Senai Demirci: "Oruç, İhlas Garantili İbadettir"

Sayı : 17 / Temmuz 2013, Konu Başlığı : Röportaj

Senai Demirci’yi tanımayanımız yoktur. Mümin olmaya dair sıcacık hikâyeler, kulluk hayatına dair farkındalıklar ve tefekkür ufkumuzu genişleten bakış açıları demektir, Senai Demirci…

İbadette tazelenme vesilesi olarak üzerimize doğacak olan Ramazan hilalini, biz de taze bir tefekkür esintisiyle karşılayalım istedik. Dr. Senai Demirci’yle “mümin olmak; ibadet etmek, oruç tutmak, infak etmek nedir?” Üzerine konuştuk.

Dr. Senai Demirci, 1964’de Samsun’un Terme ilçesinde doğdu. Samsun’da başladığı tıp öğrenimini İstanbul’da sürdürdü ve 1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığı ve sunuculuğundan tanıdığımız Senai Demirci’nin çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan denemeleri dışında, seminer programları, telif ve tercüme çok sayıda eseri bulunmaktadır. '99 Esma 99 Dua' adlı eseri Engin Noyan tarafından seslendirilmiştir. Birinci Söz, 99 Esma 99 Dua 1, 2, 3, Aşka Adanmış Öyküler, Bilimin Öteki Yüzü, Can Kırığı, Çocuğumla Her Güne Bir Dua, Dar Kapıdan Geçmek, Hac Günlüğü: Sevgili'nin Evine Doğru, Hoşgeldin Bebeğim / Anneler İçin Anneler Diliyle, Kalbimizi Yeniden Yazmak, Modern Tıbbın Ötesi, Mutluluk Öyküleri, Risale Düşünceleri, Sağlık Sırları, Şöyle Garip Bencileyin, Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu, Kıl Beni Ey Namaz, Söz Yangını, Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek, kitaplarından bazılarıdır.

İslamî Hayat: Senai bey, öncelikle teşekkür ediyorum, bize zaman ayırdığınız için. Yaklaşmakta olan Ramazan ayı münasebetiyle sormak istiyorum, hayatı ibadetle manalı hale getirmek nedir, nasıl bir anlama ve değere sahiptir? Kur'an ı Kerim’in aydınlığının üzerimize doğuşunun yıl dönümü olan bu ayda, ayetlerden aldığımız ilhamla, bunlara nasıl bir tefekkür derinliğiyle bakabiliriz?

Senai Demirci: Bu soruya en güzel cevap, Tevbe suresi 111. Ayetidir. Ayet şöyle başlıyor, İnn’Allahe’ştera; yani “muhakkak ki Allah müşteridir, satın almak ister.” Burada bir duralım, Allah gibi büyük bir müşteri herkesle alış veriş yapar mı?

Müşteri ne demek? Bir şeye kıymet veren, satın almaya değer bulan, satın almak isteyen demek. Allah’ın müşteri olması ne demek!

Ne kadar büyük bir şey öyle değil mi? Şöyle bir düşünün, bir malınız olsa, ona Allah azze ve celle gibi bir müşteri çıksa, başka müşteri arar mısınız?

Depoda mal ayırır mısın? En güzel, en iyi, ne kadar malın varsa koyarsın tezgâha! Çünkü biliyorsun ki ondan sonra ondan daha iyi müşteri gelecek değil. Böyle bir müşteri…

Peki, böyle bir müşteri kiminle alış veriş yapıyor? Ayete devam edelim; “Minel müminine…” müminlerden, yani müminlerin elindeki sermayeyi satın almaya değer görür. Bunun ne büyük bir şeref olduğunu görüyor musunuz?

Demek ki mümin olmak neymiş, “Allah’ı kendine müşteri bilmek” demekmiş. Madem öyle, mümin başka müşteri arar mı? Allah gibi bir müşterisi hazır iken başkasına mal satar mı?

Ayete devam edelim, peki Allah müminlerden ne satın alıyor? “Enfüseküm ve emvâleküm” yani müminlerin nefislerini ve mallarını satın almak istiyor. Nedir nefis? Nefis ‘ben’ dediğin, mal ise ‘benim’ dediğin her şey.

Allah müminlerden nefislerini satın almak istiyor, kendimi de ona satmamı istiyor. Yani “Satıcı da satılık”. Hani Anadolu’da isim olarak koyarlar, “Satılmış” diye, bu isim de “Allah’a satılmış” manasına gelir.

Satıcı, kendisini de tezgâha koysun, “Ya Rabbi beni de al, bana da müşteri ol” desin istiyor, Allah celle celaluhû. Çünkü kendini de Allah’a satmadan “benim” dediği şeyleri koruman mümkün değil.

Ayete devam edelim, “Bi enne lehümül cenneh” Yani “Allah müminlerden nefislerini ve mallarını, cennet karşılığında satın almak ister.”

Cennet nedir? “Ben” dediğim şeyin ebedî olması, “benim” dediğim her şeyin de sınırsız ve sonsuz olması… Bir “ben” satıyorsun, sonsuza dek var olacak bir “ben” alıyorsun. “Benim” dediğin şeyleri satıyorsun, sonsuza dek var olacak şeyler alıyorsun.

Peki bu satışın şartı ne? Allah buyuruyor ki, “Benim gözüm dediğin o gözü sana Ben verdim. Onu tekrar bana sat, yani onunla baktığın zaman, bu benim istediğim gibi bir bakış olsun. Benim helal dediğime elini uzat, benim dur dediğim yerde de dur.”

Öyleyse mümin olmak demek “Allah’ın satın almaya değer bulacağı ameller üretmek” demektir. Müşterisi Allah azze ve celle olan insan tezgâha nasıl mallar koyar? “Ben piyasaya çalışmıyorum benim özel müşterim var,” diyen adam alelade mal üretir mi?

Diyelim ki kişinin ürettiği iş, Allah gibi bir müşteriye layık bir iş olmadı. Diliyle ürettiği söz, gözüyle ürettiği bakış, kalbiyle ürettiği zan, Allah’ın hoşuna gidecek bir amel olmadı. Peki, o zaman ne olacak?

Allah defolu mal kabul eder mi? Allah defolu mal kabul etmez ama eğer tevbe edersen onu da kabul ediyor. İşte müminin hayatı böyle bir hayat…

İslamî Hayat: Yani müminin ibadet hayatı, çok değerli; çok yüksek bir fiyat verilen bir hayat. Elbette ihlâslı olduğu takdirde. Bu şuurla yaptığımız takdirde…

Senai Demirci: İhlas; “Allah’ın amellerimize müşteri olduğunun şuurunda” olmaktır. Yolda gidiyoruz, orada bir taş var. Kimse kaldırmıyor, “Bize ne, belediye kaldırsın!” diyor. Biz kaldırıyoruz, çünkü bizim bu amelimize ücret verecek müşterimiz hazır.

Sabah kalktın, kahvaltı hazırladın, çocuk kıymetini bilmedi. Ama o ürettiğin hizmetin müşterisi Allah.

Sabah gün ağarmadan kalkıyorsak, abdest alıp O’nun kelimelerini okuyorsak, inanıyoruz ki O bunu biliyor ve buna müşteridir. Ve seviniyoruz. Çünkü ayetin sonunda, “Allah ile ticaret yaptığınız için sevinin, bu azim bir başarıdır,” buyuruyor.

Öyle ya, bir düşünelim, şurada Fatih’in meşhur caddesinde bir mağaza düşünün. İçinde sermayesi de hazır, müşterisi de hazır, kârı da kat kat ve ebedi... Böyle bir kurulu tezgâhı kimse kimseye karşılıksız bağışlar mı?

Allah celle celaluhû bağışlıyor. Düşünün, diyelim ki 1994 doğumlusun; 1993 yılında sen yoktun. “Ben” dediğin nefsin yoktu ve benim dediğin hiçbir şey yoktu. Hiç kimse de seni arayıp sormuyordu. Sen bile yokluğunun farkında değildin, “var olmayı” istemek aklına gelmiyordu. Bugün ise varsın yani Allah’ın sana bahşettiği ve sonra müşterisi olduğu bir sermayen, bir dükkânın var. Bu senin aklında bile yoktu.

Şimdi “Onları bana satar mısın?” diyor, “Sana bu sermayeyi ben vermişken benden başkasına mı satacaksın?” diyebilir, el koyabilir, karşılıksız alabilir.

Hâlbuki satmamak gibi bir imkânımız da yoktur. Çünkü sermayemiz elimizde durmuyor, gidiyor. Gözden düşüyoruz, tapon mal diye bir şey vardır ya, öyle, ister istemez eskiyoruz, yaşlanıyoruz. Tek çaremiz var o da; sermayemiz eriyip bitmeden iyi bir müşteri bulup satmak. Hele bir de öldüğümüz zaman, cesedimize kimse tek kuruş para vermez.
Bir gün bir eskiciye sordum “Evde benden daha eski bir şey yok, beni alır mısın?” “Yok” dedi. “Seni kimse almaz.” Bizim öyle bir müşterimiz var ki, ondan başka hiç kimse bize tek kuruş vermez.

Allah-u Zülcelâl “Sana emanet olarak verilmiş, elinden çıkıp gitmekte olan şeylerini bana sat ki, ben onları yok olmaktan kurtarıp sonsuz olarak sana bağışlayayım” diyor.

Öyleyse biz de ondan başka müşteri aramayalım. Komşu ne der? Akraba ne der? O görür mü, beğenir mi? diye, dikkatimizi dağıtmamıza gerek var mı?

Namaza duruyorum ve diyorum ki, “Ya Rabbi başımı senin için yere koyuyorum, secdemi kabul eder misin? Senin için acıktığım halde yemek yemiyorum. Orucumu kabul eder misin?”

Allah olmasa ve imanımız olmasa, günlerce aç kalsam kimin umurunda… Ama inanıyoruz ki, “Benim açlığımın bir müşterisi var ve cennet gibi bir ücret veriyor.”

İslamî Hayat: Ramazan ayının kulluk hayatımızda önemli yeri var. Bilhassa gittikçe çoraklaşan ibadet hayatımıza derinlik mayalamak için Ramazan ayından nasıl istifade edebiliriz? Oruç nasıl bir ibadettir?

Senai Demirci: Peygamber aleyhissalatu vesselam bir gün “Ramazan ayına eriştiği halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün…”(Tirmizi, Daavat 110) buyuruyor. Çünkü Ramazan’da kendini affettirmek çok kolaydır.

Oruç öyle bir ibadettir ki, onda riya yoktur. Bakın, bir fotoğraf düşünün. Mesela Ramazan’da benim fotoğrafımı çekmişler, altına yazıyorlar, “Senaî Demirci oruç tutarken görülüyor” Ne komik değil mi? Orucun görüntüsü yok.

İhlâs garantili ibadettir oruç. Namaz da itaat garantili bir ibadettir. Elinizi kolunuzu tutar namaz. Azalarınızda, kemiklerinizde hissedersiniz onu.

Ramazan ise öyle bir fırsat ki, hem oruçlusunuz hem de namaz kılıyorsunuz. Yani ihlas garantili ibadet, itaat garantili ibadet bir arada. Bir de o sırada dua etseniz, böyle bir fırsat kaçar mı?

Ramazan sanki bahane gibidir, Allahın kullarını affetmesi için icad ettiği, şahane bir bahane. Yoksa o böyle bir fırsat vermeseydi, biz nereden bulacaktık böyle bir fırsatı. “Oruç tutun” diye emrediyor, tutuyoruz ve affediyor. Tıpkı sermayeyi de kendisi verip, sonra o sermaye karşılığında cennet verdiği gibi.

İşte bu yüzden Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, ‘Ramazan’a kavuşup da affedilmeyene, yani böyle bir fırsatı kaçırana yazıklar olsun.’

Davut aleyhisselamın bir duası vardır, “Allah’ım! Senden; Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevimli kıl!” (Tirmizî, Daavât, 73)

Bu dua Ramazan ayında oruç tutanlar için kabul oluyor. Ramazan’da dilimiz dudağımız birbirine yapışıyor susuzluktan. Önümüzde de buz gibi su duruyor ama “Allah’ım bana senin sevgin lazım. Seni sevgini kazandıran amel lazım” diyoruz ve elimizin tersiyle itiyoruz.

İslamî Hayat: Ramazan aynı zamanda infakın da taze bir neşeye kavuştuğu ay. Biraz da infaktan bahseder misiniz?

Senai Demirci: İnfak, bir şeyi Allah için terk etmektir. Bu manada müminin hayatının her sahasında vardır infak. Zekât, sadaka-ı fıtr, hayır hasenat, infaktan birer şubedir. Hepsinin özünde “Bir şeyi Allah için vermek,” vardır. Verdiğin zaman ne alıyorsun? Allah’ı alıyorsun…

Bakın ayette buyruluyor ki, “Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, kendisinden yedi başak çıkan ve her başakta yüz tane bulunan bir buğday tanesine benzer ki, Allah dilediğine kat kat verendir. Allah Vasi’dir (imkanları sınırsız ölçüde geniştir) ve Alîm’dir.” (Bakara, 261)

Burada dikkat edin, “Allah yolunda harcanan malların durumu” demiyor, “mallarını Allah yolunda harcayanların durumu” diyor. Çünkü bereketlenen, yalnız kişinin malı değil, kendisi. Kişisel gelişim diyorlar ya, işte asıl “kişilik gelişimi” bu. İnfak eden, harcayan, “Allah’ı kazanmak” için sevdiği şeyleri çamurun, toprağın altına atıyor.

Bakın uçakla giderken görürsünüz, hububat ekilmiş arazileri, göz alabildiğine uzanır. Siz anlayamazsınız hangi arazi ekilmiş, hangisi ekilmemiş. Halbuki çiftçi oraya en iyi cins tohumu ekmek için milyarlarca masraf yaptı. Çünkü çiftçi bilir ki, sizin bilmediğinizi Allah bilir. Toprağın derinliklerinde bırakıp üstünü örttüğü o tohumu Allah yetiştirir ve her birinden başaklar ve taneler çıkarır.

İşte malını Allah yolunda harcayan da bilir ki, onun harcadığını bilen var. O harcamasıyla kat kat alır karşılık alır, çünkü Allah Vâsî’dir, vâsî geniş demektir ve alîmdir, bilendir. Kimin ne harcadığını bilir ve geniş imkânlarıyla kat kat verir.

Sonraki ayette, buyuruyor ki, “Mallarını verip ardından da, verdiklerini başlarına kakmayanların, onlara minnet yüklemeyen ve eziyette bulunmayanların ecri, Rableri katındadır. Onlara ne korku vardır, ne hüzün.”

Onlara korku yoktur, yani “verdiğim boşa giderse” diye bir korku hissetmezler veya “harcadıklarım elimden çıktı gitti” diye hüzünlenmezler de… Çünkü bilirler ki Rableri bunu biliyor ve buna kendi katında mükâfat veriyor.

İslamî Hayat: Çok teşekkür ederiz, zaman ayırdınız için.


Sayı : 17
Büyük Kapak