Peygamberimiz (s.a.v)’in Ramazanı

Sayı : 17 / Temmuz 2013, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Ramazan ayı Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Her şeyden önce Peygamberimize ilk vahiy bu ayda, Kadir gecesinde gelmeye başlamıştır.

Vahyedilen ayetlerle beraber Peygamberimizin hayatı da bizim hayatımız da değişmiştir. Çünkü o peygamberlik vazifesini icra etmeye başlayınca, insanlar Yaratıcımızdan gelen kesin bilgilerle gayb haberlerini öğrenmişler ve bu dünyada var olmanın asıl gayesinden haberdar olmuşlardır. Eğer O’nun getirdiği ayetler olmasaydı bu dünyada yaşayıp ölmemizin ne anlamı olurdu? Hayatlarımızı manalı, ölümlerimizi değerli kılacak tek şey olan kulluğu nasıl öğrenecektik?

İşte bu yüzden Ramazan ayı hepimiz için çok önemli bir hadisenin yıldönümüdür. Bizim de onun önemini kavramak için bu ay ve bu aydaki bereketler üzerinde iyice tefekkür etmemiz uygun olur. Eğer Ramazan’ın kıymeti üzerinde düşünecek olursak onun getirdiği fırsatlardan da istifade etmemiz mümkün olabilir.

Peygamberimizin Ramazan Neşesi

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Ramazan ayı geldiği zaman çok sevinir ve coşkulu bir halde bulunurdu. Neşesi O’nun “esen rüzgârlardan daha cömert olmasından” anlaşılırdı. (Buhârî, Savm, 7) Ashabını bu ayın bereketiyle müjdeler, değerini bilmeye davet ederdi. Bir hadis-i şerifinde:

“Eğer ümmetim Ramazan ayında tecelli eden fazilet ve mükafatları gerçekten bilmiş olsalardı, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi” (Heysemi, Mecma’uz-Zevaid, c.3, 141) buyurmuştur.

Selman-ı Farisî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Şaban ayının son günü hutbe okuyarak Ramazanı iyi değerlendirmeye teşvik etmiştir. Bu hutbesinde “Ramazanda eda edilecek bir farzın diğer zamanlarda eda edilen yetmiş farza denk sevap kazandıracağı, herhangi bir nafilenin de farz gibi mükafat getireceğini” bildirmiştir. (Hayâtu’s-Sahâbe, 3/384)

Ramazan ayının en mühim ibadeti, hiç kuşkusuz ki kesin bir farz olan Ramazan orucudur. “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız…” (Bakara, 183)

Ramazan orucunu tutmak, ayetlerle apaçık bir şekilde farz kılınmıştır. Hasta, yolcu, hamile veya oruca dayanamayacak kadar yaşlı olmak gibi geçerli bir mazereti olmayanlar Ramazan orucunu tutmalıdır.

Böyle bir mazeret sebebiyle oruç tutmayanlar, onun yerine kaza ederler. Ama mazeretsiz olarak oruç tutmamanın telafisi yoktur. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam:

“Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.” (Buhari, Savm, 29) buyurmuştur. Yine de cahillik sonucu olarak tutulmamış oruçlarımız varsa kaza eder, kazaya bıraktığımız için tevbe ederiz.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, Ramazan orucunun İslam’ın beş şartından biri olduğunu bildirmiştir:

“ İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak, Kabe’yi haccetmek. ” (Tirmizi, İman, 3)

Allah-u Teâlâ bu ayda bütün Müslümanların beraberce oruç tutması kulluk borcudur. Uzun günlerde, zahmet çekerek bu borcunu ödeyenlere çok büyük bir mükâfat verilmiştir.

“Kim Allah yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” (Tirmizi, Cihad, 3)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Ramazan ayı boyunca orucunu tutup tamamlayanların, geçmiş günahlarının affolacağını (Buhari, Savm, 6,II,228) ve “işini tamamlayınca işverenden ücretini alan işçiler gibi büyük bir mükâfat alacaklarını” müjdelemiştir.

Bu ayda bir işveren, oruç tutan çalışanlarının iş yükünü hafifletirse cehennem ateşinden azad edilir. Yoksullara sahur ve iftarda ikramlarda bulunanlara da oruç tutanların sevabından bir şey eksilmeksiniz bir kat hisse verilir. (Tirmizi, Savm 82)

Peygamberimizin Ramazan ayına dair bazı sünnetleri vardır. Bunlar:

Sahur Yemek ve Onu Geciktirmek

Sahur yemeği, oruca hazırlanmak için gece kalkıp yenilen yemektir. Bu yemekte bereket olduğu müjdelenmiştir. (Buhârî, Savm 20)

Çünkü bu yemekten maksat ibadete kuvvet kazanmaktır. Niyet ibadet olunca yemek de ibadete dönüşür ve helalden kazanıldığı müddetçe hesabı yoktur.

Sahuru mümkün olduğu kadar imsak vaktine yakın süreye geciktirmek de sünnettir. Bu şekilde kişi tam imsak zamanında başlayarak oruca hürmet etmiş olur.

Sahur yemeye tenezzül etmemek, Cenab-ı Hakk’ın ümmet-i Muhammed’e lütfettiği bu nimete karşı şükretmemek olur. Çünkü sahur yemeği daha önceki ümmetlere verilmemiş bir kolaylıktır. (Müslim, Savm, 46)

Günahlardan Kaçınmak

Günahlardan her zaman kaçınmak gerekir. Ramazan ayında ise daha fazla kaçınmak uygun olur. Bu aya her türlü hürmeti göstermek gerekir. Kişi gün boyu oruç tutarak kendisini helal gıdadan mahrum bırakırken haramlara meyletmesi elbette akla uygun değildir.

Bu ayda insanlarla münakaşa etmemek, kalp kırmamak, dilini kötü sözlerden sakınmak, gözünü ve kulağını haramlardan muhafaza etmek lazımdır.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam:

"Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin.” (Buhârî, Savm, 9) buyurmuştur.

Kuran Okumak

Ramazan günlerinde, Cebrail aleyhisselam Peygamberimiz aleyhissalatu vesselama gelerek, o güne kadar nazil olan ayetleri okurdu; Efendimiz de takip ederdi. Böylece Kur’an’ı hatmederlerdi. Hz. Fatıma radıyallahu anhudan rivayet edilmiştir ki: “Babam Nebî aleyhisselatuvesselam bana gizlice şöyle söyledi: Her sene Cibril benimle Kuran’ı bir kere mukabele ederdi. Bu sene iki defa mukabele etti. Öyle sanıyorum ki ecelim yaklaşmıştır.”(Buhârî, Savm, 7)

Oruçluyken ibadet etmek, zikretmek ve kuran okumak kat kat sevaplıdır. Buna takati kalmamış ise uyuması da ibadet gibidir.

"Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır." [Deylemi] buyrulmuştur.

İftara Acele Etmek

İftar zamanının girmesini sofra başında beklemek ve akşam ezanı okunur okunmaz iftar etmek de sünnettir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam "İnsanlar iftarı acele yaptıkları sürece, hayır üzere devam etmiş olurlar" (Buhârî, Savm, 45) buyurmuştur.

Çünkü insanların böyle yapması Cenab-ı Hakk’ın hoşuna gitmektedir. Gün boyunca Allah'ın rızası için yemeyi içmeyi bırakmış olan Müslüman’ın, izin verilir verilmez hemen yiyip şükretmesi Allah'ın rızasına uygundur. Bir kutsî hadis’te Allah-u Zülcelâl hazretleri şöyle buyurmuştur: "Kullarımın bana en sevimli olanı, iftar etmekte acele edenidir" (Tirmizî, Savm, 13)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam iftarda sevinir ve şöyle buyururdu: "Susuzluk gitti. Damarlar ıslandı. İnşâallah sevap sâbit oldu" (İbn Mâce, Sıyâm, 48)

Allah'ın emrini yerine getirdiği için sevinmek, sevabını ummak, kişinin bu sevaba kavuşacağı günü düşünmesine vesile olur. Nitekim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam bize bunu hatırlatmak için şöyle buyurmuştur:

"Müminin kendisiyle neşelendiği iki sevinci vardır. Birisi iftar vaktindeki oruç bozma sevinci, diğeri Rabbına kavuştuğu zamanki (orucunun mükâfatı ile) sevincidir" (Buhârî, Savm, 9)

Peygamberimiz, oruçlarını hurma veya tatlı bir şeyle, yoksa su ile açardı. (Buhârî, Savm, 45) Oruç açılırken şöyle dua ederdi:

"Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttuk, Senin verdiğin rızıkla orucumuzu açtık, bizden kabul buyur; çünkü Sen her şeyi işiten ve bilensin" (İbn Mâce, Sıyâm, 48)

Teravih Namazı

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Ramazan geceleri teravih namazı kılmaya çok önem verirdi. Hatta bu sebeple sahabe de onun arkasına gelip durmuş, farz gibi her gece teravih namazı kılmışlardı. Bu sebeple Peygamberimiz farz zannedilmesin diye odasından çıkmamış, kendi başına kılmıştır. (Buhârî, Salâtu’t-Teravih 1)

Ancak ashabının Muaz bin cebel radıyallahu anhu gibi Kur’an-ı Kerimden çok sure ezberlemiş olan şahısların arkasında saf tutup namaz kıldıklarını öğrenince bunu güzel görüp teşvik etmiştir. Bir hadis-i şerifinde:

“Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerindeki namazı (teravih namazını) sünnet kıldım. Öyle ise, kim inanarak ve sevabını kesin şekilde Allah’tan umarak Ramazan ayının gündüzünde oruç tutar, gecesinde de namaz kılarsa, bu geçmiş günahlarına kefaret olur (günahları bağışlanır)” buyurdu. (Câmiü’s-Sağîr, 2/460)

Sadaka Vermek

Ramazan ayı, yoksulun halinden anlama, merhamet ve infak ayıdır. İnsan oruç tutarken çektiği sıkıntıya bakar; kendisi iftar vaktinde istediğini yiyeceğini bildiği halde sırf akşama kadar aç kalmaya bile zor dayanabiliyor. Bunu görünce ihtiyaçlarını temin edemeyenlerin çektiği sıkıntıyı daha iyi anlar. Hem Ramazan ayında şeytanlar bağlanır, cennet kapıları açılır, cehennem kapılar kapanır. Bu sayede insana hayırlar kolaylaşır.

Oruçlu bir insanın duyguları da hassaslaştığı için iyilik yapmanın zevkini daha iyi hisseder. Bu sebepledir ki Müslümanlara ilk vacip kılınan mali ibadet sadaka-ı fıtır olmuştur. Rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Mekke sokaklarında dellal çıkararak şöyle ilan ettirmiştir:

"Duyduk duymadık demeyin! Sadaka-i fıtr her müslümana, erkek-kadın, hür-köle, küçük-büyük olsun vacibtir. Bu, ya iki müdd buday veya onun dışında bir sa' yiyecektir." (Tirmizi, Zekat 35, 674)

Böylece bu ay çıkmadan önce sadaka-ı fıtır vererek fakirlerin bayrama sevinçle girmesi sağlanmıştır. Daha sonra zekât emredildiğinde zekâtı vermek için belli bir ay tayin edilmemiştir. Ama Müslümanlar hem her yıl verilecek zekâtı unutmamak için, hem de bu ayda yapılan ibadetlere daha çok sevap verileceği için zekâtlarını da bu aya denk getirirler. Böylece her yıl Ramazan’da büyük bir yardımlaşma seferberliği yaşanır.

Ramazan ayında yoksullara hayır hasenatı bol bol yapmak, herkesin bu ayın gelişine sevinmesine vesile olur.

İtikafa Girmek

İtikaf, ibadet maksadıyla mescide kapanmak, dünya kelamını terk edip ibadetle meşgul olmak demektir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Ramazan ayının son on gününde mescide itikafa çekilmiştir. Bundan maksadın Kadir gecesini aramak olduğu da bildirilmiştir.

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir: “Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i'tikafa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın". Resulullah aleyhisselatuvesselam'dan sonra, zevceleri de i'tikafa girdiler.(Buhari, Fadlu Leyletü'l-Kadr 3, İ'tikaf 1)


Sayı : 17
Büyük Kapak