Çocuklara Ahiret İnancını Aşılamalıyız

Sayı : 64 / Haziran 2017, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Çocuklar hayatta her şeyi anne babalarından öğrenirler. En çok da hayatın neyle manalı ve değerli olacağını, en çok nelere değer verilmesi gerektiğini anne babalarından örnek alarak modellerler.

Unutmamalıyız ki çocuklar, bu dünyaya gözlerini açtıkları andan itibaren anne babalarının terbiyesi ile şekil almaya başlarlar. İslam itikadımıza göre her çocuk bu dünyaya bomboş bir sayfa gibi temiz bir halde gelir. Çocukların doğuştan getirdiği bir kötülük veya günahkarlık söz konusu değildir.

Çocuklar nefsani davranışları gördükleri zaman taklit ederek öğrenmeye eğilimlidirler. Zamanla da bu nefsani kötülüklere alışırlar ve vicdanları paslanır.

Bu sebeple anne babaların çocuklarını yetiştirirken çok dikkatli olması gerekir. Onların yanında konuşmalarımız ve davranışlarımız onların ruhunda bir tesir bırakmaktadır. Onlar sürekli bizi izlemekte ve birçok şeyi farkına varmadan öğrenmektedirler.

Anne babaların farkına varmadan çocuklarına kötü örnek oldukları konuların başında dünya sevgisi gelir. Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır. Dünyanın zevk, kazanç ve başarılarını tutkuyla sevmek, insanı ilk olarak şüpheli ve mekruhlara sonra da harama sürükler.
Hz. Enes radıyallahu anh Peygamberimizden rivayetle şöyle anlatıyor: "Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar."(Ebû Dâvud, Edep 125, (5150)

İnsan dünya hayatının geçici olduğunu düşünüp, ahireti tefekkür etmezse, arzu duyduğu şeyleri elde etmek uğruna ahiretine zararlı şeylerden çekinmez olur. Bu durumda iki dünyasında da rezil olur.

Halbuki Allah-u Zülcelâl insanı asıl “ahiret hayatı” için yaratmıştır. Rabbimiz insana ebedi yaşayan bir ruh nefhetmiştir. Bu sebepledir ki insan, ölümü kendine hiç kondurmaz, ebediyen yaşamak ister. Ancak bu dünyada sonsuza kadar yaşamak mümkün değildir.

Ebedi hayat ancak ahirette mümkün olacaktır. Bu sebepledir ki bir ayet-i kerimede “asıl hayatın ahiret hayatı olduğu, dünya hayatının ona nazaran adeta oyun ve oyalanma gibi olduğu” bildirilmiştir:

“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.”(Ankebut; 64)

Ayette dünya hayatının oyuna benzetilmiş olması çok hikmetlidir. Oyun zevki, nasıl ki çocuklara gerçek vazifelerini unutturuyorsa dünya nimetleri için yarışmak da öyle bizlere ahirette sorulacak vazifeleri unutturmaktadır. Halbuki dünya bir otun yeşerip sonra sararması gibi hızla elden çıkıp gidecektir. Allah-u Zülcelâl dünya hayatını oyuna benzetiyor:

“Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.” (Hadid; 20)

Ahiret hayatı yanında bu dünyadaki hayat ancak tadımlık bir lezzettir. Hatta akıllı kişi o lezzeti bile almaz, önündeki hesabı düşerek, “Acaba sonum ne olacak? Acaba Rabbim benden razı mıdır?” diye hüzünlenir ve endişe eder. Ancak bu dünyadan son nefeste iman üzere çıkıp giderse selamete kavuşur, huzura erer. Adeta bir zindandan çıkıp hürriyete kavuşmuş gibi rahatlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buna işaret ederek: “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” (Müslim, Zühd, 1; Tirmizî, Zühd, 16) buyurmuştur.

Dünya Hazırlık Yeri

Müminler Kur'an-ı Kerim sayesinde dünya hayatına basiretle bakarlar ve görürler ki bu hayat geçici, sonunda ölüm var. Ama ölüm de son değil aksine asıl hayatın başlangıcı. Sonsuz bir hayata açılan bir geçit adeta. İşte salih bir mümin, daima o geçitten geçip varacağı ebedi ahiret hayatını esas alır, dünyayı ise sadece bir hazırlanma yeri olarak kabul eder.

Dünyadayken Allah'ın rızasını kazanma çabası içinde olan kişi, bu çabasının mükafatına kavuşur ve rahatlar. Artık ahiret gününde ona korku ve üzüntü yoktur.

Bu geçici dünyadan keyif almak ise ahireti inkar edenlere mahsus bir akılsızlıktır. Kâfirler için ölüm mutlak bir sondur, ellerindeki tek şey bu geçici dünya hayatıdır. Ölümden sonra başlayacak hayattan haber veren peygamberlere ve kitaplara kulak tıkayıp, sadece elindeki bu peşin dünya hayatını zevkli bir şekilde geçirmeye bakar.

Helal haram tanımadığı için, kul hakkı nedir bilmediği için dünya nimetlerini elde etmek adına başkalarına haksızlık yapar, zulmeder. Görünüşte canının istediği gibi yaşar, keyifli bir hayat sürer. Sanki cennette gibidir. Ama ölüm gelip çatınca yaptıklarının cezasını çekmek üzere ebedi azaba çarpıtılacaktır.

İşte mümin ile kafirin dünya hayatına bakışı böyledir. Öyleyse bizim dünya hayatına bakışımız bunlardan hangisine benziyor?

Çocuklarımız bizden nasıl bir örnek görüyor?

Çocuklarımıza ne kadar öğüt versek de onlar asıl bizde gördükleri hareketleri örnek alacaklardır. Peygamber Efendimiz çok nasihat etmese de haliyle örnek olurdu. Genç sahabelerden Abdullah bin Mes’ûd radıyallâhu anhu şöyle anlatıyor:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Efendimiz uyandığında, o hasır, mübârek vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz: “Yâ Rasûlâllah! Sizin için bir döşek edinsek?!” dedik.
“Benim dünya ile ne alâkam var ki? Ben bu dünyada, bir ağacın altında gölgelenen, sonra da bineğine binip orayı terk eden bir yolcu gibiyim.” buyurdular. (Tirmizî, Zühd, 44/2377)

Abdullah ibn-i Mesud radıyallahu anh da Peygamberimizi örnek alarak hayatını Kur'an-ı Kerim okutmaya ve fıkıh öğretmeye adadı.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, İslam’ı tebliğ etmek için dünya işlerini bıraktı; yoksulluğa razı oldu. Doğup büyüdüğü memleketini bıraktı, hicret etti. Ailesiyle ve ashabıyla beraber yokluğa sabretti. Onun hali ashabına da örnek oldu, onlar da İslam'ı kıtalara ulaştırmak için hayatlarını feda ettiler.

Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam aynı zamanda çocuk ve gençlere nasihat etmekten de geri durmazdı. Bir gün Peygamber Efendimiz Hz. Ömer’in oğlu Abdullah radıyallahu anhunun omzundan tutarak ona şöyle nasihat etmişti: “Dünyada bir garip, hatta bir yolcu gibi ol!” buyurdular. İbn Ömer Hazretleri devamla: “Akşama erdin mi sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun dönemde hastalık halin için hazırlık yap. Hayatta iken ölüm için hazırlık yap!” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikâk, 3)

Peygamberimiz böyle dediği zaman Abdullah yeni yetmelik çağındaydı. Biz çocuk ve gençlere “Sen daha gençsin. Önünde uzun bir ömür var. Daha meslek sahibi olup, evlenip, çoluk çocuk sahibi olacaksın. Ölümü ve ahireti sonra düşünürsün,” diyoruz. Dil ile söylemesek bile yönlendirmelerimizle böyle demiş gibi oluyoruz.

Halbuki Peygamberimiz böyle genç bir sahabesine bile, dünyanın fani olduğunu hatırlatmıştır. Bundan anlıyoruz ki asıl hayatın ahiret hayatı olduğu şuurunu gençlik çağından itibaren çocuklarımızın kalbine yerleştirmeliyiz.
Dünya Ahiretle Değer Kazanır

Peygamberimiz “dünyada yolcu gibi ol,” demekle “Dünyayı önemseme, dünya işlerini bırak, dünyayı terk et,” demek istememiştir. Ancak “Dünyanın yerleşip kalacağımız bir yurt olmadığını unutma, asıl yurdumuza doğru bir yolculuk olduğunu daima hatırında tut” demek istemiştir.

Nasıl ki yolcu daima asıl gideceği yeri düşünür; yolculuğu boyunca da hep harçlığını dikkatlice harcar, hazırlıklarını uzun bir yolu göz önünde bulundurarak dikkatlice yaparsa öyle olmalıyız. Ahiret sonsuz hayat olduğu için ne kadar hazırlık yapsak azdır.

Eğer bizler ahretimiz için çalışırsak dünyada da izzetli bir hayat yaşarız. Peygamber Efendimiz ve ashabı ahiret mükafatı için çalışıp çabalarken bu dünyada da zaferler kazandılar, düşmanlarına karşı aziz ve galip oldular.

Ahzab yani hendek harbinde müşrikler, Arabistan’ın bütün kabilelerinden asker toplamışlar, Medine’yi yakıp yıkmaya geliyorlardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ashabıyla beraber Medine’nin etrafına hendek kazıyorlardı. Kıtlık zamanıydı, ambarlardaki zahireler tükenmişti. Ashab-ı kiram ise hendek kazmakla uğraştıkları için dünya kazancıyla meşgul olamıyorlardı. Açlıktan yorgun, bitkin bir halde güneşin altında hendeği kazıyorlardı.

Peygamberimiz ashabının çok yorulduğunu, gücünün kuvvetinin kesildiğini görünce şiirli bir münacat söyleyerek ashabını şevke getiriyordu. Bu şiirin içinde: “Allah’ım! Gerçek hayat sadece âhiret hayatıdır.” (Buhârî, Rikak 33-110) ifadeleri de geçiyordu.
İşte dünyada yolcu gibi olanlar, tıpkı bir yolcu gibi zahmetlere sabırlı, zorluklara dayanıklı olur; çok çalışırlar. Bir yolcu nasıl ki, rahatını düşünmez, lezzet peşinde koşmaz, ihtiyaçlarını az bir şeyle giderip hep yol almaya bakar; mümin de öyle olur. Böyle davranan bir kişi dünyada da başarılı ve düşmanlarına galip olur.

Peygamberimiz ve ashabı böyle Allah yolunda sabırla çalışınca Allah-u Zülcelal onlara Mekke’nin fethini müyesser kıldı. Peygamber efendimiz yüz bin kişiden fazla müminle Veda Haccı için Arafat dağında toplanmıştı. O gün müminlerin çokluğunu görünce, ashabının çokluğa bakarak gurura kapılmamaları için de “Allah’ım! Gerçek hayat sadece âhiret hayatıdır.” Demişti.

Dünya hayatının geçici olduğunu bilen, başarıyı nefsinden bilmez, onu da bir imtihan kabul eder. Asıl başarının ahireti kazanmak olduğunu düşününce dünya başarılarıyla şımarmaz, azgınlık ve taşkınlık yapmaz. Böylece dünya hayatını da kötülüklerden korunarak, selametli bir şekilde yaşamış olur. İşte geçici dünyanın en büyük saadeti de nefsin ve şeytanın bu aldatmalarından korunmak, son nefese kadar muhafaza olmaktır.

Bizler de çocuklarımızın her iki dünya saadetini istiyorsak onları “Asıl hayat ahiret hayatıdır” şuuruyla yetiştirelim. Biz onları böyle yetiştirirsek zaten dünyaları da kurtulmuş olacaktır.


Sayı : 64
Büyük Kapak