Örnek Hanımefendi Hz. Fatıma

Sayı : 44 / Ekim 2015, Konu Başlığı : Sünnetin Gölgesinde

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin en sevdiği, ziyaretine geldiği zaman ayağa kalkarak karşıladığı, elinden tutarak yanı başına oturttuğu, sevgili kızı… Hem yaratılış bakımından hem de hal ve hareketleri ve ahlakıyla Peygamberimize en çok benzeyen evladı.

Hz. Aişe annemiz, Hz. Fatıma radıyallahu anhâ hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ben Rasulüllah’a her bakımdan Fatıma’dan daha fazla benzeyen hiçbir kimseyi görmedim…” (Ebû Dâvûd, Edeb, 144;)

Hz. Âişe annemize sordular: “Hangi kadın Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme daha sevgili idi?”

Cevap verdi: “Fatıma!” dedi. Tekrar sordular: “Ya erkeklerden?”

“Fatıma’nın kocası! Zira bildiğim kadarıyla Ali de çok oruç tutar, çok namaz kılar" (Tirmizi, Menakıb, H.No: 3873) buyurdu.

Hz. Fatıma, kadınlar için örnek bir kulluk hayatı yaşadı. Bir kadını yücelten bütün faziletleri üzerinde toplamıştı. Genç yaşından itibaren üzerine en ufak bir leke getirmedi. İslam düşmanları Peygamber efendimizi incitmek için hiçbir fırsatı kaçırmazdı ancak Kutlu Nebinin kızları bir inci tanesi gibi tertemiz, her türlü kabahat ve günahtan uzak idiler.

Henüz gencecik bir kızken, tesettür ayetleri daha inmemişken bile iffet ve hayâ abidesiydi, Hz. Fatıma. Vefat ederken bile: “Ölünce beni erkekler arasına perdesiz çıkaracaklarını düşünerek çok utanıyorum.” Diye, kefenli halinin görülmesinden utanacak kadar hayâlıydı.

O zaman cenâzeler kefene sarılıp açıktan götürülürdü. Sahabe hanımlarından Hz. Esma ise Habeşistan'da hanımların cenazelerine hurma dalından çadır gibi örgü yaptıklarını görmüştü. Hz. Fâtıma (r.anhâ)'ya bunu anlatınca kendisi için böyle bir tabut yapılmasını söylemişti. İslâm'da tabuta konarak kabre götürülen ilk kadın cenazesi Onun mübarek nâşı olmuştu.

Yaşadığı müddetçe de, tanınmayacak kadar örtünmeden dışarı çıkmazdı. Hatta yaşının gençliği belli olmasın diye sırtını kambur göstererek, yaşlı kadın gibi yürüdüğü dahi rivayet edilmiştir.

Sevgi Dolu Bir Eş

Güzelliği, zarafeti ve letafeti, babasına benzerdi. Namahreme karşı asla göstermediği güzelliğini, sadece kocası Hz. Ali radıyallahu anhu görebilirdi. Kocası için süslenir, güzel kokular kullanırdı. Çünkü Peygamberimiz o yoksulluk zamanında bile kızının çeyizini hazırlayan Bilal-i Habeşî’ye güzel koku da almasını bildirmişti.

Peygamberimizin kızı Fatıma’ya düğün günü şöyle tembihlediği rivayet edilmiştir:

“Kızım, evimizden çıkıp, başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun. Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun! Kocana yumuşak davran! Öfkeli hâllerinde sessizce yanından kayboluver. Öfkesi geçinceye kadar ona görünme!

Ağzını ve kulağını muhafaza et! Kocan sana fena söylerse, söylediklerini duyma ve sakın mukabelede bulunma! Ona karşı gelme! Daima senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün. Bu suretle sana iyi nazarla baksın.”

Bir başka kaynağa göre ise Peygamberimizin Hz. Fatıma’ya şöyle nasihat ettiği bildirilmiştir:

“Nefsini (bedenini) temiz tut. Dilinle Rabbini zikreyle. Su ile temizlen. Kocan sana baktığı zaman ferahlasın. Gözlerine sürme sürmekle. Çünkü sürme kadınların ziynetidir.

Ey Fatıma! Kocan sana baktığında gözlerini başka yana çevirme ki muhabbetin artsın. Kocan başka tarafa baktığı zaman, sen onun yüzüne bak ki, bir ay oruç tutmuş gibi sevap kazanmış olasın.

Ey Fatıma! Kocan seni yatağa çağırdığı vakit gitmezlik etme ki, Allah'ın lanetini kazanmış olmayasın.

Ey Fatıma! Kocana latife et, şakalaş ki, sana muhabbet etsin. Böylece başkasına muhabbet beslemesin.

Ey Fatıma! Kocanın ayıbını, kusurunu başkasına açma. Çünkü bu sebeple, Allah-u Teala'nın, meleklerin, peygamberlerin, sonra da kocanın gazabını kazanmış olursun. Ey Fatıma! Bu vasiyetleri (öğütleri) bana Cebrail Aleyhisselam söyledi.”

Rasûl-i Ekrem, sevgili kızı ve damadının evliliklerine yakın alaka gösterir, onlara dua ederdi. Sık sık evlerine gelir, hatta onların arasına oturup teni tenine değecek kadar yakın oturarak onlara nasihat ederdi.

Peygamberimiz gelin ve damadı gerdek odasına götürdükten sonra, bir kap içerisinde biraz su istedi. Sudan abdest alarak artığına bazı dualar okuyarak bu sudan Hz. Ali'nin yüzüne ve göğsüne sürdüler. Bundan sonra da Hz. Fatıma’yı çağırdı. Hz. Peygamber onun da üzerine bu sudan serpip, bereket için dua etti.

Peygamberimizin nesli, Hz. Fatıma ile Hz. Ali'nin evlatlarından devam etti. Allah Teala Habibinin erkek evlatlarını küçük yaşta almıştı. Fakat kızı Fatıma’yı ehl-i beytin annesi olmakla şereflendirerek, adeta, kadınların sadece çocuğu karnında taşıyıp dünyaya getiren bir bedenden ibaret olmadığına, yetişen nesillerin annelerin eseri olduğuna dikkat çekmişti.

Hz. Fatıma, İslam yolunda çalışıp cihad eden muhterem Pederinin ve sevgili kocasının en yakın destekçisiydi. Peygamberimiz Uhud savaşında yüzünden yaralandığı vakit, savaş meydanına koştu. Efendimizin mübarek yüzünün kanını temizledi ve kanı durdurmak için hemen bir parça hasırı yakıp külünü yara yerine koydu.

Hz. Fatıma’nın Çeyizi

Hz. Fatıma’nın en büyük fedakârlığı ise, kadınların çoğunun yaptığı gibi dünyalık isteklerle babasını ve kocasını bunaltmaması, yoksulluğa sabretmesiydi.

Fatıma annemizin çeyizi şu birkaç parça eşyadan ibaretti: Bir kadife yorgan, bir deriden mamul, içi lif dolu yastık, üç adet minder. Döşek olarak kullandıkları bir koç postu. Bir adet topraktan yapılmış su testisi, bir de su taşımak için su tulumu. Bir elek, bir kilim, un öğütmek için el değirmeni, bir meşin su bardağı, iki adet çanak çömlek, bir adet hurma yaprağından örülmüş sedir. Gelin olduğu gün alınan kıyafeti ise iki adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbiseydi.

Kureyşli zengin bir ailenin kızı bu basit çeyizle evlendi. Düğün yemeği de yine çok mütevazıydı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali’ye bir miktar para verip, hurma ve yağ almasını söyledi. Hz. Ali bunları getirince, hurma, yağ ve yoğurdu karıştırıp, bir çeşit yemek yaptı ve eshab-ı kirama düğün yemeği olarak ikram etti. Ensardan bir zat da hediye olarak bir koç kesip yemek hazırladı. Ensarın kadınları kendi aralarında birleşip ekmek yaptılar. Bu yemek Allah'ın bereketiyle o gün sayısız kişiye ikram edildi.

Hz. Fatıma İslam’ın bidayetindeki yoksulluk zamanları geçip, ganimetler geldiği zaman da yine basit bir hayata razı oldu. Hz. Ali radıyallahu anh, savaşta hissesine düşen altın bir zinciri hanımına hediye etmişti. Hz. Fatıma boynundaki altın zinciri çıkarıp:

“Bunu bana Hasan'ın babası (Hz. Ali radıyallâhu anhümâ) hediye etti” dedi. Peygamberimiz memnuniyetsizlik göstererek, “Ey Fatıma! Halkın: “Resülullah'ın kızının elinde ateşten bir zincir var!" demesi seni memnun eder mi?” deyince Hz. Fatıma zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti. Bu olanlar Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a anlatılınca: "Fatımayı ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun!" buyurdular.” (Nesâi, Zinet 39 )

Aslında altın ziynet eşyası ümmetin kadınlarına helal idi ancak Peygamberimiz, sevgili kızının dünya hayatını feda edip mükafatını ebedi ahiret yurdunda almasını istiyordu.

Yine Hz. Fatıma gümüşten bir bilezik takındığı zaman yüzünü çevirip gitti. "Dünya (süsü) Muhammed ve Âl-i Muhammed'e yakışmaz. Eğer dünyanın Allah yanında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, hiçbir kafire ondan bir yudum su bile içirmezdi.” Buyurdu.

Hz. Fatıma hemen bilezikleri çıkarıp Allah yolunda harcaması için Resulullah'a gönderdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Babası feda olsun ona; (yapması gerekeni) yaptı.” buyurdu ve bunu üç kere tekrarladı.

“Bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir ve ben bunların kendi zevklerini dünya hayatında yaşayıp bitirmelerini istemiyorum." (Buhârî, Bid-ul halk; 2881) buyurdu.

Peygamberimiz kızı, damadı ve torunları Hz. Hasan ile Hüseyin'i abasının altına alarak, "Allah'ım! Bunlar benim Ehl-i Beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!" diye dua ederdi.

Babasına Çok Düşkündü

Hz. Fatıma, muhterem Pederinin önde gelen talebesi ve en büyük destekçisiydi. Peygamberimiz de ona çok düşkündü. Yolculuktan döndüğünde ilk işi, mescitte iki rekât namaz kılmak, ikincisi hanımlarının yanına gitmeden önce Hz. Fatıma'yı görmekti.

Bir savaş dönüşü, yorgun ve üstü başı eskimiş bir halde kızı Fatıma’nın yanına uğradı. Babasını böyle yorulmuş yıpranmış bir halde gören Hz. Fatıma’nın gönlündeki şefkat pınarı coşmuştu. Hemen ayağa kalkıp Peygamberimizin yüzünü ve gözlerini öpmeye ve ağlamaya başladı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Seni ağlatan nedir?” diye sorunca Fatıma: “Renginin sarardığını görüyorum (bu yüzden ağlıyorum,)” dedi. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Ey Fatıma, Allah-u Zülcelâl babanı öyle (önemli) bir iş için göndermiştir ki, Allah o iş sebebiyle yeryüzündeki her bir çadır ve kulübeye izzet veya zillet sokar. Bu işin kapsayışı gecenin her tarafı kapsaması gibidir." (Mecma-üz Zevâid, c.8, s.262)

Hz. Fatıma Muhterem Babasının çok önemli görevinin şuurundaydı. Bu sebeple babasını çok seviyor, onu kendi nefsine tercih ediyordu. Bazen kendisi aç olduğu halde ekmeğini babasına ikram ederdi.

Hendek harbi sırasında Müslümanlar kıtlık çektiler. Bu sırada Hz. Fatıma biraz arpa öğüterek ekmek yapmıştı. Ama kendisi yemeye kıyamayıp babasının yanına koştu. Peygamberimiz, “Kızım, bu ekmek üç günden sonra babanın yediği ilk yiyecektir.”

Hz. Fatıma’nın yaşadığı devirde etrafta marketler, dükkânlar, AVM’ler yoktu. Hatta ekmek fırını bile yoktu. O zamanlar asilzade hanımlar, ev işlerini yapması için hizmetçi isterlerdi. Çünkü kuyudan su taşımak, el değirmeninde un öğütüp, üfleye üfleye ateş yakarak ekmek pişirmek bir kadın için çok yorucuydu. Hele bir de çocukları varsa bu işleri yetişmesi çok daha zordu. Fakat Hz. Fatıma babasının isteği üzerine evinin işlerini kendisi yapar, bu zorluklara sabrederdi.

Hz. Bilal, bir gün sabah namazına geç geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Neden geç kaldın?" diye sorunca, şöyle dedi: “Fatıma'nın yanından geçiyordum, onun buğday öğütmekle meşgul olduğunu ve çocuğunun ağladığını gördüm. Dedim ki:

‘Eğer istersen ben el değirmenini çevireyim, sen çocuğu susturmaya bak; veya istersen, ben çocuğu susturayım, sen değirmeni çevir.’ Fatıma: ‘Ben çocuğuma senden daha şefkatliyim, (unu öğüt, ben çocuğu susturayım,)" dedi. Bu yüzden, geç kaldım."

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Sen ona merhamet etmişsin, Allah da sana merhamet etsin" (Ahmed ibni Hanbel, c.3, s.150)

Hz. Ali, Fatıma’nın çok yorulduğunu görüyor ve kıyamıyordu. Hz. Fatıma da ev işleri yüzünden doyasıya ibadet edemediğine üzülüyordu. Bir hizmetçi istemeye karar verdiler. Ancak Peygamberimiz veremeyeceğini söyleyip şöyle tavsiyede bulundu:

“Ey Fatıma! Allah’tan kork. Rabbine karşı görevlerini yerine getir, ailenin işlerini gör. Yatağına uzandığında otuz üç defa sübhanallah, otuzüç defa Elhamdülillah ve otuzdört defa Allahu ekber de. Bunların toplamı yüz eder. Böyle yapman senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.” Fatıma da: “Allah’tan ve O’nun Rasûlünden razıyım.” dedi. Ve hizmetçi istemekten vazgeçti. (Ebû Davud, 2/135-136)

Peygamberimizin tavsiye ettiği tesbihat, Hz. Fatıma annemizden ümmete hatıra kaldı. Şimdi biz onu her namazımızın arkasından okuyoruz. Rabbim bizleri cennetinde onlarla beraber eylesin. Amin.


Sayı : 44
Büyük Kapak