Peygamberimizin Torunu Hz. Ümame -r.anhâ-

Sayı : 57 / Kasım 2016, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

Hz. Ümame, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ilk kız torunu idi. Peygamber aleyhisselatu vesselam, ilk kızı Hz. Zeynep’i de ondan dünyaya gelen Hz. Ümame radıyallahu anhumayı da çok severdi.

Hz. Ümame, Mekke devrinde dünyaya geldi. Annesi, Hz. Zeynep radıyallahu anhâ mübarek babasının tebliğ ettiği sonsuz nura koşanların ilklerinden biriydi. Fakat babası Ebü'l Âs İbni Rebî henüz Müslüman olmamıştı.

Ebu’l As, Mekke'nin ileri gelen ailelerinden birine mensup, sözüne itimat edilen, dürüst bir tüccardı. Hz. Hatice annemizin kız kardeşinin oğluydu. Hz. Zeyneb ile Ebu’l As’ın evliliği de Hz. Hatice’nin arzusuyla yapılmıştır.

Ebu’l As, o zamanın birçok tüccarı gibi, malını işletmek üzere tüccarlara veren zengin Mekkelilerle ortak ticaret yapardı. Bu sebeple Ebu'l-Âs'ın İslâm'la şereflenişi uzun zaman almıştı. Çünkü ailesi ve ortakları ona “Hanımının sözüyle atalarının dinini terk mi edeceksin,” diye baskı yapıyordu.

Zeyneb radıyallahu anhâ saygı ve hürmetle kocasına hizmete devam etti. Hidâyet nasip olması için Allah-u Zülcelâl’e yalvardı. Ona İslâm'ın güzelliklerini anlatmaktan da vazgeçmedi. Ebu’l As ise onun sözlerini inkar etmiyordu. “Senin babanın hiç yalan söylediğini görmedim. Ama benim ticaret işleri için aileme ve ortaklarıma arşı taahhüdlerim var,” diyordu.

İslâm gün Mekke'de yayılmaya başlayınca müşrikler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ve Müslümanlara eziyet etmeye başladılar. Sırf Peygamber efendimizi yıldırmak için damatlarına baskı yaparak kızlarını boşattırmak istediler. Nitekim Ebû Leheb'in oğlu Utbe ile Uteybe babalarının baskılarına dayanamayıp Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kızları, Rukıyye ile Ümmü Gülsüm'ü boşadılar. Büyük damadı Ebu'l-Âs ise hanımı Zeyneb’i boşamaya yanaşmadı.

“Hayır! Hayır! Asla Zeyneb'imi boşamam.”diye haykırdı. Kendisi Müslüman olmadıysa da hanımının dinine saygı gösterdi.

Peygamber efendimiz ve ashabı Medine’ye hicret edince Hz. Zeynep, kendisi gibi hicret edemeyen bir avuç Müslümanla Mekke’de kaldı. Sevgili babasına hasret kaldığı bu yıllar boyunca Hz. Zeynep’in yanında Hz. Ümame bulunuyordu. Çocukluk yılları boyunca annesinin inancı uğruna verdiği mücâdeleye şâhid oldu. Sevgili anneciğinin kader ortağı olan Ümame, onun acılarının tek tesellisiydi.

Hasret Bitiyor

Müşrikler İslam dininin yayılmasının önüne geçemeyince, Medine’ye bir baskın yapıp bütün Müslümanları yok etmeye karar vermişlerdi. Hicret eden Müslümanların mallarını yağmalayıp kervan düzmüşler, bu kervanın geliriyle savaş hazırlığı yapmayı kararlaştırmışlardı. Bu hadise üzerine çıkan Bedir savaşında ise beklemedikleri bir mağlubiyet aldılar. Allah-u Zülcelal melek ordularıyla Peygamberine yardım etmişti. Savaş müslümanların zaferiyle sonuçlanmış ve birçok ganimet ve esir alınmıştı.

Hz. Ümame’nin babası Ebu’l As da, ailesiyle birlikte savaşa katılmak zorunda kalmıştı ve savaşın sonunda Müslümanların eline esir düşmüştü. Bu hadise, Hz. Zeyneb ve Ümame’nin hasretinin bitmesine vesile olacaktı.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem esirler hakkında ashabıyla istişâre yaparak fidye karşılığında bırakılmalarına karar vermişti. Ebü'l-Âs da hanımı Zeyneb'ten fidye için para istedi. O da bir miktar para ile birlikte evlenirken annesi Hz. Hatice radıyallahu anh anhâ'nın taktığı gerdanlığı göndermişti.

Ebü'l-Âs fidye ücretini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme getirince Efendimiz gerdanlığı tanıdı ve çok hüzünlendi. Ashabına:

“Bu kolye, Hatice’nin kendi eliyle Zeyneb'in boynuna taktığı kolyedir. Eğer uygun görürseniz bunu sahibine iâde edelim!” buyurdular. Ashâb-ı kiram da: "Elbette Yâ Rasûlallah! Yeter ki siz üzülmeyin..." dediler.

Peygamber aleyhisselatu vesselam, Ebü'l-Âs’a fidyeücretini iâde ederken bir şart ileri sürdü. Mekke'ye vardığında Zeyneb'i Medine'ye gönderecekti. Çünkü o sırada nazil olan ayetlerde, "İnanan kadınlar, kâfirlere (artık) helâl değildir. Kâfirler de mü'min kadınlara helâl olmazlar." (Mümtehine: 10) buyruluyordu. Bu durumda Hz. Zeyneb, müşrik olan kocasından ayrılmalıydı.

Ebu’l As Mekke’ye dönünce durumu Hz. Zeyneb’e anlattı ve yol hazırlıklarına başlamasını söyledi. Müşrikler arasından bazı azgın İslam düşmanları Hz. Zeyneb’in babasına gönderilmesine karşı çıkıyorlardı. Ama Ebu’l As verdiği sözü yerine getirerek, sözüne güvenilir bir insan olduğunu gösterdi.

Hz. Zeynep ve küçük Ümame için yeni bir imtihan başlıyordu. Sevgili dedelerine ve Müslümanlara kavuşacaklardı ama babalarından ayrılacaklardı. Allah'ın emrine teslim oldular ve dua etmeye devam ettiler.

Küçük Ümâme, sevgili annesi Zeyneb ile birlikte hazırlandı ve yola çıktı. Onları Medine’ye sağ salim getirmek üzere bir kafile Mekke dışında bekliyor olacaktı. Ümame’nin amcası Kinâne İbni Reb'i, Hz. Zeyneb ve Ümameyi alarak sözleştikleri yere götürdü.

Ancak burada Ümâme ve annesi azgın müşriklerin saldırılarına maruz kaldılar.

Hz. Zeyneb’in babasına kavuşmasına tahammül edemeyen İslam düşmanları, kılıçlarıyla saldırarak Hz. Zeyneb’in içinde bulunduğu devenin üzerindeki hevdeci aşağıya düşürdüler. Hz. Zeynep ve kızı Ümâme yerdeki kayaların üzerine düşerek yaralandılar. Üstelik Hz. Zeyneb hamile idi ve bu düşme sebebiyle kanama geçirmişti.

Ümâme, kan kaybederek fenalaşan anneciğinin başucunda ağlıyordu. Henüz çocuk olduğu için elinden bir şey gelmiyordu. Bu adamlar neden onlara bu kötülükleri yapıyor, bir türlü anlamıyordu. Tek suçları, Allah'ın insanlara bir hidayet vesilesi olarak gönderdiği Peygamberin yakınları olmalarıydı.

Hz. Zeyneb, bunca düşmanlık ve saldırıya rağmen Medine'ye ulaştıktan sonra da kocasının hidayeti için dua etmeye devam etti. Nihayet duaları kabul oldu. bu sefer Ebu’l As malları ve adamlarıyla beraber bir seriyyenin eline esir düşmüştü. Ancak Hz. Zeyneb kendisine eman verince gönlü İslam'a ısındı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kendisine bağışladığı malları alıp Mekke’ye gitti. Ebu’l As, kendisinde emanet olarak bulunan malları sahiplerine teslim edip ve üzerindeki borçları ödeyerek;

“Bende herhangi bir alacağı olan kaldı mı?” diye üç defa sordu. "Hayır" cevabını alınca "Vallahi Medine'de müslüman olmaya karar vermiştim. Ancak ‘Mallarımıza konmak için din değiştirdi!’ demeyesiniz diye buraya geldim." dedi ve yüksek sesle kelime-i şehâdet getirdi.

Böylece müslüman olarak Medine'ye döndü, ailesine kavuştu.

Ümâme, yeniden anne babasını bir arada görmenin saadetine kavuşmuştu. Mekke'de çektikleri çileler geride kalmıştı. Fakat sevgili anneciği hicret sırasında kanama geçirdikten sonra kendini tam olarak toparlayamamıştı. Zaman zaman yatağa düşüyordu ve son zamanlarda yatağından kalkamaz olmuştu. Ümame, çilekeş annesinin başından hiç ayrılmıyordu. Teyzeleri Hz. Ümmü Gülsüm ve Fatıma ile birlikte ona hizmet ediyorlardı. Hz. Zeynep ruhunu teslim ettiği zaman Ümame öksüzlüğün acısı ile tanıştı. Artık o annesine cennette kavuşacaktı.

Hz. Ümmü Gülsüm ve Hz. Fâtıma, Ümâme'yi sevgiyle bağırlarına basıp anne hasretini gidermeye çalıştılar. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de öksüz kalan torununu sevgiyle kucakladı.

Peygamber aleyhisselatu vesselam sevgi konusunda kız ile erkek torunları arasında ayrım yapmazdı. Nasıl ki Hz. Hasan ve Hüseyin namazda sırtına çıkınca secdesinin uzatıyorsa, küçükken Hz. Ümame de namazda yanına gelince onu kucağına alır, rükuya eğilince bırakıp, kalkınca tekrar alırdı.

Ümâme öksüz kaldığından beri ona daha da düşkünleşmişti. Bir gün Efendimiz aleyhisselatu vesselama hediye olarak altın bir kolye gönderilmişti. Onu alıp ailesinin yanına gitti ve:

“Bunu bana en sevimli olanınıza vereceğim,” buyurdu. Annelerimiz kendi aralarında:

“O gerdanlığı Ebu Bekir'in kızı, Hz. Âişe’ye verir." dediler. Fakat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu sevgili torunu Ümâme'ye hediye edeceğini söyledi. Hz. Ümâme'yi yanına çağırdı ve kolyeyi onun boynuna taktı.

Hz. Ümame’nin babası Ebu’l As, hanımı Zeyneb’in vefat etmesinden sonra kendisini cihada adamıştı. İslam’a girmesinin böyle gecikmesinden dolayı çok üzülüyor, adeta acısını çıkarmak istercesine İslam'a hizmete koşuyordu. Nihayet katıldığı bir gazada şehit düştü. Böylece Ümame, annesinin vefatından sonra, babasının acısını da tattı. Ama hepsinden daha zoru Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın ahirete irtihaliydi.

Peygamber aleyhisselatu vesselam ahirete göçünce, Ümame sanki bu koskoca dünyada yapayalnız kalmış gibiydi. Teyzesi Hz. Fatıma’dan başka hiç kimsesi kalmamıştı. O da Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden altı ay sonra ebedi aleme göçtü. Ümame yetim bir genç kız olarak kalmıştı.

Teyzesi Hz. Fâtıma radıyallahu anhâ vefatından evvel kocası Hz. Ali'ye şöyle bir vasiyette bulunmuştu:

“Ya Ali! Ben vefat ettikten sonra sen evlenmelisin. Zira senin ve yavrularının perişan olmasını istemem. Ne var ki, yabancı bir üvey annenin eline de yavrularımı bırakmak istemem. Bunun için ablam Zeyneb'in kızı Ümâme'yi kendine nikahlamanı isterim!..”

Bu vasiyet üzere Hz. Ali radıyallahu anh Ümâme ile evlendi. Ümame artık, Peygamberimizin torunları, Hz. Fatıma’nın emanetleri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in bir teselli bulacağı anneleri olacaktı. Ne de olsa Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Teyze anne yarısıdır,” buyurmuştu. Teyze kızı da teyze yerine geçecekti.

Hz. Ümâme, ilk Müslümanlardan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin amcaoğlu, ilmin kapısı Hz. Ali ile nikâhlanarak yıllarca onun hizmetinde bulunmaktan manen istifade etti. Peygamber aleyhisselatu vesselamın ehl-i beytini yetiştirme şerefine nail oldu.

Bazı rivayetlere göre Hz. Ali’nin Ümame’den Muhammed Evsat adında bir oğlu dünyaya geldi. Ancak bu çocuk fazla yaşamamış olmalıdır.

Ümâme radıyallahu anhâ Hz. Ali’nin şehadetinden sonra, Muğıre İbni Nevfel ile evlendi. Çünkü Hz. Ali “Benim ölümümden sonra Ümâme ile evlen.” diye Hz. Muğıre’ye vasiyyet etmişti. Onunla evliyken vefat etti.

Allah yolunda çekilen çilelerle yoğrulan bir hayatın sonunda Hz. Ümame, sevgili dedesine kavuşmuştu. Allah-u Zülcelal şefaatlerine nail eylesin.


Sayı : 57
Büyük Kapak