Saliha hanıma Yakışan Karakter: Tevazu

Sayı : 37 / Mart 2015, Konu Başlığı : Kapak

Evliyanın büyüklerinden Ahmed er-Rufaî rahmetullahi aleyh çok alçak gönüllüydü. Talebelerine:

“Kim bende bir ayıp görüyorsa bana haber versin,” derdi. Talebelerinden biri, bir gün:

“Efendim, sizde büyük bir kusur var,” dedi. Onun bu sözü üzerine etraftakiler şaşırdı ve dikkat kesildi. Ahmed er-Rufaî’nin yüzünde ise en ufak bir değişme olmadı. Gayet sakin ve samimi bir şekilde;

“Söyle o kusurum nedir?” diye sordu. Talebesi ağlamaklı bir vaziyette;

“Bizim gibilerin size talebe olması,” dedi. Onun bu sözünü duyan talebeler ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de onlarla birlikte ağlıyor ve:

“Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım,” diyordu.

Allah dostları böyle yüksek bir tevazu sayesinde yükseldiler. Şah-ı Nakşibend köpek derisinin deri debbağlayanlar tarafından kullanıldığını görünce nefsine “Bak, o bile bir işe yarıyor, sen ondan daha değersizsin,” diyordu. Onlar kendilerini hiçbir değere sahip olmayan bir zavallı olarak gördükleri için Allah-u Teâlâ onları yüceltti.

Kadın olsun, erkek olsun her Müslüman’a yakışan ahlak tevazudur. Bilhassa saliha hanımın, kocasına karşı alçak gönüllü olması hem kendi maneviyatı hem de aile huzuru için elzemdir. Çünkü Allah-u Zülcelâl erkeklere ağır sorumluluklar yüklemiş, onları zor hayat şartlarıyla mücadele edecek şekilde güçlü yaratmıştır.

Bir erkeğin kendine güvenmesi, zorluklardan korkmaması için biraz özgüvenli olması ihtiyaç olabilir. Ama kadının kocasına evde değer ve reislik duygusu hissettirmesi için alçak gönüllü olması gerekir.

Günümüzde televizyon dizileri, medya ve egemen kültür kadınlara dik başlılığı telkin ederek çok büyük bir fesada zemin hazırlamaktadır. Çünkü kadın dik başlılık ederek kocasının öfkesini tahrik etmekten muhakkak surette zarar görür.

Zaman zaman Müslüman hanımlar kocalarının manevi durumu ile ilgili endişelerinden bahsediyorlar. Elbette bir kadın kocasıyla manevi hayatını ve duygularını paylaşmayı arzu eder. Ancak Allah-u Zülcelâl kadına erkeğini terbiye etme görevi yüklememiştir.

Zaten kadının buna gücü de yetmez.

Ekseriyetle kadından nasihat almak erkeklerin benliğine dokunur. Her ne kadar hakkı tavsiye eden kim olursa olsun dinlemek büyük bir fazilet olsa da bu kadar olgun erkek zor bulunur. Çoğu zaman kadının sözüne itaat manasına gelecek şekilde davranmayı erkekler nefislerine yediremezler. Bu sebeple kadınlar daha incelikli bir siyaset izlemelidirler.

Bir kadının kocası için yapabileceği en güzel davranış, onun sevgisini kazanmaktır. Sevgi, beraber olma, paylaşma, aynı şeyleri yaşama isteği uyandırır. Kadının kocasının sevgisini kazanması ise ancak ona karşı yumuşak huylu, alçak gönüllü, güzel geçimli olmakla mümkündür. Bitkilerin yumuşacık kökleri sert toprakları deler, devamlı damlayan sular kayalarda delikler açar. Demek ki yumuşaklıkta bir kuvvet vardır.

Tevazu Göstereni Allah Yükseltir

Bugün kadınlar kendilerine telkin edilen davranışları sergilemekle büyük bir hata yapıyorlar. Zannediyorlar ki alçak gönüllü olmakla ezilir, hor görülür, kıymetsiz olurlar. Halbuki Peygamber efendimiz buyuruyor ki,

“Kim Allah Teâlâ Hazretleriʼnin rızâsı için bir derece tevâzû gösterirse (alçak gönüllü olursa), Allah onu bu sebeple bir derece yükseltir. Kim de Allâh’a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) atar.” (İbn-i Mâce, Zühd, 16)

Alçak gönüllülük, Allah'ın rahmetini celbeder. Kendini muhtaç ve zavallı görene, ihtiyacını arz edene himmet edilir, ama kendini müstağni zanneden mahrum kalır.

Bir sofraya davet edilen aç misafir, müstağnilik taslar, “Karnım tok,” derse aç kalır. Hocasına sorup öğrenmeyen, anlattıklarını dinlemeyen, “Ben zaten biliyorum” diyen, cahil kalır. Peygamberine, mürşidine uymayan gönlünü açmayan, “Bana himmet edin, ben buna muhtacım,” demeyen, feyiz ve ruhaniyetten mahrum kalır, kalbi katılaşır gider.

Nasıl ki ovalardaki, alçak yerlerdeki yumuşak topraklar münbit olur, güzel mahsuller yetiştirirse, alçak gönüllerde de yüksek ahlak semereleri meydana gelir.

Bundan dolayı eskiler bir çırağı ustaya teslim ederken “eti senin, kemiği benim” diyerek onun itaatli olmasını, ustasının eğitimine boyun eğmesini sağlamaya çalışırlardı. Çünkü çırak ustasına kendini beğendirme gayreti içinde olur, ne emrederse yapar, güzelce hizmet ederse iyi yetişir, işin inceliklerini öğrenir. Ama gençliğin serkeşliğiyle dik kafalılık eder, emir almak nefsine zor gelir, ikaz ve eleştirilere karşı hemen benliğini savunmaya geçerse bir şey öğrenemez.

Bundandır ki bizim insan yetiştirme anlayışımızda tevazuunun önemli bir yeri vardır. Babalar askere gidecek gence, “komutanın da senin baban yerindedir, ona boyun eğ, itaat et,” diye nasihat ederlerdi. Evlenecek kıza, “Gittiğin evin usulünü, adabını öğreninceye kadar büyüklerinin sözünü dinle, ikazlara kulak ver, kendini düzelt,” diyerek geçimli olmasını öğütlerlerdi. Bu sayede gençlik çağının hamlığı geçinceye kadar bir müddet benliğin kibrini kırarlardı ki, gelecek nesiller iyi yetişsin.

O zamanlar şimdiki kişisel gelişim kitaplarında denildiği gibi, “Kendine güven!” “Başaracağına inan!” diye telkin edilmezdi. “Tohum toprağa düşmeden yeşerip yükselmez. Sen de kendini toprak yerine koy ki sana eğitim ve terbiye tohumları saçılsın. Sana verilen emeği boşa çıkarma, hizmet ederek kendini yetiştir, gerçek bir kıymete sahip ol,” denilirdi. Çünkü ahlak eğitimimiz, Allah-u Zülcelâl’in razı olduğu ve sevdiği insan tipini yetiştirmeyi hedefliyordu:

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zîrâ Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri aslâ sevmez.” (Lokmân, 18)

Kula Tevazu Yaraşır

İbn Ataullah İskenderî rahmetullahi aleyh buyurur ki; “Gerçek tevazu, Allah'ın büyüklüğünün müşahedesinden ve sıfatlarının tecellisinden doğandır.”

Kulluğunu idrak eden insan neyle kibirlenebilir ki? İmanı ve salih ibadetleriyle dahi sevinip övünemez. Çünkü onlar da Allah'ın ikramıdır, O’nun hidayeti ve nasip etmesi sayesinde meydana gelmiştir, onlara şükretmesi gerekir. Hem Allah'ın kabul edip etmeyeceği de malum değildir, neye güvenebilir?

Bu sebeple kulluğunu bilen insan, kendisini, Rabbinin çizdiği yol üzerinde, her an hidayete ve mağfirete muhtaç bir garip yolcu gibi görür. Kaderini dilediği gibi takdir eden o Yüce İrade karşısındaki çaresizliğini bilir, hiçbir şeye bel bağlamaz. Bu sebeple de dünyevi haller sebebiyle ne çok övünür, ne yerinir, her durumda kulluk edebine uygun davranır.

Kul Rabbinin azametini, kendisi üzerindeki hakkını, ona karşı keremini tanıyıp bildikçe elindeki bütün imkânları Allah'ın lütfu bilir, şükretmeye çalışır. Nimetin şükrü de onu Allah'tan bilmek, onunla kibirlenmek şöyle dursun, layık olmadığı halde verdiği bu nimetler sebebiyle Allah'a karşı mahcup olmaktır.

Allah'a karşı şükretmek kadar, kulların iyiliklerine karşı minnettar olmak da güzel kulluğun gereğidir. Peygamber efendimiz, “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmiş olmaz.” (Tirmizi Birr 35; Ebu Davud Edeb 11) buyuruyor.

Güzel kul olmanın bir gereği de, bize iyiliği dokunan kişilere karşı iyilik yapmak, yani anne babamızın ve kocamızın iyiliklerine, iyilik yaparak karşılık vermektir. Eğer gördüğümüz iyiliğin karşılığını veremiyorsak hiç değilse nankörlük etmemek, minnet duyarak hayırla anmak, boynumuzun borcudur.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Kim bir iyilik görürse karşılığını hemen versin. Karşılığını verecek imkân bulamazsa vereni methetsin, zira onu övmekle teşekkürünü yerine getirmiş olur. İyiliği ketmeden (örtbas eden, hiç anmayan) nankörlük etmiş olur," buyuruyor. (Tirmizi, Birr, 86)

Bu husus Müslüman hanımların en çok dikkat etmesi gereken konudur. Peygamber efendimiz, kadınların nankörlüğe eğilimli bir yapıya sahip olduklarına dikkat çekerek ikaz ediyor.

Abdullah b. Abbas’tan yapılan rivayet göre, Peygamberimiz: “Bana Cehennem gösterildi. Cehennemliklerin çoğunu kadınların meydana getirdiğini gördüm; onlar nankörlük ediyorlar.” buyurdu.

Sahabe-i kiram “Allah’a karşı mı nankörlük ediyorlar?” diye sorduklarında, Peygamberimiz; “Kocalarına karşı nankörlük ederler, kendilerine yapılan iyiliklere karşı nankörlük ederler. Öyle ki, onlardan birine yıllarca iyilik yapsan, senden (hoşlarına gitmeyen) bir şey görseler, ‘senden hiç bir iyilik görmedim’ demeye başlar.” diye buyurdu.” (Buhari, İman, 21; Müslim, İmân 132)

Psikoloji biliminin de tespit ettiği bir gerçek var, ne yazık ki kadınlar hep olumsuzluklara odaklanma eğilimine sahipler. Sorunları çözüp geçip gitmek yerine şikâyet etmek, kendine acımak, hep kötü olacakmış gibi düşünüp evhamlanmak kadının yaratılışında bulunan bir özellik. Ama kadınların kendilerini eğiterek bunları yenmesi de mümkün.

Bir kadın kalbine böyle vesveseler geldiği zaman, Allah'ın nasip ettiği nimetleri, iyilikleri, olumlu özellikleri düşünmek için kendini eğitmeli. Bilhassa evlerinde izzet ve şerefle oturmalarını sağlayan kocalarına karşı alçak gönüllülükle iyilik yapmaktan yüksünmemelidirler.

Yumuşaklık Kadının Menfaatine

Ne yazık ki günümüzde kadınlara “Sen de evinden çıkıp çalışabilirsin, para kazanabilirsin. Kimsenin minnetini çekme, çalış, para kazan, özgür ol,” telkinleri yapılarak kocasına karşı nankörlük yapmaya yönlendiriliyor. Hâlbuki bir kadının çoluk çocuğunu kreşlere bırakarak çalışması, sonra eve gelip ev işlerine koşturması hiç de kolay bir iş değil. Hem bir kadın, çalıştığı iş yerlerinde de başkalarına boyun eğmek zorunda kalmayacak mı?

Tesettürsüzlük ve kadın erkek karışık ortamlar söz konusu ise bir de haram işlemiş olacak. Zaten kadının namusuyla çalışabilmesi için de kocasının desteğine ihtiyacı var. Birçok çalışan kadın, “Başımda kocam olduğu için rahatsız edilmeden çalışabiliyorum,”diye yuvasının huzuruna önem veriyor, kocasına karşı yumuşaklıkla davranıyor.

Zaten bir kadının kazandığı maaşla tek başına ev geçindirmesi pek de kolay değil. Araştırma yapılırsa görülecek ki, çalışan kadınların çoğu ucuz emekçi olarak sömürülüyor.

Velev ki hayat şartları gereği kadının da çalışıp aile bütçesine katkıda bulunması gerekse dahi kocalarına karşı diklenmeleri uygun değildir. Allah-u Zülcelâl erkekleri, sadece para kazandıkları için üstün kılmamış, ailesinin terbiyesinden sorumlu bir reis olarak vazifelendirmiştir. Erkeklerin aile fertlerini kötülüklerden muhafaza edebilmesi için evde bir saygınlığının olması gerekir.

Bu konuda kocasının statüsünü destekleyen kadın, akıllıca hareket etmiş olur. Yoksa baba otoritesinin boşluğundan dolayı ortaya çıkacak sorunlarla tek başına boğuşmak zorunda kalır. Kısacası kadınların medyanın dolduruşuna gelmeyip, kocalarına karşı yumuşak huylu olmaları kendi menfaatlerinedir.


Sayı : 37
Büyük Kapak