Peygamberimizin Bineğinin Terkisinde…

Sayı : 4 / Haziran 2012, Konu Başlığı : Kur'anî Tefekkür

Hadis külliyatlarının sayfaları arasında dolaşırken bir hadis, her karşılaşmamda bana bir dosta tekrar kavuşmanın sevincini yaşatır. Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın amcaoğlu Abdullah ibni Abbas -radıyallahu anhüma-’nın rivayet ettiği uzunca bir hadistir bu. Bu hadisi kaydettiğim kâğıdı elimde kim görse hemen bir kopyasını ister; ya kendisi veya çocukları için…

Her cümlesi hâfızaya kayd ve kalbe nakş olması umulan bu hadisinde yeğeninin şahsında, bütün mü’minlere, özellikle de mü’minlerin gençlerine nasihatine şöyle nasihat buyurur:

“Yavrucuğum! Allah’a karşı edebini koru ki, Allah da seni korusun! Allah’ın hukukunu koru ki, O’nu karşında hâmi bulasın. Bollukta Allah’ı tanı ki, darlıkta da O seni tanısın. Bir şey isteyince, Allah’tan iste. Yardım talep edeceksen, Allah’tan yardım dile. Zira kullar, Allah’ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için bir araya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah’ın yazmadığı bir zararı sana vermek için bir araya gelseler, buna da muktedir olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü.”

Bütün cümleleri birbiriyle irtibatlı olan hadis i şerif, bu etkileyici girizgâhtan sonra hikmetli nasihatlerle devam eder:

“Sen, yakînî bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki, Allah’ın yardımı sabırla birlikte gelir, kurtuluş da sıkıntıyla gelir. Zorlukta da kolaylık vardır. Bir zorluk iki kolaylığa asla galebe çalamayacaktır.”

Her biri bir hikmet incisi bu sözlerin hepsi de hakikat dersleri yüklü… Hadis- i şerifin her bir cümlesini tek tek dile getirip üzerinde uzun uzun tefekkür etmek gereli… Hatta cümlelerin tamamını aktarmış olduğumuzda dahi, ortada bir ‘eksik rivayet’ söz konusudur.

Evet, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın Abdullah b. Abbas’a söylediği sözler bu kadardır, ama sadece bu sözleri rivayet ettiğimizde hadisin bize öğrettiği başka bir dersi hakkıyla aktarmaktan uzak kalıyoruz. O da ‘zaman ve zemin’ dersi… Hadis rivayetini, Peygamberimizin bu sözleri hangi şartlarda söylediğini de bildiren kısmıyla birlikte okuduğumuzda, içerdiği ders tam kıvamını bulmaktadır. Bu hadisi, Efendimiz aleyhissalâtu vesselam, Abdullah b. Abbas’a, baş başa oldukları bir ortamda söylemiştir.

Peki, nasıl bir ‘baş başa ortam’dır bu? Meselâ, o sıralar on beş yaşlarında olan Abdullah b. Abbas’ı yolda görüp, bir kenara çekerek mi bu sözleri söylemiştir? Yoksa bir haberci yollayıp evine çağırarak mı? Yahut?
Tirmizî’nin aktardığı bu rivayetin baş tarafından anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselam, bu sözleri amcasının oğlu genç Abdullah’a, bir seyahat veya gezi esnasında, “bineğinin terkisindeyken” söylemiştir. Hadis külliyatına bir bütün olarak baktığımızda görüyoruz ki, Peygamberimiz (s.a.v.) gençleri bineğinin terkisine bindirmeyi adet haline getirmiştir.

Resûlullah aleyhissalâtu vesselam ile yol arkadaşlığı yapmak, devesinin terkisinde ona refakat etmek, onunla hususî sohbet edebilmek, hususî irşadına mazhar olabilmek imkânını bulan sahabeler arasında Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali gibi büyük sahabeler de olmuştur, henüz yeni müslüman olmuş ve geri döndüğünde kavmine İslâm’ın haberini taşıyacak bir bedevî de… Ancak rivayetlerden anlaşıldığı üzere, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın tercihi, nisbeten genç, hatta çocuk yaştaki sahabileri devesine bindirmek şeklindedir. Abdullah b. Abbas, ağabeyi Fadl, Cafer b. Ebu Talib’in oğlu Abdullah, Seleme ve Üsâme ile ilgili olarak gelen rivayetler bunun bir teyididir.

Öyle ki, uzun yolculuklar bir yana, Medine civarındaki kısa yolculuklar esnasında dahi, Efendimizin yolda oynayan sahabi çocuklarından bugün birini, yarın bir başkasını devesinin terkisine bindirip gezdirme, bu esnada onunla hususî sohbet edip irşadda bulunma gibi bir itiyadı vardır.

İşte, Abdullah b. Abbas’ın bildirdiği hadis, tam kıvamını bu davranışın da bilinmesiyle bulmaktadır.
Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın her sözü hak, her cümlesi hakikattir. Onun mübarek lisanından tek bir cümle duymak için, onu görmeyen sonraki ümmeti belki bütün ömrünü ve sermayesini vermeye taliptir. Ama o sahabilerine asla bizim dünden razı olduğumuz şekilde bir ‘kuru nasihat’ta bulunmuş değildir. O, ‘ikram’da bulunmadan ‘nasihat’ta bulunan biri değildir. Şemâil-i şerif kitapları, onun güzel ahlâkının bir numunesi olarak mescidindeki sohbete dâhil olanların boğazlarından bir yiyecek veya içecek geçmeden oradan ayrılmadıklarını haber verir.

Bizlere ‘en güzel örnek’ aleyhissalâtu vesselam, genç sahabilerinden birine nasihatta bulunurken, seyahat veya gezinti gibi göze ve gönüle hoş gelen bir zemini tercih etmektedir. Bir genci kendi devesinin terkisine davet etmekle en başta onu sevdiğini ve ona değer verdiğini ona hissettirip, başkalarına da gösterdikten sonradır ki, yolculuğun akışı içinde uygun zaman, uygun zemin, uygun kıvamda ona nasihat etmektedir. Buradan ise, bugünün ‘nasihat’ makamında olan mü’minlerinin alacağı bir ders muhakkak vardır.

Söylenen sözün güzelliği kadar önemli olan, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın “Yavrucuğum!” diye başlayan hitabında görüldüğü üzere, üslubun da güzelliğidir. Sözün ve üslubun güzelliği ile de lütf-u irşad tamam değildir. Hakikatli bir sözü hakikatli bir güzel üslupla sunmanın yanı sıra, bunun güzel bir ortamda söylenmiş olması gerekmektedir.

Hadis kitapları arasında dolaşırken ne zaman ‘devesinin terkisi’ ifadesiyle karşılaşsam, yüzüme tebessüm yayılır bu sebepten. Kaburga kemiklerimin dahi genişlediğini, zira kalbime sevinç ve huzur dolduğunu hissederim hem.

Öyle bir nebi ki, ‘devesinin terkisi’ bile ümmetine nice dersler öğretiyor...


Sayı : 4
Büyük Kapak