Peygamberimizin Örnek Aile Reisliği

Sayı : 68 / Ekim 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem bir müslümanın hayatının her sahasında örnektir. Bunun için ashabı kiram onun sünnetini öğrenmeye çok önem vermiştir. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam efendimizin aile hayatını da öğrenmek için ailesine başvurmuştur.

Bilindiği gibi Hz. Aişe annemiz, “Peygamber efendimizin ahlakı nasıldı?” sorusuna, “Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kuran idi,” diye cevap vermiştir. Peygamberimizin sünneti, Kur'an-ı Kerim’in yaşayan, canlı bir tefsiriydi. Onun aile reisliği de Rabbimizin ayet-i kerimelerinin müşahhas bir örneğiydi.

Rabbimiz bir ayet-i kerimede aile reislerine şöyle emrediyor:

“Ey îmân edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim, 6)

Bu ayet-i kerime, aile reislerinin, eski tabirle ehl-i ıyalini, yeni tabirle, hane halkını muhafaza etme görevi olduğunu haber vermektedir. Peki bu muhafaza görevi nasıl yerine getirilecektir? Bunu en güzel örneğini Peygamber efendimizin hayatında görüyoruz.
Allah Resulü aleyhisselatu vesselam, ailesindeki kişilere zaman ayırır, onlarla ilgilenirdi. Onun günlük hayatına dair haberlerde, her gün ikindi namazından sonra ehlini ziyaret edip halleriyle ilgilendiği bildirilmiştir.

Bir aile reisi, kendini iş hayatına veya sosyal faaliyetlerine kaptırıp ailesiyle ilgilenmezse, onların kimlerle, nasıl zaman geçirdiğini bilmezse, üstündeki önemli bir sorumluluğu ihmal etmiş olur. Hem böyle bir insan, başkalarını düzeltmek için çabalasa da kendi ailesini yanlış yollara sapmaktan korumamışsa bütün çabaları heba olur. Çünkü insanlar eninde sonunda şöyle diyecektir; “Başkalarına nasihat ediyor ama kendi eşi ve çocuklarının hali şöyle şöyle değil mi? Önce onlara baksın!”

İnsan esasen fıtrat olarak kendi yakınlarını sever, onlara karşı mesuliyet hisseder, onların iyiliğini ister. Eğer inancında samimi ise evvela o inancı kendi yakınlarına tebliğ eder, onları doğru yola çağırır. Kendi ailesini halleri üzerine terk etmiş, başkalarına öğüt veren bir kişinin samimiyetine inanılmaz.

Ayrıca, kendi ailesi tarafından ciddiye alınmayan, sözüne itimat edilmeyen bir kişiye başkaları hiç itimat etmez. Bu sebeple inancında samimi olan insan, evvela kendi ailesini doğru yola davet eder.

Ayet-i kerimede dikkat çeken bir husus da şudur: Allah-u Zülcelâl söze “önce kendi nefsinizi koruyun,” lafzıyla başlamış, ikinci olarak “ailenizi koruyun” buyurmuştur. Burada da “ailenize emrettiğiniz veya yasakladığınız ilahi hükümlere evvela siz kendiniz uyun, önce kendinizi koruyun,” manası vardır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin aile reisliği de tam bu emre uygundur. Allah Resulü önce kendisi bütün ilahi emirlere en güzel şekilde uymuş, sonra ailesine öğretip örnek olmuştur. Peygamber Efendimiz ve onun ehli de ilk İslam toplumuna örnek olmuştur.

Önce Kendisi Amel Ederdi

Peygamber Efendimizin bütün hayatı, insanlara öğrettikleriyle ile tutarlıdır. Hatta ashabına emrettiğinden daha fazla fedakârlığı kendisi yapmıştır. Mesela ashabına daima “Asıl hayat ahiret hayatıdır,” derken kendisi de bu sözüne uygun bir hayat yaşamıştır. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem sahabenin en yoksulundan bile daha yoksul bir hayat sürüyordu.

Hz. Aişe annemiz, Allah Resulünün vefat ettiği güne kadar, üst üste üç gün buğday veya arpa ekmeğiyle doymadığını bildirmiştir. (Buhârî, Eymân, 22) Bazen bir ay geçiyordu, evlerinde ekmek veya yemek pişirmek için ateş yanmıyor, sadece hurma ve suyla yetiniyorlardı. (Buhari, Hibe, 1)

Peygamberimizin yaşadığı bu durum maddi yoksulluktan kaynaklanmıyordu. O istese yerin hazineleri emrine verilirdi. Ama o eline geçeni Allah yolunda infak ediyor, ahirette mükâfata kavuşmak için geçici dünyada sabretmeyi tercih ediyordu.

Nitekim Ashab-ı kiramdan Ebû Ümâme radıyallahu anhu, Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbim bana benim için Mekke dağlarını altın yapmayı teklif etti. Ben: " Hayır, yâ Rabbi. Bir gün tok, bir gün aç kalayım, aç kaldığım zaman sana niyazda bulunurum, seni anarım. Doyduğum zaman ise sana şükreder, hamd ederim" dedim. (Tirmizî, Zühd, 35)

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam eşleri ve evlatlarına da dünya hayatının ziynetlerine meyletmemelerini emrediyor, onları ümmete zühd ve takva örneği olacak şekilde yetiştiriyordu.

Kaynak eserlerde bildirildiğine göre Hz. Fatıma annemizin çeyizi şu birkaç parça eşyadan ibaretti: Bir kadife yorgan, bir deriden mamul, içi lif dolu yastık, üç adet minder. Döşek olarak kullandıkları bir koç postu. Bir adet topraktan yapılmış su testisi, bir de su taşımak için su tulumu. Bir elek, bir kilim, un öğütmek için el değirmeni, bir meşin su bardağı, iki adet çanak çömlek, bir adet hurma yaprağından örülmüş sedir. Gelin olduğu gün alınan kıyafeti ise iki adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbiseydi.

O Arap kabileleri içinde en zengin kabile olan Kureyş kabilesine mensup bir ailenin kızıydı. Ama çok basit bir hayat yaşadı. Düğün yemeği de yine çok mütevazıydı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali’ye bir miktar para verip, hurma ve yağ almasını söyledi. Hz. Ali bunları getirince, hurma, yağ ve yoğurdu karıştırıp, bir çeşit yemek yaptı ve eshab-ı kirama düğün yemeği olarak ikram etti.

Ensardan bir zat da hediye olarak bir koç kesip yemek hazırladı. Ensarın kadınları kendi aralarında birleşip ekmek yaptılar. Bu yemek Allah'ın bereketiyle o gün sayısız kişiye yetti.

Hz. Fatıma’nın yaşadığı devirde ev işleri çok zordu. Çünkü evinizde devamlı sıcak ve soğuk su akan musluklar yoktu. Elektrik prizleri, doğal gaz ocakları yoktu. Etrafta maketler, bakkallar yoktu. Hazır pişmiş ekmek alacağınız fırın bile yoktu. Kuyudan su taşımak, el değirmeninde un öğütüp, üfleye üfleye ateş yakarak ekmek pişirmek gibi işler, bir kadın için çok yorucuydu. Hele bir de çocukları varsa bu işlere yetişmesi çok daha zordu. O sebeple asilzade hanımlar, ev işlerini yapması için hizmetçi isterlerdi. Fakat Hz. Fatıma annemiz, Rasulullah aleyhisselatu vesselamın isteği üzerine evinin işlerini kendisi yapar, bu zorluklara sabrederdi.

Hz. Bilal, bir gün sabah namazına geç geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Neden geç kaldın?" diye sorunca, şöyle dedi: “Fatıma'nın yanından geçiyordum, onun buğday öğütmekle meşgul olduğunu ve çocuğunun ağladığını gördüm. Dedim ki:

‘Eğer istersen ben el değirmenini çevireyim, sen çocuğu susturmaya bak; veya istersen, ben çocuğu susturayım, sen değirmeni çevir.’ Fatıma: ‘Ben çocuğuma senden daha şefkatliyim, (unu öğüt, ben çocuğu susturayım,)’ dedi. Bu yüzden, geç kaldım."

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Sen ona merhamet etmişsin, Allah da sana merhamet etsin" (Ahmed ibni Hanbel, c.3, s.150)

Hz. Ali radıyallahu anh efendimiz, sevgili hanımının çok yorulduğunu görüyor ve ona kıyamıyordu. Aslında o da ailesine helal rızık kazanmak için kuyudan su çekiyordu. Birçok zaman Peygamber aleyhisselatu vesselamın emrinde çeşitli din hizmetlerine koştuğu için bunu dahi yapamıyordu. Hz. Fatıma annemiz yokluğa sabrediyordu. Yalnız ev işleri yüzünden doyasıya ibadet edemediğine üzülüyordu.

Zamanla İslam orduları zaferler kazandılar. Medine’ye ganimetler ve esirler getiriliyordu. Hz. Ali hanımını bir hizmetçi istemeye teşvik etti. Ancak Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem ona hizmetçi vermek yerine şöyle tavsiyede bulundu:

“Ey Fatıma! Allah’tan kork. Rabbine karşı görevlerini yerine getir, ailenin işlerini gör. Yatağına uzandığında otuz üç defa sübhanallah, otuzüç defa Elhamdülillah ve otuzdört defa Allahu ekber de. Bunların toplamı yüz eder. Böyle yapman senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.”

Hz. Fatıma annemiz de: “Allah’tan ve O’nun Rasûlünden razıyım.” dedi. Ve hizmetçi istemekten vazgeçti. (Ebû Davud, 2/135-136)

Peygamberimizin tavsiye ettiği tesbihat, Hz. Fatıma annemizden ümmete hatıra kaldı. Şimdi biz onu her namazımızın arkasından okuyoruz.

Örnek Bir Aile

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, zevcelerinin ve kızlarının ümmetin kadınlarına örnek olmasına çok önem verirdi. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz…” (Ahzab, 32)

Bu ayette ve devamındaki ayetlerde onların ümmete örnek olma hususiyetine dikkat çekilerek, hareketlerine daha fazla dikkat etmeleri emredilmiştir. Onlara ve onlar gibi topluma örnek olma vasfı taşıyan, topluma karşı bir görev yüklenmiş şahısların ailelerine, hal ve hareketlerine dikkat etmeleri, üzerlerine en ufak bir söz getirmemeleri yönünde tembihte bulunulmuştur:

“(Ey Peygamber ailesinin hanımları) Evlerinizde ağırbaşlı bir şekilde oturun. Eski cahiliye dönemindeki gibi teberruc etmeyin, (cazibenizi sergilemek üzere, çarşı pazarda dolaşmayın.) Namazlarınıza dikkatli ve devamlı olun, zekâtınızı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey peygamberin ev halkı! Allah sizin üzerinizden her türlü çirkinliği ve kirliliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”(Ahzab,33)

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem de ehli ve evlatlarını hep bu emirlere uygun şekilde yetiştiriyordu. Onları ümmetin takvalı hanımlarına iyi örnek olmaları için, kadınlara helal kılınmış ziynet eşyalarından dahi sakındırıyordu.

İslam’ın bidayetindeki yoksulluk zamanları geçip, ganimetler ele geçtiği zaman Hz. Ali radıyallahu anh, savaşta hissesine düşen altın bir zinciri hanımına hediye etmişti. Hz. Fatıma boynundaki altın zinciri çıkarıp:

“Bunu bana Hasan'ın babası (Hz. Ali radıyallâhu anhümâ) hediye etti, (ne dersin?)” dedi. Peygamberimiz memnuniyetsizlik göstererek,

“Ey Fatıma! Halkın: ‘Resülullah'ın kızının elinde ateşten bir zincir var!’ demesi seni memnun eder mi?” deyince Hz. Fatıma zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti. Bu olanlar Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a anlatılınca:
"Fatıma’yı ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun!" buyurdular.” (Nesâi, Zinet 39 )

Aslında altın ziynet eşyası ümmetin kadınlarına helal idi ancak Peygamberimiz, sevgili kızının dünya hayatını feda edip, mükâfatını ebedi ahiret yurdunda almasını istiyordu.

Yine Hz. Fatıma radıyallahu anha gümüşten bir bilezik takındığı zaman yüzünü çevirip gitti. "Dünya (süsü) Muhammed ve Âl-i Muhammed'e yakışmaz. Eğer dünyanın Allah yanında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, hiçbir kâfire ondan bir yudum su bile içirmezdi.” Buyurdu.

Hz. Fatıma hemen bilezikleri çıkarıp Allah yolunda harcaması için Resulullah'a gönderdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Babası feda olsun ona; (yapması gerekeni) yaptı.” buyurdu ve bunu üç kere tekrarladı.

“Bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir ve ben bunların kendi zevklerini dünya hayatında yaşayıp bitirmelerini istemiyorum." (Buhârî, Bid-ul halk; 2881) buyurdu.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam dualarında bol rızık değil yetecek kadar rızık istemiştir: “Allah’ım! Muhammed ailesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ihsân eyle.” (Buhârî, Rikak, 17)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, dünyaya meyletmediği gibi, ailesine de sade hayatla yetinmelerini bildirdi. Her zaman kanaatkarlığı telkin ederek: “İslâm’ın dosdoğru yoluna ulaştırılan ve geçimi yeterli olup da buna kanaat eden kimse, ne kadar mutludur!” (Tirmizî, Zühd, 35) buyuruyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kanaat etmeye, basit yaşamaya o kadar çok teşvik etmiş ki, nerdeyse namazı, orucu emreder gibi emretmişti. Ashab-ı kiramına bir gün:

“Siz işitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Sade yaşamak imandandır; sade hayat sürmek imandandır.” (Ebû Dâvûd, Tereccül, 2) buyurmuştu.

Gece Namazına Kaldırırdı

Bize ulaşan rivayetlerden Peygamber efendimizin hanımlarının her birinin günlük evradı ve ibadetleri olduğunu anlıyoruz. Sadece Hz Âişe annemiz gibi, ilk Müslümanlardan Hz. Ebubekir’in kızı olan hanımı değil, geç dönemde Müslüman olan hanımlarından Hz. Cüveyriye’nin dahi çok ibadet ettiğini görüyoruz.

Hz. Cüveyriye annemiz, Müslümanlara karşı savaşan Benî Mustalık kabilesinin reisinin kızıydı. Kocası Müslümanlara karşı savaşırken öldürülmüştü, kendisi de esir düşmüştü. Peygamberimiz onu hürriyetine kavuşturdu ve onunla evlendi.

Cüveyriye annemiz çok oruç tutar ve çok namaz kılar, günlük evradını okumaya çok ehemmiyet verirdi. Bir gün sabah namazını kıldıktan sonra dua ve zikir ile meşgul olmaya başladığı bir sırada, Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem yanından ayrıldı. Öğleye doğru tekrar geldiğinde Hz. Cüveyriye’yi Allah’ı zikrederken buldu,

“Sen hâlâ yanından ayrıldığım hâl üzere mi devam ediyorsun?” buyurdu. Hz. Cüveyriye, “Evet.” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Ben senden ayrıldıktan sonra üç defa şu dört kelimeyi söyledim. Bunlar, bugün sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa onlardan daha ağır gelir. Bu kelimeler şunlar:

‘Sübhanallahi adede halkıhî, sübhanallahi rıza nefsihî, sübhanallahi zinete Arşihî ve sübhanallahi midâde kelimâtihî’

Mail: “Yarattıkları sayısınca Allah’ı tespih ederim. Allah’ı kendisinin razı olacağı şekilde tespih ederim. Allah’ı Arş’ın ağırlığınca tespih ederim. Kelimelerin miktarınca Allah’ı tespih ederim.” (Müslim, Zikir: 79)

Peygamberimiz kızı Fatıma’nın da cennette en yüksek derecelere vasıl olmasını ümit ediyor ve onu devamlı ibadete teşvik ediyordu. Evlendikten sonra dahi evlerine gidip gece namazına kalkmaya teşvik ettiği bilinmektedir.
Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor:

"Bir gece Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evimize gelip beni ve kızı Fatıma'yı kaldırıp:

‘Haydi namaz (teheccüd) kılmıyor musunuz?!.’ buyurdu. Ben de:

‘Ey Allah'ın Resulü, canlarımız Allah'ın elindedir. Eğer bizim kalkmamızı dilerse kaldırır!’ dedim. Ben böyle söyleyince dönüp gitti ve bana hiçbir karşılık vermedi. Sonra onun giderken dizlerini döverek ve Kehf suresi, 54. ayeti okuyarak,

‘İnsan tartışmaya ne kadar da düşkün böyle!’ dediğini duydum."(Buharî, Teheccüd, 5; Müslim, Müsafirîn, 206)

Allah Resulü aleyhissalatu vesselam, Rabbimizin, “Ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde sabırlı ol.” (Taha, 132) emrine tam itaat ederek onları nafile olan gece namazına dahi kaldırıyordu.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ailesini haram ve şüpheli şeylerden sakınma konusunda da devamlı uyarırdı. Bilindiği gibi Peygamberimiz ve ailesi zekât ve sadaka almazdı. Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin torunu Hz. Hasan, sadaka hurmalarından bir hurma alıp ağzına attı. Bunun üzerine Rasulullah aleyhissalatu vesselam hemen parmağını ağzına sokarak onu çıkardı ve:

“Onu ağzından çıkar. Bizim zekât yemediğimizi sen bilmiyor musun?” buyurdu. (Buhârî, Zekat 57, 60)

Hz. Hasan mübarek dedesinin ona küçük yaşta dualar ezberlettiğini haber vermektedir. Peygamberimiz torunlarına sevgi ve şefkat göstermekle birlikte onlara doğru yolu göstermekte de son derece titiz davranırdı.

Peygamber Efendimizin ehline ve evlatlarına karşı merhameti de bizler için bir örnektir. Peygamberimizin merhameti onları dünya lezzetlerine değil ahiret mükâfatlarına yönlendiren bir merhametti. Cennette en yüksek derecelere ulaşması için onları devamlı fedakârlığa ve salih amellere teşvik ediyordu.

Allah-u Zülcelâl bizlere de onların ahlakıyla ahlaklanmayı, onlar gibi olamasak da hisse almayı nasip eylesin. Âmin.


Sayı : 68
Büyük Kapak