Peygamber Güllerinin İlki Hz. Zeyneb r. anhâ

Sayı : 31 / Eylül 2014, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Zeyneb, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ilk kızıydı. Annesi Hz. Hatice’den hemen sonra iman eden Hz. Zeyneb, annesi Hz. Hatice’nin mümine hanımların ilki olması gibi, iman eden genç kızların ilki oldu. Annesinin terbiyesi altında yetişen Hz. Zeyneb, kardeşleri Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma’ya güzelce ablalık yaptı. Annesinin en büyük yardımcısı olarak hem aile içi görevlerinde hem de iman mücadelesinde annesini örnek alarak yetişti. Tıpkı onun gibi peygamberimizin en büyük destekçisi oldu.

Hz. Zeyneb yetişip evlenme çağına gelince ailesinin de uygun görmesiyle teyzesi Hâle'nin oğlu Ebû'l-Âs ile evlendi. Ebû'l-Âs, henüz bu sırada Müslüman olmamıştı. Fakat henüz müşriklerle evlenme yasağı gelmediği için Peygamberimiz de bu evliliğe mani olmamıştı.

Hz. Zeyneb ile Ebû'l-Âs’ın mutlu bir yuvası vardı. Ancak Rasûlüllah efendimiz insanları İslâm'a davet etmeye başlayınca Kureyş müşrikleri ona karşı çıktılar. Bu sırada ona her türlü eziyeti yaptıkları gibi, damadı Ebu'l-Âs'a da hanımını boşaması için baskı yaptılar. Çünkü kızlarının mutsuz olmasının onu üzeceğini biliyorlar, onu yıpratmaya ve davasından vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

Hz. Zeyneb ise maruz kaldığı baskılara rağmen dininden dönmüyor, babasına asla üzücü bir şey söylemiyordu. İman yolunda uğradığı musibetlere sabrederek mükafatını Allah’tan bekliyordu.

Hz. Zeyneb’in kocası ise hanımının güzel ahlakından memnun olduğu için onu boşamaya yanaşmadı. Hatta Kureyşliler kendisine, eğer karısını boşarsa beğendiği başka bir kadını nikahlamasını sağlayacaklarını vaad ettikleri halde o "Allah'a yemin olsun ki, eşimden ayrılmam, onun yerine Kureyş'ten, başka bir kadının eşim olmasını da istemem" (İbn Hişam) dedi ve baskılara direndi. Kendisi iman etmese de hanımını dininden dönmeye zorlamadı.

Aslında Ebu'l-Âs Peygamberimizin doğru söylediği kanaatine sahipti. Bir keresinde “Kayınpederimin yalan söylediğini hiç duymadım,” demişti. Ancak aile çevresinin onu “Karısının sözüne uyup atalarının dinini değiştirdi” diye kınamasından korkuyordu.

Bundan daha önemlisi ise Ebû'l-Âs’ın, birlikte ticaret yaptığı ortaklarına borcu vardı. O sırada zenginlerden borç alarak ticaret yapan genç tüccarların çoğu, yüksek faiz yüzünden borç yükünden bir türlü kurtulamazdı. Ebû'l-Âs da ticaretini devam ettirebilmek için borçlanmak zorunda kalmış gençlerden biriydi. Ticari ilişkilerinin bozulması halinde bakmak zorunda olduğu ailesine karşı görevlerini yapamayacaktı. Çünkü müşrikler Müslümanlarla ticari ilişkilerini kesiyordu.

Hatta ilk iman edenler çok baskı altında kalıyor, işkence görüyordu. Bu yüzden Ebu'l-Âs iman edenlerin öncüleri gibi büyük bir cesaret gösteremedi. Ancak hanımının imanına da mani olmadı.

Babasının Destekçisiydi

Hz. Zeyneb tıpkı annesi gibi imandan gelen bir cesaret ve azimle her zaman babasının yanında oldu. Peygamber Efendimiz’in erkek evlâdı olmadığı için babasına destek verme işini Hz. Zeyneb yüklenmişti. Ne zaman Peygamberimiz bir saldırıya uğrasa Hz. Zeynep su götürerek elini yüzünü yıkıyor, teselli etmeye çalışıyordu. Bir sahabe şöyle anlatmıştır:

“Ben Cahiliye döneminde iken Hz. Peygamber’i gördüm.

“Ey milletim, diyordu, Allah’tan başka ilah yoktur, deyin ki kurtulasınız!”

Etrafındakiler ise kimisi yüzüne tükürüyor, kimisi başına toprak döküyor, kimisi sövüyordu. Tâ ki gün yarı oldu ve bir kız, elinde su kabıyla geldi. Peygamberimiz ellerini ve yüzünü yıkadıktan sonra ona:

“Korkma kızım, dedi, babanın başına bir şey getiremezler.” “Bu kız kimdir?” diye sordum. “Kızı Zeynep’tir,” dediler.

Hz. Zeyneb radıyallahu anhâ, babasına yapılan bu muamelelere çok üzülmekle birlikte hiçbir zaman inancını ve azmini yitirmiyordu. Annesinin kanatları altında bütün bu zorluklara göğüs geriyordu. Ancak annesi Hz. Hatice’nin vefatından sonra Hz. Zeyneb için yeni bir dönem başlayacaktı.

Artık başlarında anneleri yoktu. Üstelik kız kardeşi Rukıyye de Habeşistan’a hicret etmişti. Hz. Zeyneb kız kardeşleri Ümmü Gülsüm ve Fatıma’ya ablalık görevini tek başına üstlendi.

Gurbet Yılları

Kureyş müşrikleri Peygamberimizi davasından vazgeçirmek için her türlü yola başvurmuş ama başarılı olamamıştı. Artık toplantılarında Allah'ın elçisini öldürmek gibi korkunç bir plan üzerinde konuşuyorlardı. Bu sırada Peygamber efendimiz ashabına Medine’ye hicret etmelerini buyurmuş, kendisi de Hz. Ebubekir ile birlikte hicret yoluna koyulmuştu.

Peygamberimiz kızları, yakınları ve iman eden ashabıyla beraber Medine’ye hicret edince Hz. Zeyneb için hayat bir kat daha zorlaştı. Çünkü kendisi Müslüman olduğu halde müşrik kocası hicret etmesine izin vermediği için onunla birlikte Mekke’de kalmıştı.

Sevgili babasından, kız kardeşlerinden, dindaşlarından uzakta, İslam’a düşmanlık besleyenlerin arasında yapayalnızdı.

Sevgili babasından uzakta geçen gurbet yılları boyunca gözyaşı döktü ve hep O’na kavuşacağı günün hasretini çekti. Etrafı düşmanlıkla sarılmışken inancını yaşaması ne kadar güçtü. Bununla beraber dininde sebat gösterdi.

Peygamberimiz de kızı Zeyneb’ten uzakta kalmanın hicranı içindeydi. Belki de Hz. Zeyneb’in hasreti sebebiyle olsa gerek Medine zamanında dünyaya gelen bazı kızların adını Zeyneb koymuştur.

Aradan çok vakit geçmeden, Bedir harbi vuku buldu. Hz. Zeyneb’in kocası Ebû'l-Âs, ailesi ve ortaklarının baskısı altında müşrik ordusunun bir neferi olarak harbe katılmıştı. Müslümanların büyük bir zafer kazanıp ganimetler ve esirler elde ettiği bu savaşın sonunda esir alınanlar arasında Ebû'l-Âs de bulunuyordu. Bu hadise Peygamberimizin, kızı Zeyneb'e kavuşmasına vesile olacaktı.

Bedir savaşında alınan esirlerin, fidye karşılığı serbest bırakılmasına karar verilince Hz. Zeyneb, kocasının kurtuluş fidyesi olarak, annesi Hz. Hatice’nin ona düğünde taktığı gerdanlığı göndermişti. Peygamberimiz bunu görünce hüzünlendi. Ebû'l-Âs'ı fidye almaksızın serbest bırakarak, gerdanlığı da geri gönderdi. Damadı da bu iyiliğe karşı mahcup olup Hz. Zeyneb'i Mekke'ye varır varmaz, Medine'ye, sevgili babasının yanına gitme izni verdi.

Hain Saldırı

Peygamberimiz kızı Zeyneb’i alıp getirmesi için azadlısı Zeyd b. Harise’yi Mekke’ye gönderdi. Ebu’l-As da tedbir gayesiyle kardeşi Kinane’yi, Zeyneb’i alıp Mekke’den çıkarması ve Zeyd’in olduğu yere ulaştırmakla görevlendirdi.

Hz. Zeynep deve üstünde mahfe içindeydi, Kinane deveyi çekiyordu. Fakat ne yazık ki, azgın müşrikler Hz. Zeyneb’in Medine’ye gidişine tahammül edemediler, ona saldırı düzenlediler. Hz. Zeyneb’in içinde bulunduğu hevdeçe mızrakla vurup bir kayanın üzerine düşürdüler. Hz. Zeyneb bu sırada hamile idi ve çocuğunu düşük yapmıştı. Düşükten sonra başlayan kanama sebebiyle zayıf düşüp hastalandı. Medine’ye vardıktan sonra uzun zaman bitkin ve hasta bir vaziyette yattı.

Hz. Zeynep hakkında Peygamber Efendimiz: “Zeynep kızlarımın hayırlısıdır. Benden ötürü hayli musibetlere maruz kalmıştır.” Diye onu methetti.

Hz. Zeyneb’in devesine mızrağıyla saldırıp düşmesine sebep olan Hebbar, nerede bulunursa bulunsun öldürülecekler arasındaydı. Ancak İslam’a girdiğini açıklayınca Hz. Peygamber onu dahi affetti.

Hz. Zeyneb sevgili babasına kavuşmuştu ama bu sefer de kocasından ayrı düşmüştü. Ancak Allah yolunda uğradığı bu musibetlere sabrediyor, şikâyet etmiyordu.

Hidayete Vesile Olan Mürüvvet

Derken bir gün Müslümanlar, Şam’dan dönen bir kervanı ele geçirdiler. O sırada müşriklerle Müslümanlar arasında savaş durumu olduğu için, Müslümanlar ele geçirdikleri kervanı ganimet olarak aldılar ve başında bulunan kişileri de esir ettiler. Kervanın başındaki kişi ise Ebu’l-Âs idi.

Hz. Zeyneb kocasının esir düştüğünü öğrenince mescidin kapısına gelip, ona kefil olmak istediğini babasına arz etti. Peygamberimiz, kızı Zeyneb’in kefaletini kabul etti ama onu şöyle tembih etti: “Fakat sakın sana dokunmasın, zîrâ sen ona helal değilsin.”

Hz. Zeyneb’in kefaleti sayesinde Ebu’l-Âs serbest bırakıldı ve hatta malları kendisine iade edildi. Hanımının ona karşı sergilediği bu mürüvvet Ebu’l-Âs’ın gönlünü fethetmişti.

Ebu’l-Âs, Mekke’ye dönünce üzerindeki emanetleri sahiplerine teslim edip, alacaklılarıyla hesaplaştı ve sonra kendi hür iradesiyle İslâm’ı kabul ettiğini ilân etti. Kureyşlilerin karşısına dikilip:

“Ben Medine’de Müslümanlığımı ilân etseydim, onlar canımı kurtarmak için İslâm’a girdiğimi zannedeceklerdi. Mekke’deki mal sahipleri de kendilerinin mallarını korumadığımı, emanete hıyanet ettiğimi iddia edeceklerdi. Onun içindir ki bu kararımı şimdi bildiriyorum.” dedi. Bu sözlerinden sonra Medine’ye hicret etti.

Hz. Zeyneb, devamlı iyilikleri ve sadakatiyle kocasının hidayetine vesile olmuştu. Artık Müslüman olduğu için kocasıyla tekrar bir araya gelmelerine bir mani kalmamıştı. Birbirini seven, vefa ve sadakat timsali iki insan, çileli yıllardan sonra nihayet birbirlerine kavuşmuşlardı. Ancak mutlulukları çok uzun sürmedi.

Hz. Zeynep hicret sırasında devesinden düştüğü günden beri iç kanamaları devam ediyordu. Bu onu bitkin düşürmüştü. Kocasıyla kavuştuktan sonra çok geçmeden vefat etti. Hicret yolunda aldığı darbe sebebiyle hastalandığı için herkes onu şehit olarak andı.

Hz. Zeynep ahirete göçünce Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselâm, cenazeyi yıkayan Hz. Sevde ile Hz. Ümmü Seleme’ye kefen yapılması için kendi ridasını verdi. Cenaze namazını bizzat kendisi kıldırdı, kabrinin başında ağladı. Sonra üzgün bir şekilde kabre girdi, kabirden tebessüm ederek çıktı: “Zeyneb'in zayıflığını düşünerek kabir sıkıntısını azaltsın diye Cenab-ı Allah’a dua ettim, O da bunu kabul buyurdu.” dedi.

Hz. Zeyneb'in Ali adında bir oğlu ile Ümame adında bir kızı olmuştu. Küçük Ali, Hz. Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. Hz. Zeyneb oğlunun vefatı üzerine hüzünlenmişti. Peygamberimiz ona sabır telkin etti.

Kızı Ümame, Hz. Peygamber’in namaz kılarken omuzuna çıkardı. Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma, vefatı esnasında Hz. Ali’ye Ümame ile evlenmesini vasiyet etti.

Hz. Zeyneb’in kocası Ebu’l-Âs da hanımından dört sene sonra, Hz. Ebu Bekir’in hilafeti döneminde katıldığı Yemame Savaşı’nda şehit olmuştur.


Sayı : 31
Büyük Kapak