Peygamberimizin Tebliğ ve Davet Metodu -4-

Sayı : 72 / Şubat 2018, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin insanların hidayetine ve ebedi kurtuluşuna vesile olması, mühim olduğu kadar zorlu bir vazifedir. Allah Resulü aleyhisselatu vesselam, bu yüce vazifeyi gereği gibi ifa etmek için çok büyük fedakarlıklar yapmış ve elindeki bütün imkanları bu gaye uğruna kullanmıştır.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin İslam'a davet metodunda başvurduğu bir yöntem de muallimler yetiştirmek ve İslam'ı öğretmeleri için kabilelere göndermekti.

Öncelikle muallimin ne demek olduğuna bakalım. Muallim, sözlük anlamı olarak talim yapan, yani ilim öğreten manasına gelir. Ancak İslam tarihinde muallimler, iman edenlere İslami ilimleri öğrettiği gibi, henüz Müslüman olmayanları İslam'a davet vazifesini de yürütüyordu. Hatta muallimler bir nevi Peygamber aleyhisselatu vesselamın elçisi ve vekili gibi vazife görüyorlardı.

Esasen Peygamber aleyhisselatu vesselam da insanlığa bir muallim olarak gönderilmiştir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

“Kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir Resûl gönderdik.” (Bakara, 151)

Âyet-i kerimeden açıkça anlaşılabileceği gibi Resûlullah aleyhisselatu vesselamın aslî vazifesi insanlara doğru imanı, ameli ve ahlakı öğretmektir. Bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
“Allah beni bir muallim olarak göndermiş bulunuyor.” (İbn Mâce, Mukaddime 17)

Peygamber aleyhisselatu vesselam, muallimlik vazifesini en güzel şekilde yapardı. Muaviye b. Hakem es-Sülemi adlı sahâbî, bu hususta şunları söylemiştir: "Ben Rasulullah’ tan daha güzel eğitim veren bir öğretmen görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü ve ne de hakaret etti."(Müslim, I, 381)

Üstelik Peygamber aleyhisselatu vesselam eğitim öğretim işlerine alışkın olmayan bir halka gönderilmişti. Bu sebeple okuma yazma seferberliği başlatarak kendisine vahyedilen ayetlerin yazılmasına ve bu suretle korunmasına önem verdi. Bunun yanında ayet-i kerimelerin çoğaltılarak bol bol okunmasını da teşvik etmiştir. Bunun için Mekke döneminin ilk yıllarında Dârü'l-Erkam'ı, Medine devrinde ise Suffayı bir eğitim-öğretim merkezi olarak kullanmıştır.

Mescidin bitişinde bulunan suffada Kur'an âyetleri okunuyor, yazılıyor, dinî bilgiler öğreniliyor ayrıca ibadet ve zikir de yapılıyordu. Suffa'da bulunan öğrencilerin sayısının dört yüze ulaştığı oluyordu.

İlim faaliyetlerinde bizzat Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam ders verdiği gibi onun görevlendirdiği muallimler de ders veriyordu. Yazı öğretmek üzere müşriklerden de muallimler tayin ediyordu. Nitekim Bedir savaşında Müslümanların eline esir düşen müşrik askerlerden okur-yazar olup da kurtuluş fidyesi verecek parası bulunmayanlar, on Müslüman çocuğuna yazı öğretmek suretiyle serbest bırakılmışlardır. Zeyd b. Sâbit bu şekilde Arapça okuma yazma öğrenmiştir.

İslam dini ilme çok önem vermiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ilim öğretme hususunda kadın-erkek ayırımı gözetmemiş, kadınlara özel gün ayırarak onlara sohbet yapmış ve sorularını cevaplamıştır. Onun zamanında kadın öğretmenler de vardı.

Nitekim Ümmü Süleyman b. Hayseme, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamın hanımlarından Hz. Hafsa radıyallahu anha'ya yazı öğretmiştir. Hz. Aişe ve Ümmü Seleme radıyallahu anhuma başta olmak üzere Hz. Peygamber'in hanımları, kadın ve kızların eğitimiyle ilgilenirlerdi.

Bir hadis-i şerifinde:

“Kim bir câriyeyi güzel bir şekilde eğitir, terbiye eder, sonra da azat eder ve evlendirirse onun için iki mükâfat vardır.”(Buhari, Itk, 16) buyuran Peygamber aleyhisselatu vesselam, kadın, köle, yoksul, garip demeden herkesi kuşatan bir ilim seferberliği başlatmıştı.

Dağda koyun güden fakir bir çoban olan Abdullah ibn-i Mesud radıyallahu anhu, onun talim ve terbiyesi altında yetişip, büyük bir fıkıh alimi haline gelmişti.

Peygamber aleyhisselatu vesselamın talim ve terbiyesi altında yetişen talebeler, daha sonra Efendimizin emriyle İslam'a davet ve muallimlik vazifesiyle başka yerlere gönderiliyordu. Bunlar arasında en meşhuru Medine’nin İslam’a koşmasına vesile olan Musab bin Umeyr radıyallahu anhudur.

Musab Bin Umeyr -r.a.-

Musab bin Umeyr, Kureyş kabilesinin sancağını taşıma ve Kâbe’nin örtüsünü yenileme gibi vazifelerini yerine getirmekle meşhur olan Abdüddâroğullarına mensup bir gençti. Zengin bir kadın olan annesi ona çok düşkündü. O, Mekke’nin en güzel ve en pahalı elbiselerini giyen, en yakışıklı delikanlısıydı. Hiç kimse onun Müslüman olup, fakirler ve köleler arasına katılmasını beklemezdi. Ama o nefsini yendi ve vicdanına uygun gelen Hak dini benimsedi.

İlk zamanlar Müslüman olduğunu ailesinden saklıyordu. Ama bir adam onu namaz kılarken görünce durumu annesine haber verdi. Bunun üzerine kardeşleri onu yakalayıp annesinin yanına getirdi. Annesi Mus’ab’ı vazgeçirmek için ne kadar dil döktüyse de o dininden dönmedi. Öfkesinden deliye dönen annesi, Mus’ab’ı evin bir köşesine hapsederek kapısını sıkı sıkıya kilitledi. Bir zaman burada hapis kalan Mus’ab yine dininden dönmedi ve Allah'ın yardımıyla hapisten kaçıp Habeşistan’a yapılan ilk hicrete katıldı.

Müslümanların çok zorluk çektiği yıllardan sonra Allah-u Zülcelâl Medine’den gelen on iki kişilik bir kafilenin İslam'a girmesiyle Peygamberini sevindirdi. Akabe’de biat eden bu on iki kahraman memleketlerine döndükten sonra Efendimiz aleyhisselâm’a bir mektup yazarak İslam'ı öğretecek bir muallim istediler. Peygamber efendimiz onlara genç Mus’ab’ı gönderdi.

Peygamber aleyhisselatu vesselam, bütün peygamberler gibi fetanet yani üstün bir zeka ve kabiliyete sahipti. Bu sebeple bir görev verdiği kişileri seçerken son derece isabetli davranırdı.

Musab bin Umeyr, dili fasih, hitabeti güçlü, güler yüzlü, sevimli ve imanında samimi bir kişiydi. O zamana kadar nazil olan âyet-i kerimeleri ezberlemişti. İnsanları tatlı bir üslupla Allah’a çağıran, salih amel işleyerek güzel örnek olan, özü ve sözü bir olan bir gençti.

Peygamber aleyhisselatu vesselamın bu görevlendirmesinde ne kadar isabetli davrandığı kısa zamanda anlaşıldı. Gerçekten de Mus’ab onlara gayet nazik bir şekilde davranarak kendisini dinlemeye ikna ediyor ve en güzel bir hitabetle Müslüman olmalarına vesile oluyordu. Böylece İslâm’a büyük hizmetler edecek ensarın pek çoğu, Mus’ab b. Umeyr’in davetiyle Müslüman olmuşlardı.

Hz. Mus’ab bin Umeyr radıyallahu anhuda İslam davetçileri için güzel bir örnek vardır. O, Peygamber aleyhisselatu vesselamdan Allah'ın ayetlerini öğrendiği gibi, onun yüksek ahlakını da öğrenip benimsemişti. İnsanlarla güzel geçinen, gönüllerini kazanmasını bilen biriydi. İlk zamanlar onun İslam'a davetini hoş karşılamayan, hatta tehlikeli gören kişiler de oluyordu.

Ama o daima yumuşak konuşuyordu. Mesela elinde mızrakla gelenlere, “Hele dur, oturup bizi dinle. Sözlerimiz hoşuna giderse ne âlâ, eğer sözlerimizi beğenmezsen biz bunu sana teklifden vazgeçeriz. Bizi bırakır gidersin,” diyordu. Bu yumuşak ve tatlı sözler karşısında sakinleşip, bir kenara oturarak onları dinlemeye başlayan kişilerin gönlü yumuşuyor, kendisi İslam'ı kabul ettiği gibi bütün kabilesinin de Müslüman olmasını sağlıyordu.

Muaz b. Cebel -r.a.-

Peygamber efendimizin yetiştirip muallim olarak vazifelendirdiği birçok sahabe vardır. Bilhassa Medine’ye hicretten sonra İslami eğitim ve İslam'a davet faaliyetleri adeta bir kadro hareketine dönüştü. Çünkü artık bir İslam devleti kurulmuştu. Medine şehri de o gün için bir ilim irfan şehri haline gelmişti.

Bir süre sonra Mescid-i Nebevî dışında başka mescidler de inşa edildi. Kaynaklarda, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin sağlığında, Mescid-i Nebevî'nin dışında Medine'de dokuz mescid daha bulunduğu görülmektedir. Bu mescidlerde Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam dışında onun vazifelendirdiği kişiler namaz kıldırıyor ve eğitim-öğretim faaliyetlerini yürütüyordu.

Sahâbe arasında Farsça, Rumca, Kıptîce, Habeşçe, İbrânîce ve Süryânîce bilenler vardı. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam bir gün genç sahabesi Zeyd b. Sâbit'e: "Sen Süryânîce biliyor musun? Bana mektuplar geliyor?" demiştir. Zeyd b. Sâbit'in "Bilmiyorum." demesi üzerine Hz. Peygamber (asm) "Onu öğren." demiştir. Bunun üzerine Hz. Zeyd, kısa zamanda İbrânîce ve Süryânîce öğrenmişti. (Tirmizî, IV, 67-68)

Peygamber aleyhisselatu vesselamın teşvikleriyle ilim öğrenen bu sahabeler, civardaki yeni Müslüman olan kabilelere, muallimlik, zekât memurluğu ve kadılık yapmak üzere gönderiliyordu. Bunlardan biri de Muaz bin Cebel radıyallahu anhu idi.

Hz. Muaz, Hacrec’in Benî Udey koluna mensup bir gençti. 18 yaşında iken İslâm ile şereflendi ve II. Akabe biatına katıldı. Medine’de İslâm dininin yayılması için her türlü faaliyete katılırdı. Muaz ve arkadaşlarının tebliğ faaliyetleri arasında, putların bir işe yaramadığını ispat etmek için gizlice putlarını kırmak da vardı.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin Medine’ye hicretinden sonra muhacirlere çok yardım etti, hatta malını mülkünü harcadı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Hz. Muaz’ı, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhuma ile kardeş kıldı. Her ikisi de ilme çok meraklıydılar ve Peygamber aleyhisselatu vesselama sorular sorarak ilimlerini devamlı artırıyorlardı.

Peygamber aleyhisselatu vesselam, Hz. Muaz’ı Mekke’nin fethinden sonra orada emir ve Kur’an-ı Kerim muallimi olarak görevlendirdi. Hicretin 9. yılında ise zekât amili ve kadılık göreviyle Yemen’e gönderdi. Muaz b. Cebel radıyallahu anhu Rasûlullah’ın vefatına kadar Yemen’deki kadılık görevine devam etti. Burada bölge halkından pek çok kişiyi etrafında toplayan yalancı peygamber Esved el Ansî’nin etkisiz hale getirilmesi için mücadele etti.

Muaz b. Cebel radıyallahu anhu, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamdan hadisler rivayet etmiş ve başta hadis ve fıkıh olmak üzere İslami ilimlerde talebeler yetiştirmiştir. Ebu Mûsa el-Eş‘arî Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Amr b. As, Câbir b. Abdullah gibi meşhur alimlerin yetişmesinde emeği geçmiştir.

Dünyaya bir yetim olarak gözlerini açan Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem, Rabbinin hususi rehberliği altında her türlü zorluğa sabrederek, azim ve sebat göstererek bu dini tebliğ ve talim etti. Böylece kıyamete kadar gelecek insanların kurtuluşuna vesile olacak bir dini gelecek nesillere emanet etti.


Sayı : 72
Büyük Kapak