Peygamberimizin Tebliğ ve Davet Metodu -3-

Sayı : 71 / Ocak 2018, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, en yakın akrabalarından başlayan İslam’a davetini halka halka genişletmişti. Peygamberlik görevini yerine getirmek için her fırsatı değerlendirmiş, bilhassa hac umre ziyaretlerine gelen hacılara, panayırlarda toplanan tüccarlara tebliğde bulunmuştur.

Tarık b. Abdullah isimli zat o yıllara ait bir hatırasını şöyle anlatır:

Mekke devrindeyken, Zü’l-Mecaz panayırında bulunuyordum. Sırtında güzel bir cübbe bulunan genç bir kişi geldi. Halka şöyle diyordu:

“Ey insanlar! Lâilâheillallah deyiniz, kurtulunuz!”

Onun peşi sıra yürüyen bir kişi vardı. Devamlı taş atarak onun topuklarını kan içerisinde bırakmıştı. O da devamlı:

“Ey insanlar! Bu adam yalancıdır, ona itaat etmeyiniz,” diyordu. Sordum:

“Bu kimdir?” Dediler ki:

“Bu, Haşimoğullarından gelen ve ben Peygamberim, diyen kişidir. Arkasındaki de amcası Abduluzza’dır.(Ebu Leheb) (Heysemi VI/23)

Görüldüğü gibi, Peygamberimizin tebliğ çalışmaları çok kolay olmuyordu. En yakınları arasında bile kendisine karşı düşmanlık edenler vardı. Ama o hiçbir zaman yılgınlık göstermemiş, sabırla vazifesine devam etmişti.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin İslam'ı yaymaktaki başarısında bu azim ve sabrı en büyük faktördür. Onun kararlılık ve sabır göstermesi, insanların iman etmesine vesile olmuştur. Çünkü bir insan bunca eziyete katlanarak söylediği şeyde ısrar ederse onun samimi olduğuna inanılır.

Kabile Reislerini Daveti

Peygamber aleyhisselatu vesselam ayırım yapmadan herkesi İslam'a davet etmekle birlikte sosyal ilişkilerden de ayrıca yararlanmıştır. Bilhassa kendi kabilesi üzerinde tesirli olan önderlerin davet edilmesine önem vermiştir.

Çünkü onlar emirleri altında çalıştırdıkları adamlarının, kölelerinin, kadın ve gençlerin İslam'a girmesine izin vermiyor; izin almadan Müslüman olanlara işkence yapıyorlardı. Esasen işkence yapmasalar bile, genellikle insanlar, toplum içinde başarılı ve güçlü kişileri örnek alırlar. Onların akıllıca tercih yaptığını düşünürler. Onların gözüne girmek ve onlarla aynı tarafta olmanın avantajlarından yararlanmak isterler.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de bu gibi etkileri göz önüne alarak, kabile başkanlarını davet etmeye hususi önem vermiştir. İslam'ı tebliğ etmek için toplantılar düzenlemiş, insanların toplu olarak bulunduğu yerlerde tebliğ faaliyetini sürdürmüştür.

Bir akşam vaktiydi. İçlerinde Ebu Cehil, Ümeyye b. Halef, As b. Vail gibi İslam'a şiddetle karşı çıkan kabile önderlerinin de bulunduğu bir grup Kâbe’nin yanında bir araya geldiler. Kendi aralarında şöyle sözleştiler:

“Muhammed’i yanımıza çağırıp konuşalım da bundan sonra ona karşı takınacağımız tavırda mazur görülelim.”

Onların niyeti, son kez Peygamberi vazgeçmeye davet etmekti. Eğer vazgeçmezse bundan sonra yapacakları zulüm ve eziyetleri kendilerini mazur göreceklerdi. Bunlar tarafından gönderilen bir adam:

“Kavminin ileri gelen eşrafı seninle konuşmak istiyorlar!” diyerek Allah Resulünü çağırdı.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, İslam'a bakışları değişmiştir ümidiyle yanlarına koştu. Çünkü onların müslüman olmasını çok istiyordu. Fakat konuşmaya başladıkları zaman gerçek niyetleri ortaya çıktı. Dediler ki:

“…Eğer sen bu hadiseyi mal elde etmek için getirmişsen, sana mallarımızdan toplayalım, hepimizden zengin olacağın kadarını sana verelim. Eğer bunu bizim içimizde şerefe nail olmak, baş olmak için yapmışsan seni başımıza geçirelim, eğer kral olmak istiyorsan seni kral tayin edelim. Eğer senin bu yaptıkların cinlerden kaynaklanıyorsa ki çoğu kez böyle hadiseler olmaktadır, seni tedavi etmek için mallarımızdan harcayalım da seni o cinden kurtarıncaya kadar tedavin için çaba sarf edelim. Veya senin hakkında mazur sayılalım!”

Bu sözlerle hem rüşvet teklif ediyorlar hem de kabul etmezse başına gelecek eziyetleri ima ederek Rasûlullah’ı tehdit ediyorlardı.

Allah’ın Rasûlü aleyhisselatu vesselam ise serinkanlılıkla cevap verdi:

“Sizin söylediklerinizin hiçbiri bende yoktur. Size peygamberliği mallarınız için getirmiş değilim. İçinizde şeref kazanmak ve başınıza geçmek için de getirmiş değilim. Kralınız olmak için de getirmedim. Cenabı Hak beni size peygamber olarak gönderdi. Bana bir kitab indirdi. Sizin için müjdeleyici ve uyarıcı olmamı emretti. Ben Rabbimin risaletini (emirlerini) tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Eğer bunu kabul ederseniz, bu sizin dünya ve ahirette payınız olur (yani hem dünyada aziz olursunuz, hem de ahirette). Eğer kabul etmezseniz, Allah benimle sizin aranızda hüküm verinceye kadar Allah’ın emrine sabır göstereceğim!”

Peygamber aleyhisselatu vesselam muhataplarının saldırganca konuşmalarına karşı sükûnetini korur, sabır ve tahammül göstererek gayet yumuşak konuşurdu. Bu da Kur'an-ı Kerimde bildirildiği gibi onun “Azim bir ahlak”a sahip olmasından kaynaklanıyordu.

Mucize Göster!

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in tebliğ vazifesini yapmasındaki zorluklardan biri de, kendisinden mucizeler göstermesini istemeleridir. Kureyş uluları onun getirdiği dine iman etmek için bir takım mucizeler göstermesini istediler:

“Ey Muhammed! Eğer sana arzettiklerimizi kabul etmezsen, biliyorsun ki Mekke şehrinin halkı olarak, biz toprak bakımından darlık içindeyiz. Seni peygamber olarak gönderen Rabbinden iste de bizi daraltan, sıkıştıran şu dağları bizden uzaklaştırsın, memleketimizi bizim için verimli hale getirsin. Memleketimizde nehirler akıtsın. Ayrıca atalarımızdan ölüp gidenleri, bilhassa reisimiz Kusay bin Kilab’ı dirilt de senin söylediklerini ona soralım. Eğer atalarımız seni tasdik ederse, biz de seni tasdik ederiz. Böylelikle senin Allah katındaki o büyük mertebeni görmüş olur da Allah’ın seni peygamber olarak dediğin gibi gönderdiğini anlarız” diye cevap verdiler.

Kureyş önde gelenlerinin bu istekleri, bir yandan Peygamber aleyhisselatu vesselamı imtihana çekmek, bir yandan da imanı bir pazarlık konusu yapmak manasına geliyordu.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam dileseydi bu mucizeleri göstermek için Allah'a yalvarabilirdi. Ama Hz. Peygamber aynı kararlılıkla dedi ki:

“Ben size bunları yapmak için peygamber olarak gönderilmedim. Ben Allah’ın bana yüklediği vazife ile size geldim. Allah’ın gönderdiğini size tebliğ ettim. Eğer kabul ederseniz bu sizin dünya ve ahiretteki payınızdır, nasibinizdir. Eğer bana karşı çıkarsanız ben, Allah’ın emrine, Allah benimle sizin aranızda hükmedinceye kadar sabır göstereceğim.”

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, gerçekten iman edeceklerini ümit etse, kendisinden istenilen mucizeleri göstermeyi arzu ederdi. Doğru sözlü bir insana yalancılıkla itham edilmek elbette ağır gelir. Nitekim ayet-i kerimede:

“Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince, eğer gücün yeri delmeye veya göğe merdiven dayamaya yetmiş olsaydı, onlara bir mucize göstermek isterdin. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı.” (Enam; 35) buyurulmuştur.

Bu ayetten anlaşılıyor ki mucize göstermek Peygamberlerin kendi ellerinde olan bir şey değildir, Allah'ın takdiri iledir. İnkârcılar, Peygamberimizin mucize göstermekten aciz olduğunu düşünerek başka mucizeler istemekte ısrar ettiler. “Hatta gökten melekler inip seni tasdik etsin, ancak o zaman inanırız,” dediler.

Allah-u Zülcelâl onların bu isteklerine şöyle cevap vermiştir:

“Ona bir melek indirilse ya! (diyorlar.) Eğer bir melek indirseydik artık iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtırılmazdı!” (Enam; 8)

Bu ayet-i kerime, apaçık bir mucize geldiği zaman da iman etmezlerse artık o toplumun helak edileceğini, sünnetullahın bu şekilde gerektirdiğini bildirir.

Allah-u Zülcelâl, daha önceki ümmetlerin de Peygamberlerinden mucize istediğini ama mucizeyi görünce de; “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, her halde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz”(Hıcr; 14-5) dediğini haber verdi. Nitekim Peygamberimiz bazı mucizeler gösterdiği halde, iman etmeyip bahane bulanlar oldu.

Elbette Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem de bir insandı. İnsanların kurtuluşuna vesile olmak istediği halde türlü türlü hakaret ve iftiralara maruz kalıyordu. Ona iman edenler işkence görüyordu. Bu hal onu çok üzüyordu. Allah-u Zülcelâl indirdiği ayetlerle onu teselli ederek sabır tavsiye etti:

“Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşın sabrettiler…” (Enam; 33-34)

Kibir ve Kıskançlıktan İnkâr Ediyorlar

Peygamber efendimiz tebliğ vazifesini yaparken insanların dünya ve ahiret saadetine ulaşmasını samimiyetle istiyordu. Ancak ne yazık ki muhatapları onun bu içten duygularını anlamaktan çok uzaktı. Bunu, ona en sert muhalefeti ve şiddetli eziyeti yapanlardan biri olan Ebu Cehil’in sözlerinden anlayabiliriz.

Muğire bin Şube radıyallahu anhu şöyle anlatıyor:

Rasûlullah’ı ilk tanıdığım günde, Ebu Cehil b. Hişam ile beraber Mekke’nin sokaklarında yürüyorduk. Yolda Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselama rastlayınca o yine Ebu Cehil’i İslam’a davet etti. Ebu Cehil yine reddetti ve şöyle dedi:

“…Biz şahidlik ederiz ki sen tebliği yaptın. Allah’a yemin ederim, eğer ben senin söylediklerinin hak olduğunu bilseydim sana tâbi olurdum!” dedi.

Allah Resulü yanlarından ayrılınca Ebu Cehil, bana yönelerek şöyle dedi:

“Allah’a yemin ederim, ben onun söylediklerinin hak olduğunu biliyorum. Fakat ona tâbi olmaktan beni meneden bir şey vardır. (Peygamber efendimizin mensup olduğu) Kusayoğulları Kâbe’nin hizmetlerini yapma hususunda bizi geçtiler. Sonra hacılara yemek yedirdiler, biz de yedirdik ve bu hususta eşit derecedeydik. Sonra dediler ki: ‘Bizden bir peygamber geldi!’ İşte vallahi ben bunu kabul etmem...” (Beyhaki, Bidaye, III; 64)

Bundan da anlaşılabileceği gibi, inkarcıların çoğu kibir, haset, rekabet gibi nefsani duyguların tesiri altındaydı. Peygamber aleyhisselatu vesselamın sevgi ve merhametini anlamaktan çok uzaktılar.

Ancak Allah Resulü aleyhisselatu vesselam hiç vazgeçmedi. Kısa zamanda netice almaya çalışmadı. O elinden geleni yaparken neticeyi Allah'a bıraktı. Onun bu yüksek ahlakında bizim için çok büyük örnekler vardır.


Sayı : 71
Büyük Kapak