“Çocuklar Hayatın Dışına İtiliyor”

Sayı : 7 / Eylül 2012, Konu Başlığı : Röportaj

Eğitime hanım şefkati ve hassasiyetiyle nazar etmek… Hem de bir edebiyatçı hanım; dahası eğitimle ilgili fikirleri olan, adeta bir sosyolog gibi toplumla ilgilenen bir edebiyatçı hanımın, yılların tecrübesinden süzülüp gelen fikirleriyle bakmak…

Eğitimci, edebiyatçı Ayla Ağabegüm hanımefendiyle söyleşmekteki maksadımız buydu. Yanılmamıştık. Üsküdar’daki evinde çayımızı yudumlayıp enfes böreğinden tadarken tadına doyulmaz bir sohbet yaptık.

İslamî Hayat: Ayla hanım, önce teşekkür ederiz bize evinizin ve gönlünüzün kapılarını açtığınız için. Siz Türk Edebiyatı dergisinde Öğretmenin Günlüğü adı altında köşe yazıları yazıyordunuz. Bize bunun hikayesini anlatır mısınız?

Ayla Ağabegüm:
O sırada Ahmet Taşgetiren dergimizin yazı işleri müdürüydü. Ben okuldan gelip öğrencilerimle yaşadıklarımı anlatıyorum … Bana dedi ki “Ayla Hanım bu anlattıklarınızı yazın” Öğretmenin Günlüğü köşe yazıları böyle başladı.

İslamî Hayat: Siz bir süre o dergide yazı işleri müdürüydünüz. Öyle değil mi?

Ayla Ağabegüm:
Tabi ki Ahmet Kabaklı hocamızın olduğu yerde benim müdür olmam söz konusu değil. Ben orada icap ederse çay bardaklarını da yıkardım. Zaten her şeyi birlikte yapardık. Pek öyle parası filan olmayan bir dergiydi. Ahmet Kabaklı hocam bana dedi ki “Senin adını yazalım ki, burada herkesin görevi belli olsun” O bizi çok desteklerdi. İlk zamanlar benim daktilom yoktu. Benim el yazısıyla yazdığım yazımı bizzat Ahmet Kabaklı daktilo etmişti. Tabi ben utanmıştım ve artık bir daktilo almam gerektiğini anlamıştım.

İslamî Hayat: Ne kadar güzel bir şey gençlere böyle destek vermesi… Genellikle muhafazakâr camiada kadınların desteklenmediği ileri sürülür. Hâlbuki siz farklı bir hikaye anlatıyorsunuz. Türk Edebiyatı dergisi maneviyatçı bir anlayışa sahipti öyle değil mi?

Ayla Ağabegüm:
Sadece muhafazakâr camiada değil, diğer gazete ve dergilerde de kadınlar alt kademelerde çalıştırılır genellikle. Ahmet Kabaklı hocamız öyle bir insan değildi. Benden önce de Sevinç Çokum aynı görevi yapmıştı. Dediğiniz gibi inançlı insanların hanımlara değer vermesi, diğer kesimleri şaşırtıyordu. Yıllar önce bir Aile Şurasına katılmıştım, orada tabi, laik ve feminist kesimlerden kişiler de vardı. Ben çeşitli konularda söz alıp fikir beyan ediyorum. Hatta sordular “Siz sosyolog musunuz?” diye. Sonra ben söyleyince “Ben Türk edebiyatı dergisinden katılıyorum, yazı işleri müdürüyüm” diye, onlara da ilginç gelmişti; muhafazakâr camiada bir kadının müdür olması. Kadın olmak erkek olmak önemli değil; bunlar Allah'ın bize verdiği, yaratılıştan gelme bir özellik. Bizim inancımıza göre herkesin değeri, ürettiği hizmetiyle ölçülür. Biz hiçbir zaman hizmet etmeyi küçük görmezdik. Mesela ben dergiye gelen misafirlere ikram etmek için, evde börek filan yapar, götürürdüm.

İslamî Hayat: Bu biraz da ikram etmeyi sevmenizden kaynaklanıyor herhalde.

Ayla Ağabegüm:
Ama o ikramlar hatırlanıyor. Şimdi mesela, sadece “O gün şunu anlatmıştınız” demiyorlar “O gün şunu ikram etmiştiniz” diyorlar. Şimdi ise o değerlerimiz kalmadı. İnsanlar “Dışarıda buluşalım” diyorlar. “Zahmet olmasın, iş çıkmasın” diye düşünülüyor. Evin bereketi ve samimiyeti önemsenmiyor. Yakın dostlarla ve akrabalarla olan ilişkiler zayıflıyor.

“Duygusuz, Robot Gibi Bir Nesil”
İslamî Hayat: Peki, bu hayat tarzı insanlara nasıl tesir ediyor?

Ayla Ağabegüm:
Tabi ki bu çeşit ilişki tarzında dostluklar derinleşmiyor, duygular gelişmiyor. Benim çocukluğumda aile içinde eğitim çok önemliydi. Mesela ben ilkokula giderken bir tane Armağan adlı çocuk dergisi vardı, şiirler vesaire olurdu. Onun dışında o kadar çok imkânımız yoktu. Ama ailemizde birçok öğretmen vardı. Hayatım daha çok büyükler arasında geçerdi. Sohbetleri dinlerken çok kültür edinme imkânımız olurdu. Rahmetli babam şiiri çok severdi. Rıza Tevfiğin duygulu şiirlerini okurdu. O dinî bir öğüt vereceği zaman doğrudan “Bu günah, şu sevap” demeden önce onunla ilgili bir kıssa anlatırdı. O kültür ortamı içinde farkında olmadan eğitilirdik.

İslamî Hayat: Bize biraz öğrencilik yıllarınızdan bahseder misiniz?

Ayla Ağabegüm:
Bizim üzerimizde çok hakkı olan, çok iyi hocalarımız vardı. Devrin Elazığ’ını düşünün. Bizim bir fizik hocamız vardı, en düşük notu beşti. Zayıf notla korkutmazdı, sevdirerek çalıştırırdı. Evinin kapısı herkese açıktı, dersi zayıf olanlara evinde özel ders verirdi. Bunun yanında edebiyat öğretmenimiz vardı, Necip Fazıl’ı okuturdu bize. Bize böyle küçük küçük kitaplar getirirdi, divan şiiri, halk şiiri, 17. Yüzyıl 18. Yüzyıl, Bâkî divanı, filan… Edebiyatı sevenlerle kurs yapardı, katılmak mecburi değildi, isteyen katılırdı. Hoca şiirin bir mısrasını söyleyince biz hemen bulurduk. Böyle hocalarınız olduğu zaman, tabi, siz de ilerde hoca olduğunuz takdirde, onlar gibi olmak istersiniz. Onlar sizin örneğinizdir. Hem öğretmenliği sevmenize de etki eder. Tabi bizim öğretmenlerimiz arasında da, Anadolu’da hizmet etmeyi küçük gören, Anadolu insanına tepeden bakanlar vardı. Benim annem İstanbullu olduğu için benim telaffuzum düzgündü, fazla ezilmezdim. Hatta bazı öğretmenlerin halkı küçük görmesine tahammül gösteremeyip tepki gösterdiğim olmuştur.

İslamî Hayat: Peki bugünkü eğitim sistemini nasıl buluyorsunuz? Çocuklarımız kültür ediniyor mu? Sınav hazırlığı, okulla dershane arasında koşuşturma içinde gerçekten tahsil görüyorlar mı?

Ayla Ağabegüm:
İnsan edebiyat okumadan, tarihini gerçek manada anlamadan, kültürünü edinmeden okuyunca; tabi ki sınavları kazanabilir, meslek edinebilir, hatta başarılı da olabilir. Ama o kültür boşluğu sebebiyle duygu yönü eksik olacaktır ve insanî yönden bunun eksikliği hep hissedilecektir. Bir nevi robot gibi yetişecektir. Katı kurallar içinde, soruları cevapla, ona cevap ver, buna cevap ver ama bir şey yaşamıyor, bir şey hissetmiyor. Hayatı tanımadan, hüzünleri, acıları, umudu, sevinci duymadan… Bizler oyunumuzu da oynadık, masal da dinledik, şiir de okuduk, gezmeye de gittik, evdeki o atmosferi de tattık. Bugün aileler çocuğu, ders çalışsın diye hayatın dışına itiyor. Bu da çocuğu çocuk olmaktan çıkarıyor. Bu Allah'ın yaratışına da aykırı. Çünkü her yaşın bir özelliği var. O özellikleri yaşamadan, birden bire hayatın içine bırakılıvermek… Bu biraz da şuna benziyor: bir bitkiyi güneş görmeyen bir yere koyarsanız, o güneşe ulaşmak için sürekli uzar, uzar, ama çiçek açmaz. Görünüşte çok gelişmiştir ama çiçek açamamıştır. Bunun gibi günümüzde de bazı insanlar, belki başarılı oluyor ama yaratılış gayesine ulaşmış mı? Yaratılışındaki güzelliği ortaya koyabilmiş mi? Eskiden biz bir insanın yazılarını okurduk ve onu gözümüzde büyütürdük. Şimdi televizyon var, internet var, herkes göz önünde… Onun kibrini, incelikten uzak hal ve hareketlerini hemen görebiliyorsunuz. Doğrusu ben buna üzülüyorum. Benim komşum bir hata yapabilir, ben onu hoş görürüm. “Bilmiyordur, zamanla öğrenecektir” derim. Ama toplum önünde olan kişiler öyle değil. Onlar topluma örnek teşkil ederler. Madem oraya gelmişsin, onun sorumluluğunu taşımalısın. Eğitim işte bunları da kazandırmalı.

“Anne Terbiyesi Çok Mühim”

İslamî Hayat: Sizin anneniz terbiyeye çok önem verirmiş öyle değil mi? Sizi okur eleştirir, düzeltirmiş. Siz uzun zaman annenizle birlikte yaşadınız. Aile içindeki eğitim için ne söylemek istersiniz. Annenin verdiği eğitim hakkında…

Ayla Ağabegüm:
Annem İstanbullu bir hanımdı, çok titizdi. Gerçi Anadolu insanı da öyledir. Belki kurallar biraz değişebilir. Ama sevgi, saygı, merhamet, iyilik, misafirperverlik gibi bütün değerler aynıdır, hatta daha da yoğun yaşanır. İstanbul hanımefendisi, beyefendisi deyince tabi ki, o devirde daha da incelikli davranan, daha dikkatli bir insandı, annem. Mesela alışverişten dönünce paketlerin altı temiz değil diye masa üzerine koydurmazdı. O zaman bana çok zor gelirdi onun kurallarına uymak. Hatta çocukluk çağımda hatırlarım “Keşke annem okuma yazması olmayan bir köylü olsaydı” dediğimi. Ama şimdi beni iyi yetiştirdiği için şükran duyuyorum, tabi ki. Eskiden İstanbul’da olsun, Anadolu da olsun annelerin evlatlarına terbiye vermesi çok önemliydi. Bu terbiye bize çok şey kazandırırdı. Bugün mesela bakıyorsunuz birileri çıkıyor “Eskiden biz tesettürümüzle Bağdat caddesinde dolaşamazdık, alışveriş yapamazdık, bir yere gidip kahve içemezdik. Artık yapabiliyoruz” diyor. Peki ama senin bunu yapman İslam terbiyesine ne kadar uygun? Kıyafetlerde hatta başörtülerde bile yabancı lisanla yazılar… Hal ve tavırlarda İslam terbiyesini göremiyoruz artık. Çünkü aile içindeki o terbiye anlayışını kaybettik.

İslamî Hayat: Babanız nasıl bir insandı?

Ayla Ağabegüm:
Ben ortaokul sıralarında kaybettim babamı. Babam şikâyeti sevmeyen, mücadeleci bir insandı. Ben de biraz babama çekmişim, hep mücadele içinde oldum.

İslamî Hayat: Evet, ben sizin mücadeleci kişiliğinizi biraz biliyorum. Televizyonlardaki, reklamlardaki olumsuz sahnelerle mücadelenizi… Biraz bunlardan bahseder misiniz?

Ayla Ağabegüm:
Bizler bugün çok rehavete kapıldık, mücadeleyi bıraktık. Halbuki ben tek başıma bir reklamı yayından kaldırdığımı bilirim. Bir firma, gazetelere verdiği reklamda, etekleri uçuşan gecelikli bir kadın resmi kullanmıştı. Firmaya telefon açtım “Yarın sizin ürününüzü İstanbul’ un en kalabalık meydanında yakarak imha edeceğim, protesto gösterisi yapacağım” diye. Ertesi gün reklam çekilmişti. Ama ben yalnız bırakıldım. Biraz iktidar olmanın yan tesiri olarak görüyorum. “Baştakiler bizden, o yüzden ses çıkarmayalım” diye düşünülüyor. Mesela o malum diziye sponsor olan firmaları tek tek aradım, “Nasıl böyle bir diziye destek verirsiniz” diye, ama benden başka kimse yapmadı. Belkıs (İbrahimhakkıoğlu)ile imza toplamak için meydana çıktık, baktım başörtülü hanımlar imza vermeden geçip gidiyorlar. Artık yoruldum, tek başıma uğraşamıyorum. Düşünüyorum da, biz gençken okurduk ve okuduğumuz şey üzerine düşünürdük, güzel şeyleri de uygulamaya çalışırdık. Şimdi insanlar okuyor, ama ona etki etmiyor. Bu yüzden bazen ümitsizliğe düşüyorum. Biz yazıyoruz da acaba uygulanıyor mu diye…

“Dünyevileşme Bizi de Etkiliyor”

İslamî Hayat: Bence ümitsizliğe düşmeyin. Mutlaka tesir ediyor. Bir nesil sizlerin yazdıklarıyla yetişti. Çok daha baskın araçlara sahip olan modern kültür karşısında hala direnebiliyorsak bu sizlerin gayretleriniz sayesinde oldu.

Ayla Ağabegüm:
Öyle mi diyorsunuz. Böyle düşünmenize sevindim. Doğrusu ben bakıyorum “Biz eleştiriyoruz ama yine eleştirdiğimiz şeyler olmaya devam ediyor” diye üzülüyorum. Galiba çok daha çabuk sonuç almak istediğim için. Çünkü değerlerimizin elimizden kayıp gittiğini görüyorum. Bir daha o eski, güzel günlere dönebilecek miyiz, bunun tereddütünü yaşadığım için endişe ediyorum. Dediğiniz gibi karşımızdaki kültür o kadar güçlü ve baskın ki… Dünyevileşme bizi de etkiliyor. Önde gelenlerimizi, gazetelerimizi… Bir bakıyorsunuz gittikleri mekanlar aynı… Tatil yerlerine kadar her şeyleriyle aynı hale geliyor…

İslamî Hayat: Hocam acaba görünürlük problemi mi var? O eski değerleri yaşatanlar görünmüyor. Mesela birileri pahalı mekânlarda iftar verince, tatil yapınca görünüyor. Ama bir sürü kişi hala anne babasının elini öpmeye gidiyor, o görünmüyor.

Ayla Ağabegüm:
Evet, işte bu yüzden farklı bir kültür ortaya çıkıyor. İyi olan görünmüyor, öteki görüne görüne model haline geliyor. Tesettürde de öyle değil mi? Mesela birçok kişi tesettürüne çok güzel riayet ediyor, İslamî ölçülere uygun, sade ve ciddi giyiniyor. Ama ortalıkta, medyada, çarşılarda görünenlerin çoğu tesettür modasına uyan kişiler olunca, zamanla örnek haline geliyor. Gençler de bu sefer bakıyorlar ‘herkes böyle’ diye onları örnek alıyorlar. Yalnız tesettürde değil, her şeyde böyle…

İslamî Hayat: Sohbetinize doyum olmuyor. Biz sizi tekrar rahatsız edeceğiz inşallah. Dergimize yazmanızı da çok istiyoruz.

Ayla Ağabegüm:
Hay hay, ben de çok isterim. Yayın hayatınızda başarılar dilerim. Çok sevindim böyle bir derginin yayınlanmasına…


Sayı : 7
Büyük Kapak