Rabbinizden Size İndirilene Tâbî Olun!

Sayı : 69 / Kasım 2017, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Bir zamanlar daha kolaydı. Çünkü saflar netti. Müslümanlar, belki az değillerdi ama görünür vaziyette değildiler, yani ön plânda değildiler. Suyun başını tutanlar ise inançsız yahut inancı hayatına hiç sokmayan kesimlerdi.

Onlar ilericiydi, biz gerici... Onlar çağdaş ve aydındı biz ise ortaçağ karanlığı...

İşin özü, biz dinciydik, onlar dinsiz!..

Sonra mızrak çuvala sığmadı. Müslümanlar ön plâna çıktılar, görünmek istediler, suyun başına, işin başına talip oldular. Artık elhamdülillâh her yerde müslümanlar var. Suyun başında, kenarında... Her şehirde ilâhiyatlar var. Ekranlar dolusu hocalar, anlatıyor anlatıyor... Gazeteler, dergiler sayısız...

Ee ne güzel...

İşte pek öyle değil.

Şimdi zorlaştı. Çünkü saflar net değil.

Mekke ve Medine dönemleri arasındaki fark gibi bir durum var ortada. Dilim varmıyor fakat müslümanların dâvâsına münafıkça yaklaşan insanlar var.

Dîni tamamen inkâr sökmeyince, altını oyma, içini boşaltma taktikleri devreye girdi maalesef.

O taktiklerden biri de tarihselcilik...

O safların net olduğu zamanda, din aleyhtarları, müslümana ne diye kızıyordu?

“Siz şeriat istiyorsunuz! Kur’ân ahkâmını uygulamak istiyorsunuz! Kadınları çarşafa sokacaksınız! İçkiyi, faizi yasaklayacaksınız!.. Ortaçağ karanlığı, örümcek beyinliler vs...”

Hâlbuki boşuna tepinmiş, çağdaş yaşamcı kadınlar... Tarihselci olmaları yeterliymiş! Şeriata filan kahretmelerine gerek yokmuş (!)

Evet, bulanık sularda, karışık saflarda, İslâmcı kisveler bize böyle de bir Müslümanlık var diye yedirmeye çalışıyor.

Tarihselcilik diye adını cicili bicili koyduklarına aldanmayın. Kur’ân’ı rafa kaldırmak demek tarihselcilik. Hükmünü iptal etmek demek.

Dün (1990’larda) mason olduğu bilinen bir siyasetçi, Kur’ân’ın ahkâm âyetlerinden arındırılmasını teklif edebilmişti.

Şimdi tarihselciliği sizin bizim gündemimize, İslâmî görünen gazeteler sunuyor. Sizin en güvendiğiniz ilâhiyatlara sokularak, sûret-i haktan görünerek yapılıyor tahribat. Birtakım gafil İslamcılar da, “bizden”in sapığı olmaz zannediyor.

İş büyük...

Papa’nın Aklıyla Yürüyenler!

İşin milletler arası boyutu da var: Deaş, Taliban, Bokoharam gibi tuhaf ve menşei belirsiz yapılar, sadece müslümanları Kur’ân’ın ahkâmından soğutmak için kurulmuş ve sahaya sürülmüşler âdeta. “Işid mi olalım, tarihselci olmayalım da!” dedirtmeye çalışıyor, ölümü gösterip sıtmaya râzı etmeye çalışıyorlar. Hâlbuki bu da öldürücü bir sıtma!..

Papa, evet Hıristiyan âleminin başı olan Papa diyor ki:

“Tıpkı bizim kutsal metinlere yaptığımız gibi, müslümanların da Kur’ân üzerinde eleştirel bir şekilde çalışmaları, onlar hakkında iyi olur. Tarihsel ve eleştirel yorum yöntemi, onların gelişmelerine yardımcı olacaktır.” (http://yazarumit.com/vatikan-soytarisi-bize-dinimizi-ogretiyor/)

Kezebe’l-kâfir (Kâfir yalan söyledi)

Ve Sadeka Rasûlullah!.. (Allah Rasûlü ise doğru söyledi, isabet etti.)

Ne buyurmuştu Allah Rasûlü sallallahu aleyhi vesellem:

“–Muhakkak sizler, sizden önceki ümmetlerin yolunca karış karış, arşın arşın uyup gideceksiniz. Hattâ onlar bir keler deliğine girmiş olsalar bile onlara tâbi olacaksınız.”

Sahâbe sordu:

“–Yâ Rasûlallah! Bu ümmetler, YahûdîlerIe Hıristiyanlar mı?”

Rasûlullah Efendimiz tasdik etti:

“–Onlardan başka kim olacak?” (Buhârî, İ’tisam bi’s-Sünne, 14)

Âyetlerde de bu hakikat bildirilmedi mi:

“Sizi tekrar küfre döndürmek isterler!” (Âl-i İmrân, 100)

Papa’nın safını belli etmesi ne güzel. Müslümanları uyandırıyor değil mi? İnsan düşmanının tavsiyesinin hakikî bir tavsiye olmadığını bilmez mi?

Lâkin papağan gibi gâvurun sözlerini tekrarlayanlar, Papa’yla ağız birliğine düşmekten hiç gocunmuyor. “Ne var, bir oryantalistten, bir gayr-i müslim araştırmacıdan “doğru” bir metot alsak...” diyebiliyorlar.

Son zamanlarda pek tekrarlanan bir söz var: Parmağa bakma, gösterdiği yöne bak diye...

Hadi, Papa’yı, tedâîlerini vs. bırakalım da tarihselcilik ne diyor ona bakalım:

Anlattıklarından yazdıklarından hareketle şöyle konuşturabiliriz:

Tarihselci diyor ki:

–Kur’ân’ı öyle her harfi Allah katından gelen, her cümlesiyle amel edilmek zorunda olunan bir metin olarak görmeyin canım...

–Niye görmeyelim?

–Çünkü Allah onu bir zaman diliminde, bir coğrafyada, birtakım şartlar altında indirdi.

–Yani?

–Yani Kur’ân sadece o döneme çare getirdi.

–Peki, Allah ilk insandan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’e 114.000 peygamber gönderdi de, Son Peygamber’den sonra niye nebî göndermeyeceğini bildirdi? Hele de senin iddia ettiğin gibi Kur’ân da kıyâmete kadar geçerli değilse, şimdi yeni nebîler, yeni mesajlar gelmeli değil mi?

Aklı Putlaştırıyorlar!

Tarihselci, tarihen Mûtezile’nin devamı. Onlar ve bunlar, aklı vahyin üstünde görüyorlar. Vahye bakıp, “Iıh, bu devre uygun değil!” diyebilecek küstahlık ancak, akla böyle bir küstah rol vermekle mümkün.

Peki akıl hiç mi hükmetmez? Bedihî dediğimiz, apaçık hakikatleri aklımız anlar ve tatbik eder. Meselâ, Kur’ân, “Düşmanlarınıza kuvvet hazırlayın.” buyururken, misal olarak atları zikretmiştir. Atlar artık insanlığın ne savaşta, ne normal hayatta kullandığı bir binek değil. Sadece sportif maksatla kullanılıyor. Âyette de zaten sadece bir misal olarak zikredilmiş. “Kuvvet hazırlamak” ise, tarihe yenik düşmeyecek, âlemşümul ve kıyâmete kadar geçerli bir ifade...

Tarihçilerin çok misal verdiği tarihî bir değişim daha var: Köleliğin kalkmış olması. Dolayısıyla, Kur’ân’da kölelikle alâkalı ahkâmın bugün uygulanacak bir zemini yok. Ne güzel... Bunda bir sıkıntı yok ki... Lâkin hiçbir tarihselci yarının dünyasında büyük savaşlar meydana gelip, yeniden bu müesseseye ihtiyaç doğup doğmayacağını kesin olarak bilemez. Hiçbir aklı başında müçtehid, Kur’ân’da yazıyor diye, köleliği ortadan kalkmışken diriltmeye çalışmaz.

Fakat tarihselcilerin meramı, kölelik değil. Oradan İslam’da kadın, İslâm’da hadler gibi mevzulara uzanmak istiyorlar.

Meselâ müslümanlar çıkarıyor diye hüsn-i zan ettiğimiz bir gazetede tarihselci yazar şu satırları yazabiliyor:

“Ona (Garaudy’ye) göre Kur’ân’ı lafızcı yaklaşımla okumanın bilindik örneklerinden biri, “Erkek ve kadın hırsızın ellerini kesin” (Mâide 5/38) mealindeki ayetin geleneksel yorumudur. Ne var ki hırsızın elini kesmek suretiyle şeriatı uygulama iddiasında bulunmak işe en sondan başlamaktır. Ayrıca söz konusu ayetteki hüküm sonsuz rahmet sahibi Allah fikrinin el kesme gibi geri dönüşü olmayan bir ceza ile pek uyuşmadığı bir bağlamda yer almaktadır.”

Bu kişiye -yoksa arkasına saklandığı Garaudy’ye mi- sormalıyız:

Bu âyetlerin hükmüne uyarak, belli şartlar altında hırsızın elini, Peygamberimiz kesti. Hulefâ-i Râşidîn kesti, sonrakiler de bu hükmü sürdürdüler. Hadislerle, rivâyetlerle bir probleminizin olmadığını biliyoruz. Bu uygulamayı inkâr etmiyorsunuz. O hâlde hangi tarihten sonra bu hüküm, -hâşâ- Allâh’ın rahmetiyle uyuşmaz oldu?

“İşe sondan başlamak” diyerek, önce İslâm toplumunu inşa edici hamleleri tamamlamanın öncelikli oluşu, elbette can u gönülden iştirak edilecek bir kanaattir. Buna bir misal olarak Hazret-i Ömer’in kıtlık senesindeki hırsızlıklarda el kesme cezası uygulamadığı meşhurdur. Fakat bunun zemini yine şeriatte mevcut. Papa’dan, Batı’dan prensip getirmeye gerek yok. "Gücünüz yettiği kadar şüphelerle had cezalarını düşürünüz" (Ebû Davûd, Salât, 14; Tirmiz, Hudûd, 2) emrini Peygamberimiz vermiş. Kıtlık senesinde, her hırsızlık, bu işi zaruretten, açlıktan yapma şüphesini gündeme getirir ve haddi düşürür.

Tarihselciliğin ahkâmdan öte, Allah anlayışında bir problem var.

Cenâb-ı Hakk’ı sürekli, şartların mahkûmu, zaman ve zeminin zebûnu gibi telâkki ediyorlar. Hâlbuki, zamanı da yaratan Allah, zemini seçen de Allah... Kur’ân âyetlerini o indirdiği gibi, o hâdiselerin sebeb-i nüzulü olan vakıaları da hep o yarattı. İnsanların fiilleriyle alâkalı olan yerlerde de, insanlar kesbettiler, fakat yine Allah yarattı...

Kur’ân doğru okunursa, Cenâb-ı Hakk’ın tarihin gidişatına nasıl müdahale ettiğini, kavimleri liyakatleri ve istihkaklarıyla nasıl sevk ettiğini anlatan yüzlerce âyet-i kerime görülür.

İnsanların anlayışına uymak, kelâmı ona göre kolaylaştırmak, evet ilâhî kelâmın hususiyetleri arasında olabilir. Fakat felsefecilerin yaptığı gibi, aslında öyle değil ama Allah siz cahiller anlayasınız diye öyle söyledi yorumuna, tarihselciler de çok kolay düşüyorlar.
İş fıkıhtan, ahkâmdan öte...

Kur’ân’da anlatılan kıssalar, yaşanmış olmayabilir, masal da olabilir diyebiliyor tarihselci. Kıyâmet, insanın ölüm ânında yaşadıklarından başka bir şey değildir, diyebiliyor aynı tarihselci. Şeytan içimizdeki kötülükten başka bir şey değildir demeye getiriyor.

Kur’ân’da geçen cin, sihir vb. şeyler için, “Câhiliyye devri insanı öyle inandığı için öyle söyledi, Allah,” diyebiliyor rahatlıkla...

Kur’ân’ın mehâbetine saygıları yok. Onu arkeolojik, antik bir metin gibi, tam da Papa’nın dediği gibi eleştirmeye kalkışları bu yüzden. Hattâ;

“Ashab niye cem etmiş ki Kur’ân’ı?”,

“İmâm Şafiî niye ehl-i sünnet doktrini olarak, her hükmü Kur’ân ile delillendirme prensibini geliştirmiş ki!” diyecek kadar, itikadî, kalbî ve zihnî bir açmaz içindeler.

Tarihselcilik, bundan sonra daha fazla gündemimize sokulacak. Çünkü, dert hep Cenâb-ı Hakk’ın emrine itaat edilip edilmemesiydi. Üç kişiyi toplayıp İslâm diyenin 163’ten hapse atıldığı günlerde de camiler açıktı. Kur’ân raflarda, keselerde, rahlelerde olduğu müddetçe problem yoktu.

Müslümanları aldatan bir nokta da şu: Bugüne kadar laiklik vs. sebebiyle tatbik edilmeyen İslâm ahkâmı şimdi de tarihselci anlayış sebebiyle tatbik edilmeyecek, hepsi bu deniliyor. Bu mücadeleci olmayan muhafazakâr siyasetçinin de işine gelir, geçmişteki mason gibi. Başı ağrımaz... Kıl namazını, tut orucunu, yaşa liberal liberal, ılıman ılıman...

Şimdi İslâm’ı durdurmaktan ümit kesildi fakat içini boşaltma çalışması var. Bu sebeple “Düşmanın fikrine karşı da fikrî kuvvet hazırlayın!..”

Tarihselci fikirlere sahip insanlara sorun:

Kur’ân’ın -herhâlde tarihsel diyemeyecekleri- şu emirlerini nasıl tatbik edeceğiz:

“...O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.” (el-A‘râf, 157)

“Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a) tâbi olun.” (ez-Zümer, 55)

“Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah kâfîdir.” (en-Nisâ, 166)

“Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (el-‘râf, 3)


Sayı : 69
Büyük Kapak