Sevap Fırsatı: Yaşlı Anne Babaya Bakmak

Sayı : 51 / Mayıs 2016, Konu Başlığı : Saadethane

Aile saadetinin önemli bir konusu da eşlerin anne babalarına karşı olan vazifeleridir. Günümüzde bu ne yazık ki sancılı bir konu haline gelmiştir.

Anne babalarımız bizim dünyaya gelişimizin sebebi olan kişilerdir. Hepimiz bu dünyaya aciz bir bebek olarak gözümüzü açtık. Onların bakımı, himayesi, koruması, sevgi ve şefkati sayesinde yetiştik, bugünlere ulaştık.

Bizler bunlar için hiçbir karşılık vermedik, zaten veremezdik de. Uzun yıllar boyunca biz onlara muhtaç durumdaydık. Fakat aradan zaman geçti, şimdi biz kendi hayatımızı kurduk, güç ve imkân sahibi olduk. Onlar ise yaşlandı, hastalıklar kapıyı çaldı.

İşte şimdi geçmişte onların yaptığı fedakârlıklara karşı vefa borcumuzu ödeme zamanıdır. Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede anne babaya iyi davranmanın önemini hatırlatırken “onların küçükken gösterdiği şefkate” vurgu yapar:

“Rabb’in, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘of ‘ bile deme; onlar azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsra; 23-24)

Bu ayet-i kerimeye dikkat edersek, Allah-u Zülcelâl’in anne babaya iyiliği, kendisine kulluk etmekten hemen sonra zikrettiğini görüyoruz. Bu da bir insanın üzerindeki en büyük hakkın, Rabbinin hakkından hemen sonra gelen en önemli borcun, anne babaya karşı vefa borcu olduğunu gösteriyor.

Ayet-i kerimenin devamında onların yaşlılık çağına işaret ediyor ve o dönemde ihtiyaç duydukları şefkati göstermeyi emrediyor. Ayette, “Onlara öf bile deme,” ikazı, muhtemelen öf dedirtecek, insanın zoruna giden halleri de olabileceğini vurguluyor. Demek ki anne babaya karşı vazifelerimizi yerine getirmenin bazı zorlukları da olacaktır, ama Rabbimiz şefkat göstermemizi istiyor.

İşte anne babalara karşı vazifenin zorlaştığı dönem, hastalık, bunama ve ileri derecede yaşlanma dönemidir. Bu dönemde karı kocanın birbirlerine destek vermesi çok önemlidir. Çünkü bir erkek anne babasına karşı görevlerini hanımının desteği olmadan yerine getiremez. Aynı şekilde bir hanım da anne babasına karşı görevlerini yaparken kocasının anlayışına muhtaçtır.

Dünya İmtihan Meydanı

Müslümanlar dünya hayatını bir imtihan meydanı olarak görürler. Ancak bu zorlu imtihanlar aynı zamanda Müslümanların kat kat sevap kazanmasına da vesile olan fırsatlardır. İşte mümin karı kocalar, bu fırsatları değerlendirmek için birbirleriyle işbirliği yaparlar. Böylece hayatlarını manevi açıdan kazançlı ve vicdanen huzurlu geçirirler.

Yüreğinde birazcık olsun insanlık olan hiçbir insan, yaşlı anne babasını hasta ve bakıma muhtaç bir halde terk edip de vicdanen huzur bulamaz. Bu sebeple bir hanım, kocasının bu vicdani ihtiyacını anlamalı ve bu hususta beyine yardımcı olmalıdır. Gerekirse bu hususta biraz fedakârlık yapmaktan da kaçınmamalıdır. Böyle yapması, bir hanımın beyine karşı iyiliği ve ikramıdır. Elbette bu fedakârlık, beyinin gönlünde yer edinmesine vesile olacaktır.

Bir erkek de hanımının anne babasının gidecek yeri yoksa yahut sık sık ziyarete, bakıma ihtiyaçları varsa bu hususta hanımına karşı anlayış göstermekle onun bir kat daha saygı ve sevgisini kazanmış olacaktır.

Bir evlilikte hakiki muhabbet bağı, eşlerin birbirinin duygu ve ihtiyaçlarını anlamasıyla kurulur. Zaten sevgi bağlarının en kuvvetlisi aynı duyguları ve hassasiyetleri paylaşan insanlar arasındakidir.

Manevi açıdan işbirliği yapan insanların kalbi, adeta iki ayrı bedende tek bir kalp gibi birlikte çarpar. Bu sebeple eşimizin anne babasının hastalandığı dönemlerde eşimizin duygularını anlamak ve ona yardımcı olmak bizim insanlık ve hayat arkadaşlığı vazifemizdir. Her şeyden önce bunu bir vicdan borcu olarak benimsememiz gerekir.

Eşimizin anne babası, onun varlığına sebep olan insanlardır. Her ne kadar “Onların bizim üzerimizde bir hakkı yok,” gibi düşünsek de, eşimizin üzerinde hakkı olmaları bizi de ilgilendirir.

Esasen herhangi bir yaşlı ve hasta insan, aramızda hiçbir akrabalık bağımız olmasa bile, bakıma muhtaç ise ona yapacağımız iyilikten bize sevap gelecektir. Ancak birçok insan, yabancı bir yaşlıya karşı gösterdiği şefkati kendi eşinin anne babasından esirgeyebilmektedir. Çünkü böyle zamanlarda şeytan insana kayınvalide- kayınpederinin geçmişteki hatalarını hatırlatarak onu vicdansızlığa sevk etmeye çalışmaktadır. Öyleyse geçmişten kalan husumetler akla geldikçe bunların şeytanın vesvesesi olduğunu düşünerek içimizden gelmese de onlara şefkat göstermeye çalışmamız gerekir.

Sabır Şart

Elbette hasta bir insanla hayatı paylaşmak, sağlıklı ve zinde bir insanla beraber yaşamaya benzemez. Hasta insan karamsar düşüncelere hatta depresyona eğilimli olur. Çünkü hastalıkla birlikte insanın hayattan tat aldığı şeyler bir bir elinden alınır. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklarda kişinin yemek alışkanlıkları değişir, perhiz uygulaması gerekir. Zaten yaşlılık ve hastalığa bağlı olarak kişinin ağzının tadı bozulur.

Hastalığa bağlı olarak uyku düzeni bozulur. Genellikle yaş ilerledikçe daha az uykuya ihtiyaç hissedilir. Bunun yanında fiziksel veya ruhsal acılar da uyumayı zorlaştırır veya uyku kalitesinde bozulmalar ortaya çıkabilir. Mesela kişi gece uykuya dalamaz, gündüzünü ise dinlendirici olmayan uyuklamalarla geçirir. Bu durumda zamanının çoğunu yatakta ama ağrılı ve huzursuz bir şekilde geçirir. Hatta bazı hastalıklarda kişi sıhhatli bir nefes bile alamaz.

Tedavinin netice vermemesi yüzünden geleceğe karşı ümitsizlik, bir daha iyileşemeyeceği düşünceleri insanda sabırsızlık ve öfke duygusunu tetikler. Bazen hastalar yanındaki kişileri suçlama eğiliminde olur. “Siz benim iyileşmem için gayret etmiyorsunuz, beni iyi bir doktora götürmüyorsunuz” gibi eleştiriler yapabilir. Bunlara pek aldırmamak gerekir. Elbette yaşlılık kolayca iyileşecek bir hastalık değildir. Bunlara kızıp da “Artık ona bakmayacağım, kıymet bilmiyor,” dememek lazımdır.

Çoğu zaman hastalar yanındakilerle konuşmaya isteksiz veya halsizdir. Bu sebeple tatlı dilli olmayabilir. “Bu kadar zahmete katlanıyorum da bir kere bile teşekkür etmedi, bir Allah razı olsun demedi” diye kırgınlık duymamalıdır. Hele kırgınlık hissiyle azarlayıcı tonlarda konuşmaktan kaçınmalıdır.

Bazen hastalar kendilerine gösterilen ilgiye teşekkür etmez, fedakârlıkların kıymetini bilmez, mecburmuşsun gibi davranır veya olur olmaz şeyleri bahane ederek eleştirir. Bunlar da yine şeytanın o hastaya verdiği vesveselerdir.

Böyle zamanlarda şeytan hastanın yanındaki kişinin acelecilik duygusunu tahrik eder, “Artık ne olacaksa olsun! Ya iyileşsin veya ölsün de kurtulayım!” gibi fısıltılar telkin eder. Hastanın tuhaf hallerine karşı öfke hissini dürtükleyerek ona karşı sinirli olmaya sevk eder.

Zaten hastalık ve tedavi süreci uzadıkça hastalarda tahammül azalır, şikâyetler artar. Bazen yersiz öfke, somurtkanlık veya başka olumsuz davranışlar görülür. Aslında bunlar size karşı sergilediği hareketler değil, kendi huzursuzluğu sebebiyle gösterdiği davranışlardır. Bunu düşünerek alınganlık göstermemelidir. Onları anlamaya gayret etmek gerekir.

Unutmamak gerekir ki, hastaya bakmakla kazandığınız sevapları size kaybettirmek isteyen bir düşmanınız var. Bu sebeple daima kendimize, telkin vererek; “Hastaların gönlü ince olur. Zaten acı çekmekte, kendinde mücadele edecek gücü ancak bulabiliyor. O halin sıkıntıları içinde benim durumumu düşünememesi normaldir. ” demelidir.

Unutmamalıdır ki o hastanın da bir sahibi var. O sizi takdir edebilecek durumda olmasa bile Rabbi elbette yaptıklarınızı görüyor. Sizin iyiliğinizin mükâfatını onun da Rabbi, sizin de Rabbiniz olan Allah-u Zülcelâl mutlaka verecek.

Hastaya Bakana da Acıyın

Hasta anne babası olan eşlerin dikkat edeceği bir husus da, bu konuda kendisine yardımcı olan eşlerinin kıymetini takdir etmektir. Hasta insan bunu düşünememiş olabilir. Huy olarak da iyi geçimli bir insan olmayabilir. Onun eksiğini siz telafi edebilirsiniz.

“Hanım, Allah senden razı olsun. Benim yapamadığım vazifeyi sen yaptın, senin hakkını nasıl öderim. Allah mükâfatını çok versin.” diyerek gönlünü alabilirsiniz. Bir çift tatlı söz insana bir günün yorgunluğunu unutturur.

Yahut beyinize, “Allah senden razı olsun. Bana karşı çok anlayışlı davrandın, senin sayende anne babamın imdadına yetiştim. Allah mükâfatını çok versin,” diyerek iyiliğini takdir ettiğinizi gösterebilirsiniz. Böylece bıkkınlık hissinin doğmasına engel olmuş olursunuz.

Bununla beraber eşiniz bunu yapmıyor, sizi takdir etmiyor diye iyilik yapmaktan vazgeçmeyin. Onun teşekkürünü esirgemesinden dolayı hissettiğiniz üzüntü, belki de bir hatanıza kefaret olur yahut derecenizi yükseltir. Esasen iyiliklere teşekkür etmek insanın kendi kıymetini yükseltir, muhatabın değil. Zaten yapılan iyilikleri gören bir Rabbimiz var.

Zamanımızda ömürler uzadı, insan hayatının önemli bir kısmı yaşlılık çağında geçiyor. Bilhassa beyin hastalıkları ve bunama kişinin akıl sağlığını olumsuz etkilediği zaman, yaşlı kişi tamamen bir bakıcının koruma ve gözetimine muhtaç hale düşüyor. Bu durum yıllar boyu devam ederse elbette biraz yardım gerekiyor. Çünkü kesintisiz bir şekilde devamlı böyle bir hastaya bakmak, hemen herkes için hayli yıpratıcı olacaktır. Böyle dönemlerde bir kişiye bütün yükü bırakmamalı, yardımcı olmalıdır.

Anne babaların bakımı konusunda kardeşler birbirleriyle işbirliği yapmalıdır. Sırayla ve yardımlaşarak yapılan işler o kadar ağır gelmez. Bazen kardeşlerden biri, diğerlerini eleştirerek bunaltıyor ve sonunda tek başına kalıyor. Böyle de yapmamalıdır. Bu vazifenin ne kadar süreceği belli olmaz, geçimli ve uyumlu olmaya gayret etmelidir. Bu dönemde herkes diline sahip olmalı, kimseyi incitmemelidir.

Çoğu zaman yetmiş seksen yaşındaki bir hasta ebeveyne bakan gelinin de yaşı elliye, altmışa gelmiştir. Onun da sağlık ve psikolojik problemleri vardır. Hastaya bakan kişiyi, çok yüksek beklentilerle bunaltmamalıdır. Hiçbirimiz evliya değiliz, bir an gelip yorgunluğa, bıkkınlığa mağlup olabiliriz. Biraz anlayışlı ve hoşgörülü olmak gerekir.

Elbette şeytan müminleri hasta anne babaya hizmet gibi çok sevap kazandıracak bir salih amelden alıkoymaya veya sevaplarını kaybettirmeye çalışacaktır. Bu konuda bilinçli olmalıdır.

Hastaya bakana yardımcı olacak başka kimse olmadığı zaman hiç değilse, haftada birkaç kere nöbeti devralıp, o kişinin biraz gezmeye çıkmasına, kendine zaman ayırmasına fırsat vermelidir. Ailenin maddi durumu müsaitse yardımcı tutmak da bir çözüm olabilir.

Kısacası hasta anne babalara karşı vazifenin, dünya hayatının sabır isteyen imtihanlarından biri olduğunu bilip, kimseyi yıpratmadan bu süreci tamamlamaya çalışmalıdır.


Sayı : 51
Büyük Kapak