Saraybosna Direnişinin Kahramanı Şehîde Nine

Sayı : 9 / Kasım 2012, Konu Başlığı : Hanım Kahramanlar

1993 yılının baharı… Ama Saraybosna’nın ağaçları pembe beyaz çiçekler açmaya utanıyor. Çünkü şehrin etrafındaki dağlardan günde iki bin kadar bomba yağıyor şehre…

Yüksek binaların tepelerine yerleşen keskin nişancılar, açlık yüzünden evinden çıkmaya mecbur kalmış masum insanları avlıyor. Ortodoks dünyasının ne kadar eli kanlı katili varsa Bosna-Hersek’e toplanmış, bu av partisi için… Sırplar, kendileri için Müslüman katliamına katılan her kiralık katile günde yüz dolar ödüyorlar.

Miloseviç iktidarıyla güçlenen Sırp kavmiyetçiliği, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Bosna-Hersek’in de bağımsızlığını ilan etmesini kabullenemiyor ve Büyük Sırbistan’ı kurma hayaliyle bölgeyi Müslümanlardan arındırmaya azmetmiş bulunuyor. Dahası bu girişiminde Avrupa’dan da destek buluyor. Mesela Mitterand gibilerinin yüksek sesle “Avrupa’nın ortasında bir İslam devletine tahammül edemeyiz” demesi, diğer devletlerin de Müslümanların katledilmesine ses çıkarmayacaklarını belli etmesi onları cesaretlendiriyor.

Aliya İzzetbegovic önderliğinde bağımsızlıklarını ilan eden Bosna-Hersek halkına, bunun bedelinin en ağır bir şekilde ödettirileceği anlaşılıyor.

Haçlı zihniyeti, Bosna’ya karşı girişilecek etnik kıyımı görmezden gelme konusunda sinsi bir ittifak kurmuş iken, ne yazık ki İslam dünyası da hadiseye lüzumlu tepkiyi vermekten çok uzak... Bosna-Hersek’te her gün sistemli bir şekilde adam öldürülüyor ama resmi ağızların tepkisi son derece ağırkanlı ve pek cılız… Bosna halkına daha çok sivil yardım kuruluşları el uzatıyor. Ancak Sırplar şehri kuşattığı ve havaalanı ile irtibatını kopardığı için yardımlar şehir halkına ulaşmıyor.

İşte tam bu günlerde, Bosna bağımsızlığının sembol ismi Aliya, direnişe nefes aldıracak bir çözüm için düğmeye basıyor: “Havaalanı ile şehir arasında, yardımların ulaşmasını sağlayacak bir tünel”

İşte Şida Nine’nin evini tarihe yazdıracak olaylar bundan sonra gelişiyor.

Efsane Evin Ev Sahibesi

Saraybosna şehir halkı aylardan beri kuşatma altında. Uluslararası havaalanı, o sırada Birleşmiş Milletlerin kontrolünde olsa da, gönderilen yardımlar Müslümanlara ulaşmıyor. Çünkü Sırpların ablukası havaalanıyla şehir arasındaki bağlantıyı kesmiş durumda.

Boşnak gençlerin havaalanına ulaşıp bir kısım malzemeleri şehre getirmesi için Sırp çentiklerin çemberinden geçmeleri gerekiyor. Onlar ise koşarak geçiş yapmaya çalışan Müslümanları rahatça öldürebilmek için bölgenin ışıklandırılmasını dahi talep edebiliyorlar!

Üstelik bu istekleri BM tarafından yerine getiriliyor ve bölge ışıklandırıldıktan sonra buradan geçmeyi göze alan 800 kadar Boşnak genci Sırplar tarafından katlediliyor!
Artık gece karanlığından istifade ederek kuşatmayı delmenin de imkanı kalmayınca, kenar mahalledeki bir evin altından havaalanına kadar bir tünel kazılması fikri gündeme geliyor. İki mühendis bu işle görevlendiriliyor: sonradan Başbakan olan Necat Brankoviç, işe büyük bir gizlilikle başlıyor.

Tünelin başlangıç noktaları tespit ediliyor ve uygun bir yer bulmak için Dobrije mahallesine doğru yola çıkılıyor. İki katlı bir evin önüne geldiklerinde, tünel inşaatına bu evin altından başlamanın en uygun olacağına karar veriyorlar. Ev sahibi Şida nine (Şehide Kolar) bunu çok olumlu karşılıyor ve evini Bosna ordusuna hibe ediyor. Kendisi de kazıda çalışan asker ve sivillere yemek yapıyor, hizmet ediyor.

İnşaat kazılarına büyük bir gizlilik içinde başlanıyor. Genç Bosna devletinin askerleri ile halkı işbirliği içinde çalışıyorlar. Sivil savunmadan sekiz personel durmanda kazıyor. Kolay değil tam sekiz yüz metrelik bir tünel olacak bu!

Tünelin mümkün olduğu kadar çabuk bitmesi için her iki uçtan aynı anda kazılmaya başlanıyor. Ancak tünelin şehir dışındaki girişine ulaşmak ve haberleşmek hiç kolay değil. Çünkü oraya ulaşmak için Sırp kuşatmasını geçmek gerekiyor. Havaalanı pistinden koşarak geçen yiğitler birçok zaman kurşunlara hedef oluyorlar.

Kazı işini yürütmek de hiç kolay olmuyor. Tünel inşaatı küçük bir fitil bandırılmış yağla dolu kandiller ile aydınlatılıyor, bu kandillerde kullanılan yakıt ise ayçiçeği yağı… Kazma kürekle, insan gücüyle tonlarca toprak kazılıyor ve el arabalarıyla taşınıyor. Tünel tamamlandığında boşaltılan toprağın miktarının 2.800 metreküp olduğu anlaşılıyor.

Tünel havaalanı pistinin altından geçeceği için çok dikkatli olmak zorundalar. Tünelin çökmemesi için duvarların metal direklerle desteklenmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, gereken tüm malzemelerin sağlanması için seferberlik başlatıyor. Gerekli metal direkler, fabrikalardan temin ediliyor. Tünelin diğer girişine metal malzeme ulaştırmak mümkün olmadığı için o kısmın inşaatında ormandan kesilen ağaç direkler kullanılıyor.

Tank Saldırısına Rağmen…

Kazı işi üç vardiya halinde çalışarak sürdürülüyor. Her şey çok gizli olarak yapılmak zorunda, mesela malzeme ve toprak tahliyesi için geceleyin farları sönük kamyonlar kullanılıyor. Bu arada hesapta olmayan zorluklar da çıkıyor. Kazı esnasında yerüstüne yakın bir yeraltı suyu kaynağına rastlanıyor. Tünele dolan suyu kova ve bidonlarla boşaltıyorlar.

Diğer bir sıkıntı ise tünel inşasını haber alan Sırp cânilerin kazıyı bombardımana tutmaları. Artık sadece kazmıyorlar, bir yandan savaşıyor, bir yandan kazıyorlar. Tünelin tamamlanması halinde Bosna’nın direnişinin daha da uzayacağını bilen Sırplar, havaalanı istikametinden ateş açarak, Şida ninenin evini ve elli yıllık birikimini yakıp yıkıyorlar. Ancak bütün bunlar Şida Nine’yi ve ailesini yıldırmıyor.

Tünel inşasını engellemek için Sırplar o bölgedeki yüz eve, on binden fazla top mermisi atıyorlarsa da, çalışmalara mâni olamıyorlar.

Hatta Sırpların tank hücumuna geçtikleri sabah, Aliya Dede ve Şida Nine evlerinde bulunuyorlar ve iki saat süren ölüm kalım savaşının canlı tanığı oluyorlar. Bir Boşnak delikanlısının eldeki son anti-tank roketiyle sekiz zırhlı araçtan birini tahrip etmesi sayesinde bu Sırp saldırısı da püskürtülüyor.

Şida Nine inşaat esnasında işçilere hizmet ederken oğlu ve 18 yaşındaki torunu da cephede çarpışıyor. Bölgedeki kadın ve çocuklar şehrin içine götürülmüş olmasına rağmen Şida nine bombardıman süresinde dahi garajın yanındaki küçük mekânda kalıyor. Bu sırada Şida Nine yaralılara bakıyor, çalışanlara her yönden yardımcı oluyor.
İşte bu büyük fedakârlıklar sayesinde kazı tamamlanıyor ve iki taraftan kazı yaparak gelen işçiler tünelin ortasında karşılaşıyorlar.

Savaşın Seyrini Değiştiren Tünel

Büyük zorluklar çekilmiştir ama buna değmiştir. O gece tünelden 12 ton askerî malzeme geçişi sağlanmıştır. Ayrıca Sırp askerlerini durdurmak üzere Saraybosna’dan bir grup asker de buradan çıkış yapmıştır. Hatta Aliya İzzetbegoviç görüşmelere girmek için bu tünelden geçmiştir.

İslam dünyasından gelen yardımlar Bosna’ya ulaşınca Müslümanların umudu tazelenmiştir. İlk zamanlar yiyecek, mazot, cephane, ilâç ve yaralılar insan gücüyle taşınırken zaman içinde köşebent demirden mini raylar ve vagonlar yapılır.

Bu tünel savaşın seyrini değiştirmiştir. Artık İslam dünyasından Bosna’ya silah mühimmat ve hatta silah fabrikası kuracak malzemeler gelmektedir. Savaş ve kuşatma tam üç yıl sürer.

Fakat Bosna’nın direnişinin uzadığını gören Sırplar güya Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge ilan ettiği Serebrenitsa şehrinde katliam yaparak, canavarlık tarihine adlarını yazdırırlar. Katliam İkinci Dünya savaşından sonra en büyük sivil kıyımı olarak tarihe geçer.

Artık Sırpların canavarlığı göz yumulamayacak boyuta ulaştığı gibi, dünyanın her yerinden Bosna’ya gelen mücahitler ve yardımlar da savaşın seyrini değiştirmeye başlamıştır. İşte bu noktada işe el koyan batı, Dayton anlaşması ile Bosna’ya barışı getirir.

Anlaşma adil olmaktan çok uzaktır. Müslümanların mazlumiyeti giderilmediği gibi zalimler de cezasını bulmamıştır. Aksine 200 bin Müslümanı katledip 2 buçuk milyonunu da evinden barkından etmenin mükafatı olarak, Sırplar nüfus oranlarına nazaran çok daha fazla bölgeye egemen olmuşlardır.

Dahası savaştan sonra yetim Boşnak çocuklar Hıristiyanlaştırılmak üzere Avrupa ülkelerine götürülmüştür. Halen de Boşnakları Hıristiyanlaştırmak için misyonerler bölgede cirit atmaktadır.

Genç erkeklerini savaşta kaybeden Bosna bugün de ekonomik sıkıntılarla boğuşmaktadır. Kısacası savaş bitse de direniş devam etmektedir.

Efsane ev müze oldu

Şida Nineye Gelince…

Savaş bitince, tünel inşasının başladığı bu ev müze hâline getirilir. Tünel yapımında kullanılan malzemeler, araç-gereçler, el arabaları, yiyecek taşınan çuvallar ve sırt çantaları… Saraybosna Bombardımanı ve tünel ile ilgili belgeseller şu anda onun evinde sergilenmekte.

İslam dünyasından bilhassa Türklerden Bosna’ya gelen herkes mutlaka bu tüneli ziyaret ediyorlar, müsait bir saatine denk gelirse Şida Ninenin de elini öpüyorlar.
Tünelin gezilen kısmı ancak 20 metrelik arta kalanı… Geri kalanı ya kapatılmış ya da yıkılmış...

Savaşta aldığı mermi deliklerini görebileceğiniz bu eve girer girmez önce bir belgesel seyrediyorsunuz. Seyredenleri o yıllara götüren belgesel, Saraybosna kuşatması sırasında neler yaşandığını gösteriyor. Tünelin nasıl yapıldığı ve nasıl bir ölüm kalım savaşı verildiği gözler önüne seriliyor.

Şida (Şehide) Nine tünel inşası sırasında askerleri ağırladığı gibi şimdi de tüneli görmeye gelen ziyaretçileri ağırlıyor. Savaş zamanında Boşnaklara gönderdiği yardım için bilhassa Türkiyeli ziyaretçilere özelikle ilgi gösteriyor.

O yıllardan bahsederken:

“Biz burada neredeyse üç yıl boyunca çaresiz bir şekilde kapalı kaldık. Tek ümidimiz bu tüneldi ve bu tünel hem sivil halkı, hem askerleri hayatta tuttu. Aslında bizim üç yıl süren bu zor durumumuz başka insanların durumlarına bakılırsa pek de zor sayılamaz. Dünyanın tam olarak neresinde bulunduğunu bilmesem bile Gazze’yi duydum. Oranın insanları uzun yıllardır kuşatma altında yaşıyor. Biz üç yılda bu kadar zorluk çektiysek, onların çektikleri zorlukları hayal etmek bile zor” diyor.


Sayı : 9
Büyük Kapak