Peygamberimiz’in Üstün Başarısı

Sayı : 13 / Mart 2013, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Son yıllarda İslam dünyasındaki siyasi devrimler, ülkemizdeki siyasi gelişmeler bize iyimser bir ruh hali veriyor. Hatta her şey kendiliğinden iyiye doğru gidecekmiş gibi bir rehavete kapılıyoruz.

Ancak yayınlanan bazı raporlara bakılırsa İslam dünyasında sosyal yapı hiç de iyi sinyaller vermiyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Sağlık Verileri 2010, Eurostat İstatistik Veritabanı ve Dünya Sağlık Örgütü, halkı Müslüman olan Ortadoğu ülkelerinde ve Türkiye’de, “alkol tüketiminin dikkat çekici oranlarda arttığına” dikkat çekiyor.

Mesela tüm dünyada tüketici piyasalarını araştıran Euromonitor’a göre ülkemizde 2005-2010 arasında Türkiye’de kişi başına içki tüketimi 18.3’ten 20.5 litreye yükseldi. 2011 ve 2012’de daha da arttığı tahmin ediliyor.

The Economist dergisinin çeşitli kaynaklardan derlediği rakamları değerlendirerek ortaya attığı iddia daha da çarpıcı: “Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde 2001-2011 arasında içki tüketimi yüzde 72 oranında arttı.”

Peki neden?

Peygamberimiz bize vahyin ışığını ve hidayeti getirdikten sonra neden cahiliyyenin karanlığını tercih eder hale geldik?

Gençlerimize baktığımızda kılık kıyafetten insani ilişkilere kadar her konuda batıyı örnek aldıklarını görüyoruz. Çünkü medya ve internetin gençler üzerindeki tesiri çok büyük. Bu teknolojik araçları elinde tutan batı âleminin, kültür ürünleriyle birlikte kendi hayat tarzını da özendirdiğini görmek zor değil.

Bunun sonucunda gençlerimizin bir kısmı, cahiliye adeti olan içkiyi modern hayatın gereği olarak görmekte ve özenmektedir.

İçki Cahiliye Adetidir

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin insanlığa nasıl bir hidayet getirdiğini anlayabilmek için ondan önce insanoğlunun ne durumda olduğunu hatırlamakta büyük fayda vardır. Çünkü Hz. Ömer radıyallahu anhunun dikkat çektiği gibi: “İslam’da cahiliyeyi iyi bilmeyen bir nesil yetişirse; İslam’ın tüm kulpları tek tek kırılıp yok olur.”

Bugün de bunu görüyoruz. İslam’ın nasıl bir dünyaya geldiği ve neleri değiştirdiğini bilmeyen nesiller, cahiliyenin adeti olan çok eski adetleri yeni çıkmış bir moda zannediyorlar.

Oysa üzüm, hurma, bal, buğday arpa gibi maddeleri ekşiterek sarhoşluk veren içkiler elde etmek, bundan binlerce yıl öncesinde de biliniyordu. Peygamberimizin dünyayı şereflendirdiği asırda bütün dünyada içki tüketimi çok yaygındı.

Eski medeniyetlerde bağ bozumu şenliklerinde bolca şıra yapıp içme âdeti, şarap içip kendinden geçercesine eğlenmeye dönüşmüştü. İsrailoğullarının hahamları toplumda yaygınlaşan içki içme âdetiyle uzlaşmış “sarhoş olmayacak kadar içmek şartıyla” mensuplarına içkiyi serbest bırakmıştı.

Bazı büyücü-mistik inançlarda ise uyuşturucu maddeler kullanarak kendinden geçmek bir ayinin parçasıydı. Bu adetler Eski Roma imparatorluğunun inanç sisteminde de yerini almıştı.

Hz. İsa’nın getirdiği tevhit dininin hızla yayılması karşısında bu dini yok edemeyeceğini anlayan Roma imparatorluğu, zaman içinde eski putperest dinleriyle bu yeni dini uzlaştırma yoluna gitti. Bundan sonra eski adetleri Hıristiyan inancıyla bir şekilde ilişkilendirildi. Mesela hasat-ekmek bayramı ve Diyonizos şenliklerinde şarap içme adeti; yeni dinde Evharistiya Sakramenti (şarap ekmek ayini) olarak yerini aldı. Böylece şarap üretmek ve içmek bizzat dini kurumların bir icrası haline geldi.

O devirde dünyanın en büyük süper gücü olan Roma’da durum böyle olunca, onun sömürgesi durumundaki Ortadoğu‘da da şarap üretilmesi ve içilmesi yaygın bir hal aldı.

Arap yarımadasında şarap imalatı ve satışı bir sektör halindeydi. Medine, Taif, Hayber gibi şehirlerin bağlarında yetişen üzümlerden ve hurmalardan şarap yapılıyordu. Yemen halkı baldan, arpa, mısır veya buğday gibi tahıllardan içki yapıyorlardı.

İşte bu yüzdendir ki Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin dünyayı teşrif ettiği çağda Kureyş tüccarları arasında şölenler tertipleyip şarap içmek de çok yaygın bir adetti. Cahiliye çağında yazılmış şiirlerde yüz çeşit içki adı geçmektedir. Şiirlerin çoğunun konusu da içki sofralarının tasviri ile buralarda konuşulan mevzuların bahsinden ibarettir.

Amerika’nın Başaramadığını Başardı!

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam içkiyi bilmeyen bir topluma gelmedi, aynı bugünkü gibi içkili eğlence sofralarının çok muteber olduğu bir devirde geldi.

Fakat yabancı araştırmacıların dikkatini çeken eşsiz bir başarı göstererek kısa bir zamanda içki adetini kaldırdı.

Amerikalılar kendi halklarını içkinin zararından korumak için yasakladıkları halde, gizlice üretilip içilmesine mani olamamışlardı. 1933 yılında bu yasak kaldırıldığında Amerikalı profesör şöyle demekten kendilerini alamamıştı:

"Hz. Muhammed (s.a.v.) Kur'an vasıtasıyla içkiyi yasaklamış ve asırlarca büyük insan kitlelerini içkinin zararlarından korumuştur. Bu netice 20'nci asırda münevver Amerika'da her nevî propagandaya ve fenni terakkiye rağmen elde edilememiştir." (Ord. Prof. Dr. Julius Hırsch: Hıfzıssıhha Ders Kitabı. İstanbul Ün Yay, No: 34, s.242)

Peki, Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam içkiyle mücadelede nasıl başarılı oldu?

Kendisi İçmezdi

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Mekke devrindeyken şarapla mücadele etmedi. Zaten Müslümanların sayısı çok azdı.

Ancak o dönemde dahi ne Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, ne de Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali, Hz. Osman radıyallahu anhum gibi ilk Müslüman olanlar içki sofralarına katılmazdı.

Çünkü vahiyden önce de hanif dininin kalıntılarından olarak “içki sofralarına iştirak etmek faziletli insanın şiarı değildir,”anlayışı mevcuttu. Nitekim Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib’in de içki içmediği bilinir.

Peygamberimizin henüz haram kılınmadan önce de şaraba karşı soğuktu. Hatta miraç gecesinde kendisine süt ve şarap dolu iki kase sunulduğunda sütü tercih etmişti.

Cebrail aleyhisselam ise bunu tasvib etmiş: "Sen fıtratı seçtin, eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı. Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi!” demişti. (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141; Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145; İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39)

Yavaş Yavaş Uzaklaştırdı

Alkol tiryakiliği bırakılması zor bir alışkanlık olduğundan içki ile ilgili hükümler birden bire indirilmedi. İçki ile ilgili Kur'ân-ı Kerîm'de dört âyet vardır. Mekke'de inen ilk âyette:

"Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden içki yapar ve ayrıca güzel bir rızık edinirsiniz", (Nahl Sûresi, 67) buyrulmuştu.

Bu ayette içki yasaklanmamış ama “güzel bir rızka” karşıt manada gösterilmiş, böylece Allah’ın onu güzel görmediğine işaret edilmiştir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, 1, 3107)

Bu ifade Peygamberimizin içmemesi ile birleştirilince içki içmenin iyi bir şey olmadığını hissettiriyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Medine’ye hicret ettiğinde ensar, hurmadan yapılan bir şarabı içer ve misafirlerine ikram ederlerdi. Bazen bu içkili meclislerde gereksiz münakaşalar ve kavgalar çıkardı. Hz. Ömer ve Hz. Muaz gibi ashabın bir kısmı Peygamberimiz aleyhissalatu vesselama gelip “İçki aklı gideriyor” diye durumu arz ettiler.

Ancak Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam kendisine vahiy gelmeden hareket etmezdi. Bu olaydan sonra "…günahları menfaatlerinden daha büyüktür." (Bakara Sûresi, 219) ayetiyle içkide günah bulunduğu, dünyevi menfaatine – zevki ve alış verişinden elde edilen kârına- rağmen terk etmenin iyi olacağı uyarısı yapılmıştı. Bu uyarıyla birçokları onu bıraktı.

Daha sonra “…sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın…” (Nisâ Sûresi, 43) mealindeki ayetlerle Müslümanların namaz vakitleri süresince içkiden uzaklaşmaları sağlandı. Namazın günde beş vakit olması, gündüz saatleri boyunca içki içmeyi engelliyordu.

Son olarak inen:

“Ey İman edenler, içki, kumar, tapınılmak için dikilmiş taşlar (putlar), fal okları, ancak şeytanın işinden birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz." (Mâide Sûresi, 90) mealindeki âyetle içki ve kumar tamamen ve kesinlikle yasaklandı.

Sahabelerden Hz. Enes radıyallahu anhu anlatıyor: “Biz içki meclisindeydik. Ben dağıtıyordum. Bir adam geldi "İçki haram edildi" dedi. Arkadaşlar derhal ‘Şu içki kaplarını dök, temizle’ emrini verdiler. O haberden sonra kimse ağzına içki almadı.” (Nesaî, Eşribe 51, 2)

Hemen o akşam fıçılar, tulumlar boşaltıldı. Medine sokaklarından şarap ırmağı aktı. Bunda sahabenin Peygamberimiz’e gönülden itaat etmesinin büyük etkisi vardır. Çünkü onlar Peygamberimizin şahsına değil, Cenab-ı Haktan getirdiği ayetlere itaat ettiklerini biliyorlardı. İşte Amerika’nın başaramadığını başarmasının sırrı budur.

Onlar içkiyi “sağlığa zararlı” diye bırakmadılar, “Allah yasakladı” diyen bir Peygambere itaat ederek gizlide ve açıkta tamamen terk ettiler.

Tavizsiz Bir Şekilde Yasakladı

Peygamberimizin içki yasağında başarılı olmasının bir sırrı da tavizsizliğidir. İçkinin tüketimini yasaklamakla kalmamış üretiminden satışına kadar bütün mesleklerin kazancının haram olduğunu bildirip yasaklamıştır. (İbn-i Mâce, Eşribe 30/7)

Günümüzde bir yandan alkolle mücadele edildiği ileri sürülürken, bir yandan da imalat ve satışı devam etmektedir. Genellikle üretici firmaların da etkisiyle “Yasaklamanın çare olmadığı” fikri telkin edilmektedir.

Oysa aynı anlayışla uyuşturucuların serbest bırakıldığı dönemde, “onları kullanmanın yanlış olmadığı” fikri uyanmış ve yaygınlaşmasının önü alınamamıştır. Yasaklanmasından sonra ise kontrol altına alınabilmiştir.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam şarap imalatının bütün aşamalarını yasaklamış ve taviz vermemiştir.

“Sarhoşluk veren şeylerin on zümreye zararı dokunur: Bizzat sarhoşluk veren şeye, ham maddesini ezen veya sıkana, ezip sıktırana, satıcısına, satın alana, nakliyesi ile uğraşana, kendisine götürülen kimseye, bütün bu işlerden elde edilen kazancı yiyene, içene, içilmek üzere ikram edene." (Ahmed b. Hanbel, Eşribe 30/6, Hadis No: 3380)

Artık Peygamberimize uzak diyarlardan gelip: “Biz içkiyi ilaç imalinde kullanıyoruz,” “Biz soğuktan korunmak için içmek zorundayız” gibi mazeretlerle başvuranların hiçbirisine izin verilmedi.

Efendimiz insanları içkiden vazgeçirmek için, yasaklanmasındaki hikmetlerden bahsetme yolunu da tutmuştur. “Şu muhakkak ki, hamr (içki) deva değildir, bilakis hastalık vericidir" (İbn Mâce, Tıp, 27)

Bundan sonra da onun günahının büyüklüğünü bildirerek bir daha o alışkanlığa dönmemeleri için şiddetle uyarmıştır. (Nesaî, Eşribe 51/46)

Müeyyide Uygulamıştır

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, alkol içmenin suç olarak görülmesi, açıktan içilmemesi, gençlerin görüp özenmemesi, aşağılık bir eylem olarak görülüp kınanması için, sarhoş yakalananlara had cezası da tatbik ettirmiştir.

Ebu Hüreyre'den bir rivayette ise şöyle anlatılır: İçki içen bir kimse Rasûlüllah'ın huzuruna getirildi. Rasûlüllah "Ona vurun!" buyurdu. Bizlerden bazıları eliyle, bazıları ayakkabısıyla, bazıları elbisesiyle ona vurdu. Vurduktan sonra oradakilerden bazısı ona: "Allah seni rezil etsin!" dediler.

Rasûlullah:

"Böyle demeyin, ona karşı şeytana yardımcı olmayın" buyurdu. (Buhari, Hudûd, 4)

Peygamberimizin ceza uygulaması, bu kişilerden nefret etmeleri için değildir. O kişinin bir an önce vazgeçmesi ve başkalarının onun durumuna düşmekten kaçınması için caydırıcı bir önlemdir. Bu caydırıcı önlemler idari olarak tespit edilebilir.

Nitekim Hz. Ömer radıyallahu anhu insanların zenginleşmesi ve farklı diyarlara dağılması sonrasında cezaları ağırlaştırmayı gerekli görmüş, içki haddini seksen değneğe çıkarmıştır.

Günümüzde de birçok ülke alkolle daha etkili bir şekilde mücadele etmek için “satışını kısıtlama, yüksek vergi uygulayarak pahalılaştırma” gibi yöntemlerle, engelleri artırmaya çalışmaktadır. Ancak tamamen yasaklanmadığı için etkisi kısıtlı olmaktadır.

Alkol ve uyuşturucu maddelerle mücadele etmek, İslam’ın ana gaye ve prensiplerinden olan; “canı koruma, malı koruma, aklı koruma, nesli koruma ve dini koruma” ilkelerinin hepsinin gereğidir. Sağlığa, ekonomiye zarar veren, aklı örten, insanı dinden uzaklaştırıp düşüncesizce davranmaya iten ve gelecek nesilleri mahveden bu alışkanlıkla her şekilde mücadele edilmelidir.


Sayı : 13
Büyük Kapak