Peygamberimizin Halası Hz. Ervâ -r.anhâ-

Sayı : 59 / Ocak 2017, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Mekke şehrinin ulusu Abdulmuttalib ölüm döşeğindeydi. Evlatları başına toplanmıştı. Abdulmuttalip onlara yorgun gözlerle baktı. Bakışları, kızlarından en küçüğü Erva’ya takıldı bir süre. Onunla göz göze gelince daha bir mahzunlaşmıştı.

Erva binti Abdulmuttalib, ulu bir çınar gibi gölgesine sığındıkları bu yüce insanı ahirete uğurlamanın derin hüznü içindeydi.

Abdulmuttalip sanki onun gönlünden coşup taşan duyguları tahmin etmiş gibi bir teklifte bulundu.

- Sevgili kızlarım. Biliyorum ki sizler de her Arap kadını gibi ölümümden sonra mersiyeler söyleyeceksiniz. Haydi o mersiyeleri şimdi söyleyin de kulağımla duyayım.

Abdulmuttalib’in kızları bu teklife memnun olmuşlardı. Çünkü her birinin dili fasihti, edebi sözler söylemekte ustaydılar. Büyükten küçüğe, sırayla her biri, babalarının faziletlerini dile getiren ve onun ölümünden sonra hayırla yad edilmesini sağlayacak olan mersiyelerini okudular.

Sıra en küçüğe gelmişti. Erva daha pek gençti. Acaba o da ablaları gibi ustalıkla kelimelerini seçebilecek miydi? Erva mersiyesine başlayınca babası da, orada bulunanların hepsi de çok şaşırmıştı. Çünkü genç yaşından beklenmeyecek kadar ustaca bir mersiye yazmıştı babası için.

“Benim gözüm gerçekten ağladı.

Semahat sahibi bir kimseye ağladı ki, hayâlı yaratılışlı ve nazik tabiatlı, soyu şerefli, hasletleri güzel, iyi huylu bir zattır.

Babam Şeybe, boylu poslu, fasîh sözlü, parlak yüzlü, ince belli, son derecede güzel ve letafetli bir zat olup zilleti ve zulmü asla kabul etmez, şerefi kimseye gizli değildir.

Kendisi Malik b. Nadr b. Kînâne oğullarının sığınağı, Kureyş'in efendisi Fihr b. Mâlik b. en-Nadr b. Kînâne halkının yüz akı ve işlerini çekip çevirenidir.

Kalbi kuvvetli olduğundan kanlar aktığı ve ölüm, bahadırları korkuttuğu zamanlarda bile asla fütur getirmeyip celâdetini izhar eder, reyinde isabet vardır. O'na baktığın zaman üzerinde güzellik ve rüşenlik görürsün.”

Erva mersiyesini bitirince oradakilerin hepsi bu parlak zekalı ve ince ruhlu genç hanıma takdirlerini ifade ettiler.

Abdulmuttalib’den sonra Erva’nın mersiyesi bir zaman dilden dile dolaştı ve İsmail oğullarından çıkan bu faziletli zatın yüceliklerine herkes şahitlik etti.

Oğulların En Talihlisi

Abdulmuttalib’in ölümü üzerinden yıllar geçmişti. Erva, Umeyr İbni Vehb isimli gençle hayatını birleştirmişti ve Allah-u Zülcelâl onlara Tuleyb adında bir erkek çocuk nasip etmişti.

Haksızlıklara tahammül edemeyen, gözü pek, civanmert bir yiğitti Tuleyb. Son zamanlarda Mekke şehrinde adaletin ve düzenin bozulmasından dolayı zalimlere karşı kalbi öfkeyle doluydu.

Ancak son zamanlarda bazı akranlarının yeni bir dine girdiğini duymuştu. Hem de dayısının oğlu Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin tebliğ ettiği dindi bu.

İslam dini, daha çok gençlerin arasında yayılıyordu. Ama bu gençler, akıllı, ince düşünceli, olgun ahlaklı gençlerdi. Mekke'nin parlak zekalı seçkin gençleri Mus'ab, Hz. Osman, Muâz, Zübeyr ve Sa'd İbni Ebi Vakkas radıyallahu anhüm hep müslüman olmuşlardı.

Peygamber efendimizle gizlice buluşup Kuran-ı Kerim ayetlerini dinliyorlardı. Ayetlerin güzelliğinden ve ruhları saran tesirinden bambaşka bir hale bürünüyorlardı.

Tuleyb de merak etmişti ve ayetleri dinlemek için Müslümanların gizlice toplandıkları yere gitmeye karar vermişti. Müslümanlar o sıralar müşriklerin eziyetlerinden korunmak için Erkam bin Ebî Erkam’ın evinde toplanıyorlardı. Tuleyb de bu evde dinledi Allah'ın ayetlerini ve sonra Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin nurlu simasına bakarak, kelime-i şahadet getirdi.

Tuleyb radıyallahu anh İslam'a girdikten sonra sanki ruhu arşa kanat açmıştı. İçi öylesine büyük bir sürur ile doluydu ki, bu güzel duyguyu annesi de tatsın istiyordu. Hem annesi, Erva binti Abdulmuttalip, Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselamın en yakın akrabalarındandı. Erva hatun ile Peygamberimizin babası Abdullah, anne baba bir kardeşti.

Tuleyb annesinin yanına varınca;

- Anneciğim, ben tüm kalbimle İslâm’a bağlandım ve Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’a tâbî oldum, dedi.

Ervâ radıyallahu anhâ İslamiyet hakkında çok fazla bilgi sahibi değildi. Ancak Haşim oğullarının ileri gelenlerinden biri durumunda olan Ebu Leheb’in böyle bir girişime öncü olmayı tehlikeli bulduğunu biliyordu. Buna rağmen Hz. Safiye radıyallahu anhâ Müslüman olmuştu. Ebu Talip Müslüman olmadıysa da oğlu Hz. Ali ve Cafer’in İslam'a girmesine karşı çıkmıyor ve yeğenini himaye edeceğini açıklıyordu.

Erva’nın da gönlü, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden yanaydı. Bu sebeple oğlunun kararını desteklediğini belirten bir üslupla konuştu:

- Eğer biz de erkek olsaydık böyle yapardık. Dayının oğluna el uzatanlara karşı durur onu korurduk!

Tuleyb, annesinin gönlünde İslam'a karşı meyil olduğunu hissedince çok sevinmişti. Onun da İslam'a girmesi için dua etti.

Destekleyici Bir Anne

Erva, sadece akrabalık gayretiyle destek oluyor gibi görünse de aslında Resûl-i Ekrem Efendimize karşı büyük bir muhabbet ve hayranlık besleyen bir hanımdı. Bu sebeple İslâmiyeti gün geçtikçe Mekke'de yayılmasından büyük bir memnuniyet duyuyordu.

Aradan fazla zaman geçmemişti ki, Erva hatunu sevindiren bir haber geldi. Haşim oğullarının ve Kureyş’in yiğitlerinden, cesâretiyle, kahramanlığıyla tanınan bileği bükülmez bir cengâver olan Hz. Hamza da İslâm'ın nûruna kavuşmuştu. Müslümanlar Hz. Hamza’nın İslam'a girmesiyle hem güç kazanmış hem de büyük bir manevi güç bulmuşlardı. Tuleyb bu güzel haberi büyük bir sevinçle annesine müjdeledi:

- Anneciğim! Kardeşin Hamza müslüman oldu. Artık seni müslüman olmaktan ve Rasûlullah'a teslim olup ona uymaktan alıkoyan nedir? dedi.

Ervâ Hâtun oğlunun bu samimi çabalamasından etkilenmişti. Ne zamandan beridir iç âleminden geçirdiği tereddütlerinden sıyrıldı ve kelime-i şehadet getirdi: "Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın resûlüdür." dedi.

Ervâ Hâtun, İslâm'la şereflendikten sonra oğlunun Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi desteklemesini daha fazla teşvik etti. Kendisi de zaman zaman belağatli konuşmalarla İslâm'a karşı yapılan saldırılara cevap verdi.

Bir gün Sehm kabilesinden Avf b. Sabre adında bir haddini bilmez, Allah Resulüne karşı edebsizce sözler sarf etmişti. Bu duruma tahammül edemeyen Hz. Tuleyb, onun devesini yaralamıştı. Tuleyb'i annesine şikâyet ettiler. Erva Hatun ise:

- Tuleyb, dayızadesinin yardımcısı, mal ve kanının muhafızıdır, diye cevap vererek oğlunun davranışını savundu.

Yine bir gün Ebû Cehil, Habib-i Zişan Efendimize hakaret ediyor, sövüp sayıyordu. Tuleyb bunu duyunca yerinden fırladı ve eline geçen bir deve kemiği ile Ebû Cehil'in başını yardı. Ebû Cehil'in yakınları da koşup Tuleyb'i yakaladılar ve bağladılar. Dayısı Ebû Leheb aracılık ederek Tuleyb’i kurtardıktan sonra kız kardeşi Ervâ Hatun'un yanına gelip oğlunun yaptıklarını şikayete başladı:

- Oğlun Tuleyb, Muhammed için kendisini tehlikeye atıyor. Onun yaptıklarını görmüyor musun?

Ervâ Hâtun ise biricik oğlu için Peygamberin fedaisi olma şerefinin en büyük nasip olduğunun farkındaydı. Şöyle cevap verdi:

- Onun günlerinin en hayırlısı, hayatının en şerefli dönemi, dayısının oğlu Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i koruduğu ve ona yardım ettiği günlerdir. O, Allah'tan hak ve gerçeği getirmiştir.

Ebû Leheb kız kardeşinin de müslüman olduğunu anlayınca öfkelendi ve:

- Senin, atalarının dinini bırakıp Muhammed'e tâbi olman şaşırtıcı! dedi.

Ervâ Hâtun ise bu fırsatla Ebu Leheb’ İslam'a destek olmaya davet etti:

- Sen de kardeşinin oğlunun yanında bulun! Onunla beraber dur! Ona yardımcı ol! Ona destek ol! Onu savun! Eğer o gâlib gelir, onun dini üstün gelirse, sen iyi kimselerden olursun. Yoksa yeğeninin yüzünden suçlu ve kusurlu olursun, dedi.

Şeytan Ebu Leheb’i, aklını kullanarak şaşırtıyordu. Ona göre, putperestliğe karşı çıkmak akıl almaz bir işti. Böylesine putlarına ve örf adetlerine bağlı, taassup sahibi bir toplumu değiştirmek imkânsızdı.

- Onun getirdiği, sonradan ortaya çıkardığı din yüzünden bütün Arap topluluklarına karşı koymağa bizim gücümüz mü yeter? dedi.

Allah'ın dinine yardım edene, Allah'ın da yardım edeceğini düşünemiyordu. Ebedi hayat saadetini, küçük hesaplara feda ediyordu.

Ervâ Hâtun ise böyle hesaplardan uzak, sadece kalbinin sesini dinliyordu. Muhammed aleyhisselatu vesselam asla yalan söylemeyen biriydi. Onun her hali bir mucizeydi. Ahlakı mükemmeldi. Öyleyse Allah onu mahcup etmeyecekti elbette. Onlara düşen ise güçleri yettiği kadar yanında olmaktan ibaretti. Oğlu Tuleyb'i bu yüce davasında desteklediğini ifade eden şu mısraları söyledi:

Tuleyb dayısının oğluna yardım eder
Ondan canını, malını esirgemez.


Neticede Erva hatun ve onun gibi saf bir gönülle inanan, teslim olanlar haklı çıktı. Fahr-i Kâinat Efendimiz yirmi üç yıllık çileli mücadelesinin sonunda İslam’ı Arabistan’ın yer tarafına yaydı. Ashabı da çok geçmeden o zamanki dünyanın yarısına yakın kısmına İslam'ın muştusunu duyurdular.

Allah Resulü, vazifesini tamamlayıp Refik-i âlâ’ya göç edince, Erva onun ardından muhabbet ve hasretini ifade eden şu mısraları söyledi:

Ey Allah'ın Resûlü! Sen bizim ümidimizdin,

Sen bize iyilik ederdin, zulmetmezdin.

Sanki kalbimin üzerinde Muhammed'in adı var.

Peygamberden sonra kabileler bir araya gelemediler.

Ne mutlu Erva hatun gibi, evlatlarını İslâm yolunda hizmet ve fedakârlığa teşvik eden annelere. Cenab-ı Hak cümlemize Ervâ binti Abdülmuttalib radıyallahu anhâ'nın iman ve teslimiyetini nasîb eylesin. Bizleri onun şefâatlerine nâil eylesin. Âmin.


Sayı : 59
Büyük Kapak