Peygamberimizin Ebesi Şifa - r. anhâ-

Sayı : 60 / Şubat 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Bir çocuğun dünyaya gelişine şahit olmak, dünyadaki en güzel şeylerden biridir. Allah-u Zülcelâl anne rahmini, yaratılış mucizesine mazhar kılmıştır. Ebeleri de doğum denilen bu mucizevi ana şahitlik eden bahtiyarlardan eylemiştir. Bu mübarek ve şerefli vazifeyi yerine getirenlerin en talihlisi ise hiç şüphesiz, Allah'ın Habibi’nin dünyaya gelişine şahit olan ve ona hizmet etmek gibi eşsiz bir şerefe nail olan Hz. Şifa Hatundur.

Şifa Hatun, Hz. İbrahim aleyhisselamın soyundan gelen Kureyş Kabilesi’ne mensuptur. Avf İbni Abd İbni el-Haris’in kızı olarak dünyaya gelmiştir. Annesi de Selmâ binti Âmir’dir. Anne ve babasının asilzade ve iyiliksever insanlar olduğu bilinmektedir.

Şifa Hatun, evlenme çağına gelince ailesinin uygun gördüğü Avf ile evlendi. Ondan dünyaya gelen çocuklarından biri, Aşere-i mübeşşereden, yani ilk İslam'a girmiş ve hayatlarındayken cennetle müjdelenmiş on sahabeden biri olan Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh idi.

Şifa Hatun, yardımsever bir kadındı. Hastalarla ilgilenir, çocuk dünyaya getiren kadınlara yardımcı olurdu. Doğuma yardım etme konusunda elinden geleni yapardı. Hz. Âmine annemizin efendimiz aleyhisselatu vesselamı dünyaya getirdiği gece onun yanında kaldı.

Şimdiye kadar pek çok doğuma yardım etmişti. Ama o gece şahit olduğu hadiseler bambaşkaydı. Yanında Osman b. Ebi’l-Âs’ın annesi Fâtıma Hâtun da vardı. Şifa Hâtun, o gün gördüklerini bizzat kendisi şöyle anlatmıştır:

“Allah’ın Resûlü doğdukları zaman ben oradaydım. Hemen yetiştim. Kulağıma bir ses geldi: ‘Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun!’

Maşrık ile mağrıb arası nurla doldu. Hatta Rum diyarının bazı saraylarını gördüm! Sonra, Allah Resûlünü kucağıma alıp emzirmeye başladım.

Üzerime öyle bir hal geldi ki vücudum titremeye başladı ve gözlerim karardı. Yavrucağı gözden kaybettim. Bir ses, ‘Nereye gitti?’ diye sordu. ‘Doğuya götürdüler’ diye cevap verildi.

Bu sözler hiç zihnimden çıkmadı. O zamana kadar ki Allah Resûlü peygamberliğini ilan eder etmez, hemen koştum ve ilk Müslümanlarla beraber iman ettim.”

Beklenen Haber

Şifa Hatun’un oğlu Abdurrahman bin Avf, güzel simalı, zeki, ticaret işlerinden anlayan, asilzade bir gençti. Annesi Şifâ Hatun da akıllı, ileri görüşlü bir hanımdı. Oğlunun iyi insanlarla arkadaşlık etmesini ister, kötülük işlenen yerlerden sakınmasını öğütlerdi.

Bir gün Abdurrahman bin Avf annesinin yanına geldi ve ona dostu Ebu Bekir’in Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselama iman ederek Müslüman olduğunu bildirdi. O sırada henüz İslam'a davet yaygınlaşmamıştı, Hz. Ebu Bekir, sadece güvendiği kişilere İslam’ı anlatıyordu. Abdurrahman da temiz yaratılışlı bir gençti ve onda İslam ahlakına yatkınlık görülüyordu. Bu sebeple onu İslam'a davet etti.

Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh, ticaret için çeşitli şehirlerde dolaşmıştı. Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının son peygamberin zuhurunu beklediklerini duymuştu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yüksek ahlakını eskiden beri bilirdi. Hz. Ebu bekirin teklifine olumlu cevap verdi, İslam'a daveti kabul etti ve ilk Müslümanlardan olma şerefine nail oldu. Sonra da annesine gelip durumu anlattı.

Şifa hatun bu habere hiç şaşırmamış gibiydi. Zaten o gece şahit olduğu hadiselerden sonra bu mübarek çocuğun fevkalade bir insan olacağını anlamıştı. Sanki yıllardır bugünü bekliyor gibiydi.

Hz. Muhammed’in hiç yalan konuştuğu duyulmamıştı. Hatta Mekkeliler ona “Muhammedü’l-Emîn” diye isim vermişlerdi. Bu sebeple Şifa Hatun da hiç tereddüt etmeden iman etti. Oğluyla birlikte gizlice Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz’in huzuruna varıp Kelime-i şehadet getirdi. İslâm’a bağlı kalacağına söz vererek biat etti.

Şifa radıyallahu anhâ uzun bir hayat yaşamasa da samimi bir mümine hanım olarak Efendimiz aleyhisselatu vesselama destek olmaya çalıştı. Abdurrahman’dan başka üç çocuğu daha vardı. Onların da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna gelerek müslüman olmalarını sağladı.

Elbette Mekke devrinden bütün Müslümanlar büyük zorluklar çektiler. Şehrin ileri gelenleri büyüklük taslayarak İslam'a girenleri küçümsüyorlar ve dışlıyorlardı. Gariplere işkence ettikleri gibi, güçlü ailesi olanlara da dedikodularıyla, hakaretleriyle eziyet ediyorlardı. Ama bu Şifa Hatun’u yıldırmadı. Hayatının sonuna kadar Allah Rasûlüne imandan dönmedi ve sözüne sâdık kaldı.

Hz. Abdurrahmân radıyallahu anh İslâmiyeti kabûl ettiği için eziyyet ve işkencelere maruz kalmıştı. Peygamber efendimiz “Habeşistan’a hicret edin,” buyurunca bir grup müslümanla beraber bu memlekete gitti. Şifa hatun, dini uğruna evlat hasretine de sabretti.
Nihayet Müslümanların Mekke’de İslam’ı yaşama ve tebliğ etme imkanı kalmayınca Medine’ye hicret emredilmişti. Şifa hatun da ileri yaşına rağmen evini, barkını, alıştığı hayatı terk ederek Allah yolunda hicret etti.

Hicret yolculuğuna oğulları Abdurrahman ve Esved ile birlikte çıkmıştı. Ömrünün son yıllarını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin nasihatlerini dinleyip ibadet etmekle geçirdi. Oğullarına daima Peygamber aleyhisselatu vesselamın emirlerine itaat etmeyi öğütledi. Kendisi de dualarında Rabbinden İslam erlerine yardım niyaz eyledi.

Hayırlı Evlat

Her fani gibi Şifa hatun da bu hayata gözlerini yumdu. Ama o arkasında hayırlı bir evlat bırakmıştı.

Annesinin ahirete göçmesinden sonra Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh çok üzüldü. Annesi sağ olduğu müddetçe ona hizmet etmekle sevaba kavuşmaya çalışmıştı. Ama şimdi annesi yoktu. Acaba onun için ne yapabilirdi? Acaba sevabı annesine gitmek üzere bir hayır yapsa bunun annesine faydası olur muydu?

Doğruca Peygamber aleyhisselatu vesselamın huzuruna geldi ve:

“ Yâ Rasûlallah! Annem adına bir köle azâd edebilir miyim?” diye sordu.

Aleyhisselatu vesselam Efendimiz de:

“ Evet, âzâd edebilirsin.” Buyurunca Abdurrahman İbni Avf radıyallahu anh bir köle âzâd ederek, sevabını annesine hediye etti. Böylece annesine karşı vefasını onun ölümünden sonra da göstermiş oldu ve onun ruhunu şâd eyledi.

Rabbımız cümlemizi Şifâ Hatun annemizin şefaatlerine nâil eylesin. Amin.


Sayı : 60
Büyük Kapak