Sahabenin Kardeşliğinden Bugünün Arkadaşlığına

Sayı : 62 / Nisan 2017, Konu Başlığı : Tefekkür

İnsanlığın tâcı Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in, her biri bir yıldız misâli olan ashâbı, Allâh-u Zülcelâl’in “Mü'minler ancak kardeştirler” (Hucurât Sûresi, 10) buyruğuna gerektiği gibi inanmışlardı.

Onlar için kardeşlik platonik değildi, kardeşliğin onların yanında amelsel bir karşılığı vardı. Onlar, birbirlerini destekler, birbirlerine yardımcı olurlardı.

O kardeşlerin birbirlerine verdikleri en güzide destek, birbirlerinin elinden tutup birbirlerini Hakk’ın dergâhı Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’e götürmeleri olmuştu.

Hz. Ebû Bekir Efendimiz, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas ve daha başka güzide şahsiyetin elinden tutup onları Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’e götürmüştü. Hz. Ali Efendimiz, Hz. Ebuzer’i Kâbe’nin yanında bulmuştu da onu pâk Peygamber salallahü aleyhi vesellem’le buluşturmuştu. Hz. Erkâm bin Ebî Erkâm, hepsine kapısını açmıştı. Hz. Ömer Efendimiz, önlerine verip onları Kâbe’de cesurca, açıkça namaz kılma hâline eriştirmişti.

Allah hepsinden razı olsun… Mekke’de onlar yan yana idiler, ırk, renk, sınıf farkı gözetmeden birbirlerine sahip çıkıyorlardı. Müezzinlerin serveri Hz. Bilal’i Hz. Ebû Bekir Efendimiz malından fedâkârlık yaparak kölelik eziyetinden kurtarmıştı. Hz. Osman Efendimiz, Mekke’nin en üst sınıfına mensup bir aileden gelmesine rağmen, Hz. Bilal ile, Hz. Ammar ile, Hz. Suheby ile diz dize oturmuştu.

Allah hepsinden razı olsun… Onların bir kısmı omuz omuza verip Habeşistan yollarına düşmüştü. Aralarında Hz. Ümmü Seleme, Hz. Ümmü Gülsüm, Hz. Leyla, Hz. Sehle gibi kadın sahabeler de vardı.

Allah hepsinden razı olsun… Allah-u Zülcelâl onlara Medine’nin kapılarını açtığında Medine’nin yerlisi olan Ensar oldu, Mekke’den hicret eden kardeşlerini sevinçle karşıladı, kapılarını onlara açmaktan mesud oldu. Allah’ın Resûlü salallahü aleyhi vesellem, Ensar ile Muhacirler arasında ikili kardeşlikler ilan ettiğinde mallarını aralarında bölüşmek istediler.

Allah hepsinden razı olsun… Şirk ehli karşısında cihad etmek durumunda kaldıklarında Hz. Rufeyde binti Sa’d gibi kadın sahabeler, bir tür sahra hastanesi kurup yaralıları tedavi etmekle meşgul oldular.

Hz. Rufeyde, babasından öğrenmişti bu mesleği, kocasını da Allah-u Zülcelâl yolunda şehid vermişti. Sulh zamanında Mescid-i Nebevî’nin yanı başında hasta tedavi ederdi, savaş zamanlarında "Müslümanların muayenehanesinin de ibadet ettikleri yer gibi temiz olması gerekir. Oraya asla necaset (pislik) girmemesi gerekir" hassasiyetiyle çadırını kurar, yaralıları tedavi ederdi. Hendek Savaşı’nda hizmet etmiş, Hayber Savaşı’nda çok sayıda kadın sahabeye de yaralı tedavi dersleri vermişti.

Allah hepsinden razı olsun… Hz. Aişe annemiz, onların en gençlerinden olmasına rağmen hepsinin hem annesi hem kardeşiydi. Allah’ın Resûl’üne en yakın olmasıyla hiç üşenmeden kardeşlerine hakkı anlatırdı. Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem ondan öğrenilirdi.

Erkek veya kadın hangisinden söz ederseniz Allah hepsinden razı olsun… Onların birer iyilik, birer kardeşlik timsâli olduğunu görürsünüz, onlardan hangisine tâbi olursanız kendinizi Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in kapısında bulursunuz.

Çıkar üzerine bina edilen modern çağ, vahiyden uzaklaşmakla doğruyu bulduğunu zanneden bu duyarsız çağ, fedâkârlık üzerine, karşılıksız yardımlaşma üzerine kurulu kardeşliği yürürlükten kaldırdı, onun yerine “arkadaşlık” diye bir şey yerleştiriverdi. Hem de her kavram gibi “arkadaşlık” kavramının da içini boşaltarak… Malumdur ki “arkadaş olmak”, kadim manasında “birbirine arka çıkmak, destek olmak” anlamındadır; bu mânâsıyla Sahabe de Allah onlardan razı olsun, birbirleriyle hem kardeş hem arkadaş idiler.

Oysa bugünün içi boşaltılmış arkadaşlık kavramı, rastgele yan yana gelen dört heceden ibaret kalmış. Bugünün insanı gibi o da kendini arıyor, kendi hakiki mânâsını arıyor, ona hakkını verecek dostlarını arıyor.

Arkadaşlar, bankacı ile banka müşterisi oluverdi; iş devam ettikçe beraber, iş son bulunca birbirlerine yabancılar; yolda birbirlerini görseler birbirlerine selam vermeyi garipser oldular.

Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem ve ashabı radiyallahü anhüm’ün ahlakı gibi kardeşlik de garip oldu bu çağda. Birine “Kardeşim”, “Bacım” diye seslenmek, taşralılık işareti sayılmaya başlandı. “Bana ne?”, “Sana ne?” ile ifade edilen duyarsızlık güngörmüşlük oluverdi.

Böyle bir ortamda kardeşliği ihya etmek, Hz. Peygamber salallahü aleyhi vesellem’in sünnetini; onun ashabı radiyallahü anhüm’ün yolunu bir yönüyle yeniden yaşatmaktır. Yardımlaşma yolunu seçmek, o güzide hayatların bereketini bugüne getirmektir.

Hz. Ömer radiyallahü anh’a atfedilen bir muhasebe suali vardır: “Bugün Allah için ne yaptın?” Her gün o suali sormak ne güzeldir. Ama çıkarın davranışlara yön verdiği, başkalarıyla kendisi arasına “mesafe” koymanın görgü sayıldığı, maddi bir karşılık beklenmeden yapılan yardımın “saflık” diye kınandığı bu çağda “Bugün başkaları için karşılıksız ne yaptın?” sualini sormak da icap ediyor herhâlde.

“Bugün, sen başkaları için karşılıksız ne yaptın?” Mutluluğun Allah’a isyanla mümkün olduğunun kalplere aşılandığı bu zamanda sen, hiçbir karşılık beklemeden, komşun hanımefendiye, “Kardeşim!” diye hitap edip onun elinden tutarak hak dergâhına yönelmesine vesile oldun mu? Helâlle arasına mesafe koydukça mutsuz olacağını zanneden modern yaşam müptelası genç bir hanıma, hiçbir karşılık beklemeden, helâldeki mutluluğu Kur’an ve Sünnet üzerinden, büyüklerin yolu üzerinden anlattın mı?

Hastaya “Geçmiş olsun!”, yakını vefat edene “Başın sağ olsun!” demenin fuzuli söz sayıldığı bu zamanda yanı başında, senin akraban, hemşerin olmayan, hatta seninle aynı ana dili konuşmayan bir komşuna varıp hiçbir karşılık beklemeden “Geçmiş olsun!” veya “Başın sağ olsun!” tesellisinde bulundun mu?

Ve çağ, sana yarışmayı, önden gidenin ayağına çelme takmayı, kafası net olanın zihnini bulandırmayı dayatıyorken sen Allah ve Resûlü’nün yolunu tercih edip önden gidene dua ettin mi, hakta kafası net olana güzel bir sözle destek oldun mu?

Velhâsıl… Bugün sen, sâlih amelinle Sahabenin kokusunu çevrene hissettirdin mi?

Öyleyse hakikaten sen bugün, başkaları için karşılıksız ne yaptın?


Sayı : 62
Büyük Kapak