Çocuğa Kural Koymanın Önemi

Sayı : 53 / Temmuz 2016, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Evet hepimizin amacı aynı ‘mükemmel anne baba olabilmek.’ Bu amacımıza ulaşmak için de çocuğumuza yaklaşımımızın da mükemmel olmasını istiyoruz. Bu nedenle de özellikle çalışan anne babalarsak çocuğumuzla geçireceğimiz vakit çok kısıtlı olduğu için o zaman diliminde de çocuğumuza kısıtlamalar getirmek, çocuğumuzu da kendimizi de mutsuz edebilir, diye endişe duyabiliyoruz.

Sınır koyma konusunda bu endişelerimiz doğru mu? Cevap; hayır. Asıl sıkıntı sınır koyamamak. Her konuda özgür olan çocuk, nerede ve ne zaman durması gerektiğini de bilemez. Bu durum da onları farkında olmasak bile yanlış kararlara, kötü arkadaş ilişkilerine itebilir. Biz ebeveyn olarak dikkatli, özverili ve sevgi dolu olmalıyız.

Çocuklar kendilerine çizmiş olduğumuz makul ve olumlu sınırlarla çevresinde olup bitenleri daha iyi anlayabilir. Çocuklar için ebeveyn tarafından sınırların belirlenmesi psikolojik ve gelişimsel bir ihtiyaçtır. Bizim görevimiz çocuğumuzun ihtiyaçlarını karşılamak olduğuna göre, sınırları belirlemezsek ihtiyaçlarını da karşılamamış oluruz. Fark etmeden yaptığımız bir ihmal, çocuklarda çok büyük sıkıntılara yol açabilir. Anne baba her zaman dikkatli olmalıdır.

Çocuklarımız bizim için çok kıymetlidir. Onlar bize en güzel emanet. Bizim önceliğimiz Allah'ın bize sunduğu bu armağan için önceliklerimizi belirleyebilmek.

Telefonda konuşurken, internette sosyal medyada fotoğraf beğenirken çocuğumuz bizim etrafımızda dikkatimizi çekmek için şımarıklıklar yapıyorsa;

Onu duymadığımızda küçücük elleriyle yanaklarımızı kendi göz hizalarına çevirmeye çalışıyorsa;

Bilerek ya da bilmeden yere bir şey attığında, oyuncağını kırdığında korku ve mahcup bir halde bizim tepkimizi merak ediyorsa;

Biz arkadaşımızla sohbet ederken “anne” diye defalarca sesleniyorsa ve biz “Bir dakika, ne istiyorsun? Bir dur,” diye, arkadaşımıza ayıp olacağını düşünüp çocuğumuza ayıp olacağını düşünmüyorsak;

Çok sevdiğimiz annemizden armağan kristal bardağımızı kırdı diye çocuğumuzu kırmaktan kaçınmıyorsak;

Duvarımıza kendi hayal dünyalarını çizdiği için ona bağırıp özgüvenini kaybettirdiysek;

Çocuğumuzla alakalı olmayan bir durum bizi sinir ettiyse ve biz hiç acımadan o sinirle çocuğumuza bağırdıysak ya da -tahammül edemediğim- şiddet uygulayabildiysek;

Aile içinde tartıştığımızda “komşular duymasın, bir şey derler,” diye düşünüp çocuğumuzun beynini zehirlemeye utanmıyorsak,

O minicik bedenini kavgaya alıştırıyorsak, onun yanında utanmadan tartışabiliyorsak ve bunun önlemini almıyorsak, çocuğumuz ürkek gözlerle bizi izliyorsa onda açacağımız yaraların farkında bile değilsek,

İşte o zaman iyi anne baba olamayız!

Hep eksik kalır bir şeyler. O yüzden bizler önce evladımızın bizim sorumluluğumuzda olduğunu, her türlü ihtiyacını karşılamamız gerektiğini ve onu doğru yolda yetiştirmek adına da önlemler ve sınırlamalar getirmemiz gerektiğini bilmeliyiz.

Şöyle ki; çocuklarımıza sınırlamalar getirdiğimizde kötü olmayız. Çocuklar ancak sınırlar olduğunda kendini güvende hissedebilir. Örneğin; siz bir öğretmensiniz ve elinizde bir program yok, hangi sınıfa ve hangi konuyu anlatacağınızı bilmeden doğaçlama sınıflara giriyorsunuz. Ne hissedersiniz? Kendinizi güvende hisseder misiniz? Çocuklara verimli olduğunu hisseder misiniz? Karmaşıklığa kapılırsınız belki de değil mi? Çocuklar da öyledir. Sınırlar olmazsa kendilerini kaybolmuş gibi hissederler.

Çocukların erken yaşlarda sınırlarla karşılaşması sadece güvende olma ihtiyacını karşılamaz aynı zamanda çocukların sosyal becerilerinin gelişmesine de yardımcı olur. Yerinde sınırlar konularak büyütülen çocuklar okula da arkadaşlarına da kısaca sosyal hayata daha fazla uyum sağlar. Eğer çocuğumuza sınır koymazsak onaylamadığımız bir davranışı yapmasına izin verirsek o davranışın yanlış olduğunu öğrenme şansı da sunamayız.

Çocuklar sınır konulduğunda alternatiflere daha açık olurlar, anne babanın sunduğu alternatiflerden birini seçmesini gerektiğini bilirler. Bu deneyimle çocukta en önemli özelliklerden biri olan sorumluluk duygusunu geliştirmiş oluruz.

Sınırları olan bir ailede yetişmek büyük avantajdır. Anne baba kendi görevlerini bilirler. Rol çatışmasına, güç ve gereksiz yere otorite yarışına girip Kâbe yıkmak gibi olan kalpleri de kırmazlar. Kimse kimseye rastgele davranamaz. Dolayısıyla, kimse sana rastgele davranamaz, sen de kimseye rastgele davranamazsın. Başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin kendine has sınırları vardır.

Özgürlük alanlarımız olduğu gibi sınırlılık alanlarımız da vardır. Bizim isteklerimiz taviz verdiklerimiz olduğu gibi karşı tarafında istekleri olacaktır. Herkes birbirinin sınırına dikkat etmeli öyleyse. Kurallar herkes içindir bu da herkesi eşit ve değerli kılar.

Kuralların hakim olduğu ortamlarda, ayrıcalık diye bir şey olmaz. Dinimizin emrettiği gibi “dosdoğru ol” bu adımları geçmeden olmuyor.

Gelelim çocuklarımıza; doğru sınırlamaların olduğu bir ailede büyüyen bir çocuk mutlu ve huzurlu olur. Ne şanslıdır o çocuk.

Kurallarımız Nasıl Olmalı?

Peki bu kuralları uygularken neler yapmalıyız:

Kurallar çocuğumuzun yaşına ve gelişimine uygun olmalıdır. Kural sayıları da sınırlı olmalıdır mesela yaşı kadar kural koyabiliriz.

Kural koyarken, çocuğumuzun görüşünü de almalıyız. Sonuçta kurallar her iki tarafı da ilgilendiriyor. Ebeveynin kafasına göre kural koyması çocuğa bir katkı sağlamaz aksine güvenini zedeler.

Kuralların nedeni açıklamalıyız; belli bir mantık çerçevesine uymalı. Çocuk kurala inanmalı ki inandırıcılık düzeyiyle doğru orantıda kurala saygı gösterebilsin.

Kurallara uymada tutarlı davranmalıyız ruh halimize, ya da ortama göre değişmemeli. Kurallara uyulduğunda ne olacak, uyulmadığında ne olacak bunlar yaşına uygun açıklanmalı.

Kurallara uymadığında neler yapabiliriz onu da konuşalım yeri gelmişken; kimi zaman görmezden gelme, kimi zaman küçük hatırlatmalar, kimi zaman da suçlamadan, “Neden kurala uyulmadı?” diye konuşmalar yapıp onun da açıklama yapmasına izin vermek.

Belki de biz hata yapmış olabiliriz. Sonuçta koyduğumuz kural çocuğumuza uymamış olabilir. İhtiyacı karşılamayan ya da çocuğumuza hiçbir fayda sağlamayan kuralı değiştirebilmeliyiz, tabu olmamalı bu.

Ne söylersek söyleyelim çocuğumuzla göz hizasında olmaya özen göstermeliyiz

Çocuğumuza kuralları anlatırken tatlı ve uygun ses tonunda söylemeliyiz. Kızgın veya sert, baskıcı bir tavır çocuğumuzda öfke duygusunun oluşmasına neden olabilir.

Kurallarla ilgili net olmamız da önemli.

Net olmak demek, kızgın ve öfkeli olmak demek değildir.

Net olmak sert olmak değildir

Net olmak baskıcı olmak değildir

Net olmak bağırarak söylemek de değildir. Sadece sakin bir halde çocuğun gözlerine bakarak söylenmesi gereken şeyi söylememizdir, o kadar.

Çocuğumuza sözümüzü dinletemediğimizde asıl kızdığımız onun dinlememesi mi, yoksa biz sözümüzü dinletemediğimiz için kendi ego tatminsizliğimiz mi?

Bunun sonucu oluşan kızgınlığımızı ona yansıtma durumumuz nasıl olmalı? Bu konuda kendimize dürüst olmalıyız, ne zaman çocuğumuza, ne zaman kendimize kızıyoruz?

Kuran-ı Kerim “Oku!” emriyle başlıyor. Çok okumamız, çok farkındalıklı olmamız, Allah-u Zülcelâl’in biz insanlara verdiği özellikleri en doğru şekilde kullanmamız kulluğumuzun bir gereği.

Sonuç olarak; kurallar koyacaksak çocuğumuzla ilişkimizi tamamen olumlu bir zemine oturtmalıyız. Bu zeminin oluşmasını da biz belirleyebiliriz.

Çocuklarımız bizim asla kopyamız olmak zorunda değil olmamalı da, o başka bir birey. Ufak çatışmalar çocuğumuzun kişilik gelişiminin bir parçası; saygı duyup sakince izlemeliyiz. Hakkaniyetli düzgün anne baba olabilmek dünyanın en büyük statüsü.

Çocukluk kapısı bir kapandığında bir daha da açılmıyor bunu sürekli kendimize hatırlatalım. O çocukluk bir daha gelmeyecek.


Sayı : 53
Büyük Kapak