Peygamberimizin Eşsiz Merhameti

Sayı : 34 / Aralık 2014, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede Rasûlü’nü de bütün âlemlere rahmet olarak gönderdiğini bildirmiştir. Gerçekten de Peygamberimizin gönlü iman eden veya etmeyen bütün insanlara hatta bütün mahlûkata karşı engin bir rahmet deryasıydı. Kendisine iman etmeyen, iftira ve hakaretlerle şerefine dil uzatan ve hatta ona işkence edenlere bile lanet etmez, hidayete ermeleri için dua ederdi.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Taif şehrine giderek onları İslam’a davet etti. Fakat onlar İslam’ı kabul etmedikleri gibi Efendimiz aleyhissalatu vesselamı taşa tutarak şehirlerinden kovdular. Peygamber efendimiz bir bağ evine sığınarak halini Allah-u Zülcelal’e şöyle dua etti: “…Ey merhametlilerin en merhametlisi! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnet ve belâlara aldırmam!..” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 7)

Cebrail aleyhisselam Peygamberimize: "Ey Muhammed! Allah sana yapılanları biliyor. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Ona istediğini emredebilirsin. Sana bunca eziyet edenlere haddini bildirir." buyurdu. Dağlar meleği de: "İstersen şu dağları müşriklerin üzerine kapatayım" dedi.

Peygamberimiz bunu istemedi, çünkü son derece şefkatli ve merhametli idi: "Hayır! Ben böyle bir şey istemiyorum. Benim duam puta tapan şu insanların neslinden Allah'a iman eden bir neslin çıkması içindir."(Buhârî, Bed'u'l-Halk, 7; Müslim, Cihâd, 111.)

Peygamberimizin merhametinden ona en büyük kötülükleri yapanlar dahi faydalanırdı. Ebu Cehil, Peygamberimize karşı en büyük kötülükleri işlemişti. Oğlu İkrime de babasının yanındaydı ve Peygamberimize düşmanlıkta ileri gitmişlerdi. İslâm ordusu Mekke'yi fethedince, İkrime kendisinden alınacak intikamı düşünerek korkuyla Yemen'e kaçtı. İkrime’nin hanımı ise Müslüman olmuştu ve Peygamberimiz’in eşsiz merhametine şahit oluyordu. Kocasının arkasından Yemen'e gitti ve onu geri dönmesi için ikna etti.

Peygamberimiz İkrime’yi şefkatli bir çehreyle karşıladı, "Merhaba ey süvari!" diye iltifatta bulundu. İkrime’nin affedilmesi için istiğfar etti ve hatta Peygamberimiz, İkrime’nin incinmemesi için Müslümanların artık Ebu Cehil aleyhine konuşmamasını istedi.
Peygamberimizin ahlakı sadece ona mahsus bir özellik değildir, Peygamberimiz hepimiz için bir örnektir. Allah Resulü insanların gönlünü böyle merhamet ve şefkatle fethediyordu.

Peygamberin siyaset hayatında sınırlı sayıda savaş vardır. Onların da çoğu Müslümanların hayatını ve tebliğ hizmetini güvence altına almak içindir. Caydırıcı bir kuvvete sahip olduklarını ispat etmek için yapılan birkaç savaşın yanında Peygamberimiz çok sayıda barış antlaşması yapmıştır.

Peygamberimiz anlaşmalı oldukları gayrimüslimlerle güzel geçinir, onların inancına saygı gösterirdi. Hatta cenazelerine bile…

Bir gün, Medine sokaklarından bir Yahudi vatandaşın cenazesi geçiyordu. Peygamberimiz bunu görünce ayağa kalktı. Yanındakiler cenazenin bir Yahudi’ye ait olduğunu söylediler. Peygamberimiz "O da bir insan değil mi?" buyurdu. (Müslim, Cenaiz, 78)

Allah'ın Kadın Kulcağızlarını Dövmeyin!

Peygamberimiz kadınlara değer verilmeyen bir toplum içinde yaşıyordu. Birçok kişi karısına kızdığı zaman hakaret eder veya döverdi. Bazen kadınlar gelip kocalarını şikâyet ederlerdi. Peygamberimiz, "Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikâyet ediyorlar. Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız değildir." (Ebû Dâvûd, Nikâh 42) buyurdu.

Peygamberimiz kadınların da Allah'ın kulu olduğuna dikkat çekecek şekilde “Allah'ın kadın kulcağızlarını dövmeyin” buyuruyor, "Sizden biriniz karısını köleyi döver gibi dövmeye kalkışıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır." (Buhârî, Tefsîru sûre (91)1; Müslim, Cennet 49) diyerek bunun ne kadar çirkin olduğunu fark etmelerini sağlamaya çalışıyordu.

Peygamberimiz "Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır." (Buhâri, nikâh 43; Müslim, fedâil 68) buyururdu. Bu hususta bizzat kendi ahlakını örnek göstererek, "Aile fertlerine en iyi davrananınız benim" buyurmuştu. (Tirmizî, Menâkıb 63;) Hanımı Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre Allah'ın Resulü, hanımlarından hiçbirine kötü söz söylememiş veya incitecek bir fiilde bulunmamıştır. (İbni Mâce, Nikâh 51)

Hâlbuki onun hanımları Peygamber değildi, ahlak bakımından hatasız da değillerdi. Bazen çeşitli sebeplerle onlar da bir şeylere sinirlenip, söyleniyorlardı. Hatta bir keresinde Hz. Ebubekir, kızı Hz. Âişe’nin, Hz. Ömer de kızı Hz. Hafsa’nın üzerine yürüyüp onları dövmeye kalkışmışlardı. Çünkü onların Peygamber aleyhisselama karşılık vermesine tahammül edememişlerdi. Ama Peygamberimiz hanımlarının babaları tarafından dövülmesine de izin vermemiş, böyle sinirli anlarda sabırla ve yumuşaklıkla yaklaşmıştır.

Elbette aile içi güzel geçimin bütün yükü tek tarafa yüklenemez. “Kadın ne kadar çirkin hareket ederse etsin erkek sabırlı olacak” diye emretmek sürdürülebilir bir durum değildir. Allah-u Zülcelâl aile içi geçim için kadınlara da bazı görevler düştüğünü, onların da kocalarına karşı saygılı ve itaatli olmalarını emretmiştir: “Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler (ailenin reisidirler). Bu sebepledir ki Allah bazılarını (erkekleri) bazılarınızdan (kadınlardan) üstün kılmıştır. Bir de (erkekler onlara) mallarından infak etmektedirler. İyi kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini kocasının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır... " (Nisa, 34-35)

Allah-u Zülcelâl erkeği zorluklarla mücadele edebilecek şekilde güçlü ve cesur bir yapıda yaratmıştır. Bunun gereği olarak erkeğin sertliğe ve öfkeye eğilimli bir yapısı vardır. Dik başlılık bu yapıyı tahrik eder. Her erkeğin Peygamber sabrı göstermesi beklenemez. Bu sebeple kadınların da uyumlu ve geçimli olması, kocasından gücünün üstünde şeyler beklememesi, dilini tutması gerekir. Ancak bazen herkes hata yapabilir. Arada sırada ortaya çıkan hatalı davranışlara karşı biraz hoşgörülü olmak gerekir.

Peygamberimiz kurallarının uygulanmasında titizlik gösterir ve kararlı davranırdı. Hanımları da çoğunlukla ona itaatli idiler. Allah Resulü de onların ufak tefek kusurlarını hoş görüyle karşılardı. Ashabına da, “Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir." (Müslim, Radâ` 61) buyuruyordu.

Kadınları, velev ki bazı sıkıntılı huyları olsa da sert davranışlarla hırçınlığa itmemek gerektiğini belirten Peygamberimiz: “Kadın eğe kemiği gibidir. Eğer onu doğrultmaya kalkarsan kırılır. Mutlu olmak istersen o eğrilikle birlikte kabul et." (Buhârî, Nikâh, 79) buyururdu.

Günde Yetmiş Kere Affet!

Resûlullah Efendimiz bilhassa müminlere karşı şefkat kanatlarını açar, zengin-fakir, genç-yaşlı ayırt etmez, herkese merhametle yardım eli uzatırdı. Bazen bir çocuk gelir Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme derdini anlatır, elinden tutar, istediği yere götürürdü. Peygamberimiz şefkati ve tevazu sebebiyle kimsenin isteğini reddetmezdi. Hz. Enes buna işaretle;

“Medine halkı cariyelerinden bir cariye, derdine çare bulması için Resulullah’ı beraberinde istediği yere götürebilirdi.”(Buharî, Edeb, 61) buyuruyor.

Allah'ın Resulü aile efradından hiç kimseye vurmamış, hakaret etmemiş hata ve ihmalleri sebebiyle dahi azarlayıp gönlünü incitmemişti. Senelerce yanında kalıp hizmet etmiş olan Hz. Enes radıyallahu anhu, “Ben ona senelerce hizmet ettim. Vallahi bir defa olsun yaptığım bir iş için 'Niçin yaptın?', yapmadığım bir iş için 'Niçin yapmadın?' dediğini hatırlamıyorum.” “Hatta ailesinden azarlayan olursa, onlara da, 'Ona dokunmayın. Bu işi yapması takdir edilmiş olsaydı yapardı” buyurmuştur.

Peygamberimiz ashabına “Hizmetçilerin hakları konusunda Allah'tan korkmaları” hususunda ikaz ediyor, onları küçük görmemelerini, hitap ederken “Evladım, oğlum” gibi güzel sözlerle seslenmeyi emrediyordu. Allah'ın Resulü, hizmetkârlara karşı muamelede şu mühim ölçüleri koymuştur: “Hizmetçileriniz sizin işlerinizi yapan kardeşlerinizdir. Allah onları ellerinizin altına verdi; dileseydi sizi onların emri altına sokabilirdi. Öyleyse, yanınızda işçi çalıştırıyorsanız, yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinden giydirin. Onlara güçlerini aşan bir iş teklif etmeyin; eğer zor bir işi yapmalarını isterseniz, siz de onlara yardım edin!” (Müslim, İmân, 38, 40)

Peygamberimiz çalışanların kul hakkı konusunda çok dikkatli olmalarını emrederek ashabını şöyle ikaz ediyordu: “Bir kimseyi ücretle çalıştırıp ondan faydalanan fakat ücretini vermeyenin ben, kıyamet günü düşmanı olurum. Ve ben kimin düşmanı isem onu o günde perişan ederim.” (Buhârî, İcâre, 10)

Peygamberimiz acemi çalışanların hatalarını bağışlamayı, hoşgörü ile eğitim vermeyi emretmiştir. Bu konuda o kadar nasihat etmiştir ki, bir sahabe Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek: "Hizmetçimin hatalarını ne kadar affedeyim?" diye sordu. Efendimiz susup cevap vermedi. Adam tekrar sorunca aleyhisselatu vesselam Efendimiz: "Her gün yetmiş defa affet!" cevabını verdi. (Ebu Dâvud, Edeb, 124)

Ağzı Dili Olmayan Kulcağızlar

Peygamberimiz sadece insanlara değil hayvanlara karşı dahi şefkatliydi. Allah'ın Resulü, yuvasından alınan yavrusu için endişelenen bir anne kuşun ıztırâbıyla muzdarip olur, “Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrusunu geri verin!” (Ebû Dâvûd, Cihâd 112) buyururdu. Onların da Allah'ın bir mahlûku olduğunu unutmamamızı hatırlatır, onlara eziyet etmenin de vebali olduğu noktasında insanları ikaz ederdi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ bu konuşamayan hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Yeşil bir araziden geçerken hayvanların biraz otlamasına izin verin! Kurak bir yerden geçerken de çabuk geçin, fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı vermeyin!” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, II, 226/1978)

Hayvanlardan faydalanırken onların haklarına riayet etmemizi emreden Peygamberimiz, koyun sağmakta olan bir şahsa: “Hayvanı sağdığında yavrusu için de süt bırak!” buyurmuştu. (Heysemî, VIII, 196)

Yine sahabeden bir zat, Peygamberimizin kendisine sağımlık develer verdikten sonra şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ailene söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!” (Ahmed b. Hanbel, 3, 484)

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sadece evcil hayvanlara değil yabani hayvanlara da şefkat gösterirdi. Ashabıyla Mekke’ye giderken yolları üstünde kıvrılmış uyuyan bir ceylana rastlayınca ashabından bir şahsı, kimse rahatsız etmesin diye herkes geçinceye kadar ceylanın yanında beklemekle görevlendirdi. (Muvatta, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

Sahabe-i kiram da bu ahlak ile yetişmişti. Onlar, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” diye inanıyorlar, Allah'ın mahlûkatına karşı merhameti bir görev biliyorlardı.

Hz. Ömer radıyallahu anhu, binek hayvanlarına fazla yük vurulmaması için halkı ikaz ederdi.

Ömer bin Abdulaziz rahmetullahi aleyhinin valilerine gönderdiği emirnamelerinde, arabalara koşulan hayvanların arkasından demirli sopalarla dürtülmesini yasaklayan maddeler vardı.

Osmanlı yönetiminde belediyeler, “yaşlı ve sakat beygirlerin arabaya koşulmasını ve koşum takımlarının hayvanın canını acıtacak şekilde bakımsız olmasını” yasaklıyordu. Bizim medeniyetimiz Allah'ın mahlûkatını emanet olarak gören, mahşer günü onların da haklarından sorumlu tutulacaklarına inanan insanların kurduğu bir medeniyetti.


Sayı : 34
Büyük Kapak