Peygamberimizi Anlamak Her Müslüman’ın Vazifesi

Sayı : 2 / Nisan 2012, Konu Başlığı : Röportaj

Ömer Döngeloğlu Hoca deyince aklımıza hemen Peygamber Efendimizin hayatı, ashab ı kiram ve onların yaşadıkları diyarlar geliyor. ‘O’nun İzinde’ ve çekimleri Mekke ve Medine’de yapılmış ‘Önden Gidenler’ isimli programları sayesinde Ömer Döngeloğlu Hocamızı hep Peygamberimizin hayatı ile özdeşleştirdik. Onun daha yakından tanımak ve siz okurlarımıza tanıtmak için ziyaretine gittik. Sağolsun bizi kırmadı.

Ömer Döngeloğlu (İlahiyatçı Yazar- Tv. Programcı) 1968 yılında Tokat - Zile de dünyaya geldi. Sakarya Üniversitesi İlahiyat fakültesinde tahsilini tamamladıktan sonra Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde 96 yılına dek on yıl İmam-Hatip olarak, o günden bu yana da idari görevlerde çalıştı. Bu görevleri sırasında gerek yurtiçi gerek yurtdışında birçok konferans ve seminerlere katılarak İslam tarihi ve Siyer-i Nebi konularında bildiriler sundu. Ancak bizler onu daha çok 2006’ dan bu yana çeşitli televizyon kanallarında sunduğu sahur özel programlarından tanıyoruz.

Kutlu doğum haftası münasebetiyle hocamızla sizler için sohbet ettik.

Babam çok muhterem bir zattı

İslamî Hayat: Hocam, bildiğimiz kadarıyla Siyer i Nebi sizin hayatınızın gayesi olmuş. Allah razı olsun ve bu çalışmalarınızın devamı için size güç versin. Bize bunun hikayesini anlatır mısınız? Nasıl yandınız bu sevdaya? Size ilk kez Peygamberimiz’i sevdiren kim oldu?

Ömer Döngeloğlu: Öncelikle sizin vasıtanızla okurlarınızı selamlıyorum. Sizi de tebrik ediyorum. Allah muvaffak etsin. Peygamber sevgimizin hikâyesi çocukluğumdan başlıyor. Babam gayet sağlam bir musalliydi. Yani namaza çok düşkündü. Camiye giderken bizi de yanında götürürdü. Peygamberimiz (s.a.v.)in adı anıldıkça salat u selam getirirdi ve gözlerinden yaşlar dökülüverirdi. Ben onu gördükçe Peygamberimiz (s.a.v.)in ne kadar çok sevilmesi gereken biri olduğunu hissediyordum. Henüz o sıralarda altı yaşındaydım.

İslamî Hayat: Ailede alınan ilk tesir çok önemli değil mi hocam? O zaman peygamber sevgisini ilk aşılayan babanız idi. Babanız nasıl bir kişiydi?

Ömer Döngeloğlu: Elbette. Benim gözümde babam çok muhterem bir zattı. Yaşça da büyüktü, ben küçük bir çocukken o yetmiş yaşındaydı. Benim annem onun ikinci hanımıymış. Ama onun haricinde çok hürmet uyandıran bir siması vardı. Beni İmam Hatip’e gönderen de odur. İyi hatırlıyorum ben İmam Hatip’e gitmekten çekiniyordum. Çünkü mahallede çocuklar “İmam Hatip’te çok zor dersler varmış, Arapça varmış,” diyerek gözümü korkutmuşlardı. Tabi o vakit ilkokuldan sonra İmam Hatip’e gidiliyor. Bize en yakın İmam Hatip Lisesi de bir buçuk kilometre uzaklıkta. Hâlbuki evimize çok yakın, üç yüz metre mesafede ortaokul var. Bütün arkadaşlarım da oraya gidiyor.

İslamî Hayat: Yürüyerek mi gidiyordunuz?

Ömer Döngeloğlu: Tabi, o zamanlar böyle imkânlar yoktu. Biz fakir bir aileydik zaten. Bu sebeple “Ben de ortaokula gitsem olmaz mı?” diye babama sorduğumu hatırlıyorum. Hiç unutmam babam dedi ki; “ oğlum İmam Hatip’ e bizim evden birinin gitmesi lazım. Peygamberimiz (s.a.v.)’ in davasını birilerinin anlatması lazım. Bizim sülalemiz Töngül Hoca sülalesidir,” demişti ve bana bir mesuliyet yükledi. Bir de “eğer İmam Hatip’e gidersen Peygamberimiz (s.a.v.)bundan çok memnun olur,” deyince artık ben de ikna oldum. O zaman o çocuk aklımla Peygamberimizi sevindirmek arzusuyla babama itaat ettim.

Ali Ulvi Kurucu hocamızdan çok etkilendim

İslamî Hayat: O zaman sizin İmam Hatip’e gitmeniz de Peygamberimizin sevgisi sayesinde olmuş. Peki, hocam, tahsiliniz süresince Siyer i Nebi sahasını seçmeniz nasıl oldu?

Ömer Döngeloğlu:Mekanı cennet olsun, Ali Ulvi Kurucu Hocamız vardır. Onun sohbetlerinden çok etkilendim. Medine’de yatar kendisi. Hacıveyiszâde hazretleri vardır, Konyalı, onun yeğenidir. Ailecek Medine’ye hicret etmişlerdir. İslam’a çok hizmet etmiş, şerefli bir ailedir. Ben onu Rasulullah’ı anlatırken dinlerdim. İki gözünden iplik gibi yaşlar dökülürdü. Bir insan Peygamberimizden ancak bu kadar etkilenir! Sanki Peygamber Efendimiz şurada, yanında oturuyor da, onun yanında anlatıyormuş gibi bir hassasiyet, bir his yakaladım onda. En çok ondan etkilendim.

İslamî Hayat: Onu öğrencilik yıllarınızda mı tanıdınız?

Ömer Döngeloğlu: İmamdım. Gerçi ben ilahiyatı imam iken okudum. Okurken dedim ki benim bu saatten sonra yapacağım en iyi hizmet Peygamberimiz (s.a.v.)’ i anlatmaktır. İmam iken de dikkat ettim, millet benim vaazımı seviyordu. Bilhassa Peygamberimiz (s.a.v.)’ in hayatını anlatırken insanlar camiyi dolduruyordu. Bir de ben şöyle düşünüyordum. O zamanlar sinemalar çok yaygındı. Halk yeni bir film gelmiş diye sinema salonlarını dolduruyordu. Düşünürdüm, ya ben ne yapmalıyım ki, bu insanların film seyrederken aldığı lezzet gibi lezzet alarak Peygamberimiz’i dinlesinler. Ben peygamberimizi öyle anlatmalıyım ki, halk desin ki; “Peygamberimiz (s.a.v.)in hayatını dinlerken hiç sıkılmadım, bundan keyif aldım. Demek ki bu şekilde de keyif alınıyormuş.” Ki Peygamberimiz (s.a.v.)in hayatı gerçekten de hoşlanarak dinlenecek bir hayattır. İşte ben de kendime bunu vazife olarak seçtim.

İslamî Hayat: Konuşma tekniğinizi nasıl geliştirdiniz? Kendinizi nasıl yetiştirdiniz?

Ömer Döngeloğlu: İmamlık yaptığım sıralarda meşhur hocaların kasetlerini dinlerdim. Mesela Fethullah Hocanın kasetleri vardı, Timurtaş hocamız çok heyecanlı vaaz ederdi. Onları dinlerdim. Kimseyle cemaat bağım olmamakla beraber, dinler ve bilhassa siyer anlatımlarına çok dikkat ederdim. Kuran eğitiminde “fem muhsin” diye bir mefhum vardır. Yani kuran okumayı “güzel bir ağızdan öğrenmek.” Ben de kulaktan almaya çalıştım. Bu hatipler nasıl güzel konuşuyor, nasıl etkiliyor insanları… Bu hocalarımın hiçbiri diksiyon eğitimi almış değildi. Ama yaratılışlarında var bu, insanlara tesir ediyorlar. Sonra baktım ki Peygamberimiz de buyuruyor, “Güzel söz sihir gibi tesir eder.” Fark ettim ki sözün ve sesin yazıdan daha farklı bir tesiri var. Tabi yazı da önemli, o belgedir, kalıcıdır. Ama sözün de ayrı bir tesiri vardır.

Sevmek sünnetine uymayı gerektirir

İslamî Hayat: Hocam, son birkaç yıldır Nisan ayının üçüncü haftasını Kutlu Doğum Haftası olarak kutluyoruz. Kutlu doğum faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ömer Döngeloğlu: Tabi daha önce böyle bir şey olmadığı için bu çalışmaları doğru ve değerli buluyorum. Zannediyorum Diyanet İşleri Başkanlığımız 1989 yılında başlamıştı. Çok güzel bir çalışma. En azından bir hafta boyunca Peygamberimiz (s.a.v.)ülke gündemine getiriliyor. Tabi bu bir haftayla kalmıyor, her geçen yıl artıyor. Mesela bizim şu anda aylar boyunca yoğun programımız var. Dün ben Adıyaman’ daydım, sadece konferans dinlemek için binlerce insan toplanmıştı. İçerisi dışarıya kadar doluydu. Trakya’ ya da gidiyorum, Türkiye’nin her yerinde Peygamberimizin hayatını dinlemeye koşan insanlar görüyorum. Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı sevgi konusunda bir eksiklik yok. Ancak bir adım öteye gitmek gerekiyor. Bu sevginin içini doldurmak gerekiyor. Peygamberimizin sevgisi ona uymayı gerektirir. Sünnetine ittibaı gerektirir. Artık Müslümanların bu konuda da daha fazla çaba göstermesi icab ediyor. Kısacası Peygamber sevgisini hayatımıza daha çok uygulamamız gerekiyor.

İslamî Hayat: Hocam bu arada Siyer i Nebi okumalarından daha fazla istifade etmek için ne yapmak gerekir? Bize nasıl bir yol haritası tavsiye edersiniz?

Ömer Döngeloğlu: Son zamanlarda birçok eserler yazıldı. Ramazan el Buti’nin Fıkhus Siyresi vardır mesela... Sahih hadislerden alınan ve o örnek hayatın bize düstur olan uygulamaları sunuluyor. Klasik dönem eserler de var. Ayrıca sahabe hayatlarını anlatan eserler var. Hangisi olursa olsun çok faydalı, yalnız şunu unutmamak gerek: siyer okumaktan maksadımız onun yolunda yürümek olmalı. Çünkü bu herhangi birinin hayatı değil, Kur'an ı Kerim’ de Rabbimizin “üsve i hasene” dediği bir hayat. Ben ister talebe olsun, ister vazifeli din görevlisi olsun, isterse de hiçbir vazifesi olmasın, sade bir Müslüman olsun, Siyer i Nebi okumayı yöntem edinmiş herkese onun sünnetine uymayı tavsiye ediyorum. Zaten Peygamberimizle irtibat kurmak her Müslüman için vazifedir. Bir Müslüman ister esnaf olsun, ister ev hanımı olsun fark etmez. Mesela bir Ümmü Eymeni düşünün Üsame’nin annesi. O eski bir cariye ve bir ev hanımıdır, ama devletin yöneticileri onun ayağına gelirdi. Bu yüzden hangi noktada olursa olsun kimse kendini küçümsemesin. Yeter ki kendini fark etsin. Öyle insanlar vardır ki; belki dünyanın en büyük hatibi olabilecektir ama şu an manavlık yapmaktadır. Hayat şartları ona bu imkânı sunmamıştır.

İslamî Hayat: Siz bunları nasibe mi bağlıyorsunuz hocam?

Ömer Döngeloğlu: Tabi insanın önüne çıkan imkânlar nasiptir. Ama nasibin sizi bulması için de çalışmak lazım. Eğer kendinizde bir kabiliyet görüyorsanız kendinizi yetiştireceksiniz. Önce küçük ev sohbetleri yapabilirsiniz. Ben çok uzun zaman üç beş kişilik sohbetler yapardım. Yatsı namazını kılıp otururduk, bazen sabahlara kadar sohbet etmeye doyamazdık.

İslamî Hayat: Öyleyse hiçbir hizmeti küçük görmemek lazım…

Ömer Döngeloğlu: Hiçbir hizmeti…

Cemaatler de olmalı birlik de…

İslamî Hayat: Hocam günümüzde de birçok İslami çalışmalar yapılıyor. Ancak bu çalışmaları yapanlar farklı farklı kişiler, eserler ve metodlar etrafında gruplaşıyor. Bu sefer de birlik olmuyor. Farklı cemaat ve gruplara bu ay vesilesiyle ne tavsiye edersiniz?

Ömer Döngeloğlu: Biz hakikaten mahrum edilmiş bir toplumuz. Osmanlıdan sonra bir fay kırılması yaşadık, bir çöküntü yaşadık dini hayat manasında. Ezanımıza karıştılar. Ezanımızın dilini değiştirdiler. Kur’an okullarımızı kapattılar, camilerimizin birçoğunu gereksiz görüp depo yaptılar. Elif- be öğretmenin bile suç sayıldığı günler oldu. Manevî hayatın yeniden canlanması açısından bu cemaatlerin, vakıfların ve diğer oluşumların hizmeti tartışılmaz. Bizim toplumumuzda çok güçlü bir İslam inancı var, babadan dededen kalma. O inanç biraz serbestlik bulunca canlanmaya başladı ve bu millet dişinden tırnağından artırdığıyla hemen bir vakıf kurmuş İmam Hatip kurmuş, Kur’an Kursu kurmuş. Dikkat edilirse okulların neredeyse tamamını devlet yapar ama İmam Hatipleri millet yapmıştır. Hâlbuki o da Milli Eğitimin okuludur. Kur’an kurslarının neredeyse tamamını millet yapmıştır. Tabi bu hizmetleri yapan bu cemaatlerin hizmetleri İslam’a uygun ama formatı yanlıştır. Hâlbuki çok arzu ederim ve bazı tanınmış hoca efendilere de bahsetmişimdir: Mesela siz bayramlarda bir araya gelseniz, millet sizi birbirinizle bayramlaşırken görse daha güzel olmaz mı?

İslamî Hayat: Acaba korku mu var? Yani bunlar birleşiyor acaba bir şey mi yapacaklar diye bir takım çevrelerin mesele yapmasından mı çekiniliyor...

Ömer Döngeloğlu: Öyle bir endişe de var, zaten öyle dediler, “fitne çıkar” diyerek bunu dile getirdiler. Dün öyle bir süreç vardı, evet, çocukların ilahi söylemesi bile muhtıra vermeye sebep gösterilebiliyordu. Tabi Cenab ı Hakk Kur'an ı Kerim’de buyuruyor: “Günleri insanlar arasında çeviririz.” Yani bazen rahatlık, huzur olur, bazen baskı olur. Biz çeşitli günlerle imtihan ediliyoruz. Bunların bizi yıldırmaması lazım… Bir de Müslümanların bir problemi şu, kendi yaşantılarından tatmin oluyorlar. Başkasının İslam’ı yaşaması konusunda içlerinde yeterince acı duymuyorlar. Bir bakın etrafınıza, internet kafeleri dolduranlar kimin çocukları? Artık bizim sünnet etrafında birlik olmamız lazım. Eskiden cemaatler bir limandı ama artık keşke bir araya gelseler ve birlikte çalışsalar. Sonra halkın içinde olmamız lazım. Peygamberimiz dünyanın en büyük halk eğitimcisidir. Halkın içinde yaşamıştır, en aşağı seviyede olanla hemhal olmuştur. Böyle yetiştirmiştir sahabeyi… Tabi ki bu cemaatler de olmalı, bu renkler muhafaza edilmeli. Onlar Türkiye’nin ikinci İspanya (Endülüs) olmaması için büyük bir hizmet icra ettiler.

İslamî Hayat: Allah razı olsun hocam, bize vakit ayırdığınız için.

Ömer Döngeloğlu: Sizden de razı olsun. Bütün okurlarınıza selam ediyorum.


Sayı : 2
Büyük Kapak