Çocuklara Nimetlerin Kıymetini Nasıl Öğretelim?

Sayı : 61 / Mart 2017, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

Tabaklarda bitirilmemiş yemekler, pilavlar… Masa üzerinde bırakılmış ekmek parçaları… Bardağın yarısına kadar içilip bırakılmış içecekler. Ve böylece her gün çöpe dökülen çeşit çeşit yiyecekler…

Bu manzara bir Müslümanın sofra adabına asla yakışmıyor ama ne yazık ki her geçen gün daha sık rastlanılıyor. Gerek evlerde, gerek okulların kantinlerinde, gerek işyerlerinin yemekhanelerinde bir yığın yiyecek çöpe gidiyor. Sebebi, yeni yetişen nesillerin edeb eğitiminin eksikliği…

Eski zamanlarda insanlar dini konularda daha az bilgiye sahip olsalar da ailelerinden edindikleri bir edeb vardı. En cahil bir anne bile, “lokmanı bitir, tabağını sıyır, yoksa nimete nankörlük etmiş olursun. Allah nankörlük edenleri sevmez, nimetleri elinden alır,” derdi. Çocuklar da anne sözü dinlerdi.

Ne yazık ki günümüzde edeb eğitimine yeterince önem verilmiyor. Halbuki Allah’a kulluğun temeli edeb eğitimi ile atılır. Zaten çocuklar itikad ve fıkıh hükümlerinin birçoğunu anlayamaz ve uygulayacağı bir sahası da yoktur. Ama kulluk duygusunun temeli olacak bir edeb ve saygı kazandırılırsa ileride öğreneceği bilgilere uyum sağlaması kolay olur. Mesela çocuğa sofrada nimete saygı gösterme edebi öğretilirse ileride o nimeti helalden kazanmak için gerekli hükümleri öğrendiğinde o hükümlere de saygılı olur.

Edebsiz, saygısız bir insan ne kadar bilgili olsa da o bilgilerden fayda görmez. Hatta bazen o bilgileri sadece bilgiçlik ve küstahlık için kullanır. Bu sebeple eski zamanlarda medreselerde yeni başlayan talebelerle meşgul olup onlara edep eğitimini vermek, mutfakta görevli olan vekilin vazifesiydi. Ailede de sofrayı bir edeb mektebi haline getirmek anne ve babanın vazifesidir.

Sofra, insanın en temel ihtiyacı olan gıda ihtiyacını karşılamasının yanı sıra, bu ihtiyacı karşılamanın bile bir edebi olduğunun öğrenildiği mekandır. Hem sofra edeb eğitimi için oldukça elverişlidir. Çünkü ailenin bir araya geldiği, lezzetli gıdalarla açlığını giderirken sohbet ederek hoşça zaman geçirdiği bir ortamdır. Bu ortam, eğitim ve terbiyenin sertliğini yumuşatan ve kabulünü kolaylaştıran bir iletişim imkanı sağlar.

Sofra, aile büyüklerinin örnek olarak çocuklarına eğitim verebileceği bir uygulama sahasıdır. Zaten edeb eğitimi de sırf sözlü bilgi aktarımıyla olmaz, fiili uygulama çok önemlidir. Bu imkandan faydalanarak sofrayı, İslam ahlakında önemli yere sahip değerlerin yaşandığı bir alana dönüştürmek çok faydalı olacaktır.

Mesela İslam ahlakının ve edeb eğitiminin temeli, Allah'a karşı edebdir. Allah'ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmek de Allah'a karşı edebin bir parçasıdır.

Kıymet Bilmemek Mahrumiyete Götürür

Edep, Müslümanın kalbindeki imanın, saygının, sevginin ve güzel duyguların davranışlarında görünür hale gelmesini sağlayan incelikli davranışlardır. Çocuk eğitimini sofrada verirken ona, Allah'ın nimetlerini israf etmemenin de Allah'a şükür ve o nimeti verene saygının bir gereği olduğunu öğretmek gerekir.

Nimetleri israf etmek, yaygınlaştıkça önemsiz görülmekte ve genellikle ufak bir kabahat yerine konulmaktadır. Hâlbuki israf davranışıyla ortaya çıkan asıl gerçek, kişinin kalbinde bir hassasiyet, bir endişe, bir takva duygusu, yani bir kulluk şuuru olmadığı gerçeğidir.

O davranış ne yazık ki ileride çok daha büyük boyutlarda kabahatlerin çekirdeği olabilir. Mesela bugün tabağındaki pilav tanelerini, ekmeğinin bir parçasını “Ben bunu yemek istemiyorum,” diye rahatça çöpe atabilen çocuk, yarın elbiselerini beğenmez, cep telefonunu beğenmez. Onlar yetmez, bir sonraki aşamada insan kıymeti bilmez.

Anne babasına artık ihtiyacının kalmadığını düşünerek sırt çevirir. Sonra eline imkân geçer de zenginleşirse şımarır, eşini beğenmez olur. Çocuklarının ona bir emanet olduğunu düşünmez, yüz üstü bırakır gider. Bunlar günümüzde yaşanan manzaralar öyle değil mi?

Bu kişi görünüşte kibirli, kendini beğenmiş, şımarık bir kişidir ama aslında bir zavallıdır. Çünkü dikkat edilirse bu kişi kendi değerini de bilmez.

Allah-u Zülcelâl ona, bütün bu Âlemlerin Rabbine kul olma fırsatı vermiştir ama o gider nefsine köle olur, böylece kendi kabiliyetini ve ömrünü de israf eder. Neticede de sonsuz bir saadeti kazanma şansını kaybedip büyük bir pişmanlığa sürüklenir, Allah korusun.

Zamanımızın en büyük sorunu işte bu şekilde edeb eğitimini gereği gibi almamış, nimetlerin kıymetini bilmeyen bir neslin yetişmesidir.

Bu sebeple çocuklarımıza, her nimeti Allah'tan bilip şükretme; asla onlara karşı nankörlük göstermeme, israf etmeme edebini kazandırmalıyız.

Sofra Adabını Kazandırırken…

Aslında sofra adabını kazandırmak o kadar da zor değildir. Öncelikle yapılması gereken, çocuğa kendi ihtiyacı kadar yemek alma hakkını tanımaktır.

Günümüzde annelerin sıkça yaptığı bir hata, çocuklarının önüne koca bir tabak koyup onu da bir yetişkinin yiyebileceği kadar yemekle doldurmaktır. Hâlbuki çocukların hem ihtiyacı daha azdır, hem de belki zannettiğimiz kadar aç değildir. Esasen çocuğun ihtiyacından fazla yiyip şişmanlaması da bir başka israftır. Bu sebeple sofrada kullandığımız yemek tabaklarımızı biraz küçültelim.

Son yıllarda tabak üreticileri tabakların boyutunu çok büyüttüler. Eskiden dedelerimiz küçücük kahve fincanları, ince belli çay bardakları, kibar aşure kâseleri kullanırdı. Bütün ailenin beraberce yemek yediği sahanların büyüklüğü bile bugün bir kişinin yemek yediği tabaklar kadar değildi.

Batıda insanlar oburlaştıkça tabakları, kupaları, bardakları büyüttüler. Biz de her konuda onları örnek aldığımız için aynı kocaman tabak ve bardaklardan satın almaya başladık. Ama çoğu zaman kupaların dibinde kahveler soğuyor, yemekler artıyor, kocaman bardakların dibinde içecekler kalıyor.

Eğer kullandığımız tabakları değiştirme imkanımız yoksa en azından fazla doldurmayalım. Bilhassa çocuklara yiyecek ve içecek verirken kendilerine ne kadar istediklerini soralım. Henüz küçük iseler önce az miktarda koyalım: “Bunu bitir, doymazsan sonra tekrar vereyim, ziyan olmasın,” diyelim. Böylece yiyecek ve içeceklerden sadece ihtiyacı kadar almasını öğretelim.

Bazen çocuklar çok sevdikleri yiyecekler söz konusu olunca “Daha fazla koy, yiyebilirim,” diyebilir. Özellikle de tatlılar, pastalar söz konusu olduğunda böyle davranabilirler. Sonra da çoğu zaman bitiremezler. Zaten bitirseler de pek sağlıklı olmazdı. Bu sebeple çocuklarımıza isteklerine sınır koymasını da öğretelim.

“Bir dilim pasta yeter, fazlası şişmanlığa sebep olur. Kalanı da yarın yersin,” diyelim. Ayrıca çocuklarımıza paylaşmanın güzelliğini de öğretelim.

İslam ahlakı, başkasını düşünmeyi gerektirir. Sofra adabı verirken çocuklarımıza bencil ve düşüncesizce davranışlardan kaçınmayı da öğretmemiz gerekir. Mesela onlara “Kardeşlerini de düşünmesini,” hatırlatalım.

Eline, Diline, Kendine Hakim ol!

Sofra adabı çocuğa hayatı boyunca ona lazım olacak, eline, diline ve kendine hakim olma becerisini kazandırır. Başkalarının hakkını düşünmek, sofra adabıyla başlar ve sonra bütün bir hayata yansır.

Eğer çocuklarımızdan biri bencilce davranır, “Ben sadece yemekler içinde en sevdiğim yemeği yiyeceğim. O yemekten herkesin hakkından daha fazla alacağım,” derse ona mani olmalıyız. Mesela “Ben köfteyi çok seviyorum, yalnız köfte yiyeceğim, sebze yemeyeceğim” demesine göz yummamalıyız. Sadece hakkı kadarını yemeye, onun yanında pek sevmediği yemeklerden de yemeye alıştırmalıyız.

Edeb eğitimi aynı zamanda çocuğu hayata hazırlamak demektir. Hayat bazen bize her istediğimiz şeyi sunmayabilir. Bazen daha azına kanaat etmeyi, bazen de pek hoşlanmadığımız şeylere sabretmeyi öğrenmemiz gerekir.

Esasen damak lezzeti almak için yemek, hayatın gayesi değildir. İnsan bazen karnını helal lokma ile doyurmak için bazen de sıhhatini korumak için tadını sevmediği şeyler yemeye sabretmek zorunda kalabilir. İşte çocuklarımızı bu gerçeklere de alıştırmalıyız.

Bununla beraber çocuklarımıza, gözü dışarıda kalmayacak kadar Allah'ın nasip ettiği her helal nimeti tattırmak da Allah'ın sevdiği bir davranıştır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"İsrafa ve böbürlenmeye kaçmadan yiyin, için, sadaka olarak verin ve giyinin. Şüphesiz ki Allah nimetinin eserini kullarının üzerinde görmekten hoşlanır." (Ahmed, Müstedrek, 2; 182) buyuruyor.

Pek çok âyet-i kerimede; "Rabbinizin rızkından yiyiniz ve O'na şükrediniz." (Sebe; 15, Nahl; 114, Ankebut; 17, Enfal; 26) buyruluyor.

Şükür; verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı söz, fiil veya kalp ile gösterilen saygı, iyiliğin kıymetini bilme ve nimeti anıp sahibini övme demektir. Bazı âlimler, nimetlere gereği gibi şükretmek için onların iyisini, lezzetlisini yemenin uygun olacağını bildirmiştir. Mesela Peygamberimiz aleyhisselatu vesselam, suyu tatlı olan kuyulardan getirilen ve serinletilen sulardan içerdi. Bunun şükretmek için daha uygun olduğu söylenmiştir.

Çocuklarımız her nimeti evde, ailesiyle bir arada, helal dairesi içinde ve ölçülü bir şekilde tatmalıdır. Bu şekilde çocuk, hayattan zevk almak için dışarıdaki hayata özenmez. Mesela zaman zaman çocukların sevdiği yiyecekler evde, ailecek yapılan pikniklerde, akrabalara ikramlık olarak hazırlanıp beraberce yenilmelidir.

Şükretmenin edebi de öğretilmelidir. Yemeğe başlarken besmele çekilip, sonunda elhamdülillah denilerek Allah'a şükretmeyi hatırlatmalıdır. Birlikte yemek yenildiği zaman aile büyüğü, çocuklar duyacak şekilde besmele çekerse diğerleri de besmele çekmeleri gerektiğini hatırlar.

Birlikte yemek, bereket vesilesidir. Çünkü yemeği birlikte yiyince kişinin sadece midesi doymaz, kalbi de sevgiyle doyar.

Beraber yemek yerken aile reisi yemekleri küçümsememeli, yemek hakkında kötü konuşmamalıdır. Çünkü bu nimeti hor görmektir, şükürsüzlüktür ve çocuklara da kötü örnek olur. Bu sefer çocuklar da yemek beğenmez, tabaklarını bitirmez, yemeği kötülerler.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yemekte hiçbir zaman kusur aramazdı. İştahı varsa yer, canı çekmiyorsa yemezdi. (Buhârî, Menâkıb 23; Et`ime 21; Müslim, Eşribe 187, 188)

Sofrada, güzel sözler konuşma konusunda da aile reisleri örnek olmalıdır. Mesela “Rabbimiz bizim için ne kadar leziz nimetler vermiş,” Gibi cümleler kurmak güzel olur.

Aşırı sertlik göstermeden, ahlaki kuralları uygulamak ve öğretmek, babanın ailedeki konumunu da güçlendirir. Babaların bu çabaları anneler tarafından da desteklenmelidir. Anne babalar birbirinin emeğini takdir ederek, birbirlerine teşekkür ederse çocuklar da bu güzel davranışları öğrenir.


Sayı : 61
Büyük Kapak