Peygamberimiz ve Komşuluk

Sayı : 28 / Haziran 2014, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına önemli bir hususu açıklayacağı zaman, öncesinde insanların dikkatini çekecek bir soru sorar veya söz söylerdi. Sözünün etkisini artırmak için sözünü üç kere tekrarlardı. Bir gün ashabının arasındayken:

“ Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz. Vallâhi imân etmiş olmaz.” Buyurdu. Ashabı- kiram Peygamberimizin mühim bir açıklama yapacağını anlayıp dikkat kesildiler ve sordular:

“Kim imân etmiş olmaz, yâ Resûlallah?”

“(Fenalık yapmasından) Komşusu emniyette olmayan kimse!” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 29)

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanların önemsiz zannedip ihmal etmemesi için komşuyla güzel geçinme konusunda sık sık hatırlatmalarda bulunurdu.

Bir insanın güzel ahlak sahibi olup olmadığı, komşularıyla olan ilişkilerinden anlaşılabilir. Uzaktaki insanlarla iyi ilişkiler kurmak kolaydır, onları arada sırada bir görürüz. Ama devamlı ilişki halinde olduğumuz kişiler bizim ahlakımız hakkında garanti verebiliyorsa demek ki gerçekten özü sözü bir, doğru dürüst, güzel ahlaklı bir kişiyiz, demektir.

Allah Resulü; “Ya Resulallah! Bana öyle bir amel göster ki onu yapayım ve cennete gireyim?” diye soran sahabesine “İyi huylu ol” buyurdu. Sahabe, “İyi huylu olduğumu nasıl bileceğim?” diye sorunca da: “Komşularına sor; eğer onlar senin iyi olduğunu söylerlerse, sen iyi bir kimsenin, yok eğer kötü olduğunu söylerlerse o zaman kötü bir kimsesin.”(Acluni, Keşf-ul Hafa, 1/72) buyurmuştu. Bu da gösteriyor ki iyiliğimiz ve kötülüğümüzün ölçüsü yakın çevremiz ve komşularımızdır.

Ahlakın Ölçüsü

Bir toplumda ahlakın gerçek ölçüsü komşular arasındaki güven ve iyi ilişkilerdir. Halkı Müslüman bir ülkeye, gazetelerinin üçüncü sayfasında, “Komşu kavgası kanlı bitti” gibi haberlerin çıkması yakışmamaktadır. Bir ülke ne kadar kalkınsa, ileri gitse de eğer komşular aralarındaki davaları sertlikle çözmeye çalışıyorsa o toplum medenileşememiş demektir.

Müminlerin kimseye kötülük yapmaması gerekir ama bilhassa komşusuna hiç yapmaması gerekir. Bazı kötülükler vardır ki komşuya karşı işlendiği zaman on kat daha günah olduğu bildirilmiştir. Mesela Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Komşusunun karısıyla zina yapanın günahı, on kadınla zina yapan adamın günahından daha ağırdır" (Buhârî, Edeb, 20) buyurmuştur. Hatta komşu komşunun mahremine karşı gözünü muhafazaya çok dikkat etmelidir. Peygamberimiz komşuya en küçük bir eziyet vermeyi dahi yasaklamıştır: “Kim Allah’a ve ahret gününe inanıyorsa komşusuna eziyet vermesin.” (Buhari, Adap. 1855)

Komşuya yapılabilecek bir başka eziyet de dil eziyetidir. Belki komşularımız bizim hırsızlık veya zina gibi kötülük yapmayacağımızdan emin olabilirler ama dilimizle onların aleyhine konuşmayacağımızdan da emin olabiliyorlar mı? Yahut bir anlaşmazlık halinde onları incitmemeye özen gösteriyor muyuz?

Bir gün Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme sordular: “Ya Resulallah! Bir kadının nafile olarak çok namaz kıldığından, çok nafile oruç tutuğundan ve çok sadaka verdiğinden bahsediliyor. Ancak diliyle komşularını incitiyor.” Peygamberimiz: “O kadın cehennemliktir.” buyurdu. Sahabi: “Ya Resulallah falan kadının da nafile olarak az namaz kıldığından, az nafile oruç tutuğundan ve az sadaka verdiğinden bahsediliyor. Ancak diliyle komşularını incitmiyor.” dedi. Peygamber Efendimiz ‘de “O cennettedir.” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 440)

Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Zülcelal anne babaya ve akrabaya iyiliği emrettiği gibi, komşulara ikram etmeyi de emretmiştir: “Allah’a ibadet edin ve ona hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakine iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen kimseleri ve övünen kimseleri sevmez.” (Nisa,36)

Peygamber Efendimiz de: “Allah’a ve ahret gününe inan kimse komşusuna ikram etsin ...” (Müslim, iman: 74) buyurmuştur.

Komşuların En Hayırlısı

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem komşularına karşı son dere¬ce hayırlı ve samimi bir dost idi. Elinden gelen her türlü iyiliği yapar ve onlarla güzel münasebetlerde bulunurdu. Komşuluk münase-betlerini sürdürme ve kuvvetlendirme hususunda son derece gayretliydi.

Peygamberimizin evi, mescidin bitişindeki, hanım ve kızlarını yerleştirdiği odacıklardan ibaretti. Neccar oğulları en yakın komşuları olmak üzere bütün Medine onun komşusu gibiydi, herkesle yakın alaka kurardı. Enes bin Mâlik onun komşu ve hemşerilerine düşkünlüğünü şöyle anlatır:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, din kardeşlerinden birini üç gün göremezse, onu sorardı. Uzaktaysa onun için duâ eder, evindeyse ziyaret eder, hasta ise şifa dilemeye giderdi.” (Heysemî, II, 295)

Komşularla uzun süre görüşmemek, aradaki sevgi bağlarını koparır. Kalplerde husumet ve soğukluğa sebep olur. Hz. Mevlânâ diyor ki: “Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır.”

Hâlbuki komşular birbirinin haliyle ilgilenmeli, haberdar olmalıdır. Eğer sıkıntıları varsa çözümüne yardımcı olmalıdır. Bunun için de öncelikle selamlaşma, ziyaretleşme, görüşme ve hâl-hatırını sormaya dikkat etmelidir.

Allah Resulünün bu yakın alakası karşısında gayr-i müslim komşuları dahi onu sever ve sayarlardı. O da onların davetlerini kabul eder, ikramlarını geri çevirmezdi. Bir hadis-i şerifte onun İranlı komşusu tarafından davet edildiğinden bahis geçmektedir. Yahudi komşularının da eziyetlerine sabreder, onlar kendisine ve ashabına eziyet etse de o iyi muamele etmeye gayret gösterirdi.

Peygamberimiz, komşu hakkı konusunda şöyle demiştir: “Komşular üç derecedir: Gayr-i müslim komşular: Bunların sadece komşuluk hakkı vardır. Müslüman komşular: Bunların hem komşuluk, hem de din kardeşliği hakkı vardır. Akraba ve Müslüman olan komşular: Bunların komşuluk, din kardeşliği ve akrabalık hakkı vardır.” (Heysemî, VIII, 164)

Sahabe-i kiram da Peygamberimizi örnek almıştı. Sahabeden Abdullah bin Amr bir koyun kestirmişti. Ailesine: “Yahudi komşumuza verdin mi? Yahudi komşumuza verdin mi?” diye telaşla sordu ve sonra, “Ben Hz. Peygamber'den şöyle işittim” diyerek, Peygamberimizin “Cebrail bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım…” (Buhari, Edep. 38) hadisini nakletti. (Ebû Dâvûd, Edeb, 122, 123;)

Komşu hakkının önemini anladığı için Müminlerin annesi Hz. Aişe, iki komşusundan hangisine öncelikle ikram etmesi gerektiğini Peygamberimize sormuştu. Peygamber Efendimiz: “Kapısı sana daha yakın olandan başla.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 32)
Sahabeden Ebu Zer radıyallahu anhu da şöyle buyurmuştu: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle tavsiye etti: “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde takdim et!” (Müslim, Birr, 143)

Ülkeleri Mamur Eden İyilik

Bir insanın kendi ailesinden sonra en çok ilişkide olduğu kimseler komşulardır. Hatta atasözümüzde denilmiştir ki “Uzaktaki akrabadan, yakın komşu daha iyidir.”

Komşuların birbirine karşı iyi muamele etmesi, güzel hisler beslemeyi sağlar ve toplum bağlarını güçlendirir. Toplum bağlarının güçlü olması halinde bir toplumun her türlü zorluğu el birliği ile aşması mümkündür. Allah korusun, savaş, deprem, sel, kıtlık, salgın hastalık gibi felaketlerde komşular birbirinin sığınağı olur.

Aksine toplum bağları zayıflayınca toplum çöküntüye uğrar. Hiçbir felaket olmasa bile toplumda vurdumduymazlık yaygınlaşır, kimse yanı başındaki komşusunun başına gelene aldırış etmez olur. Durumu düşük olanlar iyi olanlara karşı haset duyar, iyi olanlar da aşağı gördükleri kesimleri küçümser ve sırt çevirir. Hele bir de bir felaket başa gelmişse o anda artık kişi komşusuna güvenemez hale gelir.

Bu yüzden Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün ashabına: “Akrabalık bağlarını gözetmek, güzel ahlak ya da iyi komşuluk ilişkileri ülkeyi imar eder ve ömrü arttırır.” (Ahmed b.Hanbel Müsned, 5, 291) buyurarak toplum bağlarının önemine dikkat çekmiştir.

Bu yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ashabını komşuluk bağları hususunda o kadar uyarmıştır ki, “Yanıbaşında komşusu açken kendisi tok yatan kimse mü'min değildir.” buyurmuştur. (Hâkim, II, 15)

Sahabe-i kiram Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin terbiyesi altıda o kadar başkalarını kendi nefislerine tercih eder bir hale gelmişlerdi ki, yoksul bir sahabeye bir koyun başı tasadduk edildiği zaman o:

“Kardeşim falan ve ailesi buna bizden daha fazla muhtaçtır,” deyip komşusuna göndermişti. Ancak komşusu da ihtiyaç içinde olduğunu düşündüğü bir başka komşuya vermiş, derken koyun başı bu şekilde tam yedi ev dolaşmış ve nihayet ilk sahabeye dönüp gelmişti. (Hâkim, II, 526)

Allah Resulü komşu hakkına riayet etmeyi emredince ashabı da komşuluk haklarını öğrenmeye gayret etmiştir. Bir gün “Ey Allah’ın Resulü! Komşumun benim üzerimdeki hakları nelerdir?” diye soran ashabına Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir:

“Hastalandığı zaman onu ziyaret edersin, öldüğünde cenazesinde bulunursun, onun mezarına varıncaya dek teşyi edersin. Senden borç istediği zaman (varsa) verir, ihtiyacı olduğunda karşılamaya çalışırsın. Başına iyi bir hal geldiğinde tebrik eder, (sevincini paylaşır) bir felaket geldiğinde de baş sağlığı dileyip teselli edersin. Ayrıca onu evinin havasını bozmamak ve rüzgârına engel olmamak için evini onunkinden yüksek yapmaz, ona biraz vermeyeceksen yemeğinin kokusunu kendisine duyurmazsın.’ (Kandehlevi, Hayâtü’s-Sahabe, c.3 s.37-38)

Peygamberimiz, bir kişinin evini satışa çıkardığı zaman önce komşusuna teklif etmesini, eğer o talipse öncelik tanımasını emretmiştir: "Ev komşusu eve, başkalarından daha fazla hak sahibidir" (Tirmizî, Ahkâm, 31, 33)

Yine bazı adab kitaplarında “Evine bir meyve aldığı zaman, eğer komşuna veremeyeceksen, çocuğunun eline verip sokağa gönderme ki, komşunun çocuğu görüp özenmesin” gibi son derece ince ölçülere rastlarız. Bugün ne yazık ki bu gibi inceliklere dikkat edilmez olmuştur.

Komşuluk denilince komşu kadınlar arasındaki ilişkiler akla gelir. Bazı hanımların, komşudan gelen helva, aşure gibi ikramları beğenmezlik ettiklerini veya temizliği hakkında kuşku duyduklarını görürüz. Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem komşuların birbirini küçümsememesini, davet ve ikramlarını reddetmemesini emrederek: “Ey Müslüman kadınlar! Hiç bir komşu hanım, birbirinin ikramını küçümsemesin! İkram edilen şey bir koyun paçası bile olsa!” (Buhârî, Edeb 30; Müslim, Zekât, 90) diyerek ikazda bulunmuştur.

Komşuya iyilik etmenin Allah katında büyük mükâfatı vardır. İki komşu arasında hangisi diğerine karşı daha hayırlı ise o Allah'a daha yakındır. Peygamberimiz, “Allah katında insanların en hayırlısı komşusu için en hayırlı olanıdır.”(Hâkim, 20-151) buyurarak komşuları iyilikte yarışmaya teşvik etmiştir.

İnsanların çoğu yaptığı iyiliğe karşılık bulamayınca iyilik yapmaktan vazgeçer. Hâlbuki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem komşular arası ilişkilerde karşılık beklememeyi, iyiliğine karşılık göremesen bile Allah rızası için münasebetlerini sürdürmeyi emretmiştir. En faziletli amelleri öğrenmek için soru soran Ukbe bin Âmir'e Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Seninle ilgisini kesenle sen ilgini kesme! Sana vermeyene sen ver, sana kötülük edeni sen bağışla!” (İbn-i Hanbel, IV, 148)

Allah-u Zülcelâl hepimize salih amel ve güzel ahlak nasip eylesin. Amin


Sayı : 28
Büyük Kapak