Sabır Öğretmeni Anneler

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Kapak

Bir meydanda insanlar toplanmışlar, azılı bir suçlunun infazını seyrediyorlar. Herkes bu adamın işlediği kötülükleri konuşuyor. Hırsızlık, eşkıyalık, adam öldürme, her türlü kötülük var adamın sicilinde. Hâlbuki henüz gencecik bir delikanlı…

İnsanlar hayret ediyor. “Nasıl olmuş da bu genç yaşta bu kadar kötülüğe bulaşmış!?”

Delikanlı elleri bağlı olarak idam için meydana getirilince kalabalığın arasında bir kadın çığlıklar atarak koşup öne çıkıyor. “Oğlum! Yavrum!” diye feryat etmesine bakılırsa suçlu gencin annesi.

Biraz sonra hükmü uygulayacak hâkim, adet olduğu üzere soruyor gence; “Son arzun nedir?”

Genç annesini işaret ediyor başıyla… “Annemin dilini öpmek istiyorum”

“Dilini mi? Elini demek istedin herhalde?” “Hayır dilini!” “Pekala, getirin annesini!”

Delikanlı annesinin yanına iyice yaklaşmasını bekliyor. Sonra birden annesinin dilini ısırdığı gibi koparıyor. İnsanlar bu dehşetli manzara karşısında öfkeye kapılıyor; herkes bağırıp çağırıyor: “Asi evlat! Annesine ne yaptı gördünüz mü? Nankör! İnsan annesine bunu nasıl yapar?”

Hâkim ise bu işin bir sırrı olsa gerek diye düşünüp, kalabalığı sakinleştiriyor ve gence sakince soruyor: “Bunu neden yaptın?” Delikanlı anlatmaya başlıyor:

“Hakim bey. Ben bir zamanlar küçük bir çocukken, çok acıkmıştım ve komşunun kümesinden bir yumurta aşırmıştım. Anneme getirdim. Annem çok sevindi, hemen pişirdi ve bana hiç “Nereden buldun?” diye sormadan “Aferin oğlum!” dedi. Ben ikinci sefer bir tavuk, sonraki sefer de fırından ekmek aşırdım. Bunları çalışarak kazanmadığım besbelliydi ama annem hiç aldırış etmedi. Nihayetinde bugün ben akranlarım gibi namusuyla çalışıp kazanan, şerefli bir adam olacağıma böyle idamlık bir suçlu oldum. Bu ise en başta annemin suçudur. İbret-i âlem olması için de onun, bana helali haramı öğretmeyen, haram işlediğim vakit aferin diyen dilini kopardım!”

Annelik bir evladın sadece bedenini doğurmak ve beslemek demek değil, onun istikbalini doğurmak demek. Çocuğun istikbalini doğurmak ise dokuz ayda bitmiyor; uzun süren bir sabır eğitimi gerektiriyor.

“Anne ilk medresedir.” Hayatı nasıl manalı ve değerli bir şekilde yaşayacağını çocuk anneden öğrenir. Eğer anne maddiyatçı olur, hayatı maddi süsler ve zevklerle değerli addederse, çocuk da hayata aynı gözle bakar. Annenin helal haram diye bir derdi
olmazsa, çocuğun da olmaz. Velev ki çocuğu eşkıya olmasa bile ahiretini mahveden işler yapar.

Hâlbuki anne maneviyatlı olur, gerekiyorsa maddi şartların zorluklarına ve mahrumiyetlere sabrederse çocuk da aynı şekilde sabırlı olur. Allah ona helal kapısını açıncaya kadar haramlardan korunur. Çünkü çocuk duygularını nasıl kontrol edeceğini anneden öğrenir.

Allah-u Teâlâ bir ayet-i kerimede bizi kendimiz hakkında şöyle uyarıyor; “…Olur ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız hâlbuki hakkınızda o bir hayırdır. Olur ki bir şeyi severseniz hâlbuki hakkınızda o bir şerdir siz bilmezsiniz, Allah bilir.” (Bakara; 216)
Gerçekten de nefsimizin hoşlandığı çoğu şeyler hayrımıza değildir. Nefse zor gelen, sabır isteyen şeyler ise hayırların anahtarıdır.

Sabır İmanın Başıdır

Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, Peygamberimizin hadis-i şeriflerinin kıymeti azalmıyor. Aksine şu ahir zamanda yolumuzu aydınlatan en güzel tespitler ve tavsiyeleri yine hadis kaynaklarında görüyoruz. Hz. Ali radıyallahu anhu Efendimizin kelam-ı kibarı veya Peygamberimizden naklettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Sabrın imandaki yeri, bedene göre başın yeri gibidir.” (Münavi, Feyzü’l-Kadir c.4 s.234)

Bugün Müslümanların en büyük meselelerini tahlil ettiğimizde karşımıza hep aynı gerçek çıkar; biz Müslümanlar kendi gayelerimize ancak kendi yöntemlerimizle ulaşabiliriz. Bizim dinimiz, ancak sabırlı insanların ulaşabileceği hedefler göstermektedir. Günah işlememek için sabır, ibadet ve salih amel yapmak için sabır, Allah yolunda hizmet etmek için ve bu yolda karşılaşılan, başa gelen her türlü musibete sabır…

Batılı yaşam ve eğitim tarzı, kendi amaçlarına yani dünyeviliğe uygun olabilir. Şu dünyada her istediğini hemen elde etmek ve dünya hayatının tadını çıkarmaktan başka bir gayesi olmayan kişiler elbette beklemekle zaman kaybetmek istemez.

Ama Müslüman’ın kendi hayat gayesine ulaşması ancak sabırla mümkündür. Çünkü Müslüman, bütün ihtiyaçlarına helal yollardan ulaşıncaya kadar sabırlı olmak zorundadır.

Peygamberimizin buyurduğu gibi, sabırsız iman, başsız beden gibi… İmanı olan ama sabrı olmayan bir kişi ne yapabilir? İmanı ondan her zaman sabır isteyecektir. Sabredemediği zaman inandığı gibi yaşayamayacaktır, sonuçta yaşadığı gibi inanmaya başlayacaktır. Müslümanların dünyevileşmesi, azimet, takva ve hizmet yolları yerine yüzeysel bir Müslümanlıkla dini duygularını geçiştirmeleri hep bu yüzdendir.

Mesela bugün en büyük meselelerimizden biri olan iffet problemlerinin kaynağı da budur. Zaten çevre bozuktur bir de yetiştirdiğimiz nesil sabırsız olursa sonuç tahmin edilebilir…

Sabır her sahada karşımıza çıkar. Helal lokma kazanmak için çalışmak, kazancına kanaat etmek, darlığa sabretmek, taviz vermemek, haramlara tevessül etmemek…

Etrafımız malayani ve lehviyat ile kuşatılmışken onlardan sakınıp ibadet etmek, zikre kendini vermek…

Eğlenceli ilişkilerde tükenmekten kaçınıp, üzerimize vazife olan aile ve sıla-ı rahim bağlarını korumanın icaplarına tahammül etmek…

Listeyi böyle uzatmak mümkündür. En önemli madde ise, dinimizi güzelce öğrenmek ve yaşamak için ilim, zikir, hizmet cemaatlerine devam etmenin gerektirdiği azmi göstermektir. Buna dikkat edebilsek diğer bütün meseleler birer birer çözülecektir.

Peki, kendimizi ve neslimizi, sabırlı bir şekilde yetiştirmenin yolu yok mu? Elbette var. Dinimiz bize sadece hedefi gösterip bir başımıza bırakmamış, nasıl ulaşacağımıza dair yöntemler de göstermiş. Yeter ki uygulayalım.

İnsan Fıtratı Sabırsızdır

Allah-u Zülcelâl insanı fıtraten sabırsız yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de insan hakkındaki olumsuz tavsiflere dikkat edilirse hep insanın acelecilik (Enbiya; 37) dar gönüllülük, tahammülsüzlük, (Mearic, 19) sebatsızlık, azıcık zoru görünce yüzüstü dönüp gitmek, (Hac, 11) en ufak bir sıkıntıyla karşılaşınca nankörlük edip şikâyete başlamak (Şura 48), ağır yükler yüklenemeyecek kadar zayıf iradeli olmak (Nisa 28), gibi kusurları olduğu görülmektedir. Bu kusurların tedavisi ise, irade, azim, sebat ve bilhassa sabır eğitimiyle mümkündür. Demek ki sabır mutlaka öğretilmesi gereken bir meziyettir.

Allah-u Zülcelâl insanı belli bir fıtratta yaratmış ama terbiyesi için uygun bir zemine yerleştirmiştir. Mesela insan acelecidir ama bu özelliği tabiat şartları içinde sabır talimiyle tedavi edilmektedir. Çünkü tabiat aceleye gelmez. Tohumu serpersiniz, sonra mahsulün yetişmesini beklemek zorundasınız. Civciv yumurtadan ancak yirmi bir günde çıkar; yavrular ancak dokuz ay on günde doğar. Her şey zaman içinde olgunlaşarak yani sabırla meydana gelir.

Ancak içinde yaşadığımız çağ, sabırlı insan yetiştirmeyi son derece zorlaştıran şartlara sahiptir. Çünkü insan tabiattan kopmuştur. Artık modern insan ihtiyaçlarını marketlerden hazır almaktadır ve hatta kasada beş on dakika sıra beklemeye bile tahammülü kalmamıştır.

Bütün teknik imkânlar insanların sabretmesine gerek kalmayacak bir hayat sağlama yarışına girmiştir. Ulaşım için hızlı vasıtalar, iletişim için hızlı cihazlar, bütün işlerimizi hızlı yapabileceğimiz aygıtlar…

Bugün annelerin doğum sancısı çekmeye sabrı yok, bu yüzden bebekler doğum yolunda beklemeyi, darlığa sabretmeyi öğrenmeden, sezaryenle dünyaya çıkıveriyorlar. Böyle bir çağda sabırlı insan yetiştirmek nasıl mümkün olacak?

Elbette bu imkansız değil. Her şeyden önce annelik sanatının bir terbiye sanatı olduğunu bilmemiz gerekiyor. ,

Anneler Geleceğin Mimarıdır

Annelik, gelecek nesilleri yetiştirmek ve böylece geleceğin tarihini yazmak demektir. Çocukların şahsiyetinin teşekkül ettiği, hem maddi, hem zihni, hem hissi hem de ruhani bir gelişimin yaşandığı okul öncesi çağlar tamamen annenin yanında geçmektedir.

Büyük bir hata olarak anneler bu çağı terbiye için çok erken bir dönem zannetmektedirler.

Oysa çocuklarımız altı yaşına kadar dil, iletişim, kişisel bakım gibi birçok beceriyi kazanır. Bu sırada çocuğun ahlaki temelini oluşturacak terbiye verilebilir. Mesela çocuğumuz konuşmayı öğrenirken aynı zamanda hangi kelimelerin asla söylenmemesi gerektiğini öğrenirler. Çocuğa edeb kuralları çerçevesinde bir doğru yanlış çizelgesi vermek ileride helal haram çizgisini öğrenmesine basamak teşkil edecektir.

Ne yazık ki günümüzde anneler çocuklarını pek terbiye etmiyor, yaptığı her şeyi hoş görerek oldukça serbest yetiştiriyor. Bu sebeple çocuk, “Bazı hareketlerden kaçınmalıyım, yoksa yanlış iş yapmış olurum ve sevilmem,” diye bir duyguyu öğrenmiyor.

Hâlbuki bu duygu ileride alacağı eğitimin temeli olacaktır. Hayatta hiç kısıtlanmadan yetiştirilmiş çocuklar, bir kural ve engellemeyle karşılaşınca sanki büyük bir haksızlığa uğramış gibi isyan ediyor. “Biraz bekle, sabret, sıraya uy, başkalarının hakkına saygı göster” gibi ufak uyarılardan bile hoşlanmıyor.

Annelerin çocuk terbiyesi hususunda hiçbir ayrıntıyı ihmal etmemesi gerekir. Çünkü hemen her şey, hatta çocuğun yiyip içtiği şeyler bile ahlaki yapısına tesir eder. Çocuk hep lezzetini sevdiği şeyler yemek ister, anne de ona “Hayır bu gün yemekte bu var, bunu yiyeceksin” demezse, hemen istediğini alırsa, çocuk her istediğini, hemen elde etmeye alışır.

Çocuğu dışarıda yemeğe alıştırmak, eline bol harçlık vermek, hesap sormamak, hiçbir yasaklama yapmamak onun kişiliğini kötü yönde etkiler. Çünkü hazır gıdalar ekseriyetle caziptir ve nefse hoş gelen özellikler taşırlar. Annesinin tencere yemeğini yemeye bile sabredemeyen çocuk İslam’ın icaplarına nasıl sabredecek?

Elbette çocuğun okuduğu, dinlediği, seyrettiği, sevdiği, benimsediği, örnek aldığı her şey annenin kontrolü altında olmalıdır. Çocuk, daima hızlı ve eğlenceli yapımları izliyor, dini eğitimden sıkılıyorsa anne onu kendi haline bırakmamalıdır. Sureler ezberlemesi için, Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmesi için her gün biraz biraz sabretmeye alıştırmalı, bazen teşvik etmeli, bazen de uyarmalıdır.

Elbette vurdulu kırdılı oyunlar, gürültülü çizgi filmler hızlı uyaranlarla çocuğa ani heyecanlar yaşatır, çocuklar da bundan hoşlanır. Ama bunlar çocukların beyin gelişimlerini olumsuz etkilemekte, dikkatlerini toplamalarını zorlaştırmaktadır. Halbuki dinimizin emri olan namaz kılmak, Kur’an okumak, ilim öğrenmek gibi bütün salih ameller dikkati toplamayı gerektirmektedir. Aslında bu amellerin bizzat kendileri birer sabır eğitimidir. “Çocuğunuza yedi yaşında namazı emredin…” buyuran Peygamberimiz, çocuklara küçük yaşta sabır eğitimi vermenin en önemli metodunu da vermiş olmaktadır.

Anneler en başta kendileri çocuklarına bir sabır örneği olmalıdır. İlim öğrenerek kendilerini yetiştiren, salih amellerle hayatlarını değerlendiren maneviyatlı anneler, çocuklarına örnek teşkil ederek yüksek kalitede nesiller yetiştirebilir.


Sayı : 43
Büyük Kapak