“Çocuklarımızı Çok Yönlü ve Donanımlı Yetiştirmemiz Lazım”

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Röportaj

Ne zaman çocuklarla ilgili bir program olsa onu sahnelerde görürüz. Çocuklar da çok severler onu, tıpkı kendileri gibi yerinde duramayan, enerjik, kıpır kıpır, Hüseyin Goncagül ağabeylerini…

Hüseyin Goncagül; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel mevizelerle çağır,” (Nahl, 125) ayetini kendine rehber yapmış bir sahne sanatçımız. Çocuklara neşeyle, sevdirerek eğitim vermeyi “Güzel mevize” ifadesinin kapsamı içinde görüyor. Osmanlının geleneksel sahne sanatlarını günümüze uyarlayarak, Hacivat Karagözle, İbişle, Nasrettin hocayla çıkıyor çocukların karşısına. Çocukları, onların anladığı dille; hediyelerle, neşeyle ve sevinçle çağırıyor Allah'ın yoluna…

Bir bakıyorsunuz çocuklara bilgi yarışması yapıyor. Ama bu bildiğiniz bilgi yarışmaları gibi değil. Hüseyin ağabey soruyu önce İbiş’e soruyor. “İbiş bilemezse size soracağım. Dikkatli dinleyin.” Diyor. İbiş, tahmin edebileceğiniz gibi, her şeyi yanlış yapıyor, hep yanlış cevap veriyor. Böylece çocukları güldürürken bir yandan da neyin yanlış olduğunu gösteriyor. Çocuklar bir yandan onun yanlışlarına gülüp eğlenirken bir yandan da doğru cevap vermek için çabalıyorlar. Doğru cevabı bilenler aferin alıyor, hediyeler alıyor.

Böylece eğlenirken öğreniyorlar. Ayrıca bilgilerini kullanma fırsatı yakalamış oluyorlar.

İbiş ve Karagöz gibi karakterler, yanlış davranışların gülünçlüğünü ortaya oyup neşelendirirken bir yandan da doğru davranışları öğretmek için bir vesile teşkil ediyor. Çocuklara böyle oyunlu, eğlenceli üslupla ders vermek, verilen dersi sıkıcılıktan kurtardığı gibi, etkili de kılıyor. Çünkü eğitim sürecine duyguların etkisini de katmış oluyor. Sonuçta herkes doğruyu yapmak ve beğenilmek ister. İbiş gibi yanlış yapmayı ve küçük görülmeyi hiç kimse istemez. İşte doğruları öğrenmek için bu duygu motivasyonunu devreye soktuğu için oyunlu eğitim yöntemi çok faydalı oluyor.

Hüseyin Goncagül, Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde gurbetçi çocuklara bu yöntemle İslami bilgi ve edep eğitimi veriyor. Aynı üslubu televizyonda çocuk programlarında da uyguluyor.

Çocukların eğitiminde drama dediğimiz bu tarz uygulamalı yöntemlere yer vermek çok önemli. Çünkü çocuğun bir bilgiyi ezberlemesi, yazılı sınavlarda soru çıkınca cevabını yazması her şey değil. Önemli olan o bilgiyi aklında tutması, hayat o bilginin rehberliğinde bakması, o bilgiyi hayata geçirmesi, gerektiğinde onu savunması…

Ne yazık ki günümüzde Müslümanların insan yetiştirme tarzında en büyük eksiklik bu. Dinimiz bize tebliğ yapacak, iyiliği emredecek, kötülükten sakındıracak gerekli yerde tavrını ortaya koyacak güçlü karaktere sahip bir Müslüman yetiştirmeyi emrediyor. Ancak çoğumuz bilgisini ifade edemiyor, savunamıyor. Çoğumuzda, bilhassa toplum önünde konuşma cesareti yok. İşte bu eksikliğin giderilmesi için çocukların drama tarzı eğitimlerle kendisini ifade etmesi gerekiyor.

Çocuklar bu tarz eğitimle, toplum önünde konuşma cesareti kazanırken kendi beden dilini, ses tonunu kullanmayı da öğreniyor. Hüseyin goncagül de eski bir öğretmen olarak bunun öneminin farkında.

Son derece kıvrak bir zekaya sahip olan Hüseyin Goncagül’ü seyretmek çocuklar kadar büyükleri de cezp ediyor. Yaptığı esprilerin arasına serpiştirdiği mesajlarıyla her yaştan insana ders veren Hüseyin ağabey, İslamî kültüre sahip bir sanatçının nasıl olması gerektiğiyle ilgili çarpıcı bir örnek oluşturuyor. Goncagül Tiyatrosu’nun kurucusu, sanatçı Hüseyin Goncagül İslam’ın mütebessim yüzü olmak için çıktığı bu yolda inancımızı güler bir yüzle anlatmayı hedefliyor.

Geçtiğimiz aylarda mülteci ailelerin çocuklarını biraz olsun neşelendirmek için düzenlenen piknik programında gördük onu. Yine çocukları sahneye çıkarıyor, yarışmalar yapıyordu. Samimi ve esprili üslubuyla eğlendirirken eğitiyordu. Röportaj isteğimizi kırmadı. Sizin için konuştuk.

Hüseyin Goncagül, 1955 yılında, Üsküdar'da doğdu. İstanbul İmam Hatip lisesinde okurken bir yandan da Devlet Tiyatroları oyunculuk sınavını kazanarak, 3 yıl çocuk oyunlarında çeşitli roller aldı. Milli Türk Talebe Birliğine devam ettiği günlerde Necip Fazıl’ın Mukaddes Emanet eserinde vazife aldı.

1980'de Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliğini bitirdi. 13 yıl İstanbul’da özel okullarda öğretmenlik yaptı. 1992'de Türkiye'de özel radyo ve televizyonlar açılmasıyla medyada programlar yaptı. “Halk Meclisi”, “İstanbul Bülteni”, “İstanbul Kazan Ben Kepçe”, “Sahuru Beklerken”, “Goncagül’ün Kepçesi”, “Tatil Eğlencesi”, “Aileler Yarışıyor” ve “Teneffüs” adlı çeşitli stüdyo ve aktüel programlar hazırlayıp sundu. Başta Almanya, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Avusturya gibi çeşitli Avrupa ülkelerinde, son yıllarda, yurtdışında gurbetçilerimize, yönelik programlar yapıyor. Osmanlı'nın 700.yıl anısına çıkardığı albüm ve Goncagül Çocuk İlahileri, KutluÇocuk İlahileri adlı albümleri var. Evli ve iki çocuk babası.

Hüseyin Ağabey, çocuklar ve gençler için sanat ve gösteri dünyasında öne çıkan isimler her zaman cazip bir rol model olmuştur. Siz sahnelerde çocukların severek seyrettiği, hareketli, renkli bir sima olmakla birlikte, inancımızı, duygularımızı satır aralarında mesaj olarak veren bir sanatçısınız. İlk olarak şöyle sormak istiyorum, sizin için sanat nedir?

Hüseyin Goncagül: Sanat nedir, deyince hemen aklıma Necip Fazıl’ın o meşhur beyti geliyor. Üstad, tabi yıllarca bizim sanat dünyamızda duayen olmuş, o çok güzel tarif etmiş. Malum bütün sanatların merkezi şiirdir. Şiir, güzel söz söyleme sanatıdır ve hiçbir sanat sözsüz olmaz. İşte diyor ya, “Anladım işi sanat Allah'ı aramakmış. Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” Biraz önce sahne alan Suriyeli sanatçı bize bir şey söyledi, “Dikkatimi çekti, siz nasıl bir şey yapıyorsunuz, çocuklara eğlence yapıyorsunuz ama arada da mesajlar veriyorsunuz. Çok hoşuma gitti,” dedi. O da etkilenmiş bundan. Biz sünnet düğünlerinde de meşru bir eğlence olsun, diye gidiyoruz. Nasıl ki Osmanlıda, geleneksel Meddah, Ortaoyunu, Karagöz Hacivat, Keloğlan gibi gösteriler varsa biz bunları sünnet düğünlerinde yapıyoruz. Mevlit yerine o karakterleri kullanarak hem hoşça vakit geçirtiyoruz çocuklara, hem de mesajlarımızı o karakterlerin ağzından vermiş oluyoruz. Arada ilahi de oluyor. Hep bir ağızdan mehter marşları ilahiler tekbirler getiriyoruz. Çocuklar da, büyükler de hem hoşça vakit geçirmiş oluyor, hem manevi duyguların neşe ve coşku ile de yaşanabileceğini göstermiş oluyoruz bir yerde...

Mizah çocukların daha çok ilgisini çeken ve hoşuna giden bir tarz, öyle değil mi? Çocuk ve gençler hep güldürecek şeyler arıyor. Ama bu konuda küfürlü, müstehcen esprilere başvurmadan, temiz mizah yapmak gerekiyor. Sanki Müslümanlar bu alanda pek aktif değil, ne dersiniz biraz tıkanıklık mı var?

Hüseyin Goncagül:
Güzel bir noktaya parmak bastınız. İşte bu noktada İslamı fıkhetmiş, inceliklerini kavramış sanatçılara ihtiyacımız var. Yoksa bir genci birden bire sahneye çıkarırsan bir bakıyorsun kırmızı çizgileri aşıveriyor. O yüzden önce İslami kuralları iyice öğrenmesi, benimsemesi lazım. Yoksa hiç ummadığınız yerde, öyle şeyler yapar ki, alkışladığınız sanatçı “Niye bunu yaptı?” dersiniz. İslamî eğitim bakımından altyapısı olmayan kişiler sahneye çıkınca sonradan bizi hayal kırıklığına uğratabiliyor. O yüzden işin temeli, bizim sanatçılarımız ya İmam hatipli olacak, ya İslami kültür kodlarımızı çocuğa kazandıran eğitim merkezlerimizden yetişmiş olacak. Çok yönlü eğitim şart.

Aklıma şu geliyor, batıda Papazlar önce bir fakülte bitirirler sonra kendi ilahiyatlarını okurlar. Yani önce fizik, matematik, tarih, coğrafya gibi bir alanda kültür alıyor, tıpkı Osmanlı gibi. Fatih Sultan Mehmet, matematik de biliyordu, astronomi de biliyordu, devrinin bütün fen ilimlerini de biliyordu, İslamî ilimleri de biliyordu. Mesela İstanbul’u fethederken kullandığı o topların hesaplamalarını kendi yapmış. Biz bugün o çok yönlü eğitimi terk ettik. Din âlimi yetiştirirken de Arapça öğrensin, “da-ra-be, yed-ru-bu” öğrensin diyoruz, ama bu sefer yetişen kişiler hayattan o kadar kopuk ki, cemiyet içine çıkınca yeterli olamıyor, tıkanıp kalıyor. Din alimi sadece dini konuları öğrenir, anlayışından vazgeçmeliyiz. Bu sanat içinde geçerli. Kendi sanatçımızı yetiştirirken de çok yönlü eğitim gerekiyor. Müslüman bir sanatçı, kendi dininin hassasiyetlerini öğrenecek, sanatını da öyle yapacak.

Gelelim mizaha, Peygamberimiz zaten mizah yapmış. Meşhurdur, Peygamberimize bir yaşlı kadın geliyor, cennete girmesi için dua etmesini rica ediyor. Peygamberimiz “Kocakarılar cennete giremeyecek,” diye mizah yapıyor. Yaşlı bir kadın üzülünce, “Cennete yaşlı olarak girmezsin, o zaman genç olursun,” buyuruyor. Sonra Hz. Enes radıyallahu anhuya “İki kulaklı” diye mizah yapıyor. (Tirmizî, Birr 57) Peygamberimiz her zaman ciddi, çatık kaşlı, yanına yaklaşılamayan bir kişi değil. Aksine tebessüm etmek en büyük özelliği. Hep güler yüzlü, şaka da yapan, gülümseten, kalpleri ısındıran bir şahsiyete sahip. Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi, “Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi...” (Ali İmran; 159) Müslüman güler yüzlü olur, mizah duygusunu kaybetmez. İslamı fıkhederek, mizahını da ölçülü, kaliteli yapar. Zaten mizah hayatın içindedir, kendiliğinden gelir.

Bazı hoca efendiler de vaaz ederken mizahi bir üsluba başvuruyor, bu insanların ilgisini çekiyor, daha çok dinleniyor; öyle değil mi? Çünkü mizah zekayı uyarıyor, uyuklayanı uyandırıyor. Hüseyin Ağabey, maşallah dikkat ediyorum, çok hazır cevapsın, hızlı bir şekilde hemen duruma dair espri buluyorsun. Ustalıkla konuşmaları birbirine bağlayışın, mesajını da aradan esprili bir dille verişinde hep zekâ parıltıları var. Enerjin hiç bitmiyor sanki, kıpır kıpırsın. Çocukların ve gençlerin de hoşuna giden bu zaten. Çocuklar öyle çok ağır başlı, sakin sakin şeylere ilgisini yoğunlaştıramıyor, maalesef. Nasıl oluyor bu, o anda mı aklına geliyor?

Hüseyin Goncagül:
Evet, o anda geliyor. Beyin sahnedeyken çok hızlı çalışıyor. Hani hard diskler, flaş bellek filan takınca birden “vuuvvv” diye hızlanır ya, öyle. Bizim, tabi, en büyük malzememiz kelimelerle oynamak. Öyle bel altı espriler filan yapamayacağımız için… Hacivat’la Karagöz de öyle oynamış beş yüz yıl, kelime esprileriyle. Nasrettin Hoca da öyle. Böylece meşru zeminde kalabiliyoruz. Tabi bu bana İmam Hatipli olmanın getirdiği bir avantaj. Kelime haznemizi zenginleştiren bir eğitim, Arapça var, Farsça var…

Çocuklarımız internette komik videolara tıklıyor. Çocuk bu gülmek istiyor. Ne yazık ki çoğu temiz, düzgün şeyler değil. Hâlbuki bu alanda üreten, mizahi bir dille kendi duygu ve düşüncelerimizi aktaran sanatçılarımız yetişse… Çünkü İslami eğitim demek sadece bilgi aktarmak demek değil, ortak sevgileri, ortak tepkileri, kısaca ortak duyguları da aktarmak demek. Bu da ancak sanat yoluyla mümkün... Ama ne yazık ki bizim ailelerimiz çocuklarını pek gösteri dünyasına, sanata yönlendirmiyor. Yönlendirecek olsa da onlara doğru rehberlik edecek ustalar, temiz ortamlar ne kadar var, tartışılır. Bunun önemi ne kadar anlaşılıyor?

Hüseyin Goncagül:
Bakın ismini vermeyeyim, Sabataistlerin (Müslüman görünen kendi içlerinde Yahudi olan bir grup) bir koleji var. Oradan mezun olan her çocuğun bir sanat dalıyla uğraşması mecburi. Kaçımız Abdulhamit Han’ın piyano çalmayı bildiğini, biliyoruz? Osmanlı Padişahlarının hepsi şairdi, hepsi sanatla uğraşıyordu. Şimdi biz burada, ormandayız değil mi? Bakın yaprakların hepsinin farklı bir deseni var. Burada Allah'ın el-Musavvir ismi var, tasvir yapmış Rabbimiz, burada bir sanat var. Sanat Allah'ı aramaktır. Çocuklarımızı sanata yönlendirmemiz lazım.

İmam Hatiplerde olsun, başka okullarda olsun. Çocuk hatla, tezhible uğraşacak. Hem kafasını dağıtacak çocuğun, enerjisini yoğunlaştıracak. Hem de çocuğun ilahi nefeslere doğru yol almasını sağlayacak. Ne yazık ki bunun önemi kavranamadı. Bu sebeple halen TRT’de, belediyenin kültür merkezlerinde İslam düşmanı ideoloji mensupları hâkim. Müslümanlar sanata soğuk bakıyor. Hâlbuki Osmanlıda mehter takımı vardı, ne diyor meşhur marşta, “Gafil ne bilir neşve i pür şevk i vegayı. Meydan ı celadetteki envar ı sefayı” ( Savaşta şevkle atılan naraların neşesini gafil ne bilir? Er meydanının gönül şenliğinin nurunu?)

O mehter takımı, Şeyhülislamla birlikte sefere çıkardı. Üç yüz sene, ta Viyana kapılarına kadar gittiler. Bizim cenahta ise inşaatçı çok ama adam inşa etmiyor, bina inşa ediyor adam. Mesela kolej yapıyor, yüzme havuzu yapıyor, iyi güzel, beden eğitimi de lazım ama ya ruh eğitimi? Bu çocukların sanatla meşgul olması lazım…

Ne yazık ki çocuklarımızı sadece sınav kazanmaya yönlendiriyoruz. Mesela çocuklarımız tebliğ yapsın, İslam’ı anlatsın, diye arzu ederiz ama çocuğumuzda o medeni cesaret nasıl olacak? Çocuklarımız, İslam’ı anlatmak bir yana derdini bile anlatamıyor. Drama dersleriyle çocuklara kendi seslerini, beden dillerini kullanmayı öğretmemiz gerekiyor, değil mi?

Hüseyin Goncagül:
Onu bırakın, öyle vaizlerimiz, hatiplerimiz var ki, diksiyon bile yok. Geçen gün Cuma namazına gittim, hep aynı ses tonuyla bağırıyor. Hâlbuki İmam Hatipte, İlahiyatta hitabet dersi almış olması lazım. Sesini kullanmak çok önemli, mesela Cumhurbaşkanımız çok iyi hatiptir. Gerekli yerde sesi indirip gerekli yerde yükseltiyor, gerekli yerde nükte yapıyor. Böyle ahenkli bir şekilde hitab etmek lazım. Hani Mehmet Akif diyor ya, “Asrın idrakine söyletmeli İslamı” İşte asrın idrakine söyletmenin yolu, sanat. Bakın biz kendimiz sanatız, Allah'ın sanatıyız. Allah insana çok kabiliyetler koymuş, öyleyse bunu geliştirmek lazım. İslamı anlatabilmek için çok donanımlı insan yetiştirmek lazım.

Sizi önce sahnede tanıdık, Hasan Nail Canat, Ulvi Alacakaptan ağabeylerle, İnsanlar ve Soytarılar oyunuyla. Sonra devam ettirilemedi. Öğretmenliğe döndünüz zannederim. “Keşke” dediğiniz bir şey var mı, hayatınızda?

Hüseyin Goncagül:
On üç yıl İngilizce öğretmenliği yaptım. Öğretmenlik yaparken de tiyatro yapardım. Çünkü drama, öğretim tekniğidir aynı zamanda… Keşke dediğim tek şey, keşke bizim düşüncemizdeki belediyeler, Allah onlara bu imkanı verdiğinde bize öğrenci yetiştireceğimiz merkezler verseydi. Hasan Nail Canat gitti, Hüseyin Goncagül de gidiyor, yenileri yetişseydi. Mesela öteki zihniyetteki belediyeler hep kendi sanatçılarını korumuş kollamışlar. Biz hep emeğimizle hayata tutunmaya çalıştık. Aslında sol ideolojik olarak bitti ama onlar kültür sanatı elde tuttukları için bitmiyor, bitmemiş gibi sürdürüyorlar. Biz ise kendi gençliğimizi yetiştiremiyoruz. Bunun önemini hiç kimse tam olarak kavramadı. Tayyip Erdoğan miting alanlarında o kadar bağırdı kültür belediyeciliği diye ama demek ki yetmedi.

İnşallah önemini kavrarız, bu yolda çalışanları destekleriz. Çok teşekkür ederiz.

Hüseyin Goncagül:
Ben teşekkür ederim.


Sayı : 42
Büyük Kapak