Peygamberimizin Tebliğ ve Davet Metodu -1-

Sayı : 69 / Kasım 2017, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Alemlere Rahmet olarak gönderildiğini bildirir. (Enbiya, 107) Aleyhisselatu vesselam Efendimizin vesile olduğu rahmetin en yüksek tecellisi, bizim için bir hidayet rehberi olması, yani ebedi hayatımızda bizi felaha kavuşturacak yola davet eden bir tebliğci olmasıdır.

Rabbimiz bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“(Ey Resulum) Sana emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen sıratı mustakime (dosdoğru bir yola) eriştiriyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.” (Şura, 52-53)

İnsanları Allah'ın rızasına kavuşturacak dosdoğru yola ulaştırmak gerçekten çok mühim bir vazifedir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ömrü bu yüce vazifeyi gereği gibi ifa etmek için fedakarlıklarla geçmiştir. Allah Resulü adeta anne rahmine düştüğü andan itibaren bu mukaddes emaneti taşımaya hazırlanmıştır.

Dünyaya bir yetim olarak gözlerini açan Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, Rabbinin hususi terbiyesi altında, hep zorluklara sabrederek, azimli ve sebatkar olacak şekilde yetişmiştir. Böylece ileride tebliğ ve davet vazifesini yerine getirirken yaşayacağı zor hallere hazırlanmıştır.

Vahye Mazhar Olmak

Peygamber aleyhisselatu vesselam, Hira mağarasında ilk vahye mazhar olduğu vakit büyük dehşet hissi yaşamıştır. Çünkü vahiy meleğini müşahede etmek insan için çok büyük bir tecrübedir. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, üstün yaratılışı ve önceden bu vazifeye hazırlanmış olması sayesinde vahyin dehşetini geride bırakabilmiş, bu ağır vazifeye istekle talip olabilmiştir. Öyle ki bir süreliğine vahy kesilince tekrar başlaması için iştiyak duymuştur.

Peygamber efendimiz kendisine nübüvvet verilmeden önce Hira dağındaki mağaraya çekilir, orada tefekküre dalar, bilmediğimiz bir surette Allah'a ibadet ederdi. Hz. Âişe annemiz, “Onun ibadeti tefekkürden ibaretti,” demiştir. Bazı âlimler de onun Hz. İbrahim’den kalan ibadet usullerine uyduğunu söylemişlerdir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hira mağarasındayken Cebrail aleyhisselam geldi ve ilk vahyi getirdi. Peygamberimiz Alak suresinin ilk ayetleri vahyolunduğu zaman vahyin heybetinden titredi, eve koşup, “Beni örtün” dedi. Sonra bir süre vahiy kesildi.

Peygamber aleyhisselatu vesselam bundan sonrasını şöyle anlatır:

"Bir gün giderken, âniden, gökyüzünde bir ses işittim. Başımı kaldırıp baktığımda Hîra'da bana gelen Meleği (Cebrâil) yerle gök arasında bir kürsü üzerinde oturmuş gördüm. Ürpererek yere çöktüm. Evime dönüp, 'Beni örtünüz, beni örtünüz.' dedim. Bunun üzerine Yüce Allah şu âyeti indirdi:

"Ey elbisesine bürünen! Kalk ve insanları Allah'ın azâbından sakındır. Rabbini büyük tanı. Elbiseni temiz tut. Azâba (sebep olacak günahlardan) uzak dur."(Müddessir Sûresi, 1-5)

Artık, vahiy gelmeye başladı ve ardı arası kesilmedi." (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 3)

Bu ayetlerin nazil olmasından sonra Peygamberlik vazifesine başlayan Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem evvela kendisini yetiştirmekle işe başlamıştır. Ayet-i kerimede kendisine en ufak hatalardan dahi uzak durması emredilen Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, zaten büyük günahlardan kaçındığı gibi en basit hatalardan dahi sakınmaya itina göstermiştir. Böylece ileride vazifesine başladığı zaman herhangi bir itiraza ve yüze vurmaya sebep olacak bahaneler vermemiştir.

Namazla Davet

Peygamber efendimizin kendisini yetiştirmesinde ibadet hayatının da önemli bir yeri vardır. Peygamberimiz Mekke’nin yukarı tarafındayken Cebrail aleyhisselam ona en güzel yüzü ve en güzel kokusuyla insan suretinde göründü. Ayağını yere vurunca yerden su fışkırmaya başladı. Cebrail aleyhisselam o sudan abdest aldı ve sonra Peygamberimize kendisi gibi abdest almasını söyledi. Bundan sonra Hz. Cebrail, Peygamberimize iki rekât namaz kıldırdı.

Peygamber aleyhisselatu vesselam ilk üç yıl boyunca İslâm’ı gizlice yaymaya çalışmıştır. Bu süre içinde Peygamberimiz İslâm’ı putperestlikten ve câhiliyenin sapkınlıklarından hoşlanmayan, güvenilir, sır saklayan ve hak dine ilgi duyan kimselere tebliğ etti. Bunların ilki mübarek zevcesi Hz. Hatice annemizdi.

Peygamberimizin henüz yaşadığı halin dehşeti içinde olduğu anda bile ondan hiç şüphe duymayan Hz. Hatice annemiz, “Bana kim inanır?” diye tereddüt ettiği zaman “Beni davet et, ben inanırım,” diyerek en büyük desteği verdi. Hz. Hatice annemizin imanı, kızlarına da güzel örnek oldu ve Zeyneb, Rukıye, Ümmü Gülsüm ve henüz küçük olan Fatıma da anneleri ile aynı zamanda İslâm'a girdiler. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme, evlerine sık sık girip çıkan ve henüz on yaşında bulunan Hz. Ali ile azatlısı Hz. Zeyd b. Hârise de iman ettiler.

Peygamberimiz namazı öğrenince hemen Hz. Hatice annemize de öğretti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımı Hz. Hatice’yle birlikte namaz kılmaya başladı. (İbn-i Hişam)

Peygamberimizin dostlarından Hz. Ebubekir radıyallahu anh Efendimiz de Peygamberimizin davetini tereddütsüz bir şekilde karşıladı. Kendisi iman etmekle kalmadı, Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebû Vakkâs ve Talha b. Ubeydullah’ı Hz. Peygamber’in huzuruna götürdü ve İslâm’ı kabul edip birlikte namaz kılmalarına vesile oldu.

Peygamberimizin namazı da İslam'ı tebliğe vesile oluyordu. Peygamber Efendimiz ilk zamanlar namazlarını evinde, gizli olarak kılmıştır. Hz. Ali radıyallahu anh, Hz. Hatice annemizle birlikte namaz kılarken görünce ne yaptıklarını merak edip sordu. Peygamber Efendimiz bu vesileyle onu İslam’a davet etti.

Hz. Ali radıyallahu anh o sırada henüz on yaşındaydı. Bundan Peygamberimizin kadın, çocuk, köle ayırt etmeden her insanın kurtuluşuna vesile olduğunu anlıyoruz. O sadece kendi davasına güç katacak güçlüleri değil, hiçbir ayrım yapmadan herkesi davet ediyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin İslam’a gizli davet dönemindeki metodu, birlikte namaz kılarak Allah'ın indirdiği ayet-i kerimeleri müminlere okumaktı. Bu dönemde ilk Müslümanlara detaylı dini emir ve nehiyler indirilmemişti. Ancak putlardan uzak kalmak, onlar için kesilen hayvanlardan yememek, müşriklerin çirkin adetlerinden sakınmak suretiyle onlara benzemekten kaçınmaları emredilmişti.

Bilhassa Peygamber aleyhisselatu vesselama indirilen Müzemmil suresinde uzun uzun gece namazları kılması emrediliyordu ve hikmeti şöyle açıklanıyordu: “Çünkü biz sana sorumluluğu ağır bir söz indireceğiz.”

Böylece Peygamberimiz ve ilk müminler, ileride yüklenecekleri daha ağır vazifeler ve karşılaşacakları zorluklara sabırlı olmaları için manevi bir hazırlığa yönlendiriliyorlardı.

Peygamber Efendimiz bazen Hz. Ebubekir ile birlikte namaz kılmak için Mekke’nin dışına çıkar, ıssız bir vadide namaz kılardı. İlk Müslümanlar da öyle yapıyorlardı. Zaman içinde onları namaz kılarken görüp sataşanlar olmaya başladı.

Açık davet başladıktan sonra bazen Peygamberimiz Kâbe ve civarındaki yerlerde namaz kılardı. Onun namaz kılışındaki ihlâslı hali kalbi yumuşak olanları cezp ederdi. Bu sebeple müşrikler ona namaz kılarken eziyet ederlerdi.


Sayı : 69
Büyük Kapak