Saliha Kadının Ziyneti: Şükür

Sayı : 45 / Kasım 2015, Konu Başlığı : Tefekkür

Ahir zaman Peygamberi sallallahu aleyhi veselleme inen Kur’an-ı Kerim’de üzerinde en çok durulan konulardan biri şükürdür. Şükür konusu Kur’an-ı Kerim’de doğrudan ve dolaylı yetmişten çok kez geçiyor.

Allah-u Zülcelâl buyuruyor:

“Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükredenlerin mükâfatını veren ve her şeyi bilendir.” (Nisa; 147)

“Biz onlardan kimini kimi ile, ‘Allah aramızdan bunlara mı lütfunu layık gördü’ desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir? (Enâm; 53)

“De ki: "Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız" diye gizli ve aşikâr O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?” (En’âm; 63)

“Doğrusu Biz sizi yeryüzünde, yerleştirdik, orada size geçimlikler verdik; ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (A’raf; 10)

İmam Kuşeyrî rahmetullahi aleyhinin er-Risale’sinde şükür konusu şu hadisle başlar:

Ata anlatıyor: “Ubeyd b. Umeyr ile Aişe radiyallahu anhaya gitmiştim. ‘Bize Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemde gördüğün en ilgi çekici şeyin ne olduğunu anlatır mısın?’ dedim. Hz. Aişe ağladı ve dedi ki: ‘Onun hangi hâli ilgi çekici değil ki. Bir gece yatıyorduk. Bana ‘Ya Aişe izin verir misin, kalkayım ve Rabbime ibadet edeyim,’ demişti. ‘Şüphesiz ki bana yakın olmanı arzu ederim,’ dedim ve kendisine müsaade ettim.

Yataktan kalktı, su kırbasının yanına gitti. Abdest aldı, abdest organlarını bolca su ile yıkadı, sonra kalktı namaz kılmaya başladı.

Biraz sonra ağlamaya başladı. O kadar ki, gözünden dökülen damlalar göğsünü ıslatmıştı. Sonra rukûa vardı, rükû halinde de ağlamaya devam etti. Sonra başını kaldırdı fakat yine ağladı. Sonra ağlaya ağlaya secde etti. Secdeden başını kaldırdı ve ağlamaya devam etti. Bilal sabah namazını okumak için gelene kadar ağladı durdu.

Dedim ki: ‘Ya Resûlallah! Seni bu kadar ağlatan şey nedir Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmedi mi?’

Şöyle buyurdu: ‘Allah’a çok şükreden kul olmayayım mı? Allah bana: ‘Şüphesiz ki yerlerin ve göklerin yaratılışında nice ibretler vardır…’ (İbrahim; 7) ayetini indirmiş iken nasıl olur da ben böyle yapmam?”

Şükür, yapılan iyiliği bilmek, onu yaymak ve iyilik edeni iyiliğiyle övmektir.

Şükür, Allah-u Zülcelâl’den veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve amelle mukabelede bulunma, Allah-u Zülcelâl’e itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapmaktır.

Şükür, memnuniyettir, Allah-u Zülcelâl’den gelene rızadır.

Şükür, Allah-u Zülcelâl’e isyan etmekten kaçınmaktır.

Şükür, takdir olunandan şikâyetçi olmamaktır.

Şükür, yersiz eleştiriden uzak durmaktır.

Şükür, sabırdır; sabır, karardır, istikrardır.

İmam Kuşeyrî rahmatullahi aleyhi, şükür konusunda şunları aktarır:

“Hakiki manada kulun şükrü, Allah’ın nimetini dili ile ikrar ve kalbi ile tasdik etmesi demektir. Şükür üç kısımdır: Dilin şükrü, amelin şükrü ve kalbin şükrü.”

Ebu Bekr Varrak der ki: “Nimetin şükrü, iyiliği görmek, değerini bilmek ve ona karşı saygılı olmak suretiyle olur.”

Ebu Osman, “Şükür, şükürden âciz kalındığını idrâk etmektir.” demiştir.

Ruveym, “Şükür, şükretmek için bütün gücü sarf etmendir.” demiştir.

Şiblî, “Şükür, nimeti değil, nimeti vereni görmektir.” demiştir.

Musa aleyhisselamın münacaatında şöyle dediği hikâye edilir: “İlâhi! Âdem’i elinle yarattın, ona şunu şunu ihsan ettin, Sana nasıl şükretti?” Allah, “Bu nimetleri Ben’den bildi, Bana şükredişi, bunu böyle bilmesi olmuştur.” buyurdu.”

Şükür, Kalb, Söz ve Amelin Güzelliğidir

Rabbimiz Allah-u Zülcelâl, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, âlimler rahmetullahi aleyhim bize şükrün farziyetinden ve faziletinden söz ediyor.

Bizden istenen nimeti Allah-u Zülcelâl’den bilmek, nimetin sahibi olarak O’nu methetmek, O’na hakkıyla kulluk etmek, O’na karşı şikâyette bulunmaktan kaçınmaktır. Bu yönüyle şükür, isyandan fersah fersah uzak durmaktır; sabit kadem itaatte durmaktır.
Hâlbuki çağımıza hükmedenler, daha çok tükettirmek için memnuniyetsizliği hayatın esası haline getirmeye çalışıyorlar.

Onların gözünde kendileri üretici ve insanlık tüketicidir. İnsanlık tükettikçe onlar daha çok üretecek ve insanın elindekini alabilecektir.

Bunun için itaati hor görüyorlar, isyanı bir yücelik gibi arz ediyorlar.

Reklamları ve diğer iletişim araçları ile kadına “Sakın ha memnun kalma!” diyorlar; “Sakın sana geleni kabul etme, senin değerin verileni reddetmendedir!” diyorlar. “Hayır dedikçe değerin artar!” diye onu yönlendiriyorlar.

İsyan, İsyan ve İsyan...

Anne babaya isyan... Kocaya isyan... Evlada isyan... Hayata isyan... Ve nihayet Allah-u Zülcelâl’e isyan...

Nimete hep eleştirerek bakmak... Onda daima eksik aramak... Onu reddetmek için kusur bulmadığında ona kusur uydurmak...

Bu hâl “Beğenmeyen kadın” diye anlatılıyor. Beğenmeme hâli, şikâyet hâli bir üstünlük olarak arz ediliyor.

Kadın hiç beğenmeyecek ki, değişim istesin. Kadın değişim isteyecek ki, nimetten yeteri kadar yararlanmak yerine onların ürettiklerini sürekli talep etsin, satın alsın. Kadın talep edecek ki onlar daha çok kazansın.

Farkında mıyız?

Şükürde sabır vardır. Sabır, istikrardır; bir hâl üzerinde yeteri kadar durmaktır. Hâlbuki çağın kadınına aşılananda istikrarsızlık, kararsızlık vardır. İlk bakışta “Beğenmiyorum!” demek, alınca da yeteri kadar yararlanmadan “Bundan bıktım!” deyip başka bir şey istemek…

Bu tutumda aile yok. Bu tutumda tesettüre uygun bir giyim yok. Bu tutumda sünnete uygun ev yok. Bu tutumda başıboşluk var. Bu tutumda kuralsızlık var. Bu tutumda sonu belirsiz bir değişim var.

Yerinde sabit, güzel hâlini koruyan, bulduğu güzellikler üzerinde odaklanan bir kadın mı? Yoksa sürekli savuran, sürekli iten, bulduklarından uzaklaşmak için çırpınıp duran bir kadın mı?

“Yuvarlanan taş yosun tutmaz” denmiştir. Sürekli değişimde varlık değil, yokluk vardır; ziynet değil, çirkinlik vardır.

Değişim, Hakka doğru olursa güzeldir, Hakkı bulunca değişimde karar vardır. Hakkı aşan bir değişim, haksız bir değişimdir, haksız değişim çirkindir, doğru olanı bozar. Bunun için şükürde güzellik vardır; şükürsüzlükte çirkinlik. Şükürde kadına yakışan bir hâl, şükürsüzlükte sürekli beğenmemenin, daima farklı olanı aramanın yol açtığı bozma ve bozmanın yol açtığı çirkinlik vardır.

Şükür, kalbi süsler.

Şükür, sözü süsler.

Şükür, ameli süsler.

Şükretmeyi bilenin içi rahattır. Kendisine verilene razı olmak, ondan memnuniyet duymak kalbe sükûnet verir, dinginlik kazandırır. Dingin bir kalb, sahibini ayakta tutar, onu yersiz sözlerden, sonuçsuz girişimlerden korur.

Şükretmeyi bilenin sözünde olumlu olan çok, olumsuz olan azdır. Olumlu söz, sahibini yüceltir, sahibini boş tartışmalardan, anlamsız saldırılardan korur.

Şükretmeyi bilenin amelinde isyan değil, itaat vardır. İsyan rahatsız eder, huzursuz eder. Hak üzere itaat rahat ettirir. İsyan yıkar, bozar, tüketir, yok eder, tepki çeker, nefret ettirir, cezalandırmaya yol açar. İtaat inşa eder, üretir, takdir toplar ve sevdirir.

O halde şükreden ziyneti bulmuştur.

Şükretmeyi bilmeyenin kalbi huzursuzdur. Huzursuz bir kalp sahibini taşımaz, onu karşılıksız arayışlara, yersiz heyecanlara, maceralar sürükler.

Şükretmeyi bilmeyenin sözüne olumsuzluk hâkimdir. Olumsuz söz, sahibini başkasının hedefi yapar, yersiz tartışmaya sürekler, yersiz tartışma kargaşaya, kargaşa dağılmaya yol açar. Dağınıklık çirkindir.

Şükretmeyi bilmeyen, abid değil, asidir. Abidin ameli ne kadar güzel ise asinin ameli o kadar çirkindir. Birinde secdede olmanın güzelliği, diğerinde günahlar içinde yüzmenin çirkinliği vardır.

Bu çağda mü’mine bir kadın olmak, şükürde sabretmenin, şükürde karar kılmanın güzelliğine ulaşmaktır.

Bu çağda mü’mine bir kadın olmak, moda adı altında aşılanan, olanı beğenmeme, bulunanı yeteri kadar kullanmadan (eskitmeden) atma çirkinliğine karşı durmaktır.

Bu çağda mü’mine bir kadın olmak, laf atmayı yücelten eleştiri anlayışına, hayattan şikâyet hastalığına “Hayır” demektir.

Bu çağda mü’mine bir kadın olmak, şükrün güzelliğini seçip çağın çirkin isyankârlığından uzak durmaktır.

Kur’an-ı Kerim, Allah-u Zülcelâl’e karşı isyankârların başı olan şeytanın şu ahdini bize hatırlatıyor:

“Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın.” (A’raf 17)

Bir an için düşünelim: Şükürsüzlük üzerine bina edilen memnuniyetsizlik, şikayet, eleştiri bu şeytanca çirkin girişimin bir neticesi değil midir?

Tutumlarımızın Kaynağı

İnsanın, hele kadının şükreden bir kul olmaması için ne de çok şey oluşturuluyor. Biz, çoğu zaman tutumumuzun bizim iç dünyamızın eseri ve ihtiyaçlarımızın karşılığı olduğunu düşünürüz. Önce “Bu, benim düşüncem” sonra “Bu, benim ihtiyacım” deriz.

Oysa, memnuniyetsizliği, şikayeti, eleştiriyi yaşamın esası haline getirmeye çalışan yapıların iletişim araçlarıdır onu dört bir yanımızdan sokularak bize aşılayan... Gerçekte o bizim düşüncemiz değildir. Biz, o an farkında olmadan onların bir aktarıcısı, bir sözcüsü ve dolayısıyla bir tüketicisi oluvermişiz.

Bir ev hâli... Sade, temiz, eşyalar sapasağlam ve kullanışlı... Bir anda bir şimşek çakıvermiş sahibin içinde: “Bunları değiştirmeliyim!”

“Neden?” sorusunun cevap hanesi çoğu zaman boş bırakılır. Soruda ısrar en çok “Ben böyle istiyorum” cevabını getirtir.

İyi de biz öyle isterken şükreden bir kul olarak mı istedik?

Yoksa memnuniyetsizliği, eleştiriyi, şikayeti, isyanı teşvik eden yapıların etkisinde düzene, intizama “Hayır!”, sadece modanın sürekli değişim kaynaklı intizamsızlığına, düzen yoksunluğuna “Evet” diyen şükürsüz biri olarak mı?

Unutmamak gerek: Biz, “Üzümü ye, bağını sorma” diyenlerden değiliz; amelimizin kaynağına, çıkış noktasına bakmakla yükümlüyüz.

Kaynağı hak ulana uyar, kaynağı şeytan ve şeytana tabi olandan uzak dururuz.


Sayı : 45
Büyük Kapak