Peygamberimizin Örnek Aile Reisliği

Sayı : 30 / Ağustos 2014, Konu Başlığı : Kapak

Peygamberimizin istişare ahlakı dediğimiz zaman ekseriyetle savaş kararları gibi siyasi-toplumsal konulardaki danışma meclisleri akla gelir, aile içi iletişim aklımıza gelmez.

Hâlbuki bugün “yönetim bilimleri” gibi bilim dallarının da inceleyip ortaya koyduğu gibi, bütün müesseselerin idaresinde ortak olan bazı temel ilkeler vardır. Bu kurallara dikkat edilmezse bir aileyi yönetmek, bir devleti yönetmekten daha zor hale gelebilir. Nitekim bugün boşanma oranlarındaki yükselişe bakılırsa Peygamberimizin yöneticilik konusundaki örnek ahlakına ne kadar ihtiyacımız olduğu daha iyi anlaşılır.

Ne yazık ki günümüzde aile, doğru düzgün bir yönetimin sergilendiği bir müessese olmaktan çıkmıştır. Geleneksel anlayıştan modern hayat tarzına hızlı bir sıçrayış yaşadığımız bu çağda, aile içindeki roller konusunda uzlaşma kalmamıştır. Çoğu zaman geleneksel olarak ailenin reisi diye kabul edilen babalar zamanının çoğunu ev dışında geçirmekte, evin idaresini eşine bırakmaktadır. Zaman içinde babayla çocukların ilişkileri azalmakta, anne de sadece ailenin istek ve ihtiyaçlarını istemek için babayla muhatap olmaktadır.

Aslında kadınlar da bu durumdan memnun değildir. Erkeklerin evle ve çocuklarla ilgili konulara hiç alaka göstermeyip eşini yalnız bırakması çoğu zaman anneyle çocukları karşı karşıya getirmektedir. Oysa ailede işlerin, aile reisinin gözetimi altında konuşup danışarak alınan kararlarla yürütülmesi, hem ailede babanın yerini vurgular hem annenin yükünü hafifletir.

Peygamberimizin hayatına baktığımız zaman, onun aile içi iletişime ne kadar önem verdiğini görüyoruz. Peygamberimizin her gün ikindi saatlerinde hanımlarını ziyaret edip halleriyle ilgilenir, yatsı namazını beklerken ailesini etrafında toplayıp onlarla sohbet ederdi. Sefere çıkarken bile içlerinden birini kura ile seçip yanında götürdüğünü okuyoruz. Yani Peygamberimiz ailesini ayak bağı olarak görmüyor, aksine yardımcıları olarak görüyor. Onları eğitiyor, yetiştiriyor ve sonra onlardan destek alıyor.

Günümüzde bunun tam tersi bir durum görüyoruz. Günümüzde aile fertlerini eğitip yetiştirme işi tamamen okul, medya ve çevre şartlarının tesirlerine bırakılmıştır. Evde neyin olup bittiğini ya “en son babalar duyuyor” ya da hiç haberi olmuyor. Üstelik bu durum sadece babaların ilgisiz olduğu ailelerde yaşanmıyor, otoriter babaların da birçoğu, bir zaman sonra ailedeki etkisini yitiriyor. Görünüşte korku ve çekinme hali devam etse de, ailedeki herkes ne yapacaksa gizli saklı yapmaya başlıyor.

Hatta babalar bu durumu fark etseler bile çoğu zaman saygının sureta devam etmesini sağlamak adına bilmezlikten gelip göz yumuyorlar. Çünkü artık çocuklarının itaat etmeyeceğinden, hatta ileri geri konuşup isyanını açığa vuracağından korkuyorlar. Bu durumun sebebi de, aile reisliği anlayışımızın, Peygamberimizin yöneticilik sünnetine uygun olmayan yanlış gelenekler üzerine kurulmuş “sahte otorite”lere dayanması…

İstişare Yönetimi Tesirli Kılar

Hepimiz biliriz ki, yöneticilerin yönettiği kişilerle arasına mesafe koyması, aradaki samimiyeti ortadan kaldırır. Yönetici bir şeyi emreder, yönetilen de kabul etmiş gibi görünür, fakat samimiyetle itaat etmez, gözden ırak yerlerde işi savsaklar. Çünkü emredilen işi yöneticinin işi olarak görür, kendisinin menfaati için olduğunu düşünmez.

Peygamberimiz ve ashabına baktığımız zaman tam tersini görüyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem devamlı ashabının arasındadır. Onlarla görüşe danışa kararlar verir. Onlar da kararlara iştirak ettikleri için kendilerini önemli ve sorumlu hissederler. Hem bu istişareler sırasında, o kararla elde edilmek istenen faydayı öğrenir ve bu kararları benimserler. Emirlerin amacını anlar ve gönüllülükle yerine getirirler.

Nitekim âlimlerden İbn-i Kesir: “istişare et” emrinin hikmetini açıklarken; "Böylece insanlar, yaptıkları işlerde daha şevkli olurlar" demektedir. (İbnu Kesir, Tefsir,2,142)

Buna en güzel örnek, Peygamberimizin Bedir savaşı öncesinde ashabıyla yaptığı istişaredir. Bu savaş Müslümanların Allah yolunda yaptığı ilk savaştı ve müşriklerin ordusu, Müslümanların sayısının üç katıydı. Allah'ın Resulü ashâbı ile meseleyi müzakere etti. Sahâbenin ileri gelenleri Resûlullah’ın kararı ne olursa olsun razı olduklarını ifade ettiler. Nihayet Sa’d b. Muâz: “Bize şu denizi hedef gösterip dalsan biz de seninle dalarız, hiçbirimiz geride kalmaz.” Diyerek ashabı coşturdu. Ertesi gün büyük bir zafer kazanıldı. (İbn Hişâm, Sîre, II, 267).

Belki Allah'ın Resulü, istişare etmeyip “Yarın savaşacağız” diye emretmiş olsaydı da itiraz etmeyeceklerdi ama bu kadar şevkli de olamayacaklardı. Kendilerine söz hakkı tanınması, ashabın gönlünü fethetti, içtenlikle bu karara iştirak ettiler.

Tefsir âlimleri “İşleri onlarla istişare et” ayetini açıklarken, istişarenin, Hz. Peygamber'in ashabının fikirlerine olan ihtiyacından dolayı değil, onlarla yakınlık ve kaynaşmanın hâsıl olması için emredildiğine dikkat çekerler: “Allah, müşavereyi Ashab'ın Hz. Peygamber'e ülfet ve yakınlığını artırmak, gönüllerini hoş etmek için emretti." (Maverdi, s.235)

Bugün yöneticilik tecrübelerinin araştırılıp ilmi kurallara ulaşılması neticesinde görülüyor ki, yönetmek sadece bazı emirler vermek, kurallar koymak, yaptırımlar tatbik etmekten ibaret bir iş değil. Yönetme sanatı, yönetilenlerin gönüllü katılımını sağlamayı, kendilerini o beraberliğin bir parçası olarak hissettirmeyi de kapsıyor. Bilhassa aile reisleri söz konusu olduğunda bu çok daha büyük önem kazanıyor.

Kadınlar Yumuşak Kuvvettir

Kuşkusuz her kuruluşun idaresinin kendine özgü nitelikleri vardır. Mesela bir orduyu yönetmek, kesinlik ve itaat ister. Ama bir okulun, bir şirketin, bir belediyenin idaresi daha farklıdır. Bu yönetim birimlerinde yönetici bir takım görevlendirmelerde bulunduktan sonra o işin nasıl yapılacağını artık işin ehline bırakır. Çünkü yöneticinin her bir işin inceliklerini bilmesi mümkün değildir. İşini iyi yaptığı sürece her görevli kendi işini en iyi bildiği gibi yapar. Burada yöneticiye düşen hedef göstermek, motive etmek, başarıyı takdir edip başarısızlık sebeplerini sorgulamak ve sorunları çözmektir.

Ailede de buna benzer bir ortam vardır. Kadınlar yaratılış itibarıyla insan ilişkilerinde uzmandırlar. Bilim adamları kadın beyninde ayna nöronları ve konuşma merkezinin erkek beynine göre daha büyük olduğunu söylüyorlar. Annelerin en eğitimsizi bile çocukların üzerinde büyük tesire sahiptir. Bu sebeple ailenin reisi, ailenin yönetiminde anneyle işbirliğini geliştirme yoluna gitmelidir. Eğer erkekler hanımlarının gönlünü fetheder ve söz birliği yapmayı sağlarlarsa gerçek manada aile reisi olurlar.

Peygamber efendimizin hayatına baktığımız zaman görüyoruz ki o kadınları küçük görmemiş, onlarla istişare edip, yeteneklerinden faydalanmasını bilmiştir. Mesela Peygamber Efendimiz’in Hudeybiye anlaşması sonrasındaki sıkıntılı zamanda Hz. Ümmü Seleme annemizle dertleştikten sonra onun tavsiyesini makul görüp uyguladığını görürüz.

Aile ocağında elbette sorumlulukların çoğunu yüklenmiş olan babanın önemli kararlarda nihai söz hakkı vardır. Kuran-ı Kerim’de aile reislerine “Ehlinizi ateşten koruyun” emri verilmiştir. Peygamberimiz “Hepiniz çobansınız, emriniz altındakilerden sorumlusunuz” buyurmuştur.

Ancak baba bu hakkını kullanırken annenin desteğini almak için onunla istişare edip gönüllü katılımını sağlamalıdır. En güzeli, erkekler evlenirken gözlerini dört açıp, takva ehli bir hanımla evlenmeye dikkat etmeli, ondan sonra da onunla bir kader ortağı, bir yoldaş, bir arkadaş olarak iyi ilişkiler içinde olmalıdır.

Ailenin idaresinde eşlerin işbirliği içinde olması, kadınların da faydasınadır. Anneler çocuklarına karşı merhametli oldukları ve yüz göz oldukları için onlara söz geçirmekte zorlanabilirler. Babalar ise hem maddi imkânların kaynağıdırlar hem de fiziki güçleriyle çocuklarda saygı uyandırırlar. Eğer hanımları da kendilerine destek olurlarsa babacan bir otorite kurarak ailenin kurallarını çocuklara kabul ettirmekte zorluk çekmezler. Bu yüzden anneler babayla fikir birliği içinde olur, ona karşı samimiyetle saygı duyulmasını sağlarsa kendisini de saydırmış olacak ve çocuklarına verdiği emekler boşa gitmeyecektir.

İstişare Mektebi

Aile içi istişarenin mühim bir faydası da çocukların bu istişare meclislerinde yer alarak fikirlerini ifade etme imkânına kavuşmalarıdır. Elbette bu çocukların yaş ve akıl bakımından olgunlaşmalarına bağlı olarak tedrici bir şekilde gerçekleşecektir.

Aile, çocuklar için anne rahminin devamı gibidir. Anne rahmindeki cenin nasıl ki fiziki bir gelişim gösterirse, aile ocağında da çocuk zihni bir gelişim göstererek hayatı öğrenir.

Anneyle baba aile meclislerinde bir araya gelip bir meseleyi görüşürken küçük çocuklar da onları dinler, istişare adabını öğrenir. Mesela her birinin kendi görüşünü nasıl mantıklı bir şekilde izah ettiğini, karşısındakinin görüşünü saygıyla dinlediğini, karşı çıkacak olsa bile güzel bir üslupla itirazını dile getirdiğini görür. İlk zamanlar sadece dinleyip usul ve adabı öğrenen çocuk zaman içinde kendisi de bu mecliste fikir beyan etme hevesi duyar ve o da akıllıca görüşler üretmeye çalışır. Bu meclisler çocuklara aklını ve dilini kullanması için bir mektep vazifesi görür.

Elbette Müslümanların istişare adabında dikkat etmesi gereken incelikler vardır. Bir kere aile içinde herkesin bir yeri vardır, mutlak eşitlikten bahsedilemez. Ancak babanın reisliği altında herkesin edebiyle kendini ifade etme hakkı da olmalıdır.

İstişarelerde esas gaye ve niyet ise daima Allah'ın rızasına en uygun olanı ortaya koymak ve tatbik etmek olmalıdır. Bu niyet olmazsa istişare meclisleri nefislerin birbirini ayartmasına da sahne olabilir. Mevlana’nın dikkat çektiği gibi:

“Akıl, bir başka akılla çift oldu mu, ışık çoğaldı, yol belirdi demektir.

Fakat nefis, bir başka nefisle sevindi mi, karanlık artar, yol belirsiz olur.”

Mesela istişarelerde karar verilecek husus, akrabaya iyilik, infak, ilim, ibadet vb. hayır işleriyse herkes birbirini teşvik etmeli, desteklemelidir. Tam tersi, günahlara müsait bir tatil planı, israflı bir alışveriş, haram unsurlar içeren bir düğün, eğlence vb. ise herkes birbirini sakındırmalı, takvayı tavsiye etmelidir. Bilhassa aile reisleri gerekirse ağırlığını koymalı, sorumluluğunun gereğini yapmalıdır. Herkes de haklı söze saygı duymalıdır.

Helal olan meselelerde ise akıl ve vicdan rehberliğinde, en doğru olanı yapma konusunda kararlılık gösterilmeli, nefsanî davranmamalıdır. İçimizden birinin nefsanî düşündüğü görülürse diğeri ikaz etmeli, bu ikaza darılmamalıdır. Ayette buyruluyor:
“İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın cezası çetindir." (Mâide, 2)

Müminler kardeştir. Bu dünyaya erkek, kadın olarak gelmiş olmak, birimizin yaşça büyük, diğerimizin küçük olması hep geçici durumlardır. Asıl olan hepimizin bu dünya imtihanlarından selametle geçmemiz için birbirimize destek olmamızdır. Unutmayalım ki hepimiz birbirimizin gönüllü desteğine muhtacız, hiçbirimiz bundan müstağni değiliz. Bunu baştan kabul edersek daha kolay netice elde ederiz.

Kuranı kerimde Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in aralarında geçen konuşmalara baktığımız zaman, onun oğluna Allah'ın emrini, adeta istişare eder gibi bir üslupla tebliğ ettiğini görüyoruz: “Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Bir bak, bakalım, ne düşünüyorsun?” (Saffat, 102)

Çünkü oğlunun gönlünü öyle samimi bir sevgiyle fethetmiş ki, hiçbir itiraz, isyan ayak diretme yok. “Neyle emrolunduysan yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” diyor.

İşte bizler de Allah'ın emirlerini aile fertlerimize böyle sevgiyle benimsetirsek onlar da böyle gönülden itaat ederler. Yeter ki bizi samimi bir çaba içinde görsünler. O zaman onlarla istişare etmekten korkmayalım, çünkü bize nefisleriyle değil iman ve teslimiyetle dolu yürekleriyle cevap vereceklerdir.


Sayı : 30
Büyük Kapak