Pedagog Ali Çankırılı: “İnsan Allah’ın En Büyük Sanatıdır.”

Sayı : 23 / Ocak 2014, Konu Başlığı : Röportaj

İyi bir anne baba olmanın zorlaştığı bir dönemdeyiz. Aileler sırf çocukların isteklerini yerine getirir duruma düştü. Teknoloji alanındaki hızlı gelişme anne babayla çocuk arasındaki makasın hızla açılmasına sebep oluyor.
Son zamanlarda ülkemizde aileler, anneden babadan kalma yöntemlerle modern psikoloji biliminin tavsiyeleri arasında bocalıyor. Bu konuda hassasiyetlerimiz bilen, manevi meselelerimiz hakkında şuurlu psikologlarımızın rehberliğine ihtiyacımız var.
Aile ve çocuk eğitimi konularında rehber kitapları, Evlilik Okulu ve Anne Baba Okulu adlı projeleriyle ve seminerleriyle tanıdığımız Ali Çankırılı ile sizin için sohbet ettik.

Ali Çankırılı 1947 yılında Çankırı’da doğdu. İlk ve ortaokulu Çankırı’da, Liseyi Üsküdar Fen Lisesinde bitirdi. Gazi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra bir hocasının tavsiyesi üzerine Ankara Üniversitesi Psikoloji bölümüne devam etti ve mezun olduktan sonra Amerika’da Alabama Üniversitesi’nde Çocuk Psikolojisi ve Davranışları konusunda yüksek lisans ve araştırmalar yaptı. Başarılı çalışmalarından dolayı kendisine Onursal Amerikan Vatandaşlığı belgesi verildi.
Yurda döndükten sonra değişik kamu ve özel eğitim kurumlarında görev aldı, 1990 yılında kendi isteği ile emekli oldu. Gazete ve dergilere çocuk eğitimi ve psikolojisi alanında makaleler yazan, Anne Baba Okullarında sunumlar yapan, yurt içinde ve yurt dışında konferanslar veren, kitapyurdu.com’un en çok okunan yazarlar listesinde yer alan Pedagog Ali Çankırılı’nın çok sayıda çeviri ve telif eserleri bulunmaktadır. Kitaplarından bazıları: Benim Sağlıklı Bebeğim, Çocuklara Söz Geçirme Sanatı, Çocuklarımız Mutsuz ve Başarısız Olmasın, Kötü Çocuk Yoktur, Anne Ben Nereden Geldim, Eve Kardeş Geldi, Torun Sevme Rehberi, Herkes İçin Evlilik Okulu, Anne Olma Sanatı, Anne Baba Okulu, Çocuk Resimlerin Dili, Baba Olma Sanatı.

İslamî Hayat: Öncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Bu zamanın çocuklarını ve gençlerini anlamaları ve doğru iletişim kurabilmeleri için anne babalara neler tavsiye edersiniz?

Ali Çankırılı: Gençler bir meslek sahibi olmak için senelerce tahsil yapıyorlar, ancak aile kurmak ve anne baba olmak için bir eğitim almıyorlar. Bu konularda kitap okuyan, evlilik okullarına ve anne baba okullarına devam eden gençlerin sayısı oldukça az. Evlenip, çocuk sahibi olunca kendi anne babalarından gördükleri hataları farkında olmadan tekrar ediyorlar. Çalışan annelerin çocuklarına ya bakıcı ya da büyük anne bakıyor. Anne babalar çocuklarını yeterince tanımadan çocuklar büyüyor, okula başlıyor, elektronik bakıcılarla (televizyon, internet, akıllı telefon vs.) vakit geçiriyor.

Çocuklar büyüdükçe sorunları da büyüyor. Hiçbir işimiz çocuğumuzun eğitiminden daha önemli değildir, işler bekleyebilir, eğitim beklemez. Çocuğun belli gelişim dönemleri var. Özellikle ilk 6 yaşta, ihmal edilen ve eksik bırakılan eğitim, çocuğun kişiliğine yansıdığı için geriye dönüp telafi edemiyorsunuz. Çocuğumuza mutlaka zaman ayıralım, birlikte oyun oynayalım, onu sevdiğimizi ve değer verdiğimizi söz ve davranışlarımızla belli edelim. Okul öncesi ve ilkokul yıllarını ailesiyle uyum içinde geçiren çocuklar ergenliğe geçişte fazla sorun yaşamıyor; okul, iş ve evlilik hayatında daha başarılı oluyor.
Çocukluğu yoksulluk ve baskı altında geçen çoğu anne babalar “Ben yoksulluk çektim, baskı altında büyüdüm, çocuklarımın her isteğini yerine getireceğim, baskı yapmayacağım, rahat büyüsün” diyorlar. Anne baba çocuk psikolojisi bilmediği için teoride doğru gibi görünen bu düşünce pratikte doğru değildir. Her isteği yerine getirilen çocuk beklenenin aksine doyumsuz olur, istekleri bitmez, marka düşkünü olur, elindekilerin kıymetini bilmez. Davranışlarına sınır konmadığı, serbest büyüdüğü için şımarık ve saygısız olur. Çocuklar doğruyu yanlışı bizim koyduğumuz kurallar ve sınırlar sayesinde öğrenirler.

İslamî Hayat: Çocukluğunuzda yaşadığınız, şimdi kısmen Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde devam bazı “Büyüklerin yanında çocuk sevilmez,” “Büyüklerin yanında konuşulmaz” gibi gelenekleri de eleştirdiğinizi biliyoruz. O günün çocukları şimdi anne baba oldular, çocuklarına söz geçirmede ve doğru davranışlar kazandırmada zorlanıyorlar. Aile büyüklerine, anne babaya ve öğretmenlerine saygı duymayan, şımarık ve bencil çocuklar yetişiyor. Sizce neden böyle oldu? Çocuk eğitiminde, özellikle ahlak eğitiminde, ölçü ne olmalı?

Ali Çankırılı: Çocuk eğitimi konusunda doğru yolu, sırat-ı müstakimi bir türlü bulamadık. Çocukluğumda hatırlıyorum, sokakta, çarşıda, pazarda öğretmenimizi görünce kaçardık. Okula gidince hesap sormasın, “Sokakta ne geziyordun” demesin. Korkup kaçacağımıza sevinseydik, selam verseydik, o da başımızı okşasaydı. Öğretmenden dayak yerdik, gelip evde söylemezdik. Şimdi öğrenciye dayak atmayı bırak, bağıramazsın bile. Velisi gelip öğretmene kafa tutuyor. “Arkadaşlarının yanında çocuğuma neden bağırdın?” diye hesap soruyor. Bu çocuk öğretmene saygı duyar mı?

Yine çocukluğumdan hatırlıyorum. Sizin de temas ettiğiniz gibi büyüklerin yanında çocuk sevmek ayıp sayılır, saygısızlık olarak değerlendirilirdi. Babam beni severken dedem içeri girdiğinden beni dizinden indirir, ileriye doğru iterdi. Çocuk aklıyla neden böyle yaptığını anlayamazdım. Beni sevmediğini zannederdim. Büyükler konuşurken küçüklerin lafa karışması ayıp sayılırdı. Eleştiri ve suçlamalara cevap veremez kendimizi savunamazdık. Cevap verdiğimizde “Utanmadan bir de cevap veriyor” diye azar işitirdik. Saç tıraşımızdan giydiğimiz elbiseye kadar seçme hakkımız yoktu, bizim adımıza anne baba karar verirdi.

Şimdi her şey sanki tersine döndü. Çoğu evlerde, özellikle tek çocuklu çekirdek ailelerde çocuğun dediği oluyor. Her isteği yerine getirilip şımartılıyor. Bayramlarda bilmem dikkat ettiniz mi, büyük şehirlerde çocuklar artık büyüklerin elini öpmüyor, tokalaşıyorlar.
Sokakta, alışveriş merkezlerinde yeni yetme çocuklar büyüklerin yanında bağıra bağıra argolu ve küfürlü konuşuyorlar. Uyardığınız zaman ya “sana ne” diye cevap veriyor ya da gülüp geçiyorlar. Toplu taşıma araçlarında gençler kalkıp yaşlılara yerini vermiyor.
Anne, 5-6 yaşındaki çocuğunu yanındaki koltuğa oturtmuş, saçları ağarmış bir dede ayakta dikiliyor. Çocuğu kucağına alıp dedeye yerini vermiyor. Uyardığınızda “çocuğumun bileti var” diyor.

Doğrusu ne derseniz, doğrusu orta yoldur, ne ifrat ne tefrit. Ne çocuğu adam yerine koymayıp ihmal edeceksiniz, ne de şımartıp tepenize çıkaracaksınız. Bu da kuralları olan ailede mümkündür. Çocuklar doğru davranışları bizim koyduğumuz kurallar ve sınırlar yoluyla öğrenir.

İslamî Hayat: Türkiye’de yaşayan hemen hemen her kesimden anne babanın çocukların manevi eğitimi noktasında da doğru bilgiye ve rehberliğe ihtiyacı var. Siz kitaplarınızda ve makalelerinizde işe “Allah’a iman”, ama taklidi değil tahkiki imanla başlamak gerektiğini söylüyorsunuz. Bu konuda anne babalar kendilerini nasıl yetiştirebilir, neler yapabilirler?

Ali Çankırılı: “Tahkiki iman” derken araştırmaya dayanan ve yaşanan imanı kastediyorum. Dindar bildiğimiz çoğu ailelerde bile Allah’a iman kulaktan dolma bilgiye ve geleneğe dayanıyor. Resul-i Ekrem Efendimizin hayatını ve saadet asrını araştıran, bu konuda kitap okuyan, kâmil bir mürşidin dizi dibine oturup sohbetini dinleyen insanımız çok az. İnancımıza göre insan Allah’ın en büyük sanatıdır. İnsana saygısı olmayanın Allah’a da saygısı tam değildir. Sanata saygısı olmayanın sanatkârına saygısı olur mu? Yine “tahkiki iman” derken, sadece bilgiye değil, yaşanan bilgiye dayanan imanı kastediyorum.

Size çarpıcı iki örnek vereceğim. Rabbimiz, “Yiyin için ama israf etmeyin, ben israf edenleri sevmem” buyuruyor. Allah’ın bu emrini bilmeyen, duymayan Müslüman neredeyse yok gibidir. Buna rağmen ülkemizde tonlarca ekmek ve yemek artığı çöpe gidiyor. İstatistiklere göre bir senede çöpe atılan ekmeğin parasıyla beş yüz okul binası yapılabiliyor. Çöpe atılan yemek artıklarını da buna katarsanız her sene bin okul binası çöpe gidiyor demektir.

Allah temizdir, temizliği ve temiz olanı sever. Allah’ın bir ismi de Kuddüs’tür. İnsan eli değmemiş tabiata bakın, artık madde ve kirlenme yoktur. Dağ başlarında, vadilerde çaylar, dereler pırıl pırıl akar. Ölen hayvanların vücudu çürümeye ve kokuşmaya fırsat kalmadan kartal ve akbaba gibi leş yiyen kuşlar ve bakteriler tarafından temizlenir, geriye kuru kemikler kalır. Peygamber Efendimiz: “Temizlik imandandır” buyuruyor. Bir başka hadiste “Temizlik imanın yarısıdır” diyor. Gelin görün ki sokaklarımız, parklarımız, piknik yerlerimiz, hatta cami avluları ve şadırvanlar bile insan eliyle atılmış çer-çöple kirletilmiş durumdadır. İnancımıza göre topraktan geldik, ama toprağa saygımız yok, toprağı kirletiyoruz. Anne baba kirletince çocuk da kirletiyor. Çocuk büyükleri taklit ederek büyür. Çocuklarda görsel hafıza sözel hafızadan daha güçlüdür. Çocuk eğitiminde davranışlarımız sözlerimizden ve kuru nasihatlerimizden daha etkilidir. Bilmek yetmiyor. Yaşanmayan ve uygulanmayan bilginin ne yetişkine ne de çocuğa bir faydası yok.

İslamî Hayat: “Çocuğun Manevi Eğitimi” kitabında belirttiğiniz gibi manevi eğitimde dini bilgiler kazandırmanın yanında dua ve ibadet gibi pratiklerin de eşlik etmesi gerekiyor. Buna “yaşayan maneviyat” diyorsunuz. Birçok aile çocuklarını elifba öğretmek ve sure ezberletmek için Kur’an kursuna veya hocaya gönderiyor. Sizin de ifade ettiğiniz gibi şimdiki çocuklarda bilgisayar ve akıllı telefonların getirdiği hızlı ve eğlendirici aktivitelere düşkünlük var. Sabır ve emek gerektiren işlerden fazla hoşlanmıyorlar. Manevi eğitimde, ibadette, dikkat gerektiren konularda, anne babalar ve eğiticiler çocukların merakını uyandırmak ve dikkatlerini yoğunlaştırmak için neler yapabilir?

Ali Çankırılı: Hz. Ali Efendimizin güzel bir sözü var: “Çocuğunuzu içinde bulunduğu çağa göre eğitin” diyor. Eğitimde görsel medyanın ağır bastığı bilgisayar çağındayız. Okullarımızda sınıflar bilgisayar ve akıllı tahtalarla donatılıyor. Çocuklar, kreşti, anaokuluydu derken üç yaşından itibaren aile dışı eğitimle tanışıyor. Anne babalar ve aile büyükleri de bu hızlı gelişmeler konusunda bilgi sahibi olmalı, çocukların gerisinde kalmamalı ki onlara yardımcı olabilsinler.

Anne baba bilgisayarın ne olduğunu, ne işe yaradığını bilmiyor, ilkokuldaki çocuğuna gidiyor, en gelişmiş, en pahalı bilgisayarı alıyor. İlkokul çağındaki çocukların elinde son model akıllı telefonlar var. Anne baba çocuğuna en gelişmiş bilgisayarı alırken ona pahalı bir oyuncak aldığının farkında değil. Bilgisayarın çocuğun derslerine yardımcı olacağını, onunla ödevlerini yapacağını zannediyor. Bilgisayarın elektronik bir alet olduğunu, çocuğa bir şey öğretemeyeceğini bilmiyor. Bilgisayarı faydalı kılan eğitici programlardır.
Çocuk, “ödevlerimi yapmam için internet de gerekiyor” diyor. Anne baba telefona internet de bağlatıyor. Bir süre sonra dersleri iyi gideceğine, notları yükseleceğine, daha kötüye gidiyor, çocuğun huyları değişiyor. Anne baba: “Bilgisayarın ve internetin yüzünden böyle oldu” diye bilgisayarı da interneti de yasaklıyor. Anne babalara yasaklamanın çare olmadığını söylüyoruz. Bilgisayarı ve interneti doğru kullanmayı öğreteceksiniz, faydalı programlar alacaksınız, kural koyacaksınız, takip edeceksiniz.

Okulöncesi 3-6 yaşlar ı “masal çağı” olarak isimlendiriyoruz. Bu çağda masal, oyun ve arkadaş en güçlü öğrenme araçlarındandır. Masal çocuğun hayal dünyasını, oyun ve arkadaş da duygu dünyasını besler. Oyun çocuğun en ciddi işidir, sıradan bir oyalanma ve eğlenme aracı değildir. Çocuk sizi taklit ederken oyun formatını kullanır. Sizi namaz kılarken görünce gelir yanınıza dikilir, sizi izler, komiklikler yapar, ancak gülmediğinizi, namazdan çıkmadığınızı görünce ciddi bir iş yaptığınızı anlar. Sizi taklit etmeye başlar.

Sizin gibi el bağlar, secdeye varır, kimi zaman sırtınıza tırmanır, boynunuza sarılır. Dikkat süresi kısa olduğu için canı sıkılır, dolaşmaya çıkar. Bazı yaşlı insanlarımız namazın sıhhatini bozuyor diye çocukları namaz kıldıkları odaya almıyorlar, camide gürültü yapıyorlar diye azarlıyorlar.

Çocuk sevdiklerini taklit eder, onlara benzemeye çalışır. Çocuk sizi severse namazınızı da sever. Çocukların ibadetinde ciddiyet aranmaz ve ciddi olmaya zorlanmaz. Dikkat süreleri kısa olduğu için eğitici masallar ve oyunlar kısa olmalı. Elifba ve sure ezberletirken yine oyun çocuğu olduğu unutulmamalı, canı sıkılınca ısrarcı olunmamalı, ara verilmeli. Elifba öğretmede, sure ezberletmede, ibadete ısındırmada ve doğru davranışlar kazandırmada masallardan, oyun tarzında hazırlanmış interaktif cd’lerden, paket programlardan ve çizgi filmlerden faydalanabiliriz. Elektronik marketlerde ve büyük kırtasiye mağazalarında bu tür yardımcı materyal bulmak mümkün.

Çocuk eğitiminde okulun ve öğretmenin önemi inkâr edilemez. Ancak anne baba çocuğun dini ve manevi eğitimini de okuldan beklememeli. Şimdi dini hassasiyeti olan özel okullarımız var. Yeterli dini bilgiye sahip olmayan, çocuğuna nasıl manevi eğitim vereceğini bilmeyen ya da işi gereği çocuğuna ayıracak zamanı olmayan anne babalar çocuklarını bu özel okullara gönderiyorlar. Ancak, anne babalar şu gerçeği unutmamalı: Altı yaşına kadar çocuk için en ideal okul, ailedir. Çocuk aileden aldığı eğitimin şekline ve kalitesine bağlı olarak ya güvenli ya güvensiz, ya bağımlı ya bağımsız, ya sorumlu ya sorumsuz bir kişilik kazanmış olarak okula başlamaktadır. Okul, çocuğun ailede kazandığı kişiliği değiştirip ona yeni bir kişilik kazandıramaz. En ideal eğitim, ailenin ve okulun aynı değerleri benimsediği, aynı eğitim metotlarını kullandığı, çocuğun manevi ve ahlaki eğitimini ön planda tutuğu eğitimdir.

İslamî Hayat: Ne yazık ki son zamanlarda boşanma ve geçimsizliklerin arttığını görüyoruz. Artık “çocuklarım için sabrediyorum, boşanmıyorum” diyen çiftlerin yerini “kavgalı ortamda çocukların psikolojisi bozulmasın diye boşanıyorum” diyen çiftler almaya başladı. Bu yaklaşım konusunda ne düşünüyorsunuz? Sorunlu ailelere neler tavsiye edersiniz?

Ali Çankırılı: Biliyorsunuz “Herkes için Evlilik Okulu” ve “Anne Baba Okulu” adıyla iki kitabım var. Belediyeler, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri ve Milli Eğitim İl Müdürlükleri bünyesinde uyguladığımız Evlilik Okulu ve Ana Baba Okulu projelerimiz var. Bu okullarda sadece seminer yapmıyor, danışmanlık hizmeti de veriyoruz. Sorunlu ailelere sorun çözme ve kriz yönetme becerileri kazandırıyoruz. Sorunlar görmezden gelinerek ve ertelenerek çözüme kavuşmuyor. Biriken sorunlar eşlerde öfke patlamalarına ve depresyona yol açıyor.

Eşlerde maddi refah ve tahsil seviyesi yükseldikçe birbirlerinden beklentileri de yükseliyor. Eşlerden ikisinin de çalıştığı memur ailelerde geleneksel karı koca rolleri değişmeye başladı. Çocuğun bezini değiştirmek ve mamasını yedirmek dâhil, her türlü ev işini yapan yumuşak (light/layt) erkek modeli artık yadırganmıyor. Çalışan hanım, erkeğin ev işlerini yapmasını normal karşılıyor, “tabi yapacak, hayat müşterek” diyor. Kendi açısından haklı, o da akşama kadar çalışıyor, eve yorgun geliyor. Çalışan annelere diyoruz ki, eşinizin ev işlerinde size yardım etmesi, yükünüzü hafifletmesi elbette iyi bir şey. Peygamber Efendimiz de eşlerine yardım ederdi. Ancak, “tabi yardım edecek, ben de çalışıyorum, hayat müşterek” derseniz, dirençle karşılaşabilirsiniz.

Erkeğin yeni rolünü kabul etmediği ve direnç gösterdiği ailelerde karı koca arasında güç savaşı başlıyor. Güç savaşı çoğu zaman kadına şiddete dönüşüyor. Toplumda ve medyada kadına şiddet uygulayan erkeklerin eğitimsiz, kültürsüz, maganda tipler olduğuna dair bir önyargı var. Trakya Üniversitesi Edirne Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçları bunun doğru olmadığını gösteriyor. Araştırmaya göre üniversite mezunlarının % 24'ü kadınlara şiddet uygularken, bu oran hiç eğitim almamış erkeklerde % 2'lerde kalıyor.

Aynı çatı altında yaşayan eşler aynı kayıkta seyahat eden iki kişi gibidir. Biri kayığı salladığında öbürü tutmalıdır. İkisi de sallarsa kayık devrilir, yüzme bilmeyen boğulur. Ülkemizde henüz aile danışmanlığı kültürü gelişmemiş. Psikoloğa gidenlere “deli” gözüyle bakılıyor. Ailede sorunlar biriktikçe çözümü zorlaşıyor. Eşler arası geçimsizlik ve mutsuzluk çocukları da etkiliyor. Çocukların hatırına mutsuz bir evliliği yürütmenin de çocuklara bir faydası yok. Eğer eşler arasında sevgi ve saygı kalmamış, mahrem hayatları bitmiş ise boşanma kaçınılmaz hale gelir. Ancak geçinmeyi beceremeyen eşler medenice boşanmayı da beceremezler.

Bir kadıncağız düşünün her gün dayak yemekten, hakarete uğramaktan bıkmış, intiharın eşiğine gelmiş, çocuklarını düşünecek hali kalmamış, kaçıp baba evine sığınmış. Kocası: “Karımı canından bezdirdim, çocuklarımın annesine haksızlık yaptım, gidip özür dileyeyim” demiyor. “Evini ve çocuklarını nasıl terk eder!” diye öfkeleniyor, gidip baba evini basıyor, orada da karısını dövüyor. Siz evlilik danışmanı olsanız bu kadından çocukların hatırı için evliliği yürütmesini isteyebilir misiniz? Eğer kadıncağız boşandığında babaya yük olmayacaksa, babanın maddi durumu müsaitse, mahkeme çocukların velayetini anneye verecekse, hem anne hem çocuklar için en uygun çözüm boşanmasıdır.

İslamî Hayat: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür eder, bir başka sohbetimizde buluşmak üzere çalışmalarınızda başarılar dileriz.


Sayı : 23
Büyük Kapak