Sanat 3 Tiyatro İle Röportaj : “Kanal Değiştirmekle Cihad Olmaz”

Sayı : 15 / Mayıs 2013, Konu Başlığı : Röportaj

Gerçek tarihimizi öğrenmek ve gelecek nesillere öğretmek sorumluluğu hiç kuşkusuz hepimizin görevi. Çünkü tarih bir toplumun hafızasıdır. Tarihini unutanlar, hafızasını kaybetmiş bir insan gibi kim olduğunu, dostunun düşmanının kimler olduğunu unutur ve kendine yabancılaşır. Artık bu kişinin dostu düşman, düşmanı dost bilmesi ve kurulan tuzaklara düşmesi kaçınılmazdır. Ümmetin durumu da tam olarak budur, ne yazık ki...

Uzun bir zamandan beridir ecdadına küfreden ve onunla irtibatını kaybetmiş olan milletimiz, son zamanlarda büyük bir açlıkla kendi tarihini öğrenme ihtiyacı duyuyor. Bilhassa ümmetin durumu, “Nasıl bu hale geldik, hangi hatalar bizi bu duruma düşürdü,” kritiğini, dürüstçe ve gerçekçi bir şekilde yapma zorunluluğunu hissettiriyor.

Bilhassa ideolojik bir yaklaşımla kaleme alınmış resmi tarih yazımı ve dışgüdümlü çevrelerin özüne yabancı bir bakışla tarihi olayları saptırarak ekranlara yansıtması, kendini sorumlu hisseden gençlerimizin harekete geçmesine vesile oluyor.

İşte bu idealist gençler, “Sanat 3 Tiyatro” veya “Cümle Sanat Yapım” adıyla bir araya gelip “Yanlış Anlaşılan Tarih Serisi” isimli bir projeyi sahneye koymaya girişmiş. Sanat 3 Tiyatro, kuruluş gayesini şöyle açıklıyor:

“Yeryüzünde kendi tarihine, kendi inanç değerlerine ve kendi kültürüne bu kadar yanlış yapan sanat anlayışı yoktur ve olmamıştır. Temelinde kendi değerleriyle yaşamayı çağın gerisinde kalmak olarak yorumlayan ve Batılı yaşam tarzını modern insan olma olarak algılayan bu ihanet, üzülerek ifade etmeliyiz ki toplumumuzu aşağılık kompleksine mecbur bırakmış, ruhsuz ve kişiliksiz bir yapının ortaya çıkmasına sebep olmuştur...

… Artık bu uykudan uyanmalı, silkinmeli, üzerimizdeki ölü toprağını atıp: “Bu yolda biz de varız, bu bizim de işimiz.” deyip, ahlaklı ve kaliteli bir tiyatro anlayışıyla, üstad Necip Fazıl Kısakürek’in de dediği gibi, “kendi tiyatromuzu kurup, o güzelim mikâp içinde mide gurultusu seslerden ve camlarda uçuşan sineklerin başıboş kıvrımları kadar serseri gidiş gelişlerinden kurtulup, tiyatroya bir mana ve aksiyon kazandırmalıyız.”


İşte bu gayeyle yola çıkan grubun “Eskitilmiş Kılıç” adlı oyununu sizler için seyrettik. Oyunun konusu; Osmanlı’nın son siyasi padişahı, “İslamcı ve ümmetçi” düşünceye sahip, batılıların oyunları konusunda son derece uyanık, ileri görüşlü bir padişah olan “II. Abdülhamit”

Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran, devletin en kritik zamanlarında 33 yıl tahtta kalan II. Abdülhamid’in hayatını ve mücadelesini anlatan oyunun senaryosu, şiirlerinden tanıdığımız Mustafa Akif Ekşi tarafından kaleme alınmış. Mustafa Akif Beyin tarihe özel bir ilgisi var; “Bazı toplumlar tiyatrolarda, sinemalarda, olmayan kahramanlıklarına tarih yazarken, biz tarih yazan padişahlarımızı ayakaltına aldık. Rabbim bizleri bu vebalden kurtarsın.”diyor.

Mustafa Akif Ekşi’nin şair kişiliği, bu kasvetli dönemin tasvirini şiirsel ifadelerle yorumlaması, oyunun başarısına önemli katkıda bulunmuş. Etkileyici bir ses tonuna ve güzel, akıcı bir diksiyona sahip olmasıyla tanıdığımız Seyfullah Kartal ise, Abdülhamit hayata geri dönmüş de kendi kendisini canlandırıyor hissine kapılmamızı sağlıyor.

Seyfullah Kartal, Lise yıllarından beri tiyatronun içinde olan tecrübeli bir sanatçı. Düzce İmam Hatip Lisesinden mezun olduktan sonra aynı ekiple tiyatro gösterilerine devam etti. Bu çalışmaları sırasında iki arkadaşı ile birlikte Düzce Hilal FM radyosunu kurdu ve Düzce Öncü TV’de haber spikerliği, program sunuculuğu yaptı. 1995 yılında İstanbul’a yerleşen Seyfullah Kartal, Kanal 7’de haber spikerliği ve Radyo 7’de haber spikerliği ve program sunuculuğu yaptı. Pek çok radyoda program sunuculuğu yapan Kartal, Sır, Yüce Dosta ve Son Sesleniş isimli şiir albümlerini şiir severlerin beğenisine sundu. Seyfullah Kartal’ın seslendirdiği çalışmalar arasında, Kur'an ı Kerim mealleri de bulunuyor.

Oyunun başlamasına yakın, hemen hepimizin aşina olduğu, Grup İlk Cemre’nin “Sen bırakıp bizi gittikten sonra” ezgisini duyuyoruz. Oyunun konusuna çok uygun bir seçim olmuş gerçekten.

Oyunda, Abdülhamid Han döneminin siyasi gelişmelerinin perde arkası işlenerek sahneye uyarlanmış. İngiliz gizli teşkilatlarının Osmanlı Devleti üzerindeki stratejileri ve Filistin meselesi merkezde olmak üzere, Jön Türkler, 93 Harbi, bomba olayı, Selanik sürgünü gibi konular da hassasiyetle işlenmiş. Dış güdümlü basın tarafından sürekli Kızıl Sultan lakabıyla kötülenen Abdulhamid Han’ın, halkını seven, duyarlı ve yiğit kişiliği sahneye çok güzel aktarılmış.

Ümmetin birliğine inanan ve bu yönde tedbir almaya gayret gösteren, Müslümanların halifesi şuuruyla hareket eden II Abdulhamit, İslam dünyasını parçalamak isteyen güçlerin boy hedefiydi. Ne acıdır ki kendi devrinin münevver-i nakısa takımı onu anlayamadı.

Hatta Tevfik Fikret, "Bir Lahza-i Teahhur" (Bir anlık gecikme) isimli şiirinde, II. Abdulhamit’in, Cuma namazına giderken uğradığı bombalı suikasttan yara almadan kurtulmasına üzüldüğünü söylüyor ve bunu yapan haini “Şanlı avcı” diye methediyordu. Sansürcü diye kötülenen II. Abdulhamid Han’ın bu terbiyesizliğe karşı en küçük bir karşılık vermediğini görüyoruz. O kendi şahsına karşı yapılan saldırıları affetmiş, milletinin birliğini muhafaza etmekte ise son derece kıskanç davranmıştı.

Doğrusu böyle bir devlet adamına karşı tertiplenen hıyanetler, sergilenen nankörlük ve zulüm gerçekten hepimizi çok duygulandırdı. Oyunun sonuna doğru salondan hıçkırıklar duyuluyordu.

Sizleri oyunun senaristi ve başrol oyuncusuyla yaptığımız röportajla baş başa bırakıyoruz.

İslamî Hayat: Mustafa bey, öncelikle şunu sormak istiyorum, son zamanlarda dizilerde tarih konuları işleniyor ama bu senaristlerin kendi tarihimize ve şahsiyetlerimize bakış açısı çok rahatsız edici… İstanbul’un fethiyle ilgili filmde de aynı şekilde. Bu yüzden sizin “Yanlış Anlaşılan Tarih Serisi” projenizi çok önemsiyoruz. Bize bu projeyle ilgili gayenizden, hedeflerinizden söz eder misiniz?

Mustafa Akif Ekşi: Zaten biz de tarihin çarpıtılmasına karşı duyduğumuz bu tepki neticesinde bu projelere giriştik. Doğrusunu yapmak adına gücümüzün yettiğince bir taş atmak adına… Malik el Şahbaz’ın (Afro-amerikan Müslüman, Malkomx’in diğer adı) deyimiyle “Bir taş at, bir ateş yak!” Televizyon izlerken kanal değiştirmekle cihat olmayacağını bilen adamlarız. O kanalı değiştirdik, o diziyi, o filmi izlemeyelim, demek yeterli bir tepki değil, bir şey yapmak lazım. Ne yapılabilir? Biz bütçemiz doğrultusunda, tiyatronun en maliyetsiz olduğunu düşünerek bu işe kalkıştık. Daha fazla destek bulabilirsek şu an sinema projesi de hazır. Senaryosu hazır.

İslamî Hayat: Bundan önce başka çalışmalarınız oldu mu? Bir de Abdulhamid Han’ı seçmenizin özel bir sebebi var mı?

Mustafa Akif Ekşi: Bu ilk ciddi çalışmamız diyebiliriz. “Yanlış Anlaşılan Tarih Serisi Projesi”ne başlarken en yanlış anlaşılan padişah Abdulhamid Han olduğunu düşünerek ondan başladık. Ayrıca ümmetin birliği gereğini çok iyi kavramış olması sebebiyle ona karşı hususi bir sempatim de var.

İslamî Hayat: Projenizde, sırada hangi isimler var?

Mustafa Akif Ekşi: On oyun olarak planladık. Eskitilmiş Kılıç'tan sonra seriye, I. Abdulaziz’in, V. Mehmed Reşad’ın dönemini, Vahdeddin’i ve yakın dönemden kahramanlarla devam edeceğiz inşallah. Sponsor bulunursa oyun sahnelenmeye hazır.

İslamî Hayat: Salondan hıçkırık sesleri yükseldi, çok duygulandık. Şiirler de size ait öyle değil mi? Bir de, “Eskitilmiş kılıç” hikayesi tarihi bir gerçek, öyle değil mi? Oyuna bu ismi vermenin esprisi nedir?

Mustafa Akif Ekşi: Evet bana ait. Aslında yüz senedir ağlanması gerekiyordu. Tabi ki oyunda, bütün dönem boyunca Abdulhamid Han üzerinde, devlet üzerinde oynanan oyunlar anlatılıyor. Abdulhamid Han’ın ve ümmetin kuyusu kazılıyor, o ise bunun farkında ve birçok şeyi deşifre ediyor. Eskitilmiş kılıç da böyle Abdülhamid’in Han’ın ortaya çıkardığı bir hile. Biz bu oyunu sergilemeye başladıktan sonra Abdulhamid’in torunundan şöyle bir bilgi de aldık. Abdulhamid Han hal edilmesinden sonra Selanik’e gittiğinde Ayşe Sultan babasına soruyor:

“Baba, elinde o kadar güçlü bir ordu varken neden 15000 çapulcuya müdahale etmedin neden onlara bıraktın” diyor. II. Abdulhamid cevaplıyor, gelen ordunun başında Hızır aleyhisselam vardı ve bana; “Dur ya Hamid!” dedi “Bu millete bu müstehak!”

Onun en büyük talihsizliği, devleti çok kötü şartlar altındayken padişah olması. Buna rağmen hiç yılmadan, bıkmadan müthiş bir zekâ, sabır ve büyük bir maharetle devleti, otuz üç sene ciddî bir kayba uğratmadan idare etmiştir.

İslamî Hayat: Abdulhamid kendi zamanında gençliğe çok yatırım yaptığı, okullar açtığı, gençlerin geleceğini düşünüp, savaşlarda telef olmamaları için denge politikası yürütüp onlara merhamet gösterdiği halde değeri hiç anlaşılamadı. (Mustafa Armağan’ın "Abdülhamid hakkında yanlış bildiğimiz 10 şey" başlıklı yazısına bakılabilir.) Fakat günümüzde gençlik Abdulhamid’e karşı ilgi gösteriyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz.

Mustafa Akif Ekşi: O zaman da ilgi gösteriliyordu ama yıllardır bu ülke üzerinde, bu ümmet üzerinde oynanan oyunlar var. O dönem devlet güçsüz düşmüştü, Müslümanlar acziyete düştükçe zalimin eli kuvvetleniyordu. Osmanlı’yı otuz üç yıl daha ayakta tutmak Abdulhamid Han’a nasip oldu. O Müslümanlara zaman kazandırdı, okullar açtı, eğitimli bir nesil yetişsin diye. Ama bu nesil ümmetin birliğinin önemini kavrayamadı, bu yüzden bu haller başımıza geldi. O dönemde farklı hayallerin peşine düşüldü.

Yeni bir devlet kurma, yeni bir rejim. Malum, Türk milletinin ruhunda vardır bu, bir şeylere isyan edip yeni şeyler kurma isteği. Ama tabi, neyin doğru neyin yanlış olduğunu zaman gösteriyor. Allah-u Teâlâ tekerrüründen korusun, bizleri o hataları tekrar etmekten. Abdulhamid Han’ı tahttan indirenlerden dahi hata ettiklerini itiraf edenler olmuştur. Ona önceden muhalefet ve hatta hakaret eden Rıza Tevfik Bölükbaşı gibi çok önemli simalar, sonradan hatasını anlayıp pişmanlıklarını ifade eden şiirler yazmışlardır. (Tevfik Bölükbaşı'nın, "Sultan Hamid'in Ruhaniyetinden Istimdat" başlıklı şiirine işaret ediyor.)

İslamî Hayat: Genelde sanat, bilhassa sinema ve tiyatro, daha çok ümmetin birliğini parçalamak ve değerlerimizden uzaklaştırılmak için kullanılmıştır. Sizce Müslümanlar sanat dallarını yeterince iyi değerlendirebildi mi?

Mustafa Akif Ekşi: Müslümanlarda maalesef bir önyargı vardı. “Tiyatro yapan adam dinden uzaklaşmış adamdır.” “Temsil haramdır” düşüncesi var. Ama öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, Müslümanlar olarak, televizyon izlemenin caiz olmadığını bile televizyonla ifade edebiliyoruz. Böyle bir dönemde pasif kalarak mücadele etmek yeterli mi? Biz çalışmakla mükellefiz, vebalden kurtulmak peşindeyiz. Bizi takdir edecek olanlar kullar değil, biz Allah’tan takdir bekliyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz inşallah.

İslamî Hayat: Aslında kıssalar anlatmak Kurânî bir metottur. Neden bu kadar uzaklaşmışız, yabancılaşmışız?

Mustafa Akif Ekşi:Elbette, bu da bir oyun. Müslümanları pasif bırakmak da aynı oyunun parçası. Dediğiniz gibi tiyatro da bir kıssa anlatma yöntemi. Kıssalar anlatarak insanlara bazı hakikatleri kolay anlatabiliyorsunuz. Tiyatro da hikayenin sahnede canlandırılarak anlatılması. İslami hassasiyetlere ve edeb dairesine riayet edilerek sahneye konulduğu zaman, insanları ortak ruh halinde birleştirme vesilesi olabiliyor…

İslamî Hayat: Evet, mesela bugün burada bir salon dolusu insan ağladı… Peki, şunu sorsam, farklı kesimlerden bu oyuna olumsuz tepkiler aldınız mı? Yahut sansürleme girişimi oldu mu? Çünkü çok cesur bir oyun.

Mustafa Akif Ekşi: Hayır asla sansürü kabul etmeyiz. Oyunumuz, belediyelerin desteğiyle çok farklı ilçelerde oynandı. Biz tepki alacağımız kaygısına kapıldığımız bir semtte, kılık kıyafetlerinden hiç ummadığımız, olumsuz tepkiler beklediğimiz bir kesimin önünde oyunumuzu sahnelediğimizde de ayakta alkışlandık. Nasıl ifade ettiğiniz de çok önemli. Abdulhamid Han hiç böyle anlatılmadı. Daha önce Akşemseddin’in ağzından köpükler saça saça konuşan bir adam olduğu yapımlar da gördük.

Burada Seyfullah Kartal’ın ustalığının da çok etkisi var. Efektlerimizin hazırlanmasında da onun emeği var. Allah razı olsun.

İslamî Hayat: O halde Seyfullah Beye sormak istiyorum, radyoculuğunuzu, seslendirme çalışmalarınızı biliyoruz. Profesyonel tiyatroculuğa ne zaman başladınız? Hangi oyunda oynadınız? Tarihi-gerçek şahsiyetleri canlandırmak zor olmalı, role girmek için ne yapıyorsunuz?

Seyfullah Kartal: 2009 - 2010 yıllarında oyunculuğa döndüm. Bundan önce Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını sahnelemiştik orada da üstadı canlandırmak nasip olmuştu. Yine orada da aynı duyguları yaşamıştık. Şimdi Abdulhamid Han… Bunlar hep ekip işi, ekip sağlam olursa yapılan çalışmanın hakkı verilebilir. Biz de imkânlar dâhilinde yaptığımız işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bir prova süreci yaşanıyor mutlaka bu süreçte en iyisini nasıl ortaya koyabilirsiniz onun için çalışılıyor. Oyun öncesi kendimi kulise hapsedip öyle sahneye çıkmaya çalışıyorum. Eleştirileri kendi adıma, övgüleri canlandırdığım karakter adına kabul ediyorum. Ama izleyicilerimizin hüsn-ü nazarı sayesinde olumsuz bir eleştiri almadık elhamdülillah.

İslamî Hayat: Güzel detaylar yakalamışsınız. Gayr-i Müslimlerle tokalaştığında elini mendille silmesi gibi. Bir de replikleriniz (sözler) çok uzundu, başrol oynamak için hafızanın iyi olması gerekiyor değil mi?

Seyfullah Kartal: Aslında bunu Şehzademiz söyledi. “Dedemiz bir gayr-i müslimle tokalaşınca elini mendille silermiş,” deyince biz de bunu öğrendikten sonraki oyunlarımıza bunu da kattık. İmam Hatip kökenli olmanın verdiği bir avantaj olsa gerek, ezber kabiliyetimiz gelişmiş elhamdülillah. Ve önceki rollerim de hep uzun replikliydi.

İslamî Hayat: İmam Hatip mezunu olmanızdan, Osmanlıca kelimelerin telaffuzunda da istifade ediyorsunuzdur. Bu gibi tarihî oyunlarda tarihî, dinî lafızların telaffuzuna yabancılık çeken oyuncular çoktur.

Seyfullah Kartal: Çoğunlukla dini ve tarihi metinler seslendirdiğim için, tiyatro oyunlarında da, radyo programında da, seslendirmelerde de İmam Hatip’de aldığım eğitimin, edindiğim kültürün çok faydasını görüyorum. Bugün Türk sinemasında bir kere “Sallallahu aleyhi vesellem”in doğru telaffuz edildiğini duyamadık. Tabi İngilizce bir kelimenin aksanlı telaffuzuna itina gösterildiği gibi buna da gösterilse böyle olmaz.

İslamî Hayat: Gençlere söylemek istediğiniz bir şey var mı? İzleyenlerin çoğunluğunu gençler oluşturuyordu.

Seyfullah Kartal: Gençler sanat yaptığını söyleyen veya iddia edenleri, örnek almaya eğilimliler. Biz de bunun sorumluluğuyla İslâmî kriterlere uygun hareket etmeye çalışıyoruz. Gençlere seçici olmalarını tavsiye ediyorum. Onlarca binlerce seçenek var karşılarında; sinemadan televizyona, tiyatroya kadar. Sahne sanatlarını sadece eğlence olarak görmektense biraz şuur oluşturan, izleyene müspet bir şeyler katmaya çalışan yapımları tercih etmelerini öneriyorum. Bu konularda Bediüzzaman’ın şu sözü geliyor aklıma; “Bizim üç düşmanımız var. ‘Cehalet, zaruret, ihtilaf.’ Biz bu düşmanla; ‘sanat, marifet ve ittifak’ silahıyla mücadele edeceğiz” diyor. Biz bu işin sanat kısmını üstlenmeye çalışıyoruz.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ederiz hem çalışmalarınız, hem de sohbet için.


Sayı : 15
Büyük Kapak