Sen Nasıl İstersen Yâ Rabbî!..

Sayı : 65 / Temmuz 2017, Konu Başlığı : İrfan Mektebi

Yaratılış sebebimiz Allâh’a kulluk...

Kul / abd / köle...

Bir kıssa anlatılır:

Adamın birisi bir köle satın almış. Efendisi onu alıp evine götürünce, aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

Efendi:

“–Benim evimde neler yemek istersin?”

Köle:

“–Bir tercihim yoktur. Ne verirseniz onu yerim.”

“–Nasıl elbiseler giymek istersin?”

“–Benim bir isteğim yoktur. Ne giydirirseniz onu giyerim.”

“–Evimin hangi odasında kalmak istersin?”

“–Nereyi gösterirseniz, orada.”

“–Evimin hangi işlerini yapmak istersin?”

“–Ne emrederseniz onları.”

Bu son cevâbın ardından, efendi bir müddet tefekküre dalmış ve gözyaşlarını silerken mırıldanmış:

“–Keşke ben de Rabbime böyle teslîm olabilseydim. O zaman ne mutlu olurdum!..”

Rabbimiz’in bize emir ve yasakları var. Her birimiz, her davranışımızı Allâh’ın rızasıyla kendi kendimize ölçüp biçemediğimiz için, sormak durumundayız. Bilenlere sormak zorundayız.

–Bu yaptığım uygun mu? Caiz mi? Geçerli mi? Yoksa yasak bir iş mi yapmış olurum?

Bu sualleri sorarken, gönül dünyamız o sâlih hizmetkâr gibi tam teslim olmalı. Yoksa fetva bahsi, pazarlığa dönebiliyor. Hocalar, görüşler, mezhepler de bir piyasaya dönüyor. Her türlü malın, her türlü satıcı ve müşterisinin olduğu bir pazar... Kalitelisi de var, çürük çarığı da...

Bu kalite ayrımının neticelerine Takvâ ve Fetvâ demişler, Azîmet ve Ruhsat demişler...

O Fetvadır, Bu Takva

Meşhurdur: Necâset için asgarî affedilebilir ölçüler bildiren Ebû Hanîfe, bir gün kendi elbisesini emek emek itina ile çitilemektedir:

“–Yâ imam! Bu senin fetvâ verdiğin kısma girmiyor mu?”

“–O fetvadır, bu takvâ!” der.

Çünkü fetvâ, dîni zorlaştırmamalıdır. Allâh’ın verdiği ruhsatı, kuldan saklamamalıdır. Fakat azîmet ve takvâ, daha iyisini, daha kalitelisini, daha sevaplısını aramanın yolu da, kapısı da açıktır.

Lâkin çürük çarık fetvaların öylesi de var ki, ruhsatı da olmadan tezgâh altından satıyor metâını. Zâbıtalar hükmündeki, hakikî âlimlere görünmeden satıyorlar gayr-i meşru fetvâlarını...

Fetvâ o kadar mühim ki, en çirkin, en fahşâ iş bile, fetvâ kılıfında sözde meşruiyet paketine giriverir. O paketten dökülenlerden, nefsine uymuş harâbât ehli bile tiksinir!..

Bu sebeple, bu fetvâ pazarına karşı ikaz etmiş Efendimiz ve talebeleri...

“Adını değiştirmekle bir şeyin hükmü değişmez! Esasa bakmalı!” demişler. Adına “nema” demekle, “gecikme cezası” demekle, faiz faizlikten çıkmaz. “Promosyon” demekle de faiz bulaşığı, annenizin ak sütü gibi helâl olmaz!

“Flört, müt’a, çıkma, arkadaşlık, medenî dostluk” demekle de, karşı cinsle gayr-i meşru ihtilâtlar, zinâ olmaktan çıkmaz.

Zayıf görüşlere karşı ikaz etmişler. Zayıf görüşlerin peşinde dolaşanlar, zındıklaşır diye ikaz etmişler. Fetvâda da, sevâd-ı âzamın yani samimî ve müttakî mü’minlerin büyük kalabalığına ittibâı tavsiye etmişler.

Hepsi bir yana Peygamberimiz’in bir tavsiyesi daha var ki, vicdanın derinliklerinden bir mihenk, bir turnusol kâğıdı veriyor elimize:

“Verenler verse de fetvâyı, sen kalbine danış!”

Her istediğinize kolayca fetvâ veren bir hoca için, “Oh ne âlâ gönlüne göre hoca bulmuşsun!” diyorlar. Hâlbuki burada gönül değil, nefstir konuşan. Nefsine göre hoca...

Fetvâyı nefsine değil, kalbine danış. Eğer nefsinin dediğini esas alacaksan da, tersine al. Düşmanın tavsiyesi kabîlinden...

Gönle göre, kalbe göre, vicdana göre fetvâ ise, en kalitelisi. Ruhsatlar, zayıf görüşler, şartlı fetvâların şartsız alana taşınması gibi netameli işlere yaklaşmaz, fetvâyı kalbine soran.

Çünkü, “Yâ Rabbî Sen nasıl istiyorsan, öyle!” diyen bir kuldur o.

Niçin âhirzamanda, dindar kalabilmek, elde kor taşımak gibidir?

Niçin hocalar, sürekli yapmak istediklerimize, o mahzurlu, o caiz değil, o tehlikeli deyip duruyorlar?

Aslında İslâm, kolaylık dîni. Efendimiz kolaylaştırın demiş.

Fakat netice?

Bunun sebebi şu: Bu düzen, her şeyiyle İslâm’a ters kurulmuş. Ekonomi senin hassasiyetlerinin tam tersi üzerine inşa edilmiş. Farmakoloji yani ilaç sanayi öyle. Gıda farklı mı o da öyle. Çalışma şartları, okullar, “kamu” alanları... İslâm neye mahzurlu dediyse, âdeta onlar alınıp boca edilmiş, her şeye...

Böyle olunca, hocalar ne yapsın? Hakikati söylemekten başka...

Fakat hakikat şu ki, büyük meselenin, çözümü de büyük olmalı. Büyük hamleler, büyük çalışmalar gerektiriyor. Faizsiz bir ekonomi, alkolsüz bir ilaç sanayi, haramsız bir gıda sanayi, ihtilâtsız eğitim ve sosyal sahalar, mahremiyete saygılı bir medeniyet, müslümanca ölçülerde kılık-kıyafetler...

Bunlar makro, büyük plâna ait şeyler.

“Ben tek başıma bunlarla mücadele edemem,” dersen, çarkların arasında tükenirsin. Dik durursan, büyük plânın, büyük çözümün ilk müşterisi olursun. Arz ve talep dengesine göre, senin talebin bir gün arzı doğurur.

Yeter ki, sen o derviş gibi,

“Sen nasıl istiyorsan Yâ Rabbî!” de ve bunu öğrenmek için sor fetvâyı:

“Sen nasıl istiyorsun Yâ Rabbî?”


Sayı : 65
Büyük Kapak