Çocuklarımızı Resulullah’a Teslim Etmek

Sayı : 42 / Ağustos 2015, Konu Başlığı : Çocuk Eğitimi

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim 6)

“Her çocuk, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, Cenâiz, 92)

Çocuk, henüz yaşam yolunun başında olan, yaşamı ve yaşamayı öğrenen insandır. Onda büyük bir merak duygusu, araştırma, keşfetme ve keşfinin doğruluğunu sınama isteği vardır.

Çocuk, minicik gözlerini yaşama açar açmaz, olağanüstü bir gözlemci, her şeyi kayıt altına alan bir kamera ya da daha yerinde bir ifadeyle, aşısını arayan bir ağaçtır.

Onda henüz günahın zerresi yoktur, onun özü tertemizdir; o tertemiz öz ya güzel bir çevre ve doğru örneklerle büyüyecek ya da kirli bir dünyada bir asi olacaktır.

Çocuğun öğrenme alanı dünya; örneği kendisinden önce dünyaya gelen insanlardır. Çocuk, bir model arayışındadır; hayatı o modeller üzerinden öğrenecektir. Onlara bakacak, onlar gibi davranacak, onlar gibi konuşacaktır.

Bu model arayışı, çoğu zaman anne babaya büyük bir taklit yeteneği gibi gelir. Çocuk, çevresindekilerden gördüklerini en usta tiyatrocunun yapamayacağı bir doğallık ve sevimlilikte taklit eder, tekrarlar. Öyle ki rolün gerçek hayatın yerini aldığı, insanların gerçeği yaşamaktan çok, rol arayışında oldukları yenidünyada neredeyse her çocuk anne babası ve yakınları tarafından büyük bir tiyatrocu adayı olarak görülür. Neredeyse her anne baba “Çocuğum, daha bu yaşta en usta tiyatroculardan daha iyi taklit yapıyor. Kim bilir büyüyünce nasıl olacak?” der.

Çocuk büyüyüp de model arayışı tamamlanmaya doğru gittiğinde artık taklitten, başkalarının hareketlerini tekrar etmekten vazgeçer ve anne babaya da o taklide dair sadece bir hayıflanma kalır: “Biz, bu çocuğu uygun okula veremedik, yazık oldu, taklit yeteneği köreldi.” “Nasıl oldu da unuttu, o süper taklitleri? Anlayamadım.”

Çocuk Gerçeğin Peşindedir

Çocuk, ne tiyatroyu bilir ne de taklit derdindedir. O gerçeğin ta kendisinin peşindedir. Hayat onun için sadece gerçektir hem de tek gerçekten ibarettir.

Nitekim onun hem dilde hem davranışta tek doğrusu vardır. Çocuk, nasıl öğrenmişse öyle konuşmak ve öyle duymak ister. Bir sözü öğrendiğinden farklı bir biçimini duyduğunda çoğu zaman tepki gösterir: “Sen yanlış konuşuyorsun, öyle söylenmez, böyle söylenir” ya da “Annem, öyle konuşmuyor ki ben de öyle konuşmuyorum, sana doğruyu öğreteyim” der. Hiçbir ikna edici ifade, hiçbir yemin onu “Sen ve annen öyle konuşuyorsunuz ama bu sözün başka bir doğru biçimi de vardır,” “iddia”sına ikna edemez.

Telaşlı Bir Koşuşturma

Çocuk, bembeyaz bir pamuk gibidir, ona nasıl şekil verirseniz, öyle şekillenir, nasıl boyarsanız o renkte görünür. Bu da modeller üzerinden gerçekleşir.

Çocuk için asla modelsizlik söz konusu değildir. Onun mutlaka bir modeli olacaktır: Ya iyi ya da kötü. Anne babanın model konusundaki iradesi, model seçip seçmeme noktasında değildir; hangi modeli seçeceği konusundadır.

Bir zamanlar tanınmış şarkıcılar ve sinemacılardı modeller, sonra yetenekli futbolcular ve hatta mankenler... Her gün evlerde adeta sahne kurulur, çocuklara şarkılar söyletilir ya da “ünlü” taklidi yapılırdı ya da babalar bilinen futbolculardan birinin yolu üzerinde çocuğuna futbol öğretirdi. Kimi evler ise adeta küçük bir podyumdu, o evlerde neredeyse her gün kıyafet defilesi (!) düzenlenirdi: “Biraz o tarafa doğru, biraz buraya doğru, şimdi tam benzeyeceksin evladım, şimdi oldu, tam da yakaladın!...”

Bunun neticesi; çağın tefekkür etmeden, hakkı aramadan yaşayan toplumu oldu. Karamsar bir yaklaşımla söylenen meşhur bir sözdür artık: Herkes birbirine benziyor ve kimse iyiyi konuşmuyor, doğruyu yaşamıyor.

Ne yazık ki yıllar öncesinin minik kameraları bunu görmüştü etrafında ve bugün onun hafızasında o çıkıyor karşımıza. Yıllar önce bu ağaca yapılan aşı buydu, o aşı böyle bir meyve verdi.

Çocuk yetiştirme gibi büyük bir ödevi bulunan hiçbir kadın veya erkeğin geçmişe uzun uzun ağıt yakacak kadar vakti yok. Geçmiştekilere ağıt yakılırken bugünkü kaybedilebilir. Şikâyetler birbirini izlerken onun üstüne yeniden şikâyet konusu olacak hususlar eklenebilir.

Yüce Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim 6)

Çocuk, beklemez; o, anne karnına düştükten sonra hayat yürüyüşüne başlar, yaş alır, büyür; o yürüyüşe yetişmek, onu “yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korumak” için o yürüyüşün her anının gerektirdiği ortamı oluşturmak telaşlı bir koşuşturma gerektirir.

Çocuğa yetişmek ve her an onun yanında olmak, kolay değil, belki de mümkün değil. Ama ona daha yolun başında Sırat-ı Müstakim’i göstermek ve gönül rahatlığıyla onu yaşam yolculuğuna yolcu etmek mümkündür.

Çocuklarımızın Manevi Ebeveyni de Olabilmek

“Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!”

“Ey insan, sana son sığınak,

Son peygamberin hırkasında!”

diyen merhum Necip Fazıl, badireli bir hayat yolculuğunun ardından doğru yol üzerinde nasıl durulacağına işaret eder.

Çocukların biyolojik olarak anne babaya; fikir ve zikir bakımından anne babayla ayrı dünyalara ait olanlara ait oldukları garip bir dönemde yaşıyoruz. Çocuk, biyolojik olarak anne babanındır ama anne babanın fikir ve zikir bakımından çocuğunu dilediği gibi yetiştirmesine izin verilmiyor, oluşturulan yoğun ortamla buna engel olunuyor.

Bir zamanlar Batı’da Cizvit papazları dolaşırdı: “Çocuklarınıza 6 yaşına kadar bize verin, onları kendimiz gibi yetiştirelim!” derlerdi. Modern dünyada adeta her sokakta çağdaşlığın Cizvit papazları dolaşıyor. “Çocuklarınız, biyolojik olarak size ait ama söz, tutum ve davranışlarında bize benzeyecek” diyorlar, her anne babayı eğitim ve medya gücünü kullanarak bu teslimiyete zorluyorlar.

Halbuki biz, çocuklarımızın biyolojik anne-babası olduğumuz gibi, manevi olarak da onların anne-babası olmak istiyoruz. Bu yönde birbirini tamamlayan iki dileğimiz vardır:

- Çocuklarımızın üzerinde bulunduğumuz hak İslam dini üzerinde bulunmaları
- Çocuklarımızın üzerinde bulunduğumuz hak İslam dini doğrultusunda takva ve zühd ehli olmaları.

Doğru Modeli Bulmak

Model, peşinden gidilen kılavuzdur. Çocuk için hayat yolculuğunda selamette olmanın yolu, doğru bir kılavuz edinmektir. Ona doğru bir model, doğru bir örneklik, doğru bir kılavuz göstermektir.

Yüce Allah (cc), buyuruyor:

“Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab 21)

Allah-u Zülcelâl örneği belirlemiş, modeli, kılavuzu tayin etmiş. Allah’a iman edenler o kılavuzu sevmişler ve çocukları için kılavuz olarak Onu (s.a.v.) seçmişler.

Hz. Enes radıyallahu anh buyurur ki:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye geldiğinde ben sekiz yaşındaydım. Annem elimden tutarak beni Resulullah’a götürdü. ‘Ya Resulallah! Ensar’dan herkes sana bir hediyede bulundu. Ben ise şu oğlumdan başka sana hediye edecek bir şeye sahip değilim. (Bu Enes’ciktir.) Bunu al, istediğin hususta sana hizmet etsin’ dedi.

Bundan sonra ben on yıl Peygamberimize hizmet ettim. Bu süre içinde beni ne dövdü ne tahkir etti ne de bir defacık surat astı.

Bana ilk tavsiyesi ‘Sırrımı kimseye ifşa etme; emin ve güvenilir ol,’ demek oldu.

Bir seferinde de şunu söyledi: Abdestini tam al, ta ki hafaza melekleri seni sevsin ve ömrün uzatılsın.”

“Enes! Namaz kılarken, rükûa gidince ellerinle dizlerini sıkıca tut. Parmaklarını birbirinden ayır. Dirseklerini yanlarına yapıştırma. Oğulcuğum, rükûdan kalkınca her uzvun tam olarak yerine gelsin. Çünkü Allah, kıyamet gününde rüku ile secde arasında belini doğrultmayana merhamet etmeyecektir. Oğulcuğum secde edince de alnını ve ellerini yere tam olarak koy. Horozun yeri gagalaması gibi sen de secdeden çabuk kalkma. Secdede kollarını yere serme. Namazda sağa sola bakmaktan sakın.

Oğulcuğum, namazını devamlı kılmaya özen göster... Eğer buna özen gösterirsen, melekler de senin için rahmet dileğinde bulunurlar. Müslümanların büyüklerine hürmet, küçüklerine de sevgi göster.” (Buhari, Vesâyâ 25; Ebu Davud; Edeb 1; Tirmizi, Birr 69,)

İşte tercih budur: Medine’de bir anne... Her anne gibi çocuğunun iyiliğini istiyor ve bu iyilik arayışını onu Allah’ın Peygamberi’ne (s.a.v.) teslim etmekle neticelendiriyor.

Artık o emin bir eldedir. Doğru bir kılavuzun yanındadır. Bundan sonra öğreneceği sadece iyiliktir. Bundan sonra nefret edeceği sadece kötülüktür. O, kılavuzunu bulmuş, bundan sonra Ona uyacaktır, Ona uydukça yücelecektir.

Bugün için de yapılacak olan budur: Daha ilk andan itibaren çocuğun elinden tutmak, önce lisan-ı halimiz, sonra sözlerimizle çocuğu Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna götürmek ve “Bunu al, istediğin hususta sana hizmet etsin” diyerek o yüce insana teslim etmek...

Model alınmaya Ondan ve Ona inen kitapta ifade buyrulanlardan daha örnek alınmaya daha layık kim olabilir?

“Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisa; 69)

Ayet-i Kerim, Onu model alacakları sınıfları beyan buyurmuş: Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişiler.

Bir tövbe insanı böyle bir arkadaşlığa götürürse yerini bulmuş demektir.

"Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin." (Bakara; 128)


Sayı : 42
Büyük Kapak