Peygamberimizin (a.s) Örnek Ahlakından: Akrabaya İyilik

Sayı : 16 / Haziran 2013, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Anne baba ve akrabaya iyilik yapmak, ilişkileri devam ettirmek, hatırlarını sormak yani sıla-i rahimde bulunmak, dinimizin çok önem verdiği güzel ahlak esaslarından biridir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin örnek ahlakını incelediğimiz zaman onun henüz peygamberlik vazifesi verilmeden evvel de akrabasına iyilik yaptığını öğreniyoruz. Hatta ilk vahiy geldiği zaman korku hissedince Hz. Hatice “Korkma, Allah seni mahcup etmez çünkü sen akrabanı gözetirsin” buyurmuştur.

Mesela Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam amcasının oğlu olan Ali’yi küçük yaşta yanına almış ve onun bakımını üstlenerek amcasının geçim yükünü hafifletmeye çalışmıştı. Daha sonrasında da sevgili kızı Hz. Fatıma’yı, dizinin dibinde yetiştirdiği bu faziletli gençle evlendirmeyi tercih etmişti.

Peygamberlik verildikten sonra da Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın akrabalarına hiçbir karşılık beklemeden iyilik yaptığını, kusurlarını affettiğini ve ikramda bulunduğunu görüyoruz. Bu iyiliklerini bilen akrabaları İslamiyet’i kabul etseler de etmeseler de onu himaye etmişlerdir. Bilhassa Ebu Talip müşriklerin diline düşmekten çekinerek iman ettiğini söyleyememiştir ama oğulları Hz. Cafer ve Hz. Ali’nin ve hanımı Fatıma’nın İslam’a girmesine muhalefet etmemiştir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sadece amcaları, Hz. Hamza’yı, Hz. Abbas’ı değil, anne tarafından akrabaları olan Medineli Neccaroğullarıyla da samimi münasebetler içinde olmuştur. Hem risalet verilmeden önce hem de sonra iyi ilişkiler içinde olduğu için Medine’ye hicret ettiği vakit akrabaları onu himaye etmiş ve desteklemişlerdir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sadece kan bağıyla akraba olduğu kişilere değil hısımlara da iyi davranmıştır. Mesela yengesi Fatıma’nın cenaze namazını bizzat kendisi kıldırmış ve onu kabre koymadan evvel kabrine uzanarak bir müddet kalmıştır.

Bunun sebebini soranlara onun hakkında şu güzel sözleri söyleyerek, iyiliklerini anmıştır:

"Allah sana rahmet etsin ey annem! Sen benim, annemden sonra annemdin. Kendin aç durur, beni doyururdun. Kendin çıplak durur, beni giydirirdin. En iyi nimetlerden kendi nefsini alıkoyar, bana tattırırdın. Allahım! Esed'in kızı Fatma'yı bağışla! Benim ve benden önceki Peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur, ey merhametlilerin en merhametlisi Allahım."

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam süt annesi Halime’ye de yokluk içinde olduklarından şikâyet edince bir koyun sürüsü bağışlamıştır. Yıllar sonra süt kız kardeşi Şeyma’yı da iltifatlarla karşılamış, ridasını yere serip üzerine oturtmuş ve Şeyma’ya:
“İstersen itibarlı ve sevilen birisi olarak burada kal, her türlü hizmetini göreyim. Eğer kabilene dönmek istersen seni göndereyim.” demiştir.

Şeyma kabilesine dönmek isteyince ona pek çok eşya ile birlikte deve ve davar cinsinden hayvanlar hediye ederek kabilesine göndermiştir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, kendisini ücret karşılığı emziren bir aileye ve onların kızına bile böyle vefalı davranmıştır.

Peygamberimizin üvey evlatları ve hanım tarafından hısımları dahi ondan her zaman nezaket ve iyilik görmüştür. Hatta Efendimiz, hanımı Hz. Hatice vefat ettikten sonra onun kız kardeşine ve hanım arkadaşına karşı nezaket ve kerem gösterecek kadar vefalı bir akrabadır.

Kötülüğe İyilik

Peygamberimizin akrabaya iyilik hususundaki üstün ahlakı, emsalsizdir ve onun derecesine ulaşmak adeta mümkün değildir.

“İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir” (Buharî, Edeb, 15)buyuran Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, sadece akrabalarının iyiliklerine karşılık iyilik yapıyor değildir. Aksine onun bazı akrabaları düşmanlıkta en önde idiler.

Başta amcası Ebu Leheb olmak üzere bazı akrabaları onu inkar etmişler ve her türlü eziyette bulunmuşlardır. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam onların eziyetlerine sabırla katlanmış, misliyle mukabele etmemiştir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam güçsüz olduğu zamanlarında eziyetlere katlandığı gibi, eline fırsat geçtiği zaman da intikam almamış aksine kötülüğe karşı iyilik yapmıştır. Mesela peygamberlik vazifesi verildiği sırada büyük amcası Ümeyye’nin soyundan gelen Ebu Süfyan Mekke’nin senatosu yerinde olan Dar’ün-Nedve’nin başkanlığını yapıyordu. Fakat bu aile rekabet hisleri sebebiyle Peygamberimize ve davasına karşı çıktılar, İslamiyeti kabul etmekte çok kabilelerden daha geç davrandılar.

Buna mukabil Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam onlardan intikam almadı. Aksine kalplerini ısındırmak için Hayber Fethi’nden sonra eline geçen ganimetlerden bir kısmını, kıtlığa düçar olan Mekke halkına göndererek yardımda bulundu. Hâlbuki onlar Peygamberimize iman edenlere ambargo uygulayarak açlığa mahkûm etmişti.

Bu cömertlik karşısında kalbi yumuşayan Ebu Süfyan gönderilen yardımları Kureyş’in fakirlerine dağıtırken: “Allah, kardeşimin oğlunu hayırla mükâfatlandırsın! Çünkü O, akrabalık hakkını gözetti!” diyerek memnuniyetini dile getirmişti. (Tarihu'l-Yakubî, 2, 230)
Kötülüğe karşı yapılan bu iyilik, daha sonra onların tamamen müslüman olmasında etkili oldu.

Riyasız İbadet

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, akrabaya iyilik yapmayı sadece bir ahlakî görev olarak değil, Allah'ın emrettiği bir vecibe olarak tebliğ etmiştir. “Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?” diyen bir kişiye Rasûlüllah şu cevabı vermiştir:

“Allah’a ibadet eder ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin” (Buharî, Zekât, 1)

Cenab-ı Hak, ayet-i kerimede; “…Akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisâ, 1) buyurarak akrabalık bağlarının önemine dikkat çekmiştir.

Allah azze ve celle yakın akrabalar arasındaki bir kısım muameleleri farz kılmıştır. Birbirlerine nikâh düşmeyecek kadar yakın olan akrabaların, birbirlerini ziyaret etmesi ve görüşmesi farzdır. Küserek veya arayıp sormayarak ilgiyi kesmesi ise günahtır. Bu kişiler, anne baba başta olmak üzere, büyük anneler, büyükbabalar, kardeşler, amca, dayı, teyze, hala gibi nikâh düşmeyen yakınlardır. Bunlar vefat ederse, bunların çocukları gibi diğer kan bağı olan akrabalar da sırasıyla en yakın akrabalarına emanet sayılır.

Bu en yakınlarımız, eğer yardımımıza muhtaç ise gücümüz yettiği kadar yardımda bulunmamız gereken akrabalarımızdır. Elbette bu noktada öncelik sırası, bize en yakın olanlardan başlamaktadır.

“Harcamaya kendinden başla ve çoluk-çocuğuna sarf et. Ailenden artanı yakınlarına harca. Bunlardan arta kalanı da sağındaki solundaki komşulara ver!” (Müslim, Zekât 41)

Buradan anlaşılabileceği gibi kişi önce en yakınlarından başlayarak ona muhtaç durumda olanlara yardım etmelidir.

Yine hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre yakınlara iyilik yapmak, sadakanın en yüksek derecesidir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, “Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır.” (Tirmizi, Zekât, 26) buyurmuştur.

Muhtaç akrabaya yardımda bulunmanın öncelikli olmasının hikmeti açıktır. Zengin akrabaları olan bir yoksula kimse yardım etmek istemez, “Kendi akrabası neden bakmıyor?” der. Hem böyle birisine yoksulluk daha acı gelir ve ihmale uğramak daha çok dokunur.

Ayrıca akrabaya yardım etmek birçok zaman nefse sadakadan daha zor gelir. Kendi arzu ettiğimiz kişiye ikramda bulunmak belki hoşumuza gidecektir, belki onun sevgisini kazanmakta başka bir hesabımız vardır. Yahut işin içinde şöhret, çevrede iyi tanınma arzusu gibi nefse uygun durumlar vardır. Akrabaya iyilik ise çoğu zaman ihlâslı olmayı gerektirir.

Nitekim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam akrabaya iyiliği, gece namazı gibi ihlâsla yapılan ameller arasında saymıştır: “Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz” (Tirmizî, Et’ime, 45)

Akrabaya, bilhassa yaşlı, yoksul ve garip akrabalarımıza el uzatmak, yapamadıkları işlerini görüvermek, sorunlarıyla ilgilenivermek bazen nefse çok zor gelir. Uzak duranların hiç haberi yokken büyükannesinin bozulan buzdolabını tamirle uğraşan torun, belki de bu iyiliğiyle Allah-u Teâlâ’nın iki dünyada da büyük yardımlarına nail olacaktır. Diğer gelinleri uzakta durup nefsinin arzu ettiği gibi bir hayat sürerken kayınvalidesine yakın oturup her türlü sıkıntıya katlanan bir gelinin mükâfatını Cenab-ı Hak üstlenmiştir.

Böyle ibadetler, riyasız ve ucubsuz (kendini beğenmesiz) ibadettir. Çünkü bunda nefsin hiçbir böbürlenme payı yoktur.

Unutmayalım ki, sırf Rabbimizin bize akraba kıldığı ve bizi mesul tuttuğunu düşünerek, onun rızasını arzu ederek akrabamıza ikram etmek, belki de hayatta yapabileceğimiz en büyük iyiliğimiz olabilir. Düşünecek olursak belki de kıldığımız namazlar ve hayatımız boyunca yaptığımız bütün hayırlar böyle bir iyiliğimiz sayesinde kabul edilecektir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam buyuruyor: “Her cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allâh’a arz olunur. Fakat akrabasıyla alâkasını kesen kimsenin amelleri kabul edilmez.” (Ahmed, II, 484)

Akrabaya eziyet ve alakayı kesmek, cezası ahirette de verilmekle birlikte bu dünyada da zarara uğramamıza sebep olan kötü amellerdendir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam:

“Âhirette cezasını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezalandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulmetmek ve akrabayı ihmal etmektir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 43) buyurarak bu hususta ikazda bulunmuştur.

Yine hadis-i şeriflerde bildirildiğine göre akrabaya iyilik, bu dünyadayken mükafatı görülen salih amellerden biridir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam: “Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin” (Buhari, Edeb, 12) buyurmuştur. Gerçekten de akrabasının sıkıntılarına sabredip iyiliğine devam eden kişilerin umulmadık nimetlere eriştiği tecrübe edilmiştir.

Hepsinden önemlisi, Allah-u Zülcelal’in muhabbetini, Allah'ın rızasını arayarak O’nun emrettiği kişileri ziyaret edenlere vaat etmiş olmasıdır.

“…Akrabâ ve dostlarıyla irtibâtını kesmeyenlere ve Ben’im için ziyâretleşenlere Ben’im de muhabbetim hak olmuştur.” (Ahmed, V, 229)

Eğer bunca büyük menfaati ve mükâfatı olan bir iyiliği yapmak için biraz olsun gayret gösterirsek muhakkak ki zorluklar kolaylaşacak, iyiliğimizin karşılığı bize bu dünyada da ikram edilecektir.

Allah azze ve celle hepimize bu mükâfatı bol salih ameli işlemeyi nasip eylesin. Amin.


Sayı : 16
Büyük Kapak