Peygamberimizin Sünnetinde Hayvan Hakları

Sayı : 50 / Nisan 2016, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Medine'ye hicret ettiği zaman bütün şehir ahalisi yollara dökülmüş, onu karşılamaya çıkmıştı. Peygamberimiz devesi üzerinde ağır ağır Medine sokaklarında ilerliyordu. Bütün Medine halkı evlerinin önünden geçerken Peygamberimizin devesinin yularına yapışıyor, “Ya Resûlallah, bizde misafir olun." Diyordu.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem hiç kimseyi incitmeyecek bir teklifte bulundu. Devesinin yularını salıvermelerini söyledi. Serbest kalan devesi hangi evin önünde çökerse o evin misafiri olacaktı.

Öyle yaptılar. Herkes bu mübârek hayvanın nereye konaklayacağına bakarken deve bir müddet yürüdü, sonra boş bir arsaya çöktü. Peygamber aleyhisselatu vesselam hemen inmedi. Deve tekrar ayağa kalktı. Biraz daha ilerleyip yeniden çöktü ve artık kalkmadı.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem devesinin çöktüğü boş arsayı satın alıp mescid inşasına bağışladı. İkinci çöktüğü ev, Eba Eyyub el Ensarinin eviydi. Orada bir süre misafir kaldı.

Peygamberimizin hicret yolculuğunda sırtında taşıyan, önemli birçok hadisede efendimizin hayatında rolü olan bu mübarek devenin adı Kusva idi. Kusva, Hz. Ebubekir radıyallahu anhu tarafından satın alınıp Server-i kâinat efendimize hediye edilmiş iyi cins bir binek devesiydi. Sahibine büyük bir muhabbetle bağlı olan bu mübarek deveye, insanlık tarihinin en kutlu sayfalarında zikredilmek nasip olmuştur. Peygamber efendimiz Bedir harbine onunla çıkmıştır. Bu büyük zaferin müjdesini Medine’ye ulaştıran Zeyd bin Harise radıyallahu anhu da bu uzun yolu onun sırtında en kısa zamanda kat etmiştir. Allah'ın Resulü, Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı sefere de yine Kusva ile çıkmış, Veda hutbesini de yine onun sırtında irad etmiştir.

Bir adı da Adba olan bu deve, girdiği yarışlarda hep birinci gelirdi ve ashab-ı kiram da bundan dolayı sevinirdi. Bir keresinde bir bedevinin devesi onu geçince sahabe-i kiram üzülmüştü. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem: “Neyiniz var?” diye sordu. Onlar:

“Adba yarışta kaybetti,” dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem:

"Allah'ın kanunudur. Dünyada yükselen hiçbir şey yoktur ki, Allah onu aşağı indirmesin" buyurdu. (Buharî, Sahih, 8; 131)

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam ahirete irtihal edince Kusva üzüntüsünden yemeden içmeden kesildi. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh onu beytülmale ait develerin yayıldığı otlağa bıraktırdı. Orada mahzun bir halde dolaşa dolaşa öldü. Peygamber aşığı bu devenin, cennete gidecek hayvanlar içinde olduğu bildirmiştir. (Dürretü'n-Nâsihin, s.57.)

Peygamber efendimizin muhabbeti bir deveyi dahi böyle etkilerse akıl ve gönül sahibi bir insanın nasıl olması gerekir diye düşünmemiz gerekir.

Her Canlıya Değer Verirdi

Kendini herkesten üstün gören, kibirli kişiler vardır. Etraflarındaki herkesi sadece kendisine hizmetçi olarak görür, hiç değer vermezler. Hatta senelerce yanlarında çalışan uşağının adını bilmeyen efendiler vardır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ise sadece insanlara değil hayvanlara bile o kadar ilgi ve şefkat duymaktadır ki, onlara isimler vererek değer verdiğini göstermektedir. Peygamber aleyhisselatu vesselam develerine, atlarına ve katırlarına isim vermiştir. Onları okşamış, sevgisini göstermiştir.

Peygamberimizin Sebha isimli bir atı vardı. Ashabının cihad için at beslemelerini teşvik eden Efendimiz, bazen at yarışı düzenlerdi. Sebha adlı bu atı müsabakayı kazanınca ashabı sevinirdi. Yine Peygamberimizin Bahr ismi verdiği bir atı da çok iyi koşardı.
Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellemin atları çok sevdiğini öğrenen kabile reisleri ona at hediye ederlerdi. Bu atlardan biri Mirvah idi. Beni Reha’kabilesi adına Medine’ye gelen temsilciler, Mirvahı, Peygamberimizin önünde gösteri yürüyüşü yaptırdıkları zaman Efendimizin hoşuna gitmişti.

Allah'ın Resulü hediye almak kadar hediye vermeyi de çok severdi. Kendisine hediye edilen şeylerin en güzellerini sevdiklerine hediye ederdi. Verd isimli atı kendisine Temim-i Dari, hediye etmişti ve Efendimiz aleyhisselatu vesselam da onu Hz. Ömer’e hediye etmişti. Hz. Ömer bu at üzerinde, Allah yolunda cihad etmişti.

Peygamberimiz hükümdarları İslam’a davet ettiği zaman İskenderiye kralı Mukavkıs, Peygamberimize, boz bir Katırla boz bir Merkep hediye göndermişti. Peygamber Efendimizin ve Müslümanların bindiği bu ilk katıra Efendimiz Düldül adını verdi. Ancak katırlar soyunu devam ettiremeyen hayvanlar olduğu için Allah resulü katır elde etmek üzere merkebi ata katmayı uygun görmedi.

Hayvanlar da Haklarını Alacaklar

Tarihte ilk kez hayvan haklarından bahseden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ bu konuşamayan hayvanlara iyi davranmanızı emrediyor! Yeşil bir araziden geçerken hayvanların biraz otlamasına izin verin! Kurak bir yerden geçerken de çabuk geçin, fazla oyalanarak hayvanlara sıkıntı vermeyin!” buyurmuştur. (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliye, II, 226/1978)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, müminlerde yerleştirmeye çalıştığı ahlak, Allah'ın bütün mahlûkatına karşı merhamet ve şefkatle muamele idi. Dinimiz bu dünyadaki her mahlûkun Rabbini tesbih ettiğini, hepsinin Allah'ın kulları olduğunu bildirmektedir. Ayet-i kerimede Rabbimiz: "Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler." (En'âm; 38)

Demek ki bütün canlılar Allah'ın kullarıdır. Bilhassa ağzı dili olmayan, yani dünyadayken hakkını arayamayan hayvanlar, hakkını ahirette arayacaktır. Bu sebeple insan, tabiata ve hayvanlara karşı davranışlarında da Allah'a karşı sorumludur.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisinde bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Kim haklı bir sebebe dayanmadan bir serçeyi, hatta ondan daha küçük bir canlıyı öldürürse o canlı kıyamet günü dâvasını Allah'a götürür ve ‘Ey Allah'ım! Falan beni, bir fayda olmaksızın öldürdü,’ der.” (Nesâî, Sayd, 34, Dahâyâ, 41; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/166).

Hayvanlardan faydalanırken onların haklarına riayet etmemizi emreden Peygamberimiz, koyun sağmakta olan bir şahsa: “Hayvanı sağdığında yavrusu için de süt bırak!” buyurmuştu. (Heysemî, VIII, 196)

Yine sahabeden bir zat, Peygamberimizin kendisine sağımlık develer verdikten sonra şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ailene söyle, hayvanlara iyi baksınlar, yemlerini güzelce versinler! Yine onlara tırnaklarını kesmelerini emret ki hayvanları sağarken memelerini incitip yaralamasınlar!” (Ahmed b. Hanbel, 3, 484)

Şefkat Peygamberi aleyhisselatu vesselam hayvanların derdiyle ilgilenir, onlara merhametsiz davrananları uyarırdı. Yuvasından alınan yavrusu için endişelenen bir anne kuşun ıztırâbıyla muzdarip olur, “Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrusunu geri verin!” (Ebû Dâvûd, Cihâd 112) buyururdu. Onların da Allah'ın bir mahlûku olduğunu unutmamamızı hatırlatır, onlara eziyet etmenin de vebali olduğu noktasında insanları ikaz ederdi.

Peygamberimizin Kedisi Müezza

Peygamber Efendimiz bir gün yavrularını emzirmekte olan bir kedi gördü. Kimse onu rahatsız etmesin diye başına nöbetçi dikti. Dönüşte de onu alıp getirdi. Bu kedi Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin evinde serbestçe dolaşırdı. Allah Resulü onun içtiği sudan abdest alırdı. (Ebu Davud, Taharet, 1;38)

Çok hadis rivayet eden sahabelerden Ebu Hüreyre radıyallahu anh’ın asıl adı Abdurrahman bin Sahr idi. Kendisi suffada kalırdı. Kedilere karşı çok merhametliydi. Bir gün Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem onun yanına geldi. O sırada kucağında bir kedi yavrusu vardı. Bu halden utanıp kediyi saklamaya çalıştı. Allah Rasulu sallallahu aleyhi vesellem kediyi görünce bundan utanmamasını söyledi ve ona “Kediciklerin babası” manasında Ebu Hüreyre adını taktı. O da bundan sonra Peygamberimizin verdiği unvanı kullandı.

Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sadece evcil hayvanlara değil yabani hayvanlara da şefkat gösterirdi. Ashabıyla Mekke’ye giderken yolları üstünde kıvrılmış uyuyan bir ceylana rastlayınca ashabından bir şahsı, kimse rahatsız etmesin diye herkes geçinceye kadar ceylanın yanında beklemekle görevlendirdi. (Muvatta, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

Birçok sahabeden rivayet edildiğine göre, bir çobanın keçi otlatırken yaklaşan bir kurt sürüsünden bir keçi tutmuştu. Çoban koşup keçiyi kurdun elinden kurtardı. Kurt çobana:

“Benim rızkımı elimden alırken Allah'tan korkmadın mı?” dedi. Çoban kurdun konuştuğunu görünce şaşırarak,

“Acayip, kurt konuşur mu?” dedi. Kurt ona şöyle dedi:

“Acayip olan senin halindir. Bu yamacın arkasında bir zât, sizi Cennete davet ediyor, Peygamberdir, onu tanımıyorsunuz.”

Çoban hemen Peygamberimizin yanına gidip O’nu görmüş, iman etmiş, sonra geri dönmüş. Bu süre içinde kurt onun sürüsüne çobanlık yapmış. Çoban da ona mükafat olarak bir keçi kesip vermiş. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3; 83, 88)

Bütün mahlûkat Efendimizin Allah'ın Resulü olduğunu bilirdi. Hz. Ömer radıyallahu anhudan naklediliyor ki: Allah Resulü aleyhisselatu vesselamın yanına bir bedevî geldi. Elinde bir kertenkele vardı. Bedevi “Eğer bu hayvan sana şehadet etse ben sana iman ederim, yoksa iman etmem.” dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem o hayvana kendisinin kim olduğunu sordu. O hayvan da açık bir dille, peygamberliğini ilan etti, şehadet getirdi. (Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:293-294)

Hatta hicret yolculuğunda müşriklerin takibinden kurtulmak için sığındıkları mağaranın kapısında iki güvercin yuva yapmış ve örümcek de ağ örmüştü. Onu görenler “Burada bir ağ görüyorum ki, sanki Hz. Muhammed doğmadan bu ağ yapılmış gibidir. Bu iki güvercin işte orada duruyor. Adam olsa orada dururlar mı?” diye geri dönmüşlerdi.

Sahih kaynaklardan nakledildiği üzere Hazreti Aişe validemiz haber veriyor ki: Güvercin gibi, evcil bir kuş evimizde vardı. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem evde olduğu zaman, hareket etmeden dururdu. Ne zaman Allah Resulü aleyhisselatu vesselam evden çıksa, o zaman kuş sürekli olarak hareket etmeye başlardı. Demek o kuş, Allah Resulü’nün huzurunda saygıyla oturuyordu. (Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9; 403)


Sayı : 50
Büyük Kapak