Çocuklarımızın Geleceğini Belirleyen Seçimler

Sayı : 19 / Eylül 2013, Konu Başlığı : Kapak

Yaz tatili bitiyor, okullar açılacak, yeni bir eğitim yılı başlayacak. Eğitim çağında çocukları olan aileler eğitim sistemimizdeki yenilikler sayesinde birçok konuda seçim yapmakla karşı karşıya gelecekler.

4’er yıllık dönemlerden oluşan eğitim programı için aileler çocuklarını hangi ortaokula veya liseye kaydedeceklerini, okulda seçmeli ek ders olarak hangi dersleri seçeceklerini belirleyecekler. Bu seçimlerin arifesinde birçok aile çocuğunun istikbali noktasına tereddütler yaşayacak. “Acaba öncelikle çocuğumun dünyevî istikbalini mi düşünmeliyim, yoksa ebedi hayattaki istikbali için sağlam bir temel atmayı mı tercih etmeliyim?”

Gerçekten aileler için zor bir karar; çünkü piyasa şartları son derece rekabetçi. Sistem öyle kurulmuş ki, herkes çocuğunu iyi bir iş, kariyer, makam, mevki için yarış halinde görüyor ve kendisini çocuğu namına en doğru seçimi yapma mesuliyeti içinde hissediyor.

İşte bu yarış hissiyatı içinde çok önemli bazı hususlar unutuluyor: her şeyden önce bizim inancımız din ile dünyayı birbirine zıt görmüyor; hatta birbirinden ayrı bile telakki etmiyor. Çünkü kişi ahiretini de bu dünyada kazanıyor.

Ahiret kurtuluşu için en mühim meselelerden biri, helal lokma yemek, kul hakkıyla Allah'ın huzuruna gitmemektir. Helal lokmanın kazanılması için ise mesleki becerilerle donatan bir eğitimin gerekliliğini kim inkâr edebilir? Aksine İmam Gazalî helal lokma temini için çalışmanın farzlardan sonra gelen bir farz olduğunu bildirmiştir. Helal lokma kazanmak bir vazife olduğuna göre onun için bir meslek öğrenmek de bir vazifedir.

Öte yandan insanoğlunun yeryüzünde bir ömür geçirmesinin bir manası, bir gayesi vardır ve sonsuza uzanan bir takım neticeleri olacaktır. “Bu dünyaya neden geldik? Neden yaşıyor neden ölüyoruz? Bunların sonunda ne olacak? Bütün bunların gayesi ne, manası ne?” sorularının cevabını veren tek kaynak dindir.

Sadece elimizdeki tek bozulmamış ilahi kitap olan Kur'an ı Kerim insanoğluna bu soruların cevabını sunabilmektedir. İnsan ebedi bir hayat için yaratılmıştır ve ebedi hayatını hak etmesi için bir sınavdan geçirilmektedir.

Herkese Lazım Olan Eğitim

Allah-u Zülcelâl insanoğlunu kendisine muhatap almış, ayetlerini indirmiş ve hayat yolunda ona rehberlik yapacak hükümlerini bildirmiştir. Hem de en sevdiği kulunu ona Resul ve en güzel bir ahlaka sahip bir örnek olarak göndermiştir.

Unutulmaması gereken bir husus da şudur; Allah'ın kitabını okumak, Peygamberin hayatını öğrenmek ve ibadetlerini güzelce yapmak için bilgiler edinmek sadece “din hizmetlerini ifa edenlerin” öğrenmesi gereken bilgiler değil, her müslümana lazım olan bilgilerdir. Bu sebeple dini eğitimin sadece “din görevlisinin mesleki eğitimi” olarak görülmemesi gerekir.

Mükemmel manada olmasa da, eğitim sistemindeki son değişikliklerle birlikte sağlanmaya çalışılan da budur. Artık sadece İmam Hatiplerde değil, diğer eğitim kurumlarında da isteyenler Kur'an ı Kerim okuma ve Peygamberimizin hayatını öğrenme şansına sahip olacaklardır. Ancak bunun için velilerin seçim yapması ve seçtikleri derslerin güzelce verilip verilmediğini takip etmesi gerekmektedir. Öğrenci velilerinin bu konularda okul idarecilerinin keyfi yaklaşımlarına boyun eğmeyip isteklerinde ısrarcı ve haklarını aramakta bilinçli olmaları lazımdır.

Fıtratı Eğriltip Bozan Bir Eğitim

Bunun yanında dini hassasiyetlere sahip insanımızı düşündüren başka meseleler de vardır. Bunlardan biri, okulda seçmeli Kur'an ı Kerim ve siyer dersi olsa bile okulun sosyal çevresi ve öğretmenlerin durumunun çocuklarının ahlaki gelişimine nasıl etki edeceği meselesidir. Ne yazık ki, bu hususta diğer liseler İmam Hatip liseleri kadar uygun bir çevre koşullarına sahip değildir.

Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede cumhuriyetin ilk yıllarından beri sürdürülen bir ideolojik yaklaşım var. Bazı kesimlerin zihninde “eğitim” kelimesi, esas maksadının tam aksi manaya; yani ilim, irfan, edep ve terbiye ile irtibatlı olan maarif kelimesinin karşılığı değil; neredeyse karşıtı manaya geliyor. Tam da “eğitim” kelimesinin kökü olan “eğmek, eğriltmek” manasına uygun olacak şekilde çocuklarımızın fıtri saflıklarını bozan, onların dosdoğru yolda gitmeye istidatlı yaratılışlarını bozup, eğri büğrü yollara saptıran bir eğitim anlayışı bu…

Bu kesimler, dini geleneklerimize bağlı bir hayat sürmekte olan halkımızın çocuklarını tesir altına alıp, kendi ideolojilerine göre yetiştirme çabalarını, eğitim adı altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Mesela okullarda kasten bir kız bir erkekten oluşan çiftlere spor ve dans gibi faaliyetler adı altında, hayâsızlık telkin ediyorlar. Edebiyat, müzik ve benzeri derslerde özellikle ailelerinden aldıkları edebi bozacak eserleri okutturup söylettiriyorlar. Bunun örneklerini çoğaltmak mümkün.

Hem birçok okul idaresinin ibadetlerini yerine getirmek isteyen öğrencilere karşı tutumu hiç de iç açıcı değil. Hâlbuki çocuklarımızın dini eğitimi sırf bilgi tahsilinden ibaret olamaz, mutlaka uygulamalı alıştırmanın da olması gerekmektedir.

Hepimizin bildiği gibi çocuklarımızın ergenlik çağına kadar ibadetlere alışması gerekiyor. Bu yaş dönemindeki öğrencilerin günlerinin büyük bir kısmı okulda geçiyor. Mesela beş vakit namazın en az ikisi okul saatine denk geliyor. Acaba yazdırdığımız okulda çocuğumuz ibadetlerini yerine getirebilecek mi?

İşin doğrusu çocukların ibadete alışması için sadece özgür olmaları da yetmiyor, birilerinin onlara hatırlatması ve teşvik etmesi de gerekiyor. Gittiği okulda çocuğumuza namaz kılmasını kim hatırlatacak? Bu sebeple “Nasıl olsa diğer okullarda da dini dersler görebilirler” kolaycılığına kaçmayıp İmam Hatipleri tercih etmekte fayda var.

Şimdiki Aklım Olsa…

Birçoğumuz dini eğitimin kıymetini bilmiyoruz. Özellikle de dini eğitimin içinde yetişmiş olanlar bundan daha da gafil kalabiliyorlar. Oysa dikkatlice etrafınıza baktığınız zaman dini eğitimin hayatın her alanında, her yaşta insana rehberlik yaptığını görebiliyorsunuz.

Bir süre önce emekli matematik öğretmeni bana şöyle demişti, “Şimdiki aklım olsa hem kendim hem çocuklarım için Kur'an ı Kerim üzerine tahsil görmek isterdim. Hayatım çocuklara hiç sevmedikleri ve pek çoğunun hiçbir işine yaramayacak olan bilgileri öğretmekle geçti. Şu anda ise kaç yaşından sonra Kur’an okumayı öğrenmek için çabalayıp duruyorum. Hâlbuki zamanında öğrenseydim ve Kur’an öğretmeni olsaydım öğrencilerime bir ömür boyu devamlı lazım olacak ve faydasını iki dünyada da görecekleri bir bilgi öğretmiş olacaktım.”

Elbette “kimse matematik öğrenmesin” demiyoruz ama nüfusun yüzde onu bile olmayan akademisyenlere lazım olan bilgileri nüfusun yüzde doksanına öğretmek için işkence çektirirken, herkese lazım olan Kur’an eğitimini sadece “namaz kıldıracak olanlar öğrensin” demek ne kadar doğru?

Birçoğumuz Kur'an ı Kerimi tecvidle okumak sadece imam efendilere lazım zannediyoruz, halbuki ayette “imamlar Kuranı tertil üzere okusun” buyrulmuyor, hitap hepimize… Çünkü tecvidle Kuran okuyan bir insan farkında olmadan bir edep talimi yapmış oluyor. Kur’an-ı kerim bize hayatta her şeyin edebi olması gerektiğini öğretirken işe bizzat kıraatten başlıyor.

Tecvid Eğitimi, Edeb Eğitimidir

Tecvid kuralları, edebin özü olan ölçülülüğü, kavratıyor. Sesi ne kadar uzatacaksınız, ne kadar tutacaksınız, ne kadar titreteceksiniz; hepsinin bir ölçüsü var. Bir elif miktarı uzatılması icab eden bir yerde iki elif miktarı uzatamazsınız. Ahengin bozulduğunu hemen hissedersiniz.

Zaten davranışlara edep kazandıran da ölçü değil midir? Mesela “Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin oturması, kalkması, yürüyüşü, konuşması nasıldı” diye sorsanız cevap hep aynı: “Ne alelacele koşardı ne de hımbılca yürürdü. Adımlarını kuvvetle ve vakarla basar ama oyalanmadan, seri bir şekilde yürürdü. Öyle ki etrafındaki acele etmezse geri kalırdı.”

İnsana emniyet telkin eden, kendinden emin bir dinamizm ama aynı zamanda insanın hürmetini celbeden bir sükûnet, ciddiyet ve ağırbaşlılık. Ölçü, ölçü ölçü…

Kıraati güzelleştiren de ölçü. Ölçülülüğün sırrı ise planlama… Hiç okumamış olanlar, Kur’an kıraatinin ileri görüşlülük gerektirdiğini tahmin bile edemez. Hâlbuki nefesinizi durak yerine kadar ulaştırabilmeniz için gerektiği kadar derin nefes almalı ve uygun bir şekilde harcamalısınız.

Acemilere ilk zamanlar zor gelen, tecrübe ile kazanılan bir beceridir bu. Hem nefes eğitimidir; göğüs kafesinizin üst kısmıyla alelacele nefes almak yetmez, diyafram nefesini öğrenmelisiniz. Ciğerleriniz her köşesine ulaşmalı temiz hava… Sonra da ahenkli bir şekilde dilinizin, dudağınızın arasından akıp gitmeli, şırıl şırıl…

Zamanımızda “Okullarda değerler eğitimi nasıl verilmelidir? Çocuklara üstün ahlak ve şahsiyet vasıfları nasıl kazandırılmalıdır?” mevzuunda görüşler ileri sürülürken birçok eğitimci de isabetli bir şekilde bunların sadece tarifle öğretilemeyeceğini, ancak bir takım uygulamalar eşliğinde kazandırılabileceğini söylüyorlar. Bu meyanda sporun, grup halinde sosyal faaliyetlerin ve çeşitli tatbikatların faydasına temas ediyorlar.

Elbette bunların hiçbiri faydasız değil, hatta nebevi eğitim metodunda da birçoğunun yeri vardır. Bunların özünde ise Kur’an tilavetinin önemli bir yeri olduğu da göz ardı edilmemeli…

Unutulmamalı ki kıraate çalışarak eğitim yoluna çıkan bir talebe, ilmin gerektirdiği vasıflarla donanmış olarak yoluna sağlam adımlarla devam eder. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam de tebliğ vazifesinin gerektirdiği sabır, teenni, insanlara karşı tahammül, en zor anda bile serinkanlılığını koruyup nezaketini kaybetmemek gibi bütün üstün ahlak vasıfları “tertil üzere Kur’an okuyarak” kazanmıştır.

Kendini Bil!

Zamanımızda ahlak ve karakter eğitiminin önemi kat kat artmıştır. Çünkü günümüz insanının hayatta karşılaşacağı zorluklar, eski zamanlardaki insanlar gibi çevreden gelen zorluklar değil, bizzat kendi nefsinden gelen zayıflıklardır. Bugün insanların çoğu kuraklık sebebiyle açlık çekmiyor; kendi nefsine hakim olamayıp yaptığı harcamalar sebebiyle borç yükü altına giriyor. Yahut salgın hastalıklara tutulmuyor, iradesizliği sebebiyle zararlı ve fazla gıda yediğinden hastalanıyor. Çoğu insan hanımını doğumda veya kocasını savaşta kaybetmiyor, kendi huysuzluğu sebebiyle yuvasını yıkıyor. Kısacası günümüz insanı kendi nefsinden çekiyor. Elinde nefsini terbiye etmek için ne gaye, ne prensip, ne metot bulunmadığı için onun eline esir düşüyor.

Modern denilen eğitim ise çocuklara hayatta hiç lazım olmayacak bilgileri yüklüyor ama en lüzumlu bilgiyi vermiyor. Çocuklar dünyanın ve atmosferin katmanlarını biliyor ama kendi nefsinin katmanlarını bilmiyor. Üçgenin açılarını biliyor ama kabir dörtgenine girince kendisine faydalı olacak bilgilerden habersiz…

Öyleyse şunu söyleyebiliriz, kişinin hayatını kazanmak için nasıl mesleki donanıma ihtiyacı varsa, hayatını manalı bir şekilde yaşamak ve sonunda ebedi hayatı kazanmak için de dini ilim, irfan ve terbiyeye ihtiyacı vardır. Hem bu ilim ve irfanı elde etmek asıl amaçtır, meslek eğitimi ise bu amaca ulaşmak için seçilebilecek çeşitli araçlardan bir araçtır.

Ülkemizde de, dünyada da pek çok kişi aldığı eğitim dışında işlerde çalışıyor. Çünkü hiç kimse çocuğunun rızkının hangi vasıtayla eline geçeceğini bilmiyor ki ona yönlendirsin. Bunun için dinî-manevi eğitimi, akademik- mesleki eğitime kurban vermeye hiç gerek yok. Elbette ideal olanı iki kanatlı eğitim, yani hem akademik ve mesleki eğitimin en niteliklisi, hem dini ve manevi eğitimin en istikametlisi… Ancak bu da maddî manevî fedakârlık istiyor ki herkesin buna imkanı olmuyor.

Eğer ikisini en mükemmel şekilde sağlamak mümkün olmazsa önceliği gençlerin şu en tehlikeli zamanlarında, ahlakî- manevî eğitimine vermeyi tercih etmeli.

Aileler rızık konusunda mütevekkil olurlarsa Cenab-ı Hak kendi ayırdığı payı mutlaka bir vesile ile veriyor. İnanın Kur’an kursunda okumuş ve İmam Hatip lisesini bile dışarıdan bitirmiş öyle insanlar var ki, kendi alanı dışında çalışan binlerce fakülte mezunlarına nispet yaparcasına, sonradan edindikleri becerilerle girdikleri alanın en iyileri olabiliyorlar. Bu Allah'ın, kendi dinine hizmet edenlere lütfettiği bir yetenek, azim ve başarıdan başka bir şey değildir. Allah hepimize bu yolda azim ve sebat nasip eylesin. Amin.


Sayı : 19
Büyük Kapak