Peygamberimizin Miraç Mucizesi

Sayı : 39 / Mayıs 2015, Konu Başlığı : Kutlu Mevsim

15 Mayıs Cuma gecesi Miraç Kandilini idrak edeceğiz.

Miraç Kandili, Peygamber Efendimizin gecenin bir anında Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya, oradan da göklere seyahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de; "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür." (İsra; 1) buyurmuştur.

Miracın, Peygamberimizin Medine’ye hicret etmesinden bir yıl ya da on altı ay önce Recep ayının 27. gecesinde gerçekleştiği kabul edilmiştir. Rivayete göre Peygamberimiz gece vakti Kâbe’den alınıp Burak adı verilen binek üstünde Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. Peygamberimiz el-Aksa Camiinin altındaki yerden Mescid-i Aksa meydanına girip Kubbet’s Sahra’nın bulunduğu alana geçerek burada Hz. İsa, Hz. Musa ve Hz. Zekeriyya aleyhisselam ile buluşmuştur. Bu alanda bütün Peygamberlere namaz kıldırmış, oradan da Miraç Minberi'nin bulunduğu alandan göğe yükselmiştir.

Kuran'da Miraç'tan bahseden ayetler Necm suresinde geçer; "Muhakkak ki o, O'nu bir başka inişte daha gördü. Sidretü’l Müntehâ’nın yanında. O'nun yanında da Me’va cenneti. O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı. Göz şaşmadı ve aşmadı. Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü” (Necm 13-18)

Peygamberimiz miraç mucizesini şöyle anlatmıştır:

“Haremi Şerifte Hatim mevkiinde istirahat ederken Cibril aleyhisselam geldi. “Ey yüce Nebi! Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.” dedi. Göğsümü yardı. Kalbimi çıkarıp, imanla (ve hikmetle) dolu altından bir kapta zemzemle yıkadı. Sonra içerisini (imanla-hikmetle) doldurup yerine koydu.

Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz “Burak” isminde bir bineğe bindirildim. Burak, ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Cibril'in refakatinde, yol üzerinde Hz. Musa'nın (as) makamına uğradık, orada iki rekât namaz kıldık. Oradan Kudüs’e Mescid-i Aksa'ya vardık.

Hz. Cibrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, ‘Yaratılışına uygun olanı seçtin.’ dedi.”(Buhârî, Bed'u'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakibu'l-Ensar 42)

“Bundan sonra emrime verilen Miraca binerek; ki ben ondan güzel bir şey görmedim; göklere kadar yükseldik. Cibril’le aleyhisselamla beraber Hafaza kapısına kadar geldik. Burada Hz. Cibril, kapının açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti: Soruldu: “Sen kimsin?” “Ben Cibril’im.” “Yanındaki kim?” “ Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem” “O’na Miraç daveti gönderildi mi?” “Evet.”

Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. “Hoş gelmişler, bu geliş ne güzel geliştir.” dediler. Bir de ne göreyim! Semayı muhafaza eden İsmail isminde büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var.
Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. ‘Ya Cibril, bu kimdir?’ diye sorduğumda, ‘Baban Âdem’dir.’ diye cevap verdi. Bana “Ona selam ver,” dedi. Ben de ona selam verdim, o da selâmıma mukabele etti ve “Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat!” diye karşıladı.”

Peygamberimiz bu minvalde, ikinci semada Hz. Yahya ve Hz. İsa aleyhimasselam ile, üçüncü semada Hz. Yusuf aleyhisselam ile, dördüncü semada Hz. İdris aleyhisselam ile, beşinci semada Hz. Harun aleyhisselam ile altıncı semada Hz. Musa aleyhisselam ile karşılaştığını anlatmıştır. Peygamberimiz bu Peygamberlere selam verdiğini, onların da selamına mukabele ettiğini ve: "Salih kardeş hoş geldin, salih nebi hoş geldin!" dediğini bildirmiştir.

Hz. Musa aleyhisselam Peygamberimiz onun yanından geçince ağlamıştı. Kendine: "Niye ağlıyorsun?" diye sorulunca, "Çünkü benden sonra bir delikanlı peygamber oldu. Onun ümmetinden cennete gidecekler benim ümmetimden cennete gideceklerden daha çok!" diye cevap verdi.

Peygamberimiz yedinci semaya yükselince Hz. İbrahim aleyhisselam ile karşılaştı. Sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamışdı.

Hz. Cibril: "Bu baban İbrahim’dir, ona selam ver!" dedi. Ben selam verdim. O da selamıma mukabele etti. Sonra: "Salih oğlum hoş geldin, Salih Peygamber hoş geldin!" dedi. Burada bana, “İşte senin ve ümmetinin mekânı.” denildi. (Buhârî, Bed’ü’l halk 6; Enbiyâ 43; Menâkıbü’l ensâr 42)

Peygamberimiz Beytü’l-Ma’mur’a girdi, içinde namaz kıldı. (Müslim, Îmân 259–264) Burası tıpkı Kâbe gibi, semavattaki meleklerin kıblesidir.

Sonra Peygamberimiz öyle bir makama yükseldi ki, orada levh-i mahfuzu yazan kader kalemlerinin yazarken çıkardıkları sesleri işitebiliyordu. Peygamberimize Cennet ve cehennem gösterildi. (Buhari, Bed'u'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakibu'l-Ensar 42)

Peygamberimiz sonunda Sidretü'l-Müntehaya, yani yaratılmış bütün varlıkların son noktasına kadar çıktı. Sidretü’l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtı. Burada dört nehir vardı: İkisi bâtıni nehir, ikisi zâhiri nehir. Peygamberimiz, “Bunlar nedir, ey Cibril?” diye sordu. Cibril aleyhisselam: "Şu iki bâtıni nehir cennetin iki nehridir. Zâhiri olanların biri Nil, diğeri Fırat’tır!" dedi. (Buhârî, Enbiya 22, 43; Müslim, İman, 75)

Cibril aleyhisselam sidreden ötesine geçmedi. Bundan sonra Peygamberimiz cennetten getirilen yemyeşil bir Refref'in birden ufku kapladığını gördü. Onun üzerine oturdu, Rabbinin huzuruna yükselip yaklaştı.

Allah-u Zülcelâl; “Korkma ya Muhammed, Yaklaş!” buyurdu. Peygamberimiz Kab-ı kavseyn makamına erişti. Allah-u Azimuşşana karşı hürmet ve muhabbetini ifade etmek için; Cenâb-ı Hakka Hitaben;

اَلتَّحِيَّاتُ لِلهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ
"Tahiyyat (övgü ve selamlamalar), salâvat (ibadet ve salavatlar) ve tayyibât (temiz mallardan verilen sadakalar) Allah'a aittir (mahsustur)” diyerek, Allah'a selâm verdi.

Allah-u Zülcelâl ise Nebisine,
اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
"Selam sana Ey Peygamberim! Allah'ın rahmeti ve bereketi sana olsun." diyerek mukabelede bulundu.

Peygamber efendimiz,
اَلسَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ
"Selâm bize ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun." dedi.

Bu konuşmaya sidretü’l-müntehada şahitlik eder Cebrail aleyhisselam da Allah’ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine;
أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
"Şahadet ederim ki Allah'tan başka hakiki mabud yoktur. Yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın kulu ve Resulüdür." dedi.

Peygamberimizin Miraç’taki bu selamlaması ve Allah-u Zülcelâl’in bu selamını biz müminlerin her namazda okuyoruz. Bu bize Miraç gecesinin güzel bir hatırasıdır.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, Rabbinden birçok vahiyler alarak, geri döndü. Dönüşte Hz. Musa’nın yanına geldiğinde Rabbimizin ümmetine elli vakit namaz emrettiğini anlattı. O “Ümmetin onu kılamaz, Allah'a yalvar da hafifletsin,” buyurdu. Peygamberimizin yalvarması üzerine elli vakit beş vakte kadar indirildi. (Buhârî, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc)

Miraç mucizesi Peygamberimiz için büyük bir ihsan ve şeref vesilesi olduğu gibi, biz Müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla doludur. Beş vakit namaz, bize bir Miraç hediyesidir.

Nasıl ki, Sevgili Peygamberimiz Mirac'ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlasına mülaki olduysa, mü'min de namazda doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme fırsatı bulur. Eğer bizler namazlarımızı huşu içerisinde kılacak olsak, namazlarımız bizim için bir Miraç olur.

Miraçta verilen diğer hediyeler ise, Bakara Sûresinin son kısmı ile ümmetinden Allah’a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı vaad edilmesiydi. (Müslim, İman, 279)

Şaban Ayı

19 Mayıs Salı günü üç ayların ikincisi olan Şaban-ı Şerif ayına kavuşuyoruz. Bu ay, amellere kat kat sevabın verildiği mübarek aylardan biridir. Bu fırsattan istifade etmek için gücümüz yettiği kadar namaz, oruç ve sadaka gibi amellerimizi artırmamız gerekir.
Hz. Âişe Annemizin bildirdiğine göre Peygamber efendimiz Şaban ayında çok oruç tutardı.

Bir sahabe: “Yâ Resulallah, Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.”deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Recep ve Ramazan ayları arasında şu Şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki, ameller, Âlemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.” (Neseî, Savm: 70)

Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anh rivayet ediyor:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemden sordular: “Ya Resulallah, Ramazan’dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydır?” Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem: “Ramazan’ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şaban’da tutulan oruçtur” cevabını verdi. (Tirmizî, Zekât: 28)


Sayı : 39
Büyük Kapak