Sabırlı Bir Nesil Yetiştirmek

Sayı : 43 / Eylül 2015, Konu Başlığı : Tefekkür

Doğru bir çocuk eğitimi, çocuğun bugün bir çocuk, yarın bir genç ve nihayet gelecekte bir yetişkin olarak sorunlarla baş etmesini sağlayacak bir çocuk eğitimidir.

Çocuk, yaşamı çevresinden öğrenir. Büyüklerinin sözleriyle birlikte tutumlarından da etkilenir. Hatta daha çok tutumlarından etkilenir. Bu durum anne babaya, sadece kendi dünya ve ahireti için değil, çocuğunun dünya ve ahireti için de örnek bir kişilik içinde bulunmayı zorunlu kılar.

Kişi, anne-baba olduktan sonra artık sadece kendisi değildir; sadece kendisinden ibaret değildir. O artık, çocuklarıyla birlikte bir bedendir. Çocukları adeta onun bir uzantısı, bir organı gibidir. Bir etkinlik içinde bulunurken göz, el, ayak bütün organlarını

koruyacak itina ile hareket etmek zorunda olduğu gibi çocuğunu da koruyacak bir itina ile hareket etmek zorundadır. Çocuk, yaşamı ondan alacak. O, çocuğuyla bir bütün olarak her an onun varlığını hissederek, onun varlığını dikkate alarak adımını atacak.

Çocuk, onunla bütünleştikçe bir yük olmaktan uzaklaşacak. O, çocuğunun varlığını hissetme duyarlılığını kaybedince çocuk onun için ağır bir yüke dönüşecek.

Rabbimiz buyuruyor:

“Asra yemin olsun ki, insan mutlaka hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr Sûresi)

Bir hüsran asrında yaşıyoruz. İnsanların sürekli zarar korkusu yaşadıkları ve o zarardan korunmak için sürekli çırpındıkları bir asır... Buna karşı ilahi ilaç sabırdır.

Bir yerde karar kılmamak, sürekli değişim, “hızlı yaşamak”, itaati küçümsemek ve isyankâr olmak, Rabbinden uzaklaştırılmak istenen çağın insanına dikte edilen tutumlardır.

Hak, içinde belirli renkler bulunduran bir ana çizgidir. Batıl ise değişkendir. Hakta bir çerçeve içinde karar vardır; batılda çerçevesiz, sınırsız bir değişim. Bunun için sürekli değişimi dikte eden “moda”, ahir zamanın ana akımıdır. Hakta belirli tutumlar vardır.

Batılda nefsi tatmin eden her tür tutum... Bunun için ahir zamanda, insan renkliliğe zorlanır. Hakta doğruyu yanlıştan ayırmak için düşünerek davranmak esastır. Tefekkür ederek davranmak ağır olmayı gerektirir. Batılda doğru ve yanlış kaygısı olmadığından hız vardır. Bunun için ahir zamanda “hızlı yaşamak” bir meziyet gibi görülür. Hakta itaat vardır; batılda itaatsizlik... Bunun için ahir zamanda isyankârlık adeta kutsanır.

Bugün Hakka değil, çağa uyan insan, kendini
-Modaya uyarım,
-Hızlı yaşıyorum,
-Öğüt almaya dayanamam,
-İsyankârın biriyim
diyerek tarif eder.

Bu, cehennem yolunun tarifidir. Bu tarifin dışında kalan bir çocuk yetiştirmek... Çocuğu düşünmeden değişmenin (soysuzlaşmanın), insan olma ağırlığını kaybetmenin, öğüt dinlememe sahasına kaymanın ve isyankâr olma musibetinin şerrinden korumak...

Onu Hakta karar kılan, kendine her değişimi yakıştırmayan (soylu), insan olma ağırlığıyla hareket eden, Allah’a itaati isyana tercih eden bir kişilik üzerinde büyütmek... Sabırlı olmak, sabrı söz ve tutumlarımızla çocuğa öğütlemek, onun sabrı özümsemesini sağlayacak kadar sabırda ona örnek olmak...

Bizi yaratan ve bizim için en doğruyu bilen, en doğruyu isteyen Allah-u Zülcelal buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara; 153)

“Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileleri, düzenleri size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı kuşatandır.” (Al-i İmran;120)

“Şüphesiz ki Allah sabredenleri sever.” (Al-i İmran; 146)

“Ey iman edenler! Sabredin...” (Al-i İmran; 200)

“Ve Rabbin için sabret.” (Müddesir; 7)

Sabır ve iman öylesine bütünleşmiş ki imanı korumak ancak sabretmekle mümkündür.

Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Sabrın imandaki yeri, bedene göre başın yeri gibidir.” (Münavi, Feyzü’l-Kadir c.4 s.234)

Hz. Ali radiyallahü anhın bu hadis-i şerifi açıklayacak nitelikte bir vecizesi var. Hz. Ali radiyallahü anh şöyle der:

“Sabırlı olun çünkü sabır imana nisbetle cesetle baş gibidir. Başla birlikte olmayan cesette hayır olmadığı gibi sabırla beraber olmayan imanda da hayır yoktur.” (Nehcü’l Belağa)

Şeyh Abdulkadir-i Geylani kaddesallahu sirrahu da “Sabrın yoksa bu yola girmiş sayılmazsın. Sonra da iman sermayeni bitirmiş sayılırsın. (Çünkü) birçok bakımdan imanın gelişmesini sabır sağlar.” diyor. (Fethu’r Rabbani)

Bu yönüyle iman ehli bir çocuk yetiştirmek, sabırlı bir çocuk yetiştirmektir.

Sabır nedir?

Sabır, sürdürmektir.

Doğru sözlü olmayı sürdürmek…

Salih ameli sürdürmek…

Nimete karşı şükretmeyi sürdürmek…

Zahmete karşı isyan etmemeyi sürdürmek…

İyiden yana olmayı sürdürmek…

Öfkeye kapılmamayı sürdürmek…

İnkâra karşı durmayı sürdürmek…

Helal yemeyi sürdürmek…

Haramın cazibesine kapılmamayı sürdürmek…

Mü’minin yanında durmayı sürdürmek…

Kafirin karşısında durmayı sürdürmek…

Sabır, beklemektir...

Sözün sırasının gelmesini beklemek…

Amelin sırasının gelmesini beklemek…

Bilginin olgunlaşmasını beklemek…

Cahilin bilgilenmesini beklemek...

Hastalığın, acının, yoksulluğun bitmesini beklemek…

İlahi yardımın gelmesini beklemek…

Zalimlerin ilahi cezayı bulmasını beklemek...

Sabır, karşı durmaktır.

Ahmağın kışkırtmasına karşı durmak…

Nefsin rahatlık arzusuna karşı durmak…

Kınayıcının kınamasına karşı durmak…

Alaycının alayına karşı durmak…

Sevgisiyle haktan vazgeçirmeye çalışanın sevgisine karşı durmak...

Zulmüyle haktan vazgeçirmeye çalışanın zulmüne karşı durmak…

Tehditkârların tehditlerine karşı durmak…

Bedenin yorgunluk belirtilerine karşı durmak…

Yazın sıcağına, kışın soğuğuna karşı durmak…

Yatağın yumuşaklığına, uyumanın cazibesine karşı durmak...

Sabır, gül kokusundan hoşlananların, dikenin asık yüzüne tahammül göstermeleridir.

Sabrın üç türünden söz edilir: Allah'ın emirlerine uymakta sabretmek (itaatte sebat), Allah'ın yasaklarından uzak durmada sabretmek (direnmek), musibete karşı sabretmek.

1. Allah’ın Emirlerine Uymakta Sabır (İtaatte Sebat)

Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.”

Sırat-ı Müstakim (dosdoğru yol, hak yol) özü itibariyle değişmezliği, sürekliliği ifade eder. Bu yol üzere bulunmak isteyen, sebat ehli olmalı, kararlı bir kişiliğe sahip olmalıdır. Yanlış veya doğru demeden değişimi kutsayan, “İnsan, iki kez aynı ırmakta yıkanmaz” diyerek sürekliliği inkâr eden modernizm karşısında Allah’a itaati, Sünnete bağlılığı sürdürmek... “Hâlâ değişmedin mi?” baskısı karşısında direnmek... Allah’ın dilediği gibi yaşamak... Allah’ın dilediği gibi giyinmek... Allah’ın sadece helal kıldıklarını yemek... Allah’ın sadece helal kıldıklarını içmek...

Sadece bu da değil, ibadetin tadını alıncıya kadar ibadette ısrar etmek... Şeytanın ve dostlarının kışkırtması karşısında bir yorgunluk, bir bıkkınlık hâli söz konusu olsa bile farz ibadetleri ve sünnetleri terk etmemek... Dün itaatkâr olmak, bugün itaati yaşamak ve yarın itaati sürdürmekte kararlı olmak... İşte Sırat-ı Müstakim... İşte dosdoğru yol... Mü’minin hâlinde bir istikrarsızlık, anlamsız bir renklilik, açıklanamayan bir değişim yoktur. Bir kararlılık, bir ahenk, hedefe doğru sarsılmaz bir yol alış vardır.

Anne-baba bunu yaşayacak. Çocuk onda bu hâli gördükçe sabrı onların örnekliği üzerinden öğrenecek, özümseyecek ve yaşayacak. “Asra yemin olsun ki…” onun hüsrandan kurtulması ancak iman üzerinde sabretmesiyle mümkündür.

2. Allah'ın Yasaklarından Uzak Durmada Sabretmek

Haramın çekiciliği, şeytanın ve nefsin harama itmesi karşısında direnmek... Haram arzulara yenilmemek... Helalde haddi aşmamak (israfa düşmemek)...Toplumun önemli bir kesiminin harama yöneldiği bir ortamda, “trene binme” hâli de denen kitle psikolojisine karşı koymak... “Herkes, yapıyor, sen de yap!” sesleri harama çağırdığında, Allah’a isyana çağırdığında “Ben Rabbimden korkarım” diyebilmek... Tesettürsüzlük gibi haramların özendirildiği, dedikodunun magazin adı altında meşrulaştırıldığı, başkalarının sırlarını öğrenmenin maharet kabul edildiği bir asırda giyimine, ekmeğine, suyuna haramı karıştırmamak...

Helale bir bedel ödettirilirken haramın “toplumsal kabul, alkış, makam” ve başka şekillerde ödüllendirildiği bir dünyada “Sınırlarımı Allah belirler. Ona karşı koyamam” deyip ak pâk hayatında bir tek kara lekeye izin vermemek...

3. Musibete Karşı Koymak

İnsanın karakteri çoğu zaman, büyük musibetler karşısında ortaya çıkar. İnsan, imanı özümsemiş mi? Yoksa isyan onun iç dünyasının derinliklerinde hâlâ var mı? Bu, özellikle musibetin ilk anında ortaya çıkar. O anda ve musibet, çadırını kişinin yaşam yurdunda kurup dört mevsimi orada geçirmeye yüz tuttuğunda “Biz Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” diyerek Allah’a bağlılığını sürdürmek... O’na isyan etmekten, O’nun adaletinden şüphe duymaktan sakınmak... Netice konusunda da O’na tevekkül etmek, işlerin sonunun O’na varacağının her an şuurunda olmak... Musibet anında helali sürdürmek, musibet anında haramdan sakınmaya devam etmek... Bu da yetmez... Musibet anında şükrü terk etmemek...

Yıkılmayan nesil, ruhen sağlıklı bir nesil bununla yetişir.

Rabbimiz buyuruyor: “İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin. (Enbiya; 37) “Ve insan pek acelecidir.” (İsrâ; 11)

Acelecilik insanın yaradılışında vardır. İnsanî her tür zaafiyetin açığa vurulduğu çağımız da hız (acele) çağıdır. Moda reklamı, Facebook, Twitter... İnsanlar, reklamın cazibesi karşısında düşünmeden yaşamak; günceli kaçırma, başkasının gerisine düşme endişesi içinde okumadan öğrenmek; anlamadan cevaplamak, bilmeden söylemek istiyorlar.

Bu sapmaya karşı mü’mince bir çizgi üzerinde bulunmak... Çocuklara bu konuda örnek olabilmek... Düşünerek yaşayan, okuyarak öğrenen, anlayarak cevaplayan, bilerek söyleyen bir olgunluğa ulaşmak... Doğruda sebat ederek, yanlışa direnerek bu makamı elde edebilmek... Dost görünerek veya açık bir düşmanlıkla helalden uzaklaştıran, harama çağıran işitsel ve görsel güçlere direnebilmek...

Çok mu zor?

Ebu Said El Hudri radiyallahü anh, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Kim sabırlı davranırsa Allah, ona sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ihsanda bulunulmamıştır.” (Buhâri, Zekât 50, Rikâk 20; Müslim, Zekat, 124)

Kişi sabırlı olmayı isterse Allah-u Zülcelâl ona sabır verir.

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Ebu Musa El Eş’ari radıyallahu anhuma, gönderdiği bir mektubunda, sabır ile takva arasındaki ilişkiye şu sözleriyle dikkat çekmiştir:

“Sabır göster... Bil ki sabır imana hâkimdir.”

Kişi takvalı olursa sabır ona zor gelmez.

“Kim (Allah’tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah, güzel davrananların mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf; 90)


Sayı : 43
Büyük Kapak