'a gelerek:

Ey Allah'in Resulu, dedi. İşte Hatice geliyor. Beraberinde bir kab var, içerisinde katık -veya yiyecek veya içecek- mevcut. O yanınıza ulaştığı vakit, ona Rabbinden (ve benden) selam söyleyin ve onu gürültü ve yorgunluk bulunmayan cennette, içerisi oyulmuş inciden mamul bir evle müjdeleyin!” (Buhari, Menakıbu'l-Ensar 20; Müslim, Fezailu's-Sahabe 71,)

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem, onu ömrü boyunca andı. Onun faziletlerinden söz etti.

Rabiatül Adeviyye

Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in ümmetinin en faziletli kadınlarındandır. Tercihini haktan yana yapmış. Kendisini Allah-u Zülcelâl’e adamış. Kendisini Allah-u Zülcelâl’in dilediği gibi değiştirmiş. İhlasın en üst derecesiyle ibadet etmiş. Allah-u Zülcelâl’in katında sevilen bir kul olmaktan başka bir şey talep etmemiş, bir şey aramamıştır.

O, ibadetteki gayesini, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in gayesine benzetmek için uğraşmıştır.

Resulullah'ın ayakları şişinceye dek namaz kıldığı, Hz. Aişe radiyallahü anha’nın da: “Ey Allah'ın Resulü gelmiş ve geçmiş tüm günahların bağışlandığı halde, niçin böyle yapıyorsun?” diye hayretle sorduğu zaman, buna karşılık Hz. Peygamberin: “Ey Aişe! Ben çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdiği rivayet edilmiştir.

Rabiatül Adeviyye de “Şayet cennet ve cehennem olmasa hiçbir kimse Allah'a ibadet etmeyecek, hiçbir kimse O'ndan korkmayacak mıydı?” der.

Süfyanü's Sevri, Rabia'ya “Senin imanının özü nedir?” diye sorunca Rabia, ona şöyle cevap verir: “O'na ne cehenneminden korktuğum için ne de cenneti aşkına ibadet ediyorum. Böyle davranıp da kötü bir işçi gibi olmak ve ücret için O'na ibadet ediyor durumuna düşmemek isterim” der.

O, “İman edip salih ameller işleyenlere gelince Allah onlara sevgi armağan edecektir." (Meryem; 96) ayet-i kerimesini kavramış, yüce Allah’ın sevgisini kazanmak için ibadet etmiştir.

Hz. Rabia, Allah-u Zülcelâl’in “ ...Allah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler.” (Maide; 54) dediği kulların mertebesine çıkmayı hedeflemiştir.

O kullar ki karşılıklı sevgi ve hoşnutluk, onlarla Rableri arasındaki bağı oluşturmaktadır.

Kulun Rabbini sevmesi de ancak tadına varan birinin anlayabileceği bir nimettir. Allah-u Zülcelâl’in kullarından herhangi birine yönelik sevgisi, olağanüstü ve büyük bir vakadır.

Allah-u Zülcelâl’in kullarından herhangi birine yönelik sevgisi anlatılamayacak bir hâldir. Ama Allah-u Zülcelâl’i hakkıyla seven kullar, bunu ifade etmeyi başarmışlardır. Gerçek tasavvuf ehlinin yükseldiği kapı burasıdır.

Rabiatül Adeviyye bu sevgiyi ifade etmiş tasavvuf büyüklerindendir:

“Sen hoşnut ol da, koca hayat acılarla dolsun
Yeter ki sen hoşnut ol da, isterse tüm yaratıklar dargın olsun
Seninle aramız iyi olduktan sonra
Âlemler bozuk olsa ne çıkar?
Senin sevgin olduktan sonra, gerisi boştur.
Çünkü toprağın üstünde olan her şey topraktır.”


Asıl adı Rabia binti İsmail olan ama Rabiatü'l-Adeviyye ismiyle meşhur olan bu veliye kadın, ilmin, irfanın, faziletin, zühd ve takvanın zirvede olduğu bir dönemde yaşamış; o ilim, irfan, fazilet, zühd ve takva döneminin doruktaki isimlerinden biri olmuştur.

Miladi 714 yılında Basra’da doğmuş; 801’de Basra’da vefat etmiştir. Ailesinin dördüncü kızı olduğu için ona “Râbia” ismi verilmiştir.

Fakir bir ailenin kızıdır. Kays b. Adî kabilesinin âzatlı kölesi olduğundan Adeviyye veya Kaysiyye nisbeleriyle anılmıştır.

Rabiatü'l-Adeviyye, gecelerini ibadetle gündüzlerini oruçla geçirirdi. Ebu Süleyman ed-Daranî diyor ki: “Bir gece Rabia'da misafir olarak kaldım. Geceyi baştanbaşa ibadetle geçirdik. Sabaha yakın ben 'Bize bu imkânı bahşedene karşı vazifemiz ne olacak?' diye sordum. Rabia da ‘Yarın O'nun için oruç tutmak olacak' diye cevap verdi.”

Kendisini öylesine zikir ve ibadete vermişti ki evlenme tekliflerini dahi reddetmişti.

Basra'da günlük kazancı 80.000 dirhem olan Ebu Süleyman el-Haşimi isimli bir şahıs vardı. Basra ulemasıyla, evlenme konusunda istişarede bulundu. Basra uleması, ona Rabiatü'l-Adeviyye ile evlenmesini teklif ettiler. O da Rabia'ya mektup yazarak şöyle dedi: “Allah'a hamdden sonra benim dünya geliri olarak günde seksen bin dirhem gelirim var, az zaman sonra bunu yüz bin dirheme çıkaracağım. Size mehir olarak yüz bin dirhem vermeyi taahüt ediyorum. Lütfen bana cevap veriniz!”

Ömrü yoksulluk içinde geçen biri bu teklifi nasıl reddederdi ki? Ama yoksulca bir yaşam süren Rabia buna şu cevabı verdi:

“Allah'a hamd u senadan sonra, dünyada zühd, kalb ve beden rahatıyladır. Dünyaya rağbet üzüntü ve keder getirir. Mektubum sana geldiği vakit o, azığın ve ahiret için de öncün olsun. Tavsiyeni başkası için değil, nefsin için yap. Bütün zamanını oruçlu geçir, iftarın ölümün olsun. Allah sana verdiği nimetin kat katını bana verdi de, onlar beni göz açıp kapayıncaya kadar ancak meşgul ediyorlar vesselam.”

“Amellerimden biri başkası tarafından görülse onu yapılmamış sayarım,” diyen Hz. Rabia, ihlasın simgelerinden bir simge olarak Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem’in önde gidenleri arasında yer aldı.

Ve bugün neden Hz. Rabia’nın yolunda giden kadınlar bulunmasın? Kadınlar, kendilerini neden Allah-u Zülcelâl’e adamasın? Kadın değişim isterken neden hakka doğru yürüyerek ve hak yolda mertebeler isteyerek yükselmeyi dilemesin?


Sayı : 51
Büyük Kapak